Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Uzun, Sevda(87)
- Merdan, Mehmet(70)
- Duran, Celal(56)
- Baltaci, Cemalettin(52)
- Kulakaç, Nurşen(51)
- Ozdes, Duygu(51)
- Kaygusuz, Abdullah(47)
- Öztürk, Serkan(42)
- Demir, Selim(40)
- Karsli, Orhan(37)
- Turan, Ibrahim(37)
- Dokuz, Abdurrahman(36)
- Gücer, Mehmet Ali(36)
- Sipahi, Ferkan(36)
- Araz, Onur(35)
- Kandemir, Raif(31)
- Vural, Alaaddin(31)
- Topal, Fevzi(30)
- Kurt, Kemal(29)
- Ürkek, Bayram(29)
- Maden, Nafiz(28)
- Acet, Tuba(27)
- Alemdag, Selcuk(26)
- Arslan, Mehmet(26)
- Ayaydin, Hasan(26)
- Akaryali, Enver(25)
- Aydin, Faruk(25)
- Baltacı, Cemalettin(25)
- Yücel, Cem(25)
- Akar, Zeynep(24)
- Barut, Abdulkadir(24)
- Ozturk, Samet(24)
- Pala, Fahrettin(24)
- Peker, Iskender(24)
- Topal, Meryem(24)
- Yildiz, Salih(24)
- Öz, Mehmet(24)
- Aliyazicioglu, Yuksel(23)
- Bostan, Sedat(23)
- Kankal, Murat(23)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Unutulmuş Bir Deyimin İzinde: Klasik Türk Edebiyatı’nda “Ocağına Su Koymak”
Tılfarlıoğlu, Musa
Klasik Türk edebiyatı, sadece beşerî duyguların, aşk ve tabiat temalarının işlendiği bir edebiyat olmayıp aynı zamanda toplumun zengin dil kültürünü de içinde barındıran köklü bir edebî gelenektir. Şairler, yaşamış olduğu toplumun dil zenginliklerini kaleme almış oldukları eserlerde kullandıkları deyim ve atasözleri ile yansıtırlar. Bu nedenle şairler soyut kavramları somutlaştırmak, düşünce ve duygularını daha etkileyici bir şekilde aktarmak için dilin önemli unsurlarından biri olan deyimlere sıkça başvururlar. Özellikle gazel, kaside ve mesnevî gibi nazım şekillerinde deyimlerin hem anlamı pekiştirmek hem de şiirsel söyleyişi güçlendirmede etkili bir rol üstlendikleri görülür.Yapılan çalışmalar göstermektedir ki yaklaşık altı yüzyıl varlığını devam ettiren klasik Türk edebiyatında şairler, halk arasında yaygın olan deyimleri eserlerinde kullanarak hem edebiyat ile toplum arasındaki bağı kuvvetlendirmiş hem de dilin estetik yönünü geliştirmiştir. “Ocağına su koymak” deyimi de şairler tarafından kullanılmış bu deyimler arasında kendisine yer edinmiştir. Çalışmamıza kaynaklık eden manzumelerden hareketle bu deyimin ilk olarak 15. yüzyılda kullanıldığı, 16. yüzyıl eserlerinde yaygın olarak yer aldığı ve 18. yüzyıldan sonra dilsel dolaşımdan çekilerek kullanılmadığı tespit edilmiştir.Bu çalışmada, Klasik Türk edebiyatında “ocağına su koymak” deyiminin anlam katmanları, tarihsel süreçteki işlevleri, şairlere göre farklı bağlamlarda kazandığı mecazî boyutlar ve tasavvufî yorumları kapsamlı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir. Çalışma, deyimin hem bireysel aşk acıları hem de toplumsal mücadelelerin ve dini-tasavvufî yorumların bir ifadesi olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte deyimin yüzyıllara ve ifade ettikleri anlam bağlamına göre kullanım oranları da grafikle gösterilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2026Siyasal İstikrarsızlığın Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkisi: 1991-2001
Korkmaz, Ayla; Bal, Bülent
Belirsizlik ortamında ekonomi karar alıcıları, uzun vadeli plan ve stratejilerden ziyade anı kurtarmaya dönük kısa vadeli pozisyon alırlar. Kırılgan bir zemin üzerinde ayakta kalmaya çalışan siyasal iktidarlar her an seçime gidilecek gibi popülist politikalara yönelirken, yerli ve yabancı sermaye fiziki yatırım yapmak yerine riskten uzak, getirisi yüksek finansal yatırımlara ağırlık verir. Bu durumun en bariz gözlemlendiği ülkelerden biri de Türkiye’dir. Türkiye’de karşılaşılan ekonomik krizler ve makroekonomik dengesizlikler, ağırlıklı olarak siyasal istikrarsızlık dönemleriyle paralel bir seyir takip etmiştir. Çalışmanın amacı, 1991-2001 yılları arasında yaşanan siyasal istikrarsızlığın arkasındaki dinamikleri ve bu istikrarsızlığın ekonomik yansımalarını incelemektir. İncelemede siyasal istikrarsızlık ile ekonomik dengesizlikler arasındaki ilişki üç temel parametre üzerinden değerlendirilmiştir: Kürt/PKK sorunu, parçalanmış parti sisteminin ortaya çıkardığı istikrarsız koalisyon hükümetleri ve 28 Şubat süreciyle belirginleşen ekonomik militarizm olgusu. Bu üç parametrenin, kurumsal zafiyetler oluşturduğu, popülist politikaların uygulanmasına ve siyaset dışı aktörlerin müdahalelerine zemin hazırladığı ve Türkiye’yi 1994 ve 2001 ekonomik krizlerine sürüklediği savunulmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Social Protection and the Function of the Loss-Damage Fund in Climate-induced Migration
Beken, Hıkmet Gülçın
Today, the accelerated effects of climate change on people's life and ways of livelihood are becoming more and more important. People may use migration as a coping strategy if environmental shocks continue. Resilience to climate change is increased when social protection measures like cash transfers, public works, and economic inclusion are integrated with climate adaptation. Key international agreements also acknowledge social protection as a useful instrument for alleviating poverty and vulnerability brought on by climate change. Loss and damage through climate justice highlights how industrialized nations have historically contributed to the global ecological crisis. On a worldwide level, however, inadequate funding for loss and damage continues to be a major cause of problems. Reducing migration related to climate change can be achieved through increasing adaptive capacity, diversifying local livelihoods, creating social safety networks, and using loss and damage mechanisms. This study examines the combined effects of economic development, social policy, and climate finance on reducing migration related to climate change. It emphasizes on the role of social protection systems and the loss and damage fund among these mechanisms.
- MakaleAçık Erişim2026Türkçe Politeia Çevirileri: Terminolojik ve Dilsel Problemlere Kısmi Bir Yaklaşım
Öztürk, Ümit
Platon’un Politeia’sının Türkçeye çevrilme süreci, 1940’lı yıllarda Georg Rohde yönetiminde gerçekleştirilen, metnin ilk dört kitabıyla başlamıştır. Bu çalışmada, Azra Erhat, Samim Sinanoğlu, Suat Sinanoğlu ve Türkan Tunga gibi çok kıymetli araştırmacılar yer almıştır. Ancak bu eserin günümüzde basımı yoktur ve eser maalesef tamamlanamadan kalmıştır. Bu çalışmadan sonraki tarihsel sürece baktığımızda, dilimizde, güvenilirliği konusunda uzlaşılan iki Politeia çevirisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlardan ilki, 1958 tarihinde S. Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz tarafından hazırlanmıştır. Ülkemizde en çok bilinen çevirinin bu eser olduğu söylenebilir. Diğer çevirisi ise 1973 yılında H. Demirhan tarafından yapılmıştır ve ilkine nazaran daha az tanınır durumdadır. Her iki eser de Türkçe bakımından son derece kıymetlidir. Bahsettiğimiz iki çeviriden sonra, 2000’li yıllarda, Politeia’nın başka çevirilerinin de yapıldığını görmekteyiz. Bu çalışmada, metnin “6.511a, 4-9” bağlamına odaklanma hattında, dilimizdeki bazı çevirilere dair kısmi bir analiz sunuluyor. İlk olarak, tarihsel bir araştırmaya dayalı olarak, çevirilere dair bazı saptamalarda bulunuluyor. İkinci olarak, formel bir analiz çerçevesinde, yaşanan kimi terminolojik problemlere değiniliyor.
- MakaleYalnız künye2026Yoksulluğun Tanımı ve Nedenleri Üzerine Soybilimsel Çözümleme
(Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum
Bu çalışmada, yoksulluğun tanımı ve nedenleri farklı paradigmatik yaklaşımlar bağlamında incelenerek, bu yaklaşımların söylemsel temellerinin soybilimsel sorgulama yöntemi ve eleştirel söylem analizi tekniği uygulanarak açığa çıkarılması amaçlandı. Nitel araştırma modeli kullanılarak veriler yoksulluğun tanımı ve nedenlerini içeren temel kuramsal çalışmaların incelenmesiyle toplandı. Bulgular, toplanan veriler soybilimsel sorgulama ve eleştirel söylem analizi süreçlerinden geçirilerek elde edildi. Analiz süreci sonucunda, farklı evren açıklama modellerine içkin bilgi-iktidar ilişkileri çerçevesinde yoksulluğun tanımlanma ve nedenselleştirme biçimleri sınıflandırıldı. Bulgular, alt kültür eksenli davranışçı, piyasa rasyonalitesi eksenli işlevselci ve üretim ilişkileri eksenli çatışmacı yaklaşımların temsilcilerini, tanımlama ve nedenselleştirmelerini, temel kavramlarını ve varsayımlarını karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. Ayrıca, her yaklaşımın güçlü ve zayıf yönleri, metodolojik sınırlılıkları ve söylemsel işlevleri eleştirel söylem analizine tabi tutularak yorumlandı. Özellikle işlevselci ve neoliberal söylemler çerçevesinde yoksulluğun depolitize edildiği, bireysel sorumluluk ve piyasa rasyonalitesinin vurgulandığı; çatışmacı yaklaşımlarda ise yapısal nedenlerin görünür kılınmasına rağmen mikro düzey farklılıkların göz ardı edildiği tespit edildi. Sonuç bölümