Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Tüketicilerin sosyal medya reklamlarına yönelik satın alma davranışlarının teknoloji kabul modeli ile incelenmesi

    Ceren Aydın

    İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerle birlikte günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelen sosyal medya, işletmeler tarafından rakiplerinden ayrışmak ve doğrudan hedef kitleye ulaşmak için bir reklam aracı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca sosyal medya reklamları, işletmelerin bilinirliliğinin artmasına ve hedef kitleden geri dönüş almaları açısından önem arz etmektedir. Öte yandan sosyal medyada reklamveren işletmeler için tüketici satın alma davranışlarını bilmeleri başarılı olmalarının ön şartını oluşturmaktadır. Bu çerçevede üç bölümden meydana gelen araştırmanın birinci bölümünde teknoloji ve teknoloji kabul modelleri, ikinci bölümde sosyal medya ve tüketici satın alma davranışları literatür taraması ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde ise, tüketicilerin sosyal medya reklamlarına yönelik satın alma davranışlarını Teknoloji Kabul Modeli ile ölçen yüz yüze anket tekniği ile elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Araştırma, kolayda örnekleme yöntemiyle Gümüşhane Üniversitesi'nde öğrenim gören ve sosyal medya kullanıcısı olan 450 öğrenciye uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda algılanan fayda, algılanan kullanım kolaylığı, güven değişkeninin tutum ve niyet üzerinde tutum ve niyet değişkeninin ise satın alma davranışının gerçekleşmesinde pozitif bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Farklı oranlarda semizotu ilavesinin dondurmanın fiziksel, kimyasal ve duyusal özelliklerine etkisi

    Fatma Hezer

    Bu çalışmada farklı oranlarda semizotu ilavesinin dondurmanın fiziksel, kimyasal, antioksidan ve duyusal özelliklerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla kontrol (semizotu içermeyen) ve 3 farklı oranda (% 5, % 10 ve % 15) semizotu ilave edilerek dört çeşit dondurma üretilmiştir. Dondurma örneklerinde semizotunun % 10 düzeyine kadar ilavesi kurumadde ve pH değerleri üzerinde istatistiksel olarak önemli bulunmazken; % 15 oranında ilavesi her iki parametreyi de düşürmüştür. Semizotu ile üretilen dondurmalarda kül miktarında kontrol örneğe göre azalma olmuş, ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır Örnekler protein açısından değerlendirildiğinde semizotu ilavesi protein miktarında azalmaya neden olurken, oranlar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p<0.01). Yağ açısından bütün örnekler p<0.01 düzeyinde önemli bulunmuş, semizotu ilavesi oranına bağlı olarak yağ içeriğinde azalma olduğu belirlenmiştir. Hacim artışı en yüksek kontrol örnekte (% 38.64), en düşük % 15 semizotu içeren örnekte (% 30.98) tespit edilmiştir. En düşük ilk damlama süresi kontrol örneğinde belirlenmiş, semizotu içeren dondurmalarda ise orana bağlı olarak damlama süresi uzamıştır. En düşük erime oranı % 10 semizotu içeren örnekte belirlenirken, en fazla kontrol örneğinde bulunmuştur. 50 rpm de ölçülen viskozite değerlerinde, % 5 oranında semizotu ilavesinin kontrol örneğine göre artışa neden olduğu, diğer oranların ise azalmaya sebep olduğu görülmüştür. Semizotunda yüksek oranda C vitamini (131.79 mg/kg) tespit edilirken, semizotu içeren dondurma örneklerinde belirlenememiştir. Semizotu ilavesi fenolik madde ve DPPH değerlerini kontrol örneğine oranla arttırmış ve bu değerler istatistiksel olarak p<0.01 düzeyinde önemli bulunmuştur. En yüksek fenolik madde içeriği % 5 oranında semizotu içeren örnekte (734.83 mg GA/kg), en düşük ise kontrol örneğinde (346.61 mg GA/kg) bulunmuştur. Toplam antioksidan değerleri açısından semizotu ilavesi çok az bir artışa neden olurken, bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır ( p>0.05). Semizotu içeren örneklerin L değerlerinde kontrol örneğe göre düşüş görülmüştür Genel kabul edilebilirlik açısından kontrol örneğinden sonra en yüksek puan % 5 semizotu ilaveli dondurma örneğine verilmiştir. Genel olarak sonuçlar değerlendirildiğinde fenolik madde içeriği ve renk üzerindeki olumlu etkilerinden dolayı dondurma üretiminde kullanılabileceği düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Beklenti teorisi ve hedonizmin marka bağımlılığı yaratmadaki etkisi: Zen Pırlanta örneği

    Bensu Akduman

    Günümüz tüketim toplumlarının öne çıkan özelliklerinden birisi; tüketimde duygusallığın etkili olmasıdır. Yeni tüketim toplumunun tüketicileri, ihtiyaçlarını gidermekle kalmayıp bununla birlikte bu tüketimi haz almak adına da sürdürmektedirler. İnsanlar ihtiyaç dışı alışverişe haz almak için yönelmeye başlamışlar ve markalara yükledikleri sembolik anlamlarla kendilerini farklılaştırma yoluna gitmişlerdir. Bundan kaynaklı olarak marka bağımlılığı kavramı ortaya çıkmıştır. Markaların bırakmış oldukları etkiler neticesinde marka bağımlısı olan bireylerin hatta toplumların sayısında artış görülmektedir. Bu çalışmada; Beklenti teorisi ve hedonizmin marka bağımlılığı yaratmada ne gibi bir etkisi olduğu araştırılmış ve örnek marka olarak bir mücevherat markası olan Zen Pırlanta üzerinden araştırma detaylandırılmıştır. Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, hedonizm ve tüketim kavramlarına yer verilmiş, hedonizm akımı detaylandırılmıştır. Tüketim kavramı ise; lüks tüketim, tüketim ürünü olarak pırlanta, hedonik ürün ve özellikli ürün kavramlarına yer verilerek açıklanmıştır. İkinci bölümde ise, marka kavramı detaylandırılmış, marka bağımlılığı kavramı türleri ile birlikte ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde, beklenti teorisi kavramı ele alınmıştır. Bu kapsamda, Victor H. Vroom' un Beklenti Teorisi ve Porter ve Lawler' ın Beklenti Teorisi açıklanmıştır. Son bölümde ise; çalışmanın konusundan, amacından, öneminden, sınırlılıklarından, hipotezlerinden, yönteminden, evren ve örnekleminden, veri toplama aracı ve ölçeğinden bahsedilmiş; yapılan araştırma kapsamında ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir. Ulaşılması düşünülen amaçlardan yola çıkılarak; Trabzon, Mersin, Eskişehir, Diyarbakır ve İstanbul illerinde yaşamakta olan 18-65 yaş arası çalışan ve lüks tüketim yapan/yapma arzusu duyan tahmini 500 kişiye uygulanmış olan anket yöntemi ile inceleme detaylandırılmıştır. Yapılan çalışmada beklenti teorisi ve hedonizmin marka bağımlılığı yaratmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    4-6 yaş grubu çocukların inanç esaslarını algılayış biçimleri

