Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2021
    Endüstriyel Dijitalleşme ve İşsizlik İlişkisini Belirlemede Mekânsal Faktörlerin Rolü\r

    Koç, Pinar

    Endüstriyel devrimler, ürün ve süreç yenilikleri kanalıyla işgücü piyasalarını ve iş gücü talebini \retkilemektedir. Dolayısıyla endüstriyel dijitalleşme sürecinin de ürün ve süreç yenilikleri kanalıyla işsizlik \roranlarını etkilemesi beklenmektedir. Bu bağlamda, 2013-2017 dönemini kapsayan bu çalışmanın amacı \rendüstriyel dijitalleşmenin işsizlik oranı üzerindeki etkisini belirlemede mekânsal faktörlerin etkili olup \rolmadığını analiz etmektir. Çalışma endüstriyel dijitalleşme endeksi verilerine ulaşılabilen 31 OECD ülkesini \rkapsamaktadır. Çalışmada rassal etkilere dayalı dinamik mekânsal panel veri analizi kullanılmıştır. Modelin \rbağımlı değişkeni işsizlik oranı iken modelin bağımsız değişkenleri bir önceki dönemin işsizlik oranı, \rendüstriyel dijitalleşme düzeyi ve mekânsal etki faktörüdür. Modele dâhil edilen bütün değişkenler istatistiksel \rolarak anlamlıdır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre bir önceki dönemin işsizlik oranı cari dönem işsizlik \roranını pozitif etkilerken, endüstriyel dijitalleşme düzeyi ile cari işsizlik oranı arasında negatif ilişki \rbulunmaktadır. Bununla birlikte negatif mekânsal bağımlılık söz konusudur. Bir önceki dönemin işsizlik \roranında meydana gelen bir birimlik artış, cari işsizlik oranını 2,16 birim artırırken, endüstriyel dijitalleşme \rdüzeyindeki 1 birimlik artış, işsizlik oranını 6,54 birim azaltmaktadır. Mekânsal etki katsayısı -2,31’dir. \rMekânsal etki faktörünün negatif ve istatistiksel olarak anlamlı olması coğrafi yakınlığın işsizliği azaltıcı bir \retkiye yarattığı anlamına gelmektedir. Bu durumda komşu ülkede gerçekleşecek beklenmedik bir endüstriyel \rdijitalleşme şoku ilgili ülkede işsizlik oranını 2,31 birim azaltmaktadır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    Türkiye’de kamu yönetiminin iletişim ve halkla ilişkiler anlayışına ilişkin bir araştırma

    Aydeniz, Hediyetullah; Sönmez, Gülen

    Bu çalışma, Türkiye’de kamu yönetiminin iletişim ve halkla ilişkiler anlayışını konu edinmekte ve bu anlayışın belirlenmesini hedeflemektedir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın kuruluşu ve hazırlanan ilk beş yıllık kalkınma planı çerçevesinde ilk halkla ilişkiler projesi olarak kabul edilen nüfus planlamasına ilişkin çalışmalar dikkate alındığında halkla ilişkilerin Türkiye’de özel sektörden önce kamunun inisiyatifiyle hayata geçtiğini ortaya koymaktadır. Bu deneyimin tarihsel-sosyolojik analizi ve dokuman incelemesinden yararlanarak 2001-2019 dönemini kapsayan beşer yıllık kalkınma planları metinlerinden hareketle kamu yönetiminin iletişim ve halkla ilişkiler anlayışını ortaya koymak bu çalışmanın ana çerçevesini oluşturmaktadır. Modernleşme kuramının etkisiyle hem kurumsal olarak medya hem de iletişim planlanması noktasında halkla ilişkiler, kalkınma-gelişme hedefleri çerçevesinde Türkiye’de bir yönetim aygıtı olarak görülmüştür. Halkla ilişkiler anlayışı ve uygulamaları ile akademik düzeydeki bilgi birikimini de etkileyen bu tarihsel tecrübe iletişim olgusunun daha çok kurumsal ve kitle iletişim düzeyinde görülmesini ve çizgisel-lineer bir iletişim yönetim pratiğini ortaya çıkarmıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin sağladığı imkanlar ve dijitalleşme ile Avrupa Birliği üyelik sürecinin de katkısıyla yirminci yüzyılın başlarından itibaren çizgisel-lineer iletişim anlayışı ve halkla ilişkiler uygulamasında bilgilendirme modelinden iki yönlü simetrik modele geçiş çabaları olsa da asimetrik bir iletişim anlayışı ve uygulaması görülmektedir.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    İnşaat Sektöründe Çalışanların Güvenlik Kültürünün Oluşturulmasında Saha Gözetmenlerinin Rolü

