Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Aralık değerli neutrosophic kümelerde benzerlik ölçüsü ve çok kriterli karar verme problemlerine uygulamaları

    İbrahim Arslan

    Son zamanlarda neutrosophic kümeler arasındaki benzerlik ölçüsü ile ilgili bazı yöntemler sunulmasına rağmen, aralık değerli neutrosophic kümelerin benzerlik ölçüsü hakkında çalışma sayısı oldukça azdır. Literatürde var olan benzerlik ölçüleri hala belirsiz olan çok kriterli karar verme problemlerinin çözümünde yeterli değildir. Dolayısıyla bu çalışmada, literatüre yeni bir benzerlik ölçüsü kazandırılarak bu ölçü tabanlı ve daha kullanışlı karar verme yöntemleri amaçlanmaktadır. Daha genel bir deyişle literatürde var olan benzerlik ölçülerinin eksik yanları tespit edilmiş olup, aralık değerli neutrosophic küme tabanlı yeni bir benzerlik ölçüsü tanımlanmıştır. Yeni tanımlanan benzerlik ölçüsü var olan benzerlik ölçüleri ile karşılaştırılarak yeni ölçünün üstün olduğu durumlar belirlenmiştir. Çalışmanın bir sonucu olarak, tanımlanan benzerlik ölçüsü öncelikle, benzerlik ölçüsü tabanlı bir karar verme yöntemine sonra ise çok kriterli karar verme yöntemlerinden MABAC yöntemine uygulanarak iki model inşa edilmiştir. Bir karar verme problemi çözülerek sonuçlar diğer benzerlik ölçüleri ile karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Kadın milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki faaliyetleri (1946-1960)

    Ayşe Gümüştekin

    Türk kadını, demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olan siyasal temsil hakkına, dünyada demokratik rejimle yönetilen pek çok devletten önce erişme fırsatına erişmiş, 1935 yılından itibaren kadın milletvekilleri TBMM'de görev almıştır. Demokrasinin vazgeçilmez diğer bir unsuru da çok sesliliktir. Türkiye'de çok partili hayata geçişin başlangıcı olarak kabul edilen 1946 yılından 1960 ihtilaline kadar geçen 14 yıllık dönem; Türk siyasal hayatı için oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bu döneme ilişkin günümüze değin onlarca kitap, tez ve makale yazılmış ayrıca çok sayıda sempozyum ve kongre düzenlenmiştir. İşte bahse konu bu dönemde TBMM'de görev alan kadın milletvekillerinin meclis faaliyetleri çalışma konusu olarak yeterince açıklığa kavuşturulmamıştır. Yapmış olduğumuz bu tez çalışması ile şimdiye kadar yapılan çalışmalardan farklı olarak; kadın milletvekillerinin meclis kürsüsünden yapmış oldukları konuşmaları analiz etmek ve konuşmalarının dikkat çeken bölümlerine atıfta bulunmak suretiyle değerlendirme yapılmıştır. Kadın vekillerin en çok milli eğitim, aile-kadın-çocuk, adalet ve sağlık konularında söz aldıklarını, siyasi temsil arenasındaki etkinlikleri ile ülke sorunlarının çözümüne ve ülkenin nasıl gelişeceğine dair getirdikleri yaklaşımlarla toplumsal hayata yön verdiklerini görmekteyiz. Yüksek eğitim düzeyine sahip, çoğu yabancı dil bilen 1946-1960 dönemi kadın milletvekillerinin yapmış oldukları çalışmalar ile kendi dönemlerinde seslerini duyurmuş, bunu yaparken; milletvekili olmanın getirdiği sorumlulukları, aldıkları eğitim, meslekleri ve annelik-kadınlık kimliklerini yoğurarak, konulara getirmiş oldukları farklı yaklaşımlar sayesinde mecliste varlıklarını hissettirmişlerdir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Yeşil Yol Projesinin Trabzon yaylaları üzerine etkileri

    Ömer Faruk Ekşioğlu

    Türklerde yaylacılık faaliyeti Orta Asya'dan beri devam etmektedir. Bu faaliyet Anadolu'da genel olarak havaların ısınmaya başladığı nisan ayı sonu itibariyle başlamakta, sonbaharın sonlarına kadar devam etmektedir. Geleneksel anlamda yayla, coğrafi bir terim olarak; daimi yerleşme yerine göre genellikle daha yüksekte bulunan, hayvanlarla birlikte çıkılan, daha çok yaşlı ve çocuk nüfusun iştirak ettiği, oba, çadır gibi basit meskenlerin yer aldığı geçici yerleşme ünitesidir. Geleneksel yaylacılık faaliyetleri hayvan yetiştiriciliğine bağlı olarak çok eski zamanlardan günümüze kadar ekonomik bir faaliyet olarak devam etmektedir. Günümüzde yaylacılık geleneksel anlamı dışında, şekil değiştirerek aynı zamanda bir turizm faaliyetine dönüşmüştür. Kitle turizminin 1980'li yıllarda artmasıyla birlikte turizm faaliyetlerinin çevreye etkisi konusunda tartışmalar da artmış, gelecek nesillere doğal ve kültürel kaynakların bozulmadan aktarılabilmesi için sürdürebilirlik kavramı ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir turizm anlayışının sonucunu olarak da alternatif turizm çeşitleri gündeme gelmiştir. Alternatif turizm türlerinden biri olan yayla turizmi son yıllarda gelişmeye başlamış ve artan talep sonucu yayla turizmini desteklemek için bazı projeler gündeme gelmiştir. Ülkemizde bu amaçla yaylaların turizm potansiyelinden faydalanmayı artırmak için hazırlanan projelerden biri de "Yeşil Yol Projesi" dir. Bu projenin ilk kez resmi bir yayında zikredilmesi "Yayla Turizmi Gelişim Koridoru" adı altında, 2007 tarihli Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı (2007-2023) adlı rapora dayanmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belirlenen 26 yayla turizm merkezinden 24'ü Karadeniz Bölgesi'nde yer almaktadır. Bu yayla turizm merkezlerinden 7 yayla merkeziyle Ordu ilk sırada yer alırken, çalışmaya konu olan Trabzon ili 6 merkez ile ikinci sıradadır. Yeşil Yol Projesi, 2012 yılında kurulan Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi (DOKAP) tarafından yürütülen bir projedir. Proje ile Samsun'dan başlayarak Artvin'e kadar uzanan bu iller arasındaki yayların birbiri ile bağlantılarını sağlayarak daha kolay ulaşılmasını amaçlanmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Yayla Turizm Gelişim Koridorunun kavramsal bir koridor olduğu, bu kavramsal koridor ile Doğu Karadeniz'de yayla ve vadilerde yapılacak olan turistik faaliyetlerin belli bir turizm anlayışı (alternatif, agro, doğa vs.) ile geliştirileceği ifade edilmektedir. Konu ile ilgili kavramsal harita, koridorun Samsun-Hopa arasında geniş bir araziyi güneyden birbirine bağladığını göstermektedir. Yeşil yol güzergâhı; Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Bayburt ve Gümüşhane illerini kapsamaktadır. Bu çalışma, Yeşil Yol Projesinin Trabzon yaylaları üzerine etkilerini belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. Konuya literatür taraması yapılarak başlanmış, arazi çalışmaları ve gözlemleri gerçekleştirilmiştir. Arazide veri derleme sırasında seçilmiş konularla ilgili yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden faydalanılmıştır. Dağılış haritalarının hazırlanmasında Coğrafi Bilgi Sistemleri tekniklerinden yararlanılmıştır. Trabzon, yayla turizm potansiyeli yüksek olan bir ildir. Nitekim, doğal güzellikleri, kültürel değerleri doğru değerlendirilebilirse ve tespit edilen sorunlar olan işletilen tesis sayısının az olması, gerçekleştirilen faaliyetlerin sınırlı ölçülerde kalması, çirkin yapılaşma, hava, su ve toprak kirliliği, bilgi, personel ve tanıtım yetersizliği gibi problemlerin Yeşilyol projesi kapsamında yapılacak çalışma ve planlamalarla çözüldüğü takdirde İlin tanıtımına ve bölge ekonomisine olumlu katkılar sağlayacaktır. Ayrıca, doğal ve kültürel kaynaklar korunacak ve yerel halk için yeni istihdam alanlarının açılmasına zemin hazırlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğal Çevre, Sürdürülebilir Turizm, Trabzon, Yayla, Yeşil Yol

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Emniyet hizmetleri üzerinden devlet algısı: Erzincan ili örneği

    Fatih Altınpınar

    Emniyet Teşkilatı günümüzün önemli kamu kuruluşlarından bir tanesidir. Emniyet hizmetleri veren bu birimin vatandaşların gözünde devletin algısını değiştirip değiştirmediği yapılan bu çalışma ile ortaya konulmak istenmiştir. Nitekim Erzincan'ın heterojen yapısı ile barış ve kardeşlik değerleriyle yaşayan topluluğunun örnek olarak seçilmesinin nedeni, küçük ölçekte verilen cevapların Türkiye ile özdeşleştirilebileceğinin düşünülmesinden kaynaklanmaktadır. Servperf ve Servqual ölçeklerden faydalanılarak oluşturulan anket ile Erzincan'da yaşayan vatandaşların emniyet hizmetleri üzerinden devlet algısı ölçülmüştür. Emniyet hizmetlerinin devlet algısını olumlu yönde etkilediği yapılan çalışma neticesinde ortaya çıkmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Sosyal medya kullanımının bireylerin siyasal katılımı üzerindeki etkileri: Üniversite öğrencileri üzerine bir araştırma

    Murat Çetin

    Çalışmanın temel amacı; sosyal medya kullanımının bireylerin siyasi görüş ve tercihlerine etkisi olup olmadığına açıklık getirmektir. Sosyal medya platformlarının kitleleri harekete geçirme özelliğini de ele alan bu çalışmada söz konusu problem ilk olarak medya ve siyaset bağlamında tartışılmaktadır. Çalışma; sosyal medya platformlarının siyasal yapıları yeniden oluşturma gücüne sahip olup olmadığı konusuna da değinmektedir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde siyaset kavramı üzerinde durularak bazı tanımlara yer verilmiş ve siyasi katılımı etkileyen faktörlere açıklık getirilmiştir. İkinci bölümde ise; sosyal medya konusu üzerinde durularak bu terim kavramsal olarak ele alınmış ve siyasetle olan yakın ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Son bölüm ise çalışmanın araştırma bölümünü oluşturmaktadır. Araştırma yöntemi olarak anket uygulama yöntemi seçilmiştir. Anket çalışması; açık uçlu sorulardan oluşan dört farklı grup altında toplanmıştır. Araştırmaya katılan öğrenciler yani araştırmanın örneklemi ise; Gazi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi gibi Türkiye'nin köklü üniversitelerinin de aralarında bulunduğu 130 farklı üniversitede öğrenim gören öğrencilerden oluşmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Okullarda bulunan acil durum ekiplerinin öz yeterliliklerinin değerlendirilmesi

    Esad Sadık Demirtaş

    İş sağlığı ve güvenliğinin amacı iş kazası ve meslek hastalığının meydana gelme sıklığını en alt seviyeye düşürmek çalışanların güvenli ve sağlıklı bir ortamda görevlerini yerine getirmelerini sağlamaktır. Bu bakımdan iş yerlerinde ilgili yönetmeliklere uygun olarak risk analizi yapılmalı, acil durum eylem planı hazırlanmalı ve tehlike sınıflarına göre yönetmeliklerde belirtilen süreler göz önünde bulundurularak yenilenmelidir. Acil durumların belirlenmesi aşamasında dikkate alınması gereken kriterlerin içerisinde bulunan risk değerlendirmesi sonuçları bu iki kavramın birbirleri ile olan ilişkisini de göstermektedir. Geçmişten günümüze acil durumların çeşitli sebeplerden dolayı meydana geldiği ve bunların sonucunda hem manevi hem de maddi açıdan zararların fazla olduğu görülmektedir. Acil durumların önlenmesi için yapılan çalışmaların yanı sıra meydana geldikten sonrada yapılması gerekenler açıkça belirtilmelidir. Özellikle acil durum meydana geldiği zaman olaya ilk müdahalenin kimler tarafından gerçekleştirileceği de açıkça belirlenmelidir. Bu çalışma da okullarda bulunan acil durum ekiplerinin öz yeterlilikleri ölçülerek, ekiplerin istek düzeyi ve gruplarına uygun olup olmadıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Anket, Gümüşhane İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullarda yer alan acil durum ekiplerine uygulandıktan sonra, değerlendirmeye uygun cevaplar kodlanarak veri seti elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 24.0 for Windows istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizleri yapılmadan önce anket formunda bulunan ölçeğin "çarpıklık (Skewness) ve basıklık (Kurtosis)" değerleri hesaplanmıştır. Diğer yandan ölçeğin "Kolmogorov-Smirnov" test değerinin p≤0,000 olduğu görülmüş ve bu işlem sonucunda verilerin normal dağılmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçtan hareketle verilerin analizinde aritmetik ortalama ve standart sapma değerleriyle birlikte oluşturulan hipotezleri test etmek amacıyla verilerin normal dağılmadığı durumu göz önünde bulundurularak "Mann-Whitney U" ve "Kruskal Wallis-H" Testlerinden yararlanılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    İşsizlik ve üçüz açık

    Mücella Koz

    İşsizlik dünya genelinde birçok ülkenin karşı karşıya kaldığı makroekonomik sorunlardan biridir. Bu nedenle oldukça önem arz eden ciddi bir ekonomik sorundur. İşsizlik, gelişmişlik düzeylerine göre her ülkede farklı boyutlarda etkili olmakla beraber özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, zamanla yapısal bir problem haline gelmektedir. Ekonomide iç ve dış dengeyi temsil eden tasarruf- yatırım dengesi, bütçe dengesi ve cari dengedeki bozulmalar, farklı ekonomik sorunları beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla dünyada her geçen gün artan işsizliğin, üçüz açığı oluşturan bileşenlerle ilişkisi merak edilmektedir. Bu çalışmanın amacı makroekonomik istikrarsızlığın önemli göstergelerinden biri olan işsizliğin, üçüz açığı oluşturan tasarruf açığı, bütçe açığı ve cari açıkla olan ilişkisini incelemektir. Bu amaçla Türkiye'de işsizlik ve üçüz açık ilişkisi, 2000:1-2020:4 dönemini kapsayan veriler kullanılarak Yapısal VAR (SVAR) yöntemiyle tahmin edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, işsizliği en fazla etkileyen değişkenin cari açık en az etkileyen değişkenin ise bütçe açığı değişkeni olduğu görülmüştür. Ayrıca tasarruf açığı değişkeni ve modelde kontrol değişken olarak yer alan döviz kuru değişkeninin işsizliği azalttığı sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Bazı kışlık makarnalık buğday çeşitlerinde, farklı gelişme dönemlerinde yapraktan uygulanan çinkonun, dane antioksidan özellikleri ve diğer kalite parametrelerine etkileri

    Gizem Coşkun

    Bu çalışma, makarnalık buğdayda dane dolumunun farklı dönemlerinde (süt olum veya hamur olum) %0.2 dozunda yapraktan uygulanan çinkonun (ZnSO4.7H2O) dane antioksidan aktivitesi (DPPH. ve ABTS.+ radikal giderme aktiviteleri ile cuprac indirgeme kapasitesi, toplam fenolik bileşik ve toplam flavonoid içeriği ile toplam antioksidan miktarı ve diğer kalite özellikleri (bin dane ağırlığı, protein, nişasta, selüloz, kül ve nem içerikleri ile renk b değeri, yaş glüten oranı, glüten indeksi, sedimantasyon ve gecikmeli sedimantasyon, ADF ve NDF değerleri) üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüş olup; Ç.1252, Eminbey, Kızıltan-91, Meram-2002 ve Selçuklu-97 makarnalık buğday çeşitleri materyal olarak kullanılmıştır. Çalışma sonunda, antioksidan özelliklerinden ABTS.+, toplam flavonoid ve çinkonun süt olum ya da hamur olum döneminde yapraktan uygulanan çinkodan etkilenmediği, ancak bu dönemlerden birinde uygulanan çinkonun uygulama yapılmayan kontrole göre bu özellikler bakımından önemli düzeyde yüksek değerler sunduğu belirlenmiştir. Ayrıca, çeşitler ve çinko × çeşit interaksiyonu, DPPH. radikal giderme aktivitesi, toplam fenolik ve toplam flavonoidler bakımından önemli varyasyonlar göstermiştir. Diğer kalite özelliklerinden danenin yaş glüten oranı, çinko uygulama dönemi ve çeşitler bakımından; glüten indeksi ve gecikmeli sedimantasyon çeşitler bakımından; NDF değeri ise çinko uygulama dönemi bakımından önemli değişimler göstermiştir. Diğer taraftan, cuprac indirgeme kapasitesi ve toplam antioksidan miktarı gibi özellikler ile bin dane ağırlığı, protein, nişasta, selüloz, yağ ve nem içerikleri, renk b, sedimantasyon ve ADF değerleri gibi diğer kalite özelliklerinin varyasyon kaynakları bakımından önemli farklılıklar göstermediği ortaya konmuştur. Bu sonuçlar çerçevesinde, makarnalık buğdayda dane dolumunun farklı dönemlerinde yapraktan uygulanan çinkonun kimi antioksidan özellikleri ve bazı kalite kriterleri üzerinde istatistiksel olarak önemli etkilerde bulunduğu; ancak, daha sonraki çalışmalarda, uygulanan doz ve gelişme dönemleri sayılarının arttırılarak çalışmanın genişletilmesi daha yararlı olacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Borsa İstanbul (BIST)'da işlem gören otomotiv şirketlerinin finansal performans analizi: Entropi, TOPSIS ve Gri Metodları