    Nuran Çelik

    Günlük yaşam düzeninden manevi huzura kadar birçok konuda bireye fayda sağlayan inanma duygusu doğuştan başlar. Çocukluk dönemi kişiliğin şekillendiği ve ilerideki yaşamına yönelik birçok davranış kalıbını öğrendiği önemli bir gelişimsel basamaktır. Fıtratının gereği inanma duygusu kendisinde var olan çocuk yeterli düzeyde dini ve değerler eğitimi alamazsa ileride oluşturacağı kişiliği sağlam bir şekilde oluşmaz. İstenilen düzeyde inanç gelişiminin oluşması ancak olumlu ve bilimsel temellere dayalı bir dini eğitimle gerçekleşir. 4 yaşında dini duyguları gelişmeye başlayan çocuğun 6 yaşına kadar ifadeleri somut olsa da çevresinin de etkisiyle Allah tasavvuru başta olmak üzere soyut içeriği olan iman esasları zihnini meşgul etmektedir. Çocukların büyürken kültürel ve tecrübelere dayalı öğrenecekleri dini bilgiler ilerleyen yaşamlarında zihinlerinde doldurulamayan boşluk ve yaşamlarında eksiklik olma ihtimalini doğuracaktır. Gelişim dönemleri göz önünde bulundurularak çocuğa verilecek din eğitimi onun zihin ve duygu dünyasına olumlu katkılar sağlayacaktır. Bireyin doğumundan ölümüne kadar hayatında var olan inanç esasları Kelamın ana konusunu oluşturmasından dolayı tezde inanç esasları hakkında kısa bilgiler verilmiş, araştırmaya konu olan 4, 5, ve 6 yaş grubu çocukların genel gelişim özelliklerine ve dini gelişimlerine detaylı bir biçimde yer verilmiştir. İman esaslarını yaşamlarında ve zihinlerinde nasıl tasavvur ettikleri tespit edilmeye çalışılan 50 çocuğa Allah ve Peygamber tasavvuru başta olmak üzere İslam dini, dua, melek, Kur'an-ı Kerim, ölüm, cennet kavramları üzerine açık uçlu sorular yöneltilmiş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Şiran (Gümüşhane) ilçe merkezi içme sularının fiziksel ve jeokimyasal özelliklerinin araştırılması

    Ümmühan Semiz

    İnceleme alanı, Gümüşhane (KD Türkiye) ilinin güneybatısında yer alan Şiran İlçe merkezi ve yakın çevresini kapsamaktadır. Bu çalışmada Şiran İlçe merkezindeki içme sularının fiziksel ve jeokimyasal özellikleri incelenmiş ve metal element içerikleri belirlenmiştir. Çalışma alanında, temel birimler kumtaşı, kiltaşı, marn, şeyl ve tüf ardışımından meydana gelen Erken-Orta Eosen yaşlı sedimanter kayaçlar (Kelkit Formasyonu) tarafından temsil edilmektedir. Kelkit formasyonu, çalışma alanının en genç birimlerini oluşturan Kuvaterner yaşlı alüvyon ile uyumsuz bir şekilde örtülmektedir. Su numuneleri genel olarak halka açık kamu kurumlarının su depoları ile Alüvyon ve Kelkit Formasyonu üzerinde yer alan kaynaklardan derlenmiştir. Örneklerin pH değerleri 5.41-7.68, iletkenlikleri 106.9-827.0 µS/cm ve sertlikleri (Fr) 5.2-52.8 arasında değişmektedir. Bu veriler, Kıta içi yerüstü su kaynakları sınıflamasına göre, suların çoğunlukla I. ve II. sınıf, az oranda ise III. sınıf kalitede olduğunu göstermekte ve asidik ortamdan ziyade bazik bir karakteri işaret etmektedir. Ayrıca, elde edilen sertlik sonuçları, Şiran ilçesindeki su örneklerinin çok yumuşak-sert sınıf aralığında olduklarını göstermiştir. Suların fiziksel parametreleri tüm numunelerde renk, bulanıklık, tat ve koku değerleri açısından uygundur. Çalışma alanındaki sular genel olarak karbonatlı (Ca+Mg>Na+K) ve sülfatlı sular sınıfında olup, genellikle zayıf asit kökleri güçlü asit köklerinden (HCO-3 > SO4-2+Cl-) daha fazladır. Bunun yanısıra, incelenen örneklerin Ca, Mg, Na, K, Fe, Mn ve Al değerleri genel olarak izin verilebilir aralıkta olup, TS-266 ve Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) standartlarına uygundur. Örneklerdeki çözünmüş metallerin (Fe, Zn, Cu, Co, Ni, Pb) içerikleri, birkaç örnek dışında, kabul edilebilir sınırlar arasında dağılım göstermektedir. Örneklerin fiziksel ve jeokimyasal parametreleri aynı zamanda Gümüşhane İl merkezi içme suyu değerleri ile de benzer dağılım sergilemektedir. Sonuç olarak, örneklerin büyük bir çoğunluğunun içme suyu açısından iyi sınıf sular kategorisinde yer aldığı belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Kabak çekirdeği ile zenginleştirilen yoğurtların mikrobiyolojik, duyusal, fizeksel ve kimyasal özelliklerinin belirlenmesi