    Tuna, Hasan; Albayrak, Sirer

    İş kazaları çalışanların çalışma hayatlarında karşılaştıkları en önemli sorunlardan biridir. İnsanlığın çalışma hayatı boyunca olabilecek kazaları engelleme ve çalışanlara sağlıklı bir ortam oluşturmak amacıyla birçok mevzuat ve kurumsal düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler mevcut olmasına karşın, işyerlerinde hala birçok kaza meydana gelmektedir. Son zamanlarda iş kazalarının önlenmesi konusunda güvenlik kültürü kavramının üzerinde önemle durulmaktadır. Bu çalışmada, inşaat sektöründe çalışanların güvenlik kültürü düzeylerinin demografik özelliklerinden ve inşaatta görevli saha gözetmenlerinden ne şekilde etkilendiğini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini, kartopu örnekleme yöntemiyle saptanan, inşaat sektöründe faaliyette bulunan Ankara, İstanbul, Ağrı ve Sivas illerindeki 5 farklı firmada çalışan toplam 130 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Dursun (2011) tarafından Türkçe’ye uyarlanan 8 farklı ölçek kullanılmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için parametrik testler kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre kadercilik dışındaki güvenlik kültürü boyutlarında saha gözetmeninin görev yaptığı işyerlerindeki çalışanların güvenlik algısı anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, medeni durum, iş tecrübesi, eğitim durumu gibi demografik özelliklerle güvenlik kültürü boyutları arasında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Eğitim faaliyetlerinin arttırılması, yönetimin tutum ve davranışlarının geliştirilmesi, kadercilik anlayışının ortadan kaldırılması, farkındalığı ve yetkinliği artırıcı tedbirlerin alınması, çalışanların güvenliğe aktif katılımının sağlanması, etkili iletişiminin kurulması, raporlama kültürünün geliştirilmesi ve belli sayıdaki işyerlerinde saha gözetmenlerinin istihdam edilmesi iş kazalarının azaltılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    Food Banking in the Context of Food Security: Canada and the UK Country Cases

    Beken, Hıkmet Gülçın

    Food as a basic need can be evaluated on the ground of food security\rand the "right to food" approach. As institutions that collect, distribute,\rand provide complementary food and meals, food banks can be acted\rupon by the fact that access to food and food is a fundamental human\rright, as well as charity and philanthropy motivations, can be decisive.\rThe point that makes food banks open to debate is the long-term\rsustainability and adequacy of food banks and the support they provide.\rBesides, the existence and the generality of food banks can be\rinterpreted as the withdrawal of the state from its area of responsibility\rand its failure to fulfill its responsibility in this area. The structure of\rsocial support systems and state-individual relations through the\rexistence of food banks in the UK and Canada, among the examples of\rthe liberal welfare state, will be included in this study. The measures and\rpolicies taken within the scope of combating COVID-19 directly and\rindirectly affected food banks. Therefore, the impact of the recent global\rpandemic on the demand for food banks will also be included.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    Türkiye’nin yerel ve bölgesel otoriteleri ihracatadayalı kentsel rekabeti önemsiyor mu?

    Özdemir, Muhlis; Demirbag, Kubra Simsek; Demirbağ, Orkun

    Ekonomik globalleşme, yerel dinamikleri doğrudan etkilemiş ve rekabetin yeni bir formu olan kent rekabetçiliğinin literatürde kendisine yer bulmasını sağlamıştır. Kent rekabetçiliğine yönelik çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, yerel ve bölgesel otoritelerin kent rekabetçiliğine olan katkıları hâlâ önemli bir araştırma boşluğudur. Bu çalışmada, rekabetçilik göstergesi olarak “ihracat” kavramına odaklanılmış ve Türkiye’deki kentler 2015-2017 yılları arasındaki ihracat değerlerine göre TOPSIS yöntemi ile analize tabi tutulmuştur. İlk on sırayı İstanbul, İzmir, Bursa, Gaziantep, Kocaeli, Trabzon, Mersin, Ankara, Manisa ve Hatay illeri paylaşmaktadır. Bu illerin belediye, ticaret-sanayi odası ve bölgesel kalkınma ajansı gibi otoriteleri tarafından hazırlanan Stratejik/Bölge Planlarında rekabetçiliğe ilişkin vurgular içerik analizi ile irdelenmiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    Evaluation of the process for acquisition of land property in the implementation of power transmission line projects

    Döner, Fatih; Kaya, Erhan

    While preparing PTL (Power Transmission Line) projects, the land where the PTL is crossing is determined by considering criteria such as economy, environment and security. The realization of PTL projects is possible after acquisition of property of these lands. In this study, the process of acquisition land property in the implementation of PTL projects is evaluated. When data are examined, it is seen that the number of lawsuits filed against the PTL in past year was 15759 and rate of non-court settlement with land owners in the five-year period was 13%. The main factor for the high number of lawsuits and low settlement rate is real estate valuation studies in determining the price to be paid for land to which the PTL will be established. As land value determined as a result of valuation methods, criteria and rates referenced does not reflect real value in most cases, no agreement can be reached with the land owners. It is considered that most ideal solution from a legal point of view is to prepare a holistic valuation law that regulates real estate valuation activities, from an organizational point of view is to set a connection between cadastre and real estate valuation and from a technical point of view is to set-up a database which enables managing properties of real estates and their up-to-date values.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    A Research on The Relationship Between Social Media Disorder, Religiosity and Moral Disengagement In Adolescents

    Hacikelesoglu, Hizir

    Moral disengagement is a phenomenon that is at the centre of life in terms of being frequently referred to in social life. The fact that young people (as moral agents) are at the centre of criticism on moral issues makes it necessary to examine the areas in which young people are engaged and affected during this period. In this context, the present study aims to examine the relationship between social media addiction, religiosity and moral disengagement on a sample group of individuals aged 13-18. For this purpose, the research was designed according to the relational screening model, one of the quantitative research methods. The research data were collected through a sample group consisting of 415 people selected by the convenience sampling method. In the analysis of the obtained data, correlation and regression analyzes were performed by using SPSS 21. As a result of the research, there is a positive relationship between social media addiction and moral disengagement. On the other hand, a negative relationship was found between religiousness and moral disengagement. It has been determined that social media addiction and religiousness predict moral disengagement in opposite directions. In addition, it has been observed that religiosity is not a determining factor on social media addiction.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    Relationship between Political and Financial Risks in Turkey: Evidence from Fourier Cointegration Analysis Regarding Institutional Structures; [Türkiye’de Politik ve Finansal Riskler Arasındaki İlişki: Kurumsal Yapılara Dair Fourier Eşbütünleşme Analizinden Kanıt]

    Çiçen, Yıldırım Beyazıt

    Institutional structure and quality of management are the main elements that form the political risks. Political threats are directly linked to the institutional structure and the institutional design. Political risks increase if the government mechanisms fail. Increasing institutional quality reduces the political risks and positively impacts the financial risks. Monthly data from different indices are used to analyse the relationship between Turkey's political risks and financial risks between 2002 and 2015. According to the Fourier analysis of cointegration, there is a long-term relationship between the political and financial risks. Besides, as per the Fully Modified Ordinary Least Squares (FMOLS) findings and the Dynamic Ordinary Least Squares (DOLS) models, an increase in the political risk increases the financial risk.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    Analysis of literature on 3D cadastre

    Döner, Fatih

    In this study, it is aimed to analyse the three-dimensional (3D) cadastre literature in terms of legal, institutional, and technical aspects. For this purpose, 441 publications published between 2001 and 2019 were examined. In the literature, which includes publications from 59 different countries the studies mostly focused on technical issues. An international consensus on legal, institutional, and technical aspects of a 3D cadastre solution seems difficult. Since rights, restrictions, and responsibilities with a 3D component are somehow registered administratively, stakeholders from the legal domain are reluctant to 3D cadastre. From a technical point of view, the technology required to use 3D digital data for registration has matured sufficiently in the past twenty years. However, further research on a real 3D cadastre solution, creating a workflow that considers both current legal and technical framework beyond pilot studies, is needed.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2021
    The Effects of Economic Recessions on Divorce Rates: A Research on Turkey; [Ekonomik Resesyonların Boşanma Oranları Üzerindeki Etkileri: Türkiye Üzerine Bir Araştırma]

    Koç, Pınar; Kutlar, Aziz

    This study analyses the relationship between short-and long-term relationships between divorce rates and economic recession in Turkey. The asymmetric and time-varying asymmetric causality tests are used to analyse the short-term relationship, the Maki cointegration test is used to analyse the long-term relationship. The dependent variable of the model is the divorce rate. Labour force participation rate of women, unemployment rate, GDP per capita, legal regulations, and economic crises are independent variables. According to the estimation results, unemployment, national income, legal regulations, and economic crises positively affect divorce rates. The time-ric causality test results also indicate a temporary causality relationship between positive income and unemployment shocks.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Political Polarization, Income Inequality and Government

    Keyifli, Nazlı; Akdede, Sacit Hadi

    This paper empirically investigates the determinants of political polarization. Size of government and income distribution are the main independent variables along with other controlling variables. The statistical analysis uses OLS and 2SLS methodogies. The sample of countries includes 61 countries and time period spans between 1990 and 2015. Results of regressions analysis indicate that increased income inequality increases political polarization. Political polarization is derived from World Values Survey ( WVS). It is measured as standard deviation of responses to the question “what is role for government”. In addition, results of our empirical analysis indicates that increased governemt size reduces the political polarization. The paper explains the links for these findings.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Kamu Kurumlarının Kriz Yönetimi Becerileri: Samsun Büyükşehir Belediyesi Çalışanlarına Yönelik Bir Araştırma

    Diker, Ersin; Özarslan, Caner

    Bu çalışmada, çalışanların tutumları göz önünde bulundurularak Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin sahip olduğu kriz yönetim becerilerinin mevcut durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan literatür taraması sonucunda Samsun Büyükşehir Belediyesi örnekleminde kriz yönetimi becerilerinin mevcut durumunu ortaya koyan herhangi bir çalışma bulunamamıştır. Bu yönü ile çalışmanın literatüre katkı sağlaması ve kurumların kriz yönetiminde uygulayacağı faaliyetlere yeni bir yaklaşım sunması beklenmektedir. Araştırmanın örneklemi belirlenirken basit tesadüfi örnekleme yöntemi tercih edilmiş ve 406 katılımcı ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Sosyal bilimler alanında kabul gören nicel araştırma yöntemlerinden yüz yüze anket tekniği çalışmanın yöntemi için uygun görülmüş olup, doğrulayıcı faktör analizi, bağımsız iki örneklem t testi, Anova, korelasyon ve regresyon analizleri ile veriler incelenmiştir. Samsun Büyükşehir Belediyesinde görev alan 406 çalışan ise çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda kurum çalışanlarına geçerliği ve güvenirliği kanıtlanmış anket uygulaması 2018 yılının Kasım ayı içerisinde yapılmıştır. Anket uygulamasından elde edilen veriler analiz edilerek bulgular değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda kurumun çalışanlara karşı daha samimi olması, sürekli karşılıklı iletişimi sağlaması, kriz ve kriz yönetimi ile ilgili uygun eğitimler düzenlemesi gibi faaliyetlerde yetersiz olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan kurumun kriz yönetim becerilerine ilişkin algı puanlarının katılımcıların cinsiyetine göre anlamlı farklılık sadece kriz dönemi ve kriz sonrası yönetim becerileri alt boyutlarında meydana gelmiştir. Çalışmanın bir diğer sonucuna göre, çalışanların eğitim seviyeleri yükseldikçe kurumdaki kriz durumuna ve kriz yönetim becerilerine olan ilgi ve farkındalığın artabileceği söylenebilir. Çalışmanın genel sonucuna bakıldığında kurumun mevcut kriz yönetim becerilerinin “orta düzeyde” bulunduğu ortaya çıkmıştır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Awareness and Attitudes of Patients on Enlightened Consent

    Bostan, Sedat; Nenni Unal, Ferhan; Unal, Cihan; Metin, Fatma Elçin

    Enlightened consent is generally regarded as the process by which open information communication is available to a patient or an experimental individual to decide whether a particular treatment should be performed or to participate in a particular experiment. Informing the patient about the disease, the physician develops a sense of trust among the patient and increases the well-being of the patient. This is of moral importance in terms of showing that the patient's decision is respected and that the patient can make a decision freely. The aim of this study; The aim of this study is to investigate the awareness levels of patients about enlıghtened consent and how they define enlıghtened consent. For this purpose, 400 individuals living in Erzurum were surveyed. In the study, Enlightened Consent Attitude and Awareness Scale developed by Bostan was used. The quantitative data were analyzed by frequency and difference analysis. According to the findings of the research; A significant difference was found between the groups of gender variable, the number of hospital visits variable groups, and the profession variable groups. It was found that there was a significant difference between age variable groups, education level variable groups, income level variable groups in the answers given to the questions within the awareness factor. According to the results of the research; Although the awareness level of the participants is high, it can be said that they do not have enough opportunities to use these rights in hospitals and health institutions.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Max weber’de patrimonyalizm ve bürokrasi kavramları: antik ve çin imparatorluğu üzerine analizler

    Doğan, Kadir Caner

    Çin medeniyeti, siyasal manada 3000 yıllık tarihsel bir geçmişe sahip kadim bir toplumdur. Antik dönemden başlayarak imparatorluk döneminde de farklı hanedanlıklar tarafından yönetilen Çin’de Konfüçyüsçülük devletin siyasal ve toplumsal felsefesi olarak görülmüştür. Antik ve imparatorluk dönemleri Çin’indeki bürokrasi de bu oluşumlardan etkilenmiştir. Nitekim Batılı sosyolog Max Weber,Çin’deki bürokrasiyi patrimonyal olarak nitelendirmektedir. Bu çalışmada da esas olarak Weber’in kapitalizm, modernite ve Doğu algısı tezlerinden hareketle Çin bürokrasisi üzerinde analizler yapılması amaçlanmaktadır. Weber’in temel bilimsel metodolojisi çerçevesinde konuya bakış açısı, kültürel sosyolojisinin temelleri vebürokrasi kavramını Çin’e nasıl uyarladığı üzerinde durulmak istenmektedir. Bu bakımdan çalışmada Çin’de bürokrasinin temelleri ve Weber’in bu gerçekleşen bürokrasi konusunda görüş ve analizleri çalışmanın odağını oluşturmaktadır

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Yeni Türk Ticaret Kanununun Ortak Yönetim Kurulu Üyelikleri Üzerindeki Etkisi*

    Özden, Merve

    Bu çalışmanın temel amacı; Yeni Türk Ticaret Kanunu ile gelen düzenlemelerin, Türk işletmegruplarında yaygın olarak görülen ortak yönetim kurulu üyeliklerinin mevcut yapıları üzerindekietkisini belirlemektir. Çalışma kasıtlı örnekleme yöntemi kullanılarak 10 işletme grubu ve 53 bağlıkuruluş üzerinden yürütülmüştür. Bu anlamda, örneklemde yer alan firmalar ile ilgili ikincil verilerkullanılarak 2011 ile 2014 yılları kıyaslanarak Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun ortak yönetimkurulları üzerinde yarattığı etkilerin düzeyi belirlenmeye çalışılmaktadır. Analiz sonuçlarıdeğerlendirildiğinde, ortak yönetim kurulu üye sayısının 2011 yılına oranla arttığı görülmektedir.Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun bu artıştaki yayılım üzerindeki yarattığı etkilere bakıldığında ise,doğrudan olan ortak yönetim kurulu üye sayısını arttırdığı, dolaylı olan ortak yönetim kurulu üyesayısını azalttığı ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte aileden olan ortak yönetim kurulu üyesayısında anlamlı farklılıklara yol açmadığı, bağımsız olan ortak yönetim kurulu üye sayısını anlamlıolarak arttırdığı, profesyonel olan ortak yönetim kurulu üye sayısını ise anlamlı olarak azalttığıgörülmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2020
    Alija Izetbegovic’s Foreign Policy in Bosnia and Herzegovina War (1992-1995)