    Seda Tunç

    Bu çalışmada Borsa İstanbul'da işlem görmekte olan otomotiv sektöründeki 11 işletmelerin 2017-2019 dönemlerini kapsayan 20 finansal oran yardımıyla finansal performansları analiz edilmiştir. Çalışmaya ait veriler Kamuoyu Aydınlatma Platformu'nun resmî sitesinde yayınlanan yıllık gelir tablosu ve bilançosundan elde edilmiştir. Çalışmada kıstas ağırlıklarının belirlenmesinde ENTROPİ, şirketlerin performans sıralamasında ise TOPSİS ve GRİ İlişkisel Analiz yöntemlerinden faydalanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre en önemli kıstas piyasa oranları alt ölçüt ise fiyat kazanç oranı olarak belirlenmiştir. Finansal performansı en yüksek olan şirket 2017 yılı için FMIZP olmuştur. 2018 yılı için en iyi performansı gösteren FMIZP ve EGEEN olmuştur ve 2019 yılı için FMIZP ve DOAS en iyi performansı göstermiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Borsa İstanbul (BIST)'da işlem gören gıda şirketlerinin finansal performans analizi: ENTROPİ, TOPSiS ve VİKOR Metodları

    Ayşegül Yılmaz

    Bu çalışmada, Borsa İstanbul (BIST)' da işlem gören gıda sektöründeki 24 işletmenin 2017-2019 dönemlerini kapsayan 20 finansal oran yardımıyla finansal performansları analiz edilmiştir. Veriler Kamuoyu Aydınlatma Platformu'nun (KAP) resmî sitesinde yayınlanan yıllık gelir tablosu ve bilançolarından elde edilmiştir. Çalışmada kriter ağırlıklarının belirlenmesinde ENTROPİ, şirketlerin sıralanmasında ise TOPSIS ve VIKOR yöntemlerinden yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre en önemli ana kriter piyasa oranları, en önemli alt kriter ise fiyat/satış oranı olarak belirlenmiştir. Finansal performansı en yüksek olan şirket 2017 yılı için CCOLA olmuştur. 2018 yılında en iyi performansı gösteren şirketler ULKER ve EKIZ olmuştur. 2019 yılında ise en iyi performansları EKIZ ve TKURU şirketleri sergilemiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Farklı pişirme ve kurutma teknikleriyle üretilen pestil-kömenin üç boyutlu yapısının incelenmesi, fiziksel, kimyasal ve biyokimyasal özelliklerinin araştırılması

    Kadriye Aslan

    İçerdiği vitamin ve mineraller sayesinde yüksek besin değerine sahip olan pestil ve köme ülkemizde uzun yıllardır üretimi yapılmasına rağmen Gümüşhane ili, kendi yöresine özgü formülasyonu, coğrafi işaret belgesine sahip olması gibi özelliklerinden dolayı önemli bir pazar ağına sahiptir. Bu önemli pazar ağına rağmen pişirme ve kurutma proseslerine bağlı olarak ürünlerde sertlik oluşumu, yapışma ve çatlamalar gibi problemlerle karşılaşılmaktadır. Endüstriyel pişirme işlemlerinde yağ ısıtmalı veya buhar cidarlı kazanlar kullanılabilmektedir. Kazanların cidarlarında farklı maddeler bulunması nedeniyle iki kazan tipi içinde kaynama noktasına ulaşma süreleri farklı olacağından ürünlerin toplam pişme süreleri ve dolayısıyla özellikleri de farklı olmaktadır. Çalışmamızda günümüzde endüstriyel pestil-köme üretiminde kullanılan buhar cidarlı ve ilk kez akademik amaçlı pestil-köme üretiminde kullanılan yağ ısıtmalı kazan kullanılarak 2 farklı pişirme tekniği ve her pişirme tekniği için ise cam serada, fırında ve güneşte olmak üzere 3 farklı kurutma tekniği kullanılmıştır. Üretim Gümüşhane'de pestil-köme üretimi yapan seçilmiş bir firmada tek bir reçete kullanımı ile gerçekleştirilmiştir. Herlenin pişme süresi briks takibi yapılarak son ürünlerin kuruma süresi ise nem miktarı takibi yapılarak belirlenmiştir. Toplamda üretilen 12 farklı ürün için sırasıyla toplam kuru madde miktarı, nem miktarı, toplam kül miktarı, pH değeri, titre edilebilir asitlik, HMF, şeker, renk, antimikrobiyal aktivite, antioksidan aktivite, enzim aktivitesi, duyusal değerlendirme gibi fiziksel, kimyasal ve biyokimyasal analizler yapılmıştır. Ayrıca ürünlerin tekstür cihazı ile tekstürel özellikleri (penetrasyon ve çekme testi), taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile üç boyutlu yapısı ve yapısal değişimleri incelenmiştir. Yapılan analizler istatistiki olarak değerlendirildiğinde yağlı kazanda pişirilen ürünlerin buharlı kazandakilere göre daha iyi sonuçlar elde edildiği ve durumun üç boyutlu yapı üzerindede etkili olduğu görülmüştür. Pestil ve köme için literatürde ilk kez değerlendirilen yağlı kazanda pişirme yönteminin hem ürün özellikleri açısından hem de endüstriyel açıdan düşünüldüğünde daha düşük basınçlı olmasından dolayı tehlike riskinin az olması, korozyona neden olmaması ve maliyetinin daha düşük olması gibi nedenlerden dolayı üretiminde kullanılmasının avantajlı olacağı görülmektedir. Pişirme tekniklerinin pestil ve köme ürünlerindeki genel nitelikleri daha fazla ve öncelikli olarak etkilediğinden dolayı, kurutma tekniklerinin ve ürünler üzerindeki etkilerinin analizlere göre değişkenlik gösterdiği görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    ÇAYKUR İşletmeleri için bölge müdürlüğü seçim önerisi

    Yunus Can Çolak

    Bu çalışmada; Türkiye çay sektörünün öncü markalarından ve aynı zamanda bir devlet iktisadi teşekkülü olan, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğüne (Çaykur) ait, bölge müdürlükleri konumlarının optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte yapay zekanın kullanım alanı da genişlemektedir. Küreselleşen dünya ve sürekli artan rekabet ortamında, işletmeler için yapay zeka ve teknikleri kaçınılmaz hale gelmektedir. Özellikle tesis yeri seçimi gibi yatırım maliyetinin yüksek olduğu konularda, işletmelerin verecek oldukları kararlar, stratejik olarak önem arz etmektedir. Bu bağlamda; Çaykur ve yetkili satış noktaları arasındaki mesafenin optimize edilmesi, hem Çaykur'a hem de Çaykur'un iktisadi devlet teşekkülü özelliğinden dolayı Türkiye ekonomisine, bir başka ifade ile milli servete olumlu katkılar sağlayacaktır. Bu çalışmada, bölge müdürlükleri konumlarının optimize edilmesi için, makine öğrenimi tekniklerinden biri olan, K-Ortalamalar Kümeleme Analizi yöntemi ile yöneylem araştırması tekniklerinden biri olan, Doğrusal Olmayan Programlama yönteminden yararlanılmıştır. K-Ortalamalar Kümeleme Analizi yöntemi ile Doğrusal Olmayan Programlama yönteminin, bir tesis yeri seçimi probleminde ilk defa bu çalışmada birlikte uygulanmış olması, literatürde doldurulan bir boşluk olduğundan dolayı; çalışma, akademik anlamda da önem teşkil etmektedir. Elde edilen sonuçlara göre; analiz yöntemlerinin, birlikte hibrit olarak modellendiği durumda, sonuçlar daha etkili olmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Türkiye'de kadın istihdamının sektörel ve bölgesel analizi

    Şeyma Ataç

    Bir ülkenin en önemli gelişmişlik göstergeleri arasında kadın istihdamı ve işgücü verileri yer almaktadır. Gelişmiş ülkelerde kadınların işgücüne katılım oranları yüksek olurken, az gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde bu oran daha düşük düzeylerdedir. Kadınlar geçmişten günümüze sürekli çalışma hayatında yer almışlardır. Ancak gerçek anlamda ücret karşılığında işgücü piyasasında yer almaları ilk kez Sanayi Devrimi ile gerçekleşmiştir. Küreselleşmeyle birlikte ekonomik gelişmelerde değişiklik yaşanması kadınların işgücü piyasasında daha fazla yer alması beklentisini oluşturmuştur. Ancak toplumun değersel yargıları, annelik ve ev hanımlığı rolü, eğitim düzeyindeki düşük oranlar, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi birçok sorunla karşı karşıya kalan kadınlar ağırlıklı olarak enformel sektörlerde yer almışlardır ve beklentinin aksine bir durum gerçekleşmiştir. Kadın istihdamının Türkiye'deki durumunu belirlemek üzere yapılan bu çalışmada, kadın istihdamı öncelikli olarak tarihsel çerçevede incelenmiştir. Daha sonra Türkiye'deki on iki bölgede sektörel kadın istihdamına yer verilmiştir. Bölgesel erkek istihdamına karşılık kadın istihdamının hangi düzeyde olduğu incelenmiştir. Son olarak ise kadınların işgücü piyasasında yer almalarını etkileyen faktörlere, cinsiyete dayalı ayrımcılığa ve kadın istihdamını artırmaya yönelik düzenleme ve projelere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın İşgücü, Kadın İstihdamı, Cinsiyet Ayrımcılığı

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Yeni medyanın marka kültürü üzerindeki rolü

    Aysel Topçu

    Teknolojik gelişmeler günümüzde insan yaşamının her alanına etki etmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle uzantısı olan yeni medya, bütün toplumları küresel köy haline getirmiştir. Bütün toplumlar bir habere yeni medya ve teknoloji sayesinde aynı anda ve kolaylıkla ulaşabilmektedir. Bu anlamda teknoloji ve yeni medya, toplumda var olan insanları ve insanlarla etkileşim halinde olan her şeyi kendisine uyum sağlama mecburiyetinde bırakmıştır. Bu doğrultuda marka da günümüzün önemli değerlerinden birisi olmasıyla birlikte teknolojiler marka ve marka kültürünü de etkilemiştir. Marka, bir örgütün ruhunun bir yansıması olarak kabul edilmektedir. Sosyal medyada yer almak, birçok işletme yöneticisi ve marka temsilcisi açısından öncelikli gündem konusudur. Sosyal medya üzerinde markalaşarak pazarlama mesajını yaymak, daha geniş ürün tanıtımı yapmak, markanın bilinirliğini ve başarısını arttırmak için mükemmel bir araç konumundadır. Sosyal medya, network ağı kurmak içindir. Bu ağ kurma biçimi, yeni arkadaşlar, müşteriler edinmek, onlarla bir araya gelebilmek içindir. Bu strateji, yeni müşterilerin zihinlerinde marka çağrışımları yapmak ve mevcut müşterilerin tüketimini arttırmak anlamına da gelebilir. Yeni medyanın ortaya çıkmasıyla birlikte markalar da yeni medyadan etkilenmiştir. Markanın bir bileşeni olan markaların kültürünün de bundan etkilendiği ve değişime uğradığı saptanmıştır. Bu bağlamda yeni medyayla birlikte markaların marka kültürü üzerindeki rolünün incelenmesi değerli bir konu haline gelmektedir. Yeni medyanın marka kültürü üzerindeki rolünün incelenmesi bu çalışmanın amacına karşılık gelmektedir. Bu konuda gerçekleştirilecek ilk çalışma olması ve literatüre katkı sağlaması, çalışmanın önemini vurgulaması açısından değerlidir. Çalışmanın yöntem kısmında ise nitel araştırma yöntem türü olan yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgulara göre yeni medyanın marka kültürü üzerindeki rolüne yönelik olarak genel anlamda yeni medyanın marka kültürünün iş yapma biçimlerini ve hizmet biçimlerini değiştirdiğini, dijitalleşmeye geçildiğini ve dijitalleşmenin giderek yoğunlaşacağı tespit edilmiştir. Bu doğrultuda yeni medyanın geniş kitlelere hızlı ve kolay şekilde ulaşımı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Daha önce bu konuda çalışma yapılmamış olmasından dolayı çalışmanın özgün olacağı ve literatüre de güncel bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Gümüşhane Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin iş güvenliği algısının değerlendirilmesi

    İbrahim Irmak

    Dünyada ve Türkiye'de iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucunda insanlar yaşamlarını kaybetmekte veya engelli kalmaktadır. İş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde hukuki yaptırımlar kadar eğitim sonucu oluşturulması hedeflenen güvenlik kültürü önem taşımaktadır. Sağlık ve güvenlik, kişisel ve toplumsal gelişmişliğin en temel iki öğesi olarak kabul edilmektedir. Güvenlik kültürünün oluşabilmesi ancak örgütlenme ve dayanışma kültürü ile sağlanabilir. Çalışma ortamının sağlık ve güvenlik açısından insana uygun hale getirilmesi için işletmelerde güvenlik kültürünün tüm toplumda oluşturulması ve yaygınlaştırılması bir zorunluluk haline gelmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin, eğitim ile desteklenerek toplumda bir güvenlik kültürünün oluşturulması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının engellenmesi için önemlidir. Güvenlik kültürünün oluşturulması için anaokulundan başlayarak üniversite hayatına kadar, eğitimin her döneminde İSG'ye yönelik derslerin müfredatta bulunması gerekmektedir. Çocukların ve gençlerin güvenli okullarda eğitim görmeleri, bulundukları ortam ile ilgili riskler hakkında bilgilendirilmeleri, iş sağlığı ve güvenliği konularında doğru davranış modellerini kazanmaları, hem eğitim sürecinde hem de gelecekte çalışma hayatına atıldıklarında onları kazalara karşı koruyacak ve daha güvenli bir ortamda çalışmalarını sağlayacaktır. Yapılan araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında Gümüşhane Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Lisede Bilişim Teknolojileri, Elektrik ve Elektronik Teknolojileri, Makine Teknolojileri, Metal Teknolojileri, Mobilya ve İç Mekân Tasarımı, Tesisat Teknolojileri ve İklimlendirme alanı ve alanı bulunmayan lise birinci sınıf öğrencileri bulunmaktadır. Okulda mevcut 249 öğrenci olup 215 anket değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 21 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda öğrencilerin iş güvenliği algılarının 5 puan üzerinden ortalama 3.45 puan olduğuna ulaşılmıştır ve bu durum öğrencilerin iş güvenliği algılarının iyi seviyede olduğu anlamına gelmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Gastronomi turizmi kapsamında Türkiye'nin vegan, vejetaryen, pesketaryen yöresel yemekleri

    Öznur Tabu

    Yemek, tarih boyunca insanların sosyal yaşamında önemli konular arasında yer almıştır. Yemek, bir kültürün yeme alışkanlıklarının, tarihinin ve insanların bir yansımasıdır. Aynı zamanda yemek, insan yaşamını sürdürmek için gerekli olan fizyolojik ihtiyaçlardan biridir. Son yıllarda yemek insanlar için fizyolojik ihtiyacın yanı sıra farklı lezzetler tadarak iyi zaman geçirme ve zevk almaya dönüşmüştür. Zaman içinde şekillenmiş ve seyahatlerin ana unsuru haline gelmiştir. Bireylerin seyahat planlamalarında etkili hele gelen yemek, turizmin de ayrılmaz bir parçası olmuştur. Yemeği ve turizmi bir araya getiren gastronomi turizmi Türkiye'de dahil olmak üzere tüm dünyada gelişen alternatif turizm türüdür. Yiyeceklerin kültürünü deneyimlemenin en iyi yollarından biri olan gastronomi turizmi, büyüyen bir seyahat trendidir. Bu bağlamda gastronomi turizmi son yıllarda turistler için ilgi çekici ve önemli hale gelmiştir. Bununla birlikte turizmin önemli bir parçası haline gelen gastronomi, bireyler için farklı olanaklar sunmaktadır. Muazzam bir yemek geçmişi bulunan ve her bölgesinde farklı yemek yeme olanakları sunan Türkiye, kendine özgü yöresel lezzetleri olan ülkelerden biridir. Türkiye turizminin geliştirilmesinde önemli bir turizm çeşidi olarak düşünülen gastronomi turizmi kapsamında yöresel lezzetlerin tanıtılması gerekmektedir. Bireyler için farklı olanaklar sunan gastronomi turizmi kapsamında özel beslenme tercihi olan kişilere yönelik yöresel yemek alternatiflerinin de sunulması önemlidir. Özel beslenme tercihi olan vegan, vejetaryen ve pesketaryen kişiler de tüm gastroturistler gibi farklı kültürleri tanımak ve kendi beslenme tercihine uygun yöresel yemekleri deneyimlemek istemektedir. Bu çalışmada, Türkiye'deki 81 ilin yöresel yemekleri incelenerek özel yeme tercihi olan kişiler için envanterinin çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilik, Türkiye Kültür Portalı ve diğer resmi kurum ve kuruluşlar ile uzmanlar tarafından yayınlanan ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Türkiye'nin yedi bölgesinin tamamı iller bazında ayrı ayrı ele alınıp tüm yöresel yemekler değerlendirmeye tabi tutulmuştur. 81 ilin sahip olduğu ve araştırma kapsamında ulaşılabilen tüm yöresel yemekler vegan, vejetaryen ve pesketaryen kişiler için ayrıştırılarak bölgeler ve illeri bazında listelenmiştir. Bu bağlamda Vegan, vejetaryen ve pesketaryen beslenme alışkanlığı olan bireylerin kendilerine uygun yöresel yemekleri, hangi ilde ne yiyebilecekleri hakkında rehberlik edecek envanter çıkarılmış, destinasyonların gastronomi turizmini geliştirebilmek ve özel yemek yeme alışkanlığı olan bireylere yönelik ne yapması gerektiği ve bu konuda paydaşların neler yapabileceği tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Afet alanında çalışan personellerde psikososyal destek müdahale ilkeleri, empati ve liderlik ilişkisi; Türk Kızılay örneği

    Adem Demir

    Psikososyal destek hizmetlerinin afetlerde yürütülen insani yardım etkinliklerinin ayrılmaz ve vazgeçilmez bir parçası olduğu, afetzedelerin olumsuz süreci daha kolay atlatması psikolojik açıdan yıpranmaması açısından önemli bir sahadır. Psikososyal müdahale ilkeleri ile ilgili bakış açısının oluşmasının personelin afetin etkin yönetimine yarar sağlaması açısından önemli olabilir. Bu çalışmanın amacı, afet sahası çalışanlarında psikososyal müdahale ilkeleri ile motivasyon liderliği ve empati alt boyutları arasındaki ilişkiyi değerlendirmekti. Yöntemde; 5'li likert tipi 7 sorudan oluşan psikososyal müdahale ilkeleri alt boyutu, 11 sorudan oluşan motivasyon liderliği alt boyutları ve 13 sorudan oluşan empati alt boyutları gönüllü Kızılay personeli katılımcılarına uygulandı. Elde edilen veriler, SPSS 15.0 ile istatiksel olarak değerlendirildi. Veri sonuçlarına ait değerlendirmeler puan ortalama±standart sapma değeri cinsinden hesaplandı. Katılımcıların psikososyal müdahale ilkeleri puanı (4,38±0,53) çok iyi iken; sosyonormatif puan değeri (3,48±0,77) orta ve duygusal normatif liderlik alt boyutu puan değeri (3,92±0,60) iyi seviyede; sosyal beceri puanı (4,22±0,62) çok iyi, duygusal tepki puanı (4,15±0,58) iyi ve bilişsel empati puan (3,92±0,66) ortalama değerinin iyi seviyede olduğu gözlendi. Katılımcılar içinde psikososyal destek ilkelerinin tamamını bilen yüzdesi (%15) düşüktü. Afete hazırlık eğitimi alma durumu ile psikososyal müdahale ilkeleri ortalama değerlerinin arttığı gözlendi (p<0,05). Psikososyal müdahale ilkeleri ile empati alt boyutları ve liderlik motivasyonu alt boyutları arasında yüksek düzeyde istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon gözlendi (p<0,001). Bu çalışmada sonucunda; afet sahasında çalışan personellerde psikososyal müdahale ilkeleri ile empati ve liderlik gibi önemli değişkenler arasında gözlenen pozitif yönlü korelasyon sebebiyle, psikososyal müdahale ilkelerinin tamamının bilinmesinin ve bu konuda verilecek eğitimlerin personelin daha da etkin afet yönetimi gerçekleştirmesi açısından önemli bir katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Afetler, Psikososyal Destek Hizmetleri, Empati, Liderlik

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Yeşil sentez yöntemiyle çinko nanopartiküllerin mikrosistemlerde üretimi ve karakterizasyonu

    Melike Sefaoğlu

    Nanoteknoloji son zamanlarda hızla gelişen bir araştırma alanıdır ve nanopartiküllerin üretimi için biyolojik malzemelerin kullanımını sağlayan yeni bir yöntem olarak görülmektedir. Birçok farklı alan ve amaç için üretilebilen nanopartiküller (NP); nanometreden milimetrenin binde biri kadar değişen boyutlara sahiptirler. Bu küçük partiküller, temas halinde olduğu herhangi bir malzemenin performansını küçük boyutu, yönü, fiziksel özellikleri nedeniyle değiştirebilmektedir. Bu partiküller farklı kimyasal, fiziksel ve biyolojik yaklaşımlarla kolayca hazırlanabilir. Ancak yöntemler arasında biyolojik yaklaşım, basit olması ve çevre dostu koşulları nedeniyle en umut verici yaklaşımdır. Biyolojik yaklaşım ile nanoparçacık üretimi, yüksek sıcaklık, asidik / bazik koşullar ve tehlikeli kimyasallar gerektirmez. Bu nedenle, bu yöntemler "yeşil sentez" olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada temel amaç mikrosistemler ve yeşil sentez yöntemlerini birleştirilerek metal nanopartiküllerin üretimi ve karakterizasyonu gerçekleştirmektir. Bu amaçla ilk adımda mikrosistemlerin tasarımı ve fabrikasyonu 3B yazıcı destekli soft litografi teknikleri kullanılmıştır. İkinci adımda kırmızı lahana (Brassica oleracea var.capitata f. rubra) ekstrelerinde bulunan flavonoidler ve terpenoidler gibi moleküllerin indirgeyici özellikleri ile çinko nanopartikülleri sentezi gerçekleştirilmiştir. Bitki ekstraktı, Çinko oranı, Çinko çözeltisi derişimi, mikroplatform akış hızları ve akış hızları oranı ve sıcaklık gibi farklı parametreler denenerek en uygun üretim koşulları belirlenmiştir. Elde edilen nanopartiküllerin boyutsal karakterizasyonu sonunda dağıtma fazı olarak Çinko nitratın kullanıldığı ve akış hızları oranın 1:2 olduğu koşullarda en düşük (718 nm) boyutlu ve nispeten homojen partiküller üretilmiştir. Bu koşullar altında üretilen nanopartiküllerin aynı zamanda antimikrobiyal aktivitesine bakılmıştır. Sonuçlar, bitkisel kara lahana bileşenlerin metal nanopartiküllerin yeşil sentez yoluyla üretilebileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Çinko, Kırmızı lahana, Nanopartikül, Nanoteknoloji, Yeşil sentez

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Mikrosistemlerde Aljinat ve Kitosan Mikropartikül Üretimi ve Karakterizasyonu

    Hasret Özdilek

    Son yıllarda araştırmalar tedavi süreçlerinin daha etkili olması için yeni ilaç geliştirme ve geliştirilen ilaçların etkili bir şekilde hedef bölgeye iletilmesi stratejileri üzerine yoğunlaşmıştır. Bu stratejiler ilacın biyoyararlanımını iyileştirmeyi ve sitotoksik etkilerini azaltarak hastanın konforunu arttırmayı hedeflemektedir. Çalışmaların önemli bir kısmı ilaç veya gen taşıyıcı sistemlerini kapsamaktadır. İlaçların kontrollü salınımını sağlayan biyopolimerlerin geliştirilmesinden hedef bölgenin tanınmasını sağlayan protein ya da antikorların keşfedilmesine kadar birçok çalışma bu kapsamda yer almaktadır. Dolayısıyla aktif bileşenlerin mikropartiküller şeklinde enkapsülasyon çalışmaları, ilaç endüstrisi için, düşük çözünürlüğe sahip ilaçların dağılım hızını iyileştirmek ve biyoyararlanımlarını arttırmak açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Biyoyararlanımı arttırmaya yönelik geleneksel yöntemlerden bağımsız olarak, çok farklı partikül ve nanopartikül işleme yöntemleri geliştirilmektedir. Çok miktarda su içeren hidrofilik polimerik ağ yapısına sahip hidrojeller, ilaç moleküllerinin salımında yaygın olarak kullanılan biyomalzemelerdir. Polimerik ağ yapısı kovalent ve iyonik bağlar ya da fiziksel bağları bulunduran çapraz bağlanma ile elde edilir. Polimerik mikro/nanopartiküllerin biyoaktif ajanların vücut içindeki düşük emilim ve biyoyararlanımlarını arttırabileceği düşünülmektedir. Mikroteknoloji ve mikroakışkanlarda meydana gelen ilerlemeler ilaç keşfi, biyoloji, tanı ve doku mühendisliği gibi birçok alanda derin etkilere yol açmıştır. Bu sistemler karmaşık ilaç taşıyıcılarının istenen boyutta ve ilaç içeriğine sahip bir şekilde üretilebilmesini mümkün kılmış ve salım profillerinin daha kesin bir şekilde tahmin edilmesini kolaylaştırmıştır. Bu çalışma kapsamında ilaç moleküllerin terapötik aktivitelerini arttırmak için mikro/nanopartiküller şeklinde enkapsülasyonu için bir yöntem geliştirilmektir. Bu doğrultuda aljinat ve kitosan doğal polimerler kullanılarak, 3B yazıcı yardımıyla mikrofabriaksyonu yapılan farklı geometrilere sahip mikroakışkan aygıtlarında mikro/nano ölçekli partiküller sentezi ve bu partiküllerin karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Sentez basamağında mikropartiküllerin istenen boyutta elde edilebilmesi için mikroakışkan aygıtlarının kanal genişlikleri ve kanallarda fazların akış hızları ve polimer konsantrasyonları optimize edilmiştir. Yapılan denemler sonunda en düşük boyuta sahip mikropartiküller %0.25 kitosan ve %0.25 TPP'nin akış hızı oranı 1:20 olduğu koşullarda (yaklaşık 400 nm) elde edilmiştir. Bu koşullardaki mikropartiküllere yükleme için Ampisilin model biyoaktif molekül olarak kullanılmış ve hem gram pozitif hem de gram negatif bakteriler temsilen farklı bakteriler üzerindeki aktiviteleri test edilmiştir. Biyoaktivite testleri antibiyotik yüklü mikropartiküllerin her iki grup bakteriye karşı yüksek inhibisyon aktivitesi gösterdiğini belirlemiştir. Bu sonuçlar polimerik mikro/nanopartiküllerin ilaçların enkapsülasyonunda başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermiştir.Bu çalışma Gümüşhane Üniversitesi, Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü'nce desteklenmiştir. Proje No: 19.F5119.0101 Anahtar Kelimeler: Aljinat, Biyopolimer, Emkapsülasyon, Hidrojel, İlaç, Kitosan, Mikroakışkan, Mikropartikül

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Kışlaköy (Narman-Erzurum, Türkiye) çevresinde yüzeylenen volkanik kayaçların petrografisi, mineral kimyası ve kristallenme koşulları

    Hande Güngör

    Bu çalışma alanının konusu Kışlaköy (Narman/Erzurum) ve çevresindeki Eosen yaşlı volkanik kayaçlardan oluşmaktadır. Bu alanda bulunan volkanik kayaçların minerolojik, petrografik ve mineral kimyası analizleri incelenmiş ve elde edilen veriler doğrultusunda magmaların kristallenme esnasında etkili olan sıcaklık, basınç gibi fizikokimyasal özellikleri ile fizikokimyasal verileri jeolojik verilerle birleştirerek bu kayaçları oluşturan magmaların kabuktaki gelişimleri irdelenmiştir. Çalışma alanındaki başlıca birimler Eosen yaşlı Kışlaköy Volkaniti, Oligo-Miyosen yaşlı Oltu Formasyonu, Oligo-Miyosen yaşlı Alabalık Formasyonu ve Alüvyonlardan oluşmaktadır. İnceleme alanındaki volkanik kayaçlar volkanik fasiyes özelliklerine göre piroklastitler, dayklar ve lavlar olmak üzere üç başlıkta incelenmiş ve bu kayaçlarda bulunan başlıca mineraller plajiyoklas, klinopiroksen, olivin ve opak minerallerdir. Bu kayaçlar genel olarak hyalo-mikrolitik porfirik, glomeroporfirik, kümülofirik, mikrolitik porfirik, poikilitik, intersertal dokular sergilerler ve piroksenler Wo40-46 En41-50 Fs5-18 bileşimine sahip ojittirler, plajiyoklaslar An49-85 bileşimlidir, olivinler Fo68-75 arasında değişim göstermektedir ve Fe-Ti oksitler bulunmaktadır. Termobarometre hesaplamalarına bakıldığında volkaniklerin kristallenme sıcaklığı 489-1247 0C arasında, basınç 0.5-4.7 kbar arasında değişmekte olup bütün bu verilere bakılarak incelenmiş olan volkanik kayaçların orta-sığ kıtasal kabuk içerisinde susuz magmalardan itibaren yerleştiği görülmektedir.