    Hatice Sunaç Yeniçeri

    Bu araştırmada belirlenmiş farklı oranlarda kabak çekirdeği (%1.5, %3, %4.5) ve kabak çekirdeği içermeyen (kontrol) yoğurt örneklerinin mikrobiyolojik, duyusal, fiziksel ve kimyasal özellikleri 1., 7., 14. ve 21. günlerde incelenmiştir. Yoğurt örneklerinin pH, kurumadde, kül, protein, yağ, asitlik, serum ayrılması, viskozite, renk, duyusal analiz ve mikrobiyolojik analiz sonuçları kabak çekirdeği içermeyen kontrol örneği ile karşılaştırılmıştır. Kabak çekirdeği ilavesinin yoğurt örneklerinin kurumadde, pH değeri, asitlik, kül, yağ, protein ve viskozite değerlerini önemli düzeyde arttırdığı (p<0.01); serum ayrılması değerlerini ise önemli düzeyde azalttığı (p<0.01) belirlenmiştir. Kabak çekirdeği miktarı artışı ile muhafaza süresince örneklerin kurumadde, pH, yağ, protein ve viskozite değerlerinin önemli düzeyde azaldığı (p<0.01); asitlik, kül ve serum ayrılması değerlerinin ise önemli düzeyde arttığı (p<0.01) tespit edilmiştir. Renk değerleri analizi sonucuna göre; kabak çekirdeği ilavesinin örneklerin L (parlaklık) ve a*(yeşillik) değerlerini önemli düzeyde azalttığı (p<0.01) b* (sarılık) değerini ise önemli düzeyde arttırdığı (p<0.01) belirlenmiştir. Mikrobiyolojik analizler sonucunda; kabak çekirdeği ilavesinin örneklerin Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus sayılarını önemli düzeyde azalttığı belirlenmiştir (p<0.01). Depolama süresince L. bulgaricus sayılarının önemli düzeyde azaldığı, S. thermophilus sayılarının ise depolamanın 7. gününe kadar önemli düzeyde arttığı daha sonra azalma eğiliminde olduğu tespit edilmiştir (p<0.01). Kabak çekirdeği miktarının artışı ile örneklerin maya-küf sayılarında artış olduğu, depolama süresi boyunca bu artışın devam ettiği belirlenmiştir. Duyusal analiz sonuçlarına göre en yüksek genel kabul edilebilirlik puanı %4.5 kabak çekirdeği ilaveli yoğurt örneğinde tespit edilmiştir. Tüm analizler toplu olarak değerlendirildiğinde %4.5 kabak çekirdeği ilavesinin yoğurdun kalite ve tekstürel özelliklerini artırabildiği ve daha ileri çalışmalarla yeni bir fonksiyonel ürün üretilebileceği sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Kişilerarası iletişim bağlamında yeni iletişim teknolojilerinin rolü: Lise düzeyi öğrencileri örneğinde anlık mesajlaşma programları üzerine bir uygulama

    Tuğba Tekmen

    Günümüz teknolojisinin yaşamın tüm alanlarında yer alan etkisi kişilerarası iletişim biçimlerini de etkilemiş ve değiştirmiştir. Bu gelişmelerle beraber yeni iletişim ortamları ortaya çıkmış ve gündelik yaşamın vazgeçilmez araçları haline gelmiştir. Teknolojinin değiştirmiş olduğu toplumlar ve hayat biçimleri iletişimin şekillerini yeniden güncelleyerek biçimlemiş ve insanlar arası sosyo-kültürel ilişkileri değiştirerek farklılaştırmıştır. Bu farklılaşma ve değişimin önemli göstergelerin arasında yer alan anlık mesajlaşma servisleri kişilerarası iletişim araçları arasında en öndeki yerini aldığı inkâr edilemez bir gerçektir. Teknoloji ile beraber kişilerarası iletişimde kullanılan konvansiyonel araçlar kişi ya da gruplar arası iletişim süreçlerini değiştirmiştir. Yerine de zaman ve mekân mecburiyeti olmayan anlık iletişim araçlarına bırakmaya başlamıştır. Cep telefonlarının daima çevrimiçi olma özelliği ve karşılıklı yüz yüze iletişimin güçlükleri olmadan meydana getirilen iletişim şekilleri, insanların çok kolay ve ivedi iletişimi seçmelerini ve sık sık kullanmalarını sağladığı görülmüştür. Bu teknolojik araçların kullanımı ile beraber, gelişen ve değişen iletişim tarzı kadar insanlar arası kültür, sosyalleşme ve sosyalliğin yaşanma şekli de değişmeye başladığı açıkça görülmüştür. Bu tezin amacı, dünyada ve ülkemizdeki teknolojik gelişmeler sayesinde hızla popülerleşmiş olan anlık mesajlaşma programları üzerinden, lise öğrencilerinin kişilerarası iletişimlerine etkilerini ve ilişkilerini incelemektir. Bu kapsamda anlık mesajlaşma uygulamalarının kişilerarası iletişim üzerinde yapmış olduğu etkilerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak anlık mesajlaşma uygulamalarının kişilerarası iletişimi yönelik algıları nasıl etkilediğini belirleyebilmek için anket yöntemi kullanılmıştır. Anketin oluşturulmasında Pea ve arkadaşları (2012: 327) tarafından geliştirilmiş olan Kişilerarası İletişim Ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırmanın evrenini lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi olarak seçilen Giresun ilindeki Bulancak Anadolu Lisesi ile Bulancak Bahçelievler Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören 450 öğrenci ile yüz yüze görüşme yapılarak anket formu uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS 24.0 programında analiz edilmiştir. Analizler sonucunda teknolojinin kişilerarası iletişime etkisi açısından 16 yaş grubunun kritik bir yaş olduğu, bu yaştan önceki lise yıllarında teknolojinin iletişime henüz tam etki etmediği, anlık mesajlaşma uygulamalarının çoğunlukla şahsi cep telefonları aracılığıyla kullanıldığı, bununla birlikte günlük 2 saatlik kullanımın kişilerarası iletişime yönelik algının değişmesi açısından kritik bir değer oluşturduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Engellilerin sosyal dışlanma durumu: Araklı örneği

    Sinan Balcı

    Engelliler, toplumsal yapı içerisinde çeşitli sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlardan birisi de sosyal dışlanmadır. Sosyal dışlanma, engelli bireyi toplumdan uzaklaştıran; birçok hak ve imkândan yoksun bırakan ve kişinin çevreyle olan bağlarının kopmasına neden olan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bilgiler ekseninde yapılan araştırmada engellilerin sosyal dışlanma düzeyleri ile araştırmaya katılanlardan elde edilen demografik veriler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma, Trabzon Araklı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'ndan engelli aylığı ya da nakdi yardım alan farklı yaş gruplarında 324 engelli bireyin katılımı ile gerçekleşmiştir. Bu kapsamda, araştırmacı tarafından hazırlanan 6 soruluk demografik bilgi (cinsiyet, medeni durum, yaş grupları, yerleşim yeri, eğitim düzeyi ve sosyoekonomik düzey yaş) formu ve Jehoel-Gijsbers ve Vrooman (2007) tarafından geliştirilen, Bayram ve diğerleri (2010) tarafından Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılan 35 maddelik" Sosyal Dışlanma Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçek; maddi yoksunluk, kurumlardan ve yardımlardan faydalanabilme, uygun ev ve güvenli çevre, sosyal katılımcılık ve kültürel entegrasyon olmak üzere dört boyuttan meydana gelmektedir. Cinsiyet değişkenine göre, tüm alt boyutlarda; yaş gruplarında, sosyal katılımcılık ve kültürel entegrasyon boyutlarında; medeni durum değişkenine göre, maddi yoksunluk, kurumlardan ve yardımlardan faydalanabilme, sosyal katılımcılık boyutlarında; yerleşim yerine göre, kurumlardan ve yardımlardan faydalanabilme ve sosyal katılımcılık; eğitim değişkenine göre, uygun ev ve güvenli çevre ile sosyal katılımcılık boyutlarında; sosyoekonomik duruma göre, maddi yoksunluk, kurumlardan ve yardımlardan faydalanabilme, uygun ev ve güvenli çevre, kültürel entegrasyon boyutlarında sosyal dışlanma düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı bulgularına ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Gümüşhane ve civarının afet geçmişi ve gelecek deprem potansiyeli üzerine istatistiksel bir çalışma

    Aynur Kaya

    Bu çalışma kapsamında, Gümüşhane'nin afet geçmişi araştırılmış ve Gümüşhane ve civarındaki deprem oluşumlarının bölge-zaman-magnitüd davranışları analiz edilerek gelecek deprem potansiyeli üzerine istatistiksel bir değerlendirme yapılmıştır. Bu amaçla, tamlık magnitüdü Mc-değeri, sismotektonik b-değeri, fraktal boyut Dc-değeri, standart normal sapma Z-değeri, GENAS modellemesi, depremlerin yıllık olasılıkları ve tekrarlama periyodları gibi en sık tercih edilen boyut-ölçeklendirme parametreleri kullanılmıştır. Deprem kataloğu süre magnitüdü Md için homojendir ve 1970-2018 yılları arasında magnitüdleri 1,0≤Md≤6,5 arasında değişen 2902 depremi içermektedir. Mc=2,8 kullanılarak b-değeri 1,02±0,02 olarak hesaplanmıştır ve bu değer, Gümüşhane ve civarındaki depremselliğin tipik olarak 1,0'e yakın bir değerle iyi temsil edildiğini gösterir. Dc-değeri 1,57±0,03 olarak hesaplanmıştır ve bu sonuç, deprem aktivitesinin Gümüşhane ve civarında büyük ölçeklerde veya küçük alanlarda daha fazla kümelendiği anlamına gelmektedir. Depremlerin yıllık olasılıkları ve tekrarlama periyodları, Gümüşhane'nin kısa ve orta vadede güçlü deprem oluşumları için önemli bir deprem potansiyeline sahip olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte, düşük b-değerlerinin gözlendiği Kelkit ve Köse ilçeleri gelecekte olası bir deprem potansiyeline sahip olabilir. GENAS sonuçları ve Z-değeri analizleri, 2018 yılı başında depremsellik oranlarında önemli değişimlerin olmadığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, Türkiye'nin Gümüşhane ilinde deprem tehlikesi düşük ve deprem riski azdır. Sonuçta, deprem oluşumları için bölge-zaman-magnitüd dağılımları üzerine yapılan bu tür istatistiksel değerlendirmeler, gelecek deprem potansiyelinin belirlenmesinde önemli bir bakış açısı sağlayabilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Afetlerde atık yönetimi ve hastane personelinin hastane atık yönetimi konusunda algı düzeyi : Gümüşhane ili örneği

    Ümran Ayşen Ayalp

    Afet yönetiminin esas amaçları toplumun karşı karşıya olduğu tehlikeleri analiz etmek, ortaya çıkabilecek durumdan minimum zarar görebilecek durumları tahmin etmek, ikincil afetlere mahal vermeyecek stratejiler geliştirmek ve uygulamak gibi çalışmalar yapmaktır. Bu sebeple hastanelerin olası bir afet durumunda atık yönetim stratejisi olması gerekir. Atık yönetimi, çalışanların atık konusunda tutum, farkındalık ve algıları ile verimli olabilir. Araştırmanın verileri Yousef Elgitait tarafından 2013 yılında yapılan "Staff Perceptions and Practice for Hospital Waste Management With Reference to Recycling in the UK versus Libya, a Comparative Study" adlı doktora tezinde kullanılan anket formu ülke koşullarına uygun olarak düzenlenmiştir. Anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kişilerin demografik özelliklerini belirlemek amacıyla sorulan sorular bulunmaktadır. İkinci bölümde iki alt bölümden oluşan Atık Yönetimi Farkındalık soruları (10 soru), Afetlerde Atık Yönetimi Farkındalık soruları (11 soru) kullanılmıştır. Üçüncü bölümde ise Atık Yönetimi Tutum soruları (12 soru) bulunmaktadır. Katılımcıların farkındalık düzeyi puan ortalaması 74,24±16,606 olarak bulunmuştur. Tablo 4.5'teki skalaya göre, 74,24'lük puan ortalaması yüksek düzey olarak belirlenmiştir. Katılımcıların tutum düzeyi puan ortalamaları 3,88±0,629 olarak bulunmuştur. Tablo 4.12'deki skalaya göre bu puan ortalaması kararsızım kategorisine girmektedir. Atık yönetimi ve afet atığı konularında daha fazla çalışma yapılması önerilir. Ayrıca tüm kurumların, özellikle de afetlerde etkin olarak rol alanların, bu konudaki hazırlık ve farkındalık düzeylerinin incelenmesi ve bu yapılan araştırmalar neticesinde iyileştirmeler yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Yönetimi, Atık, Atık Yönetimi

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Alternatif bankacılık kullanımını etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik bir model çalışması

    Aleyna Furuncu

    Uluslararası literatürde İslami bankacılık, faizsiz bankacılık veya alternatif bankacılık olarak isimlendirilen katılım bankacılığı, faiz getirisi elde etmek istemeyen finansal tüketicilerin tercih ettiği bankacılık türüdür. Türkiye'de katılım bankaları 1983 yılından itibaren "özel finans kurumu" adıyla faaliyet göstermeye başlamış, 2005 yılından sonra "katılım bankası" adı altında çalışmaya devam etmiştir. Son dönemlerde bazı kamu bankalarının katılım bankacılığı sektörüne giriş yapması, tahminen sektörün büyümesine katkı sağlayacaktır. O halde bankacılık sektöründe yakın gelecekte önemli bir yere sahip olacağı varsayılan katılım bankları ile ilgili araştırmaların, bu sektörün gelişimine yön vereceği düşünülmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, alternatif bankacılık kullanımını etkileyen faktörleri belirlemek ve yeni bir kabul modeli oluşturmaktır. Bu çalışma nicel araştırma desenine sahip olup, veriler TR90 bölgesinde yer alan altı ildeki (Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane) katılımcılardan toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler hem betimsel hem de yapısal analiz tekniklerine göre analiz edilmiştir. Bu analizlerin çözümlenmesinde ise SPSS ve AMOS paket programlarından yararlanılmıştır. Sonuç olarak, katılım bankacılığı kullanımındaki uyumluluk, özel normlar, dış etkiler ve endişe müşterinin algıladığı faydayı olumlu yönde etkilemişken, kolaylaştırıcı koşullar, güven ve öz yeterlilik ise müşterinin algıladığı faydayı olumlu yönde etkilememiştir. Ayrıca katılım bankacılığı kullanımındaki uyumluluk, kolaylaştırıcı koşullar, endişe ve güven müşterinin algıladığı kullanım kolaylığını olumlu yönde etkilemişken, özel normlar, dış etki ve öz yeterlilik müşterinin algıladığı kullanım kolaylığını olumlu yönde etkilememiştir. Ek olarak, katılım bankacılığı kullanımında algılanan kullanım kolaylığı ile algılanan fayda müşterinin tutumunu, müşterinin tutumu niyetini ve müşterinin niyet ise davranışını olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Alternatif Bankacılık, Katılım Bankacılığı, Kabul Modeli, Faktör Analizi

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Kültür varlıkları ve müzelerde afet ve acil durumlara hazırlık: İstanbul ili örneği

    Emre Tosun

    Müzeler sanatsal, bilimsel ve tarihi nesneleri koruyan, toplumu eğiten ve aydınlatan önemli kültür kurumlarıdır. Dünyanın birçok yerinde müzeler afetlerden zarar görmektedir. Genel olarak müze yönetimi ve personelinin afet farkındalığının yetersiz olması ve afet sonrası kurtarma operasyonlarında ikinci planda kalması gibi nedenler müzeleri daha hassas kılmaktadır. Ayrıca, çeşitli orijinal, nadir ve değerli koleksiyonlara sahip olması, müzeleri daha önemli hale getirmektedir. Bu nedenlerle müzelerin ve sergiledikleri koleksiyonların varlıklarını devam ettirebilmesi için kapsamlı afet planlaması şarttır. Bu araştırmanın amacı İstanbul ilindeki müzelerin afet ve acil durumlara hazırlık düzeyini ölçmek, müzelerde afet yönetimi konusunda sorun ve eksikleri tespit etmektir. Bu kapsamda 6 devlet müzesi ve 10 özel müze olmak üzere 16 müzenin yönetici ve personeliyle yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle görüşme yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda % 68,75'inin afet planı olduğu, devlet müzelerinin % 33,33'ünün planını test ettiği, planı olmayanların hepsinin özel müzelerden oluştuğu ve bunların % 60'ının personel eksikliğini bunun nedenlerinden biri olarak belirttiği, % 43,75'inin müze personeli arasında afet müdahale veya risk azaltma görevlisi tayin ettiği, % 37,50'sinin bir afet veya acil durum için yardımcı olabilecek diğer yakın müze veya kültürel kurumlarla bağlantıda olduğu tespit edilmiştir. Analizler sonucunda müzelerin eksik ve sorunlarına yönelik bazı önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Müzeler ve Afet Yönetimi, Müzelerde Afet ve Acil Durum Planlaması, Afetler ve Kültürel Miras

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Nano partiküllü koruyucu maddelerin bazı ağaç türlerinin fiziksel ve mekanik özeliklerine etkileri

    Mehmet Irkılata

    Ahşap, hafif, mekanik direnci yüksek, iç-dış dekorasyonda yaygın kullanım alanları bulabilen bir hammaddedir. İç mekân uygulamalarında yaygın koruyucu malzemelerden olan bor bileşikleri açık havada yıkanma durumlarından ötürü uzun vadeli koruma sağlamazlar. Nano teknolojik uygulamalar bilgisayar, elektronik, robotik teknolojilerin yanı sıra malzeme biliminde yüzey kaplama ve nano kompozit üretimi gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Çalışmada kullanılan nano maddelerin ahşaba daha derin nüfus edeceği, homojen dağılıp yıkanma miktarlarını azaltacağı düşünülmektedir. V Çalışmada ülkemizde yaygın kullanılan ağaç türlerinden iğne yapraklı ağaçlardan sarıçam (Pinus sylvetsris L.), Doğu ladini (Picea orientalis) ve geniş yapraklı ağaçlardan Anadolu kestanesi (Castanea sativa M.) odunları 1. Sınıf keresteler içinden rast gele yöntemlerle seçilmiştir. Koruyucu madde olarak seçilen nano hegzagonal bor nitrür %1,5 konsantrasyon da ahşap malzemeye emprenye edilmiştir. Emprenye uygulamalı ve kontrol örneklerine bazı fiziksel ve mekanik testler uygulanıp; odunun hava kurusu yoğunluğu (ISO 3131), eğilme direnci (ISO 3133) ve elastikiyet modülü (ISO 3349) değerleri belirlenmiştir. Retensiyon değerleri bakımından sarıçam ladin ve kestaneye göre daha yüksek retensiyon değeri göstermiştir. Anadolu kestanesinin yüksek oranda tül oluşumu ihtiva etmesi geçirgenlik oranında düşüşün sebebi gösterilebilir. Emprenye uygulaması sonrası nano hegzagonal bor nitrür hava kurusu yoğunluk değerlerinde %1.5-%5 arasında bir artışa neden olmuştur. Tüm ağaç türleri için emprenye uygulaması eğilme direnci değerlerinde azalmaya sebep olmuştur. Kontrol örneklerine göre h-BN uygulaması sonrası sarıçamda %25, ladinde %18,5 ve kestanede %9 oranında eğilme direnci değerlerinde düşüş tespit edilmiştir. Elastikiyet modülü değerleri bakımından kestane odunun da farklı sonuçlar elde edilmiştir. Emprenye uygulaması elastikiyet modülü değerlerinde sarıçam ve ladinde sırasıyla %18 ve %1'lik azalmaya sebep olurken, kestanede %4'lük bir artışa neden olmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Kişilik özelliklerinin iş tatmini üzerine etkisi: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanları örneği

    Barış Sarıgül

    Günümüz Türkiye'sinde, çalışanların yaptıkları işten üst düzeyde verim alınması için gerekli olan en temel etmenlerden birisi iş tatmini olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu amaç doğrultusunda araştırma kapsamında kişilik özellikleri ile iş tatmini arasındaki ilişki düzeyinin tespit edilmesi üzerinde durulmuştur. Çalışmada beş faktör kişilik özelliği ölçeği ile iş tatmini ölçeği kullanılarak kişilik özellikleri ile iş tatmini arasındaki ilişki düzeyinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla Türkiye'de her il ve ilçede kurulu bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında farklı pozisyonlarda çalışan 75'i erkek 47'si kadın olmak üzere toplam 122 vakıf personeline anket uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda; sorumluluk, duygusal denge ve dışadönüklük kişilik alt boyutlarının 0,05 önemlilik düzeyine göre anlamsız etkilerinin olduğu, bu üç alt boyutun iş tatmini üzerinde anlamlı bir etkide bulunmadığı, uyumluluk alt boyutunun iş tatminini pozitif yönde ve düşük düzeyde etkilediği, zeka / hayal gücü alt boyutunun ise iş tatminini negatif yönde (olumsuz yönde) orta düzeyde etkilediği sonuçlarına varılmıştır. Sonuç ve öneriler kısmında tavsiyelerde bulunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Genç işsizliği: Türkiye ve AB karşılaştırmalı analiz

    Muhammet Sandıkçı

    Günümüz ekonomilerinde işsizlik, gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkelerin en temel sorunlarından birisi konumundadır. 2000 yılından itibaren artma eğiliminde olan işsizlik oranları içinde genç işsizliğinin, genel işsizlik oranlarının iki katından daha fazla arttığı görülmüştür. Dünyanın en büyük yirmi ekonomisinden biri olan Türkiye de bu sorunla karşı karşıya olan ülkelerdendir. Benzer şekilde yakın coğrafyada bulunan ve Türkiye'nin ticaret ortağı olan Avrupa için de genç işsizliği önemli bir problemdir. Bu ülkelerde genç işsizliğinin boyutu, nedenleri ve çözümüne yönelik politika önerilerinin ortaya konması önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve AB ülkelerinde genç işsizliğinin boyutunu ortaya koymak ve bu sorunun çözümüne yönelik uygulanabilecek politikalara ışık tutmaktır. Bu doğrultuda işgücü piyasası ve genç işsizliğine ilişkin Türkiye ve AB ülkeleri verileri karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir. Çalışmada AB ülkeleri ve Türkiye'de genç işsizliğe yönelik farklılıklara; ekonomik yapı, işgücü piyasasının katılığı, eğitim sistemi, esnek çalışma koşulları ve kadınların istihdama katılımı düzeyleri gibi faktörlerin önemli düzeyde etkili olduğu görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Göğüs hastalıkları hastanesinde çalışan personelin iş sağlığı ve güvenliği durumlarının incelenmesi.

    Meral Şahin

    Araştırmanın amacı sağlık sektörünün en önemli yapıtaşı olan hastanelerde, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği durumlarının belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemini Giresun Dr. Ali Menekşe Göğüs Hastalıkları Hastanesinde çalışan hemşire, doktor, teknisyen, tekniker vb. olmak üzere toplam 127 kişi oluşturmuştur. Hedeflenen örneklem 190 kişi iken, anket uygulamasına katılan 142 kişiden 127 kişinin anketi değerlendirmeye alınmıştır. Etik kurul ve il sağlık müdürlüğü izinleri alındıktan sonra araştırmaya katılmayı gönüllülük esası ile kabul eden katılımcılarla veriler toplanmıştır. Verilerin saptanmasında Öztürk ve Babacan tarafından geliştirilen bir ölçek olan İş Sağlığı ve Güvenliği Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiki değerlendirmesi için SPSS 16.0 programı kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Student's T Testi, Korelasyon Analizi, Man Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi, Ortalama ve Standart Sapma, Frekans ve Yüzdelik Değerler ile Minimum ve Maksimum Değerler kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p≤0,05 olarak alınmıştır. Katılımcıların % 59,8 'i kadın, yaş ortalaması 37,20'dir. Katılımcıların iş güvenliği ölçeği 5'li likert tipte olup 7 alt boyutu bulunmaktadır. Araştırmada iş güvenliği puan ortalaması 139,5 olarak bulunmuştur. Alt boyutlarında madde puan ortalamaları alınmıştır. Alt boyutlardan mesleki hastalıklar ve şikâyetler 2,13±0,77, kazalar ve zehirlenmeler 2,88±0,93 ve yönetsel destek ve yaklaşımlar 2,62±0,88 düzeyindedir ve ölçeğin toplam puan ortalaması yüksek düzeyde belirlenmiştir. Sonuç olarak, katılımcıların iş sağlığı ve güvenliği konusunda bazı alt boyutlar için daha olumsuz görüş bildirdikleri belirlenmiştir. Katılımcıların mesleki hastalıklar ve şikâyetler ile kazalar ve zehirlenmeler düzeyinde risk altında çalıştığı, yönetimin yeterince destek sağlayamadığı belirlenmiştir. Belirlenen sonuçlar doğrultusunda önerimiz yöneticilerin personelin çalışma koşullarının ve çalışma ortamlarının güvenli ve sağlıklı şekilde düzenlenmesine daha fazla önem vermeleridir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Quality factors affecting customer satisfaction in accommodation enterprises: A practice on Gumushane University's students

    Muhammet Emek

    Günümüzde zor rekabet koşullarında faaliyetlerini sürdürmeye çalışan işletmeler, amaçlarına uygun geliştirdikleri politikalar ışığında bir yandan rakipleri karşısında ayakta kalmaya çalışırken aynı zamanda müşterilerini memnun etme çabası içindedirler. Bu çerçevede kalite ve müşteri memnuniyeti kavramlarını özümseyen işletmelerin, müşteri memnuniyetini sağlayabilmeleri ancak hizmet kalitesini karşılayabilmelerine bağlıdır. Her geçen gün büyüyen hizmet sektöründe faaliyet gösteren konaklama işletmeleri de, vermiş oldukları hizmetlerin kalitesini artırmaya yönelik olarak, müşterilerinin şikayet ve beklentilerini çeşitli şekillerde tespit ederek çözüm üretme yollarını araştırmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerine barınma hizmeti veren yurt işletmelerinin, sunmuş oldukları hizmet kalitesi unsurları ile bu hizmetlerden faydalanan öğrencilerin memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın örneklemi, Gümüşhane Üniversitesinde okuyan, devlet veya özel öğrenci yurtlarından barınma hizmeti alan üniversite öğrencileri arasından, kız ve erkek öğrenci ayrımı gözetilmeksizin kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 453 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma verileri yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Servqual ölçeği aracılığıyla toplanan verilerin güvenilirlik ve geçerlilik analizleri SPSS programında yapılarak, değişkenler arasındaki ilişkileri betimlemek için özellikle Yapısal Eşitlik Modeli ile oluşturulan model test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre öne sürülen tüm hipotezler % 95 güven aralığında kabul edilmiştir. Sonuç olarak, hizmetler temel olarak hemen hemen tüm yurt işletmelerinde yeterli düzeyde sunulurken, fark yaratacak olan sunulan bu hizmetlerdeki kalite düzeyidir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Tüketim kültürü perspektifinde ihtiyacın değişen anlamı: Marka 2.0'ın ihtiyacın yeniden anlamlandırılmasındaki rolü üzerine bir araştırma

    Çağatay Demirel

    İnsanoğlu var olduğu günden bu yana sonsuzdan gelip sonsuza giden bir evrende; düşünen, anlam üreten ve çevresinde karşılaştığı hemen her şeyi anlamlandırabilen bir yapı içerisinde varlığını devam ettirmektedir. Anlamlandırmak suretiyle dilin anlam üretme gücüyle beraber bireyler, karşılaştığı her yeni durum karşısında anlamlandırma sürecini tekrar ve tekrar inşa etmektedir. Sosyo-kültürel, ekonomik ve teknolojik zeminlerde meydana gelen büyük çaplı değişiklikler önceki anlam/anlamlandırma biçimlerini ortadan kaldırırken yeni sürece uyum sağlanabilmesi için yeni anlam/anlamlandırma biçimleri oluşturmaktadır. Bu bağlamda son yıllarda meydana gelen teknolojik değişimler, iletişim teknolojileri başta olmak üzere hemen her şeyi dijital bir döngü içerisinde ele alıp şekillendirmiş ve geleneksel anlamlandırma kalıplarının yeni baştan yaratılmasına ilişkin zorunluluğu ortaya çıkarmıştır. Tamamıyla iletişimsel bir olgu olan markalar, bu değişimlerin etkisiyle yeni anlamlandırma kalıplarının zeminini aramaya başlamışlardır. Varlıkları satın alınmaya veya tüketilmeye borçlu olan markalar, yoğun rekabet ortamında ayakta kalabilmek için ihtiyaçlara ilişkin yapıyı yeniden biçimlendirip bu yeni yapının da tüketicilerin zihinlerinde yeniden anlamlandırılmasını sağlamaktadırlar. Bu çalışma, tüketim olgusunun cazibe merkezinde yer alan markaların, web teknolojilerinin bir yansıması sonucu marka 2.0'ın etkisiyle beraber ihtiyaçların yeniden anlamlandırılmasında nasıl bir değişimin yaşandığına odaklanmaktadır. Tüketiciler üzerinde gerçekleştirilecek olan bu çalışmada anket (survey) tekniğinden yararlanılarak ihtiyaçların yeninden anlamlandırılmasında etkili olan faktörlerin neler olduğu ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tüketim, İhtiyaç, Anlam, Anlamlandırma, Marka, Marka 2.0

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Arama kurtarma ve müdahale kurum çalışanlarının teknoloji tutumları ile bilgi teknolojilerini kullanma düzeylerinin incelenmesi

    Ayşe Tazegül

    Bu çalışmanın amacı, AFAD ve İtfaiye kurum çalışanlarının teknoloji tutumları ile bilgi teknolojilerini kullanma düzeylerinin belirlenmesi ve bazı değişkenlere göre incelenmesidir. Araştırma kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Adana ilinde AFAD ve İtfaiye kurumlarında görev yapmakta olan yöneticiler ve çalışanlar oluşturmaktadır. Tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu Adana ilinde AFAD ve İtfaiye kurumlarında görev yapan yöneticiler ve çalışanlara uygulanmıştır. Bu çalışmada personellerin demografik özelliklerinin belirlendiği "Demografik Bilgi Formu", tutumlarının değerlendirildiği "Teknoloji Tutum Ölçeği" ve teknoloji kullanım düzeylerinin belirlendiği "Bilgi Teknolojilerini Kullanma Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır. Kişisel bilgi formu ile elde edilen nicel veriler, frekans ve yüzdeleri alınarak değerlendirilmiştir. Ölçeklerden elde edilen veriler SPSS 16 programına girilerek analiz edilmiştir. Kullanılan ölçeklerin faktör yapısı, Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ile belirlenmiş, ardından Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile test edilmiştir. Cronbach Alpha katsayılarına, Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) (0,798) ve Barlet's (0,0001) testine ilişkin hesaplamalara yer verilmiştir. Bu çalışma sonucunda elde edilen bulgular, bu ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir. Araştırma sonucunda çalışanların genelde müdahalede ve kurum içindeki diğer işlerde teknoloji kullanımına olumlu baktıkları ve teknoloji tutum düzeylerinin kullanım düzeylerinden yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca en az kullanım sağlanan teknolojiler 'Sayısal Harita Uygulamaları', "Afet Bilgi Sistemi" ve 'Coğrafi Bilgi Sistemleri' olarak değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizlerde faktör analizi kullanılmıştır. p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Sel ve taşkınlarda uluslararası yönetmelikler ve mühendislik yaklaşımlar: Trabzon ili örneği

    Ömer Uzuntaş

    İnsanlık tarihinin başladığı ilk andan itibaren sel ve taşkın afetleriyle sürekli olarak karşılaşılmaktadır. Sel ve taşkın öncesinde, anında ve sonrasında bir dizi tedbirler alınmasına rağmen, sel ve taşkınların insan ve çevre üzerindeki etkileri bir bütün olarak değerlendirilmemektedir. Sel ve taşkınlarla mücadele hususunda birçok kurum/kuruluşa ait farklı uygulamalar mevcuttur. Mühendislik alanında yapılan çalışmalar bu uygulamaların bir bölümünü oluştururken diğer önemli bir bölümü de mevzuatları oluşturur. Bu çalışmada, Türkiye'deki sel ve taşkınlar mevzuat bazında, ulusal ve uluslararası boyutta, mühendislik yaklaşımı olarak, yerel boyutta Trabzon ili için değerlendirilmiştir. Mevcut sel ve taşkın mevzuatlarında birçok eksiklikler saptanmış ve bu eksikliklere bağlı olarak da aynı bölgede aynı yılda ya da farklı yıllarda birçok sel ve taşkının meydana geldiği görülmüştür. Bunun en önemli nedeni, mevzuatlardaki açıklıklardan yararlanarak yapılan yanlış imar düzenlemeleri veya yanlış mühendislik çalışmalardır. Dolayısıyla sigortacılık ve reasürans kanunları, diğer dünya ülkelerinde uygulandığı şekliyle Türkiye'deki yasalara uygun olarak düzeltilmeli ve zorunlu hale getirilmelidir. Sel ve taşkın mevzuatının geniş ve karmaşık yapısından dolayı, uygun yasal tedbirler ve mühendislik önlemleri, hem oluşabilecek can ve mal kayıplarının önüne geçecek hem de ekonomik olarak oluşabilecek zararları azaltacak veya ortadan kaldıracak, bu da ülke ekonomisine olumlu katkıda bulunacaktır. Dolayısıyla, farklı ülkelerin mevzuatlarının dikkate alınması, sel ve taşkın bölgelerine özgün mühendislik modellerinin oluşturulması oldukça önemli hale gelmiştir. Sonuç olarak, sel ve taşkınlarla etkin bir mücadele güçlü bir yönetmelik ve etkin bir mühendislik altyapısı ile mümkün kılınabilir.