    Çelik, Recep

    After collapse of Yugoslavia, Bosnia and Herzegovina war occurred as a result of Serbian nationalism and irredentism. Bosniak, Croatian and Serbian military forces had started to mercilessly struggle with each other, as to the result was determined by Bosniak-Croatian alliance and NATO operations against Serbians. In Bosnia that has three different ethnic groups, Bosniaks consist of majority of population however they were weakest link with respect to military and political as well. This situation caused that Bosniaks suffer from the war at the utmost. Alija Izetbegovic as a president, in the basis of his foreign policy during the war, based on protection of Bosnia’s territorial integrity. Yet at this point Izetbegovic who was conscious regarding there was not any state that hold on Bosniak’s in the Balkans. In this respect he tried to prompt international organizations to end the war in the Bosniaks’ struggle for existence. He was aware of sooner or later Western intervene could end Bosnian war and so he created outline of his foreign policy in this direction.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    The Relationship Between Psychological Violence Against Women and Parental Attitudes: The Case of Gümüşhane Province

    Çakıcı, Ahmet Burhan; Büyükbodur, Ayşin Çetinkaya

    Objectives: In this study, it was aimed to investigate the relationship between psychological violence against women and parental attitudes. Materials and Methods: The research is a cross-sectional study in relational screening model type among general screening models. The study group of the research consists of 159 women between the ages of 22-45 who are volunteers to participate in the study and living in the central district of Gümüşhane province with their spouse/partners and who have children between the ages of 2-6 years. The characteristics of the participants were determined by the Socio-demographic information form. Parental attitudes were measured with the Parental Attitude scale (PAS), the psychological violence perceived by their spouse/partners with the short form of psychological torment inventory (PMWI). SPSS 21.0 package program was used in the analysis of the data. Spearman correlation analysis was used to determine the relationship between PAS and PMWI, and difference tests were used to determine whether the sub-dimensions of the scales differed according to socio-demographic characteristics. Results: PMWI sub-dimension, emotional verbal violence, and permissive attitude (r=-0.360 p<0.01), overprotective attitude (r=-0.467 p<0.01) and democratic attitude (r=-0.580 p<0.01) negative, moderate, authoritarian parent attitude (r=0.753 p<0.01) positive correlation was found. Of the PMWI sub-dimensions, responsibility had negatively moderate relationship with authoritative attitude (r=-0.527 p<0.01) and democratic attitude (r=-0.609 p<0.01), and a positive moderately significant relationship with authoritarian parental attitude (r=0.565 p<0.01) was detected. PMWI sub-dimension/blame threat had a moderate negative relationship with protective attitude (r=-0.594 p<0.01) and democratic attitude (r=-0.408 p<0.01), and a positive low level significant relationship with authoritarian parental attitude (r=0.294 p<0.01). Conclusion: A statistically significant relationship was found between psychological violence perceived by women and parental attitudes. PMWI and PAS subscales were found to differ significantly according to the level of education and number of children (p<0.05).

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    The Effect of Socio-Demographic Variables in the Perception of Job Insecurity: A Study in Hotel Enterprises

    Polat, Eray

    Women entrepreneurship makes significant contributions to the level of economic development in the world. However, different from developed economies women entrepreneurs meet more difficult and challenging situations in developing economies. Further to that women participation in workforce and entrepreneurship process is much lesser in the countries where the gender gap is high. According to some study findings, independently of disadvantageous conditions and the level of economic development, how women entrepreneurs become successful is the issue of concern. Thus, the aim of the study is to explore the experiences, success factors, and personal and social results of women entrepreneurship process. The semi-structured interview method was employed in the study. A total of 30 entrepreneur women participated in the research. The results showed that apart from personal characteristics the environmental support is also significant in the women entrepreneurship process. It was also understood that the self-perceptions change positively with the effects of decreasing inequality attitudes towards women.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2020
    An Investigation on General Structure and Working Principle of Corridor Average Speed Enforcement Systems (KOHİTS) from Design to Operation: Toprakkale Case

    Aydin, Metin Mutlu; Köfteci, Sevil

    High number of traffic accidents, caused by excessive vehicle speeds in traffic, motivate officials and researchers in Turkey and all around the World to develop solutions. For this purpose in recent years, new systems, called as Smart Transport Systems (AUS), are being developed in many countries in order to prevent driving at high speeds without taking into account speed limits in urban and rural roads and to reduce the number of speed related accidents. Corridor Average Speed Enforcement Systems (KOHİTS), which is an AUS application, was developed to reduce the number of traffic accidents caused by excessive speeds and increase road safety and enable drivers to move at speed limits in Turkey as well as in the overall World. With this study, it is aimed to inform all relevant stakeholders technically by examining all the important working principles and all important issues to be taken into consideration by using scientific methods until they are activated from the beginning of system configuration. For this purpose, in order to give detailed information about the field measurements and observations made within the scope of the study, the configuration steps of KOHİTS in 2 different road routes in Toprakkale / Osmaniye ring road from the beginning to the end are examined and explained step by step in detail. From the obtained results, the most important points in the configuration process of such systems determined as high resolution quality cameras’ utilization, fast and uninterrupted network infrastructure enabling the transfer of data from the field to the center and comprehensive analysis opportunity of the developed software. It was also observed from the field observations and measurements that the configuration of the system by an expert team, development of a good software and utilization of a good technological infrastructure in the system are other very important parameters for the performance of the system.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Ekonomide Kurumsallaşmaya Örnek Olarak Safevi Devlet Teşkilatında Baş Zarrablık ve Muayyerlik

    Yanar, Şenay

    İran coğrafyası, tarih boyunca medeniyetlerin doğuş noktası olarak kabul edilen Mezopotamya ile teması ve sıkkullanılan yolların üzerinde bulunması nedeniyle canlı bir ekonomik merkez olagelmiştir. Savaş unsuru, yeryüzündekieş zamanlı farklı toplumların birbirini tanımasında son derece etkili olurken farklı kültürlerin maddi ögelerinin taraflarcataklit edilmesi ya da ne amaçla yapıldığının öğrenilmesiyle birlikte insanlığın temel faaliyetlerinden olan ticaret dekültürlerarası alışverişin bir sonucu olarak vazgeçilemez hâle gelmişti. İlkel takas usulü, ticaretin ihtiyaca söz konusuolan emtiayı talep eden ve arz eden arasında bir aracı olarak zamanla bir geçim kaynağına dönüşmesi sonucundaeskiçağlardan itibaren yerini alternatif olarak paraya bıraktı. Bu yeni değişim aracı sahip olduğu değerle her yerde birşekilde işe yaraması, bir son kullanma tarihinin olmaması avantajıyla giderek yaygınlaştı ve vazgeçilmez hâle geldi. Nakitdolaşımının sağlanması ve devlet giderlerinin karşılanması için her ülkede ihtiyaç olan madenin sağlanması bilhassabüyük ticari merkezlerde ve liman şehirlerinde hazır sıcak nakit kaynağı olarak darphanelerin ve darphanedeki işlemlerigerçekleştiren tecrübeli elemanların oluşumuna zemin hazırladı. Bu makalede tarihî süreçte İran’daki darphanelerinişleyişinden yola çıkılarak Safeviler Döneminde zarrablık ya da zarrabibaşılık adı verilen darphane müdürlüğü görevininkapsamı, yetki sınırı ve yetki aşımı durumunda cezai uygulamalar çerçevesinde dönemin ana kaynakları ışığındaörneklerle ele alınacaktır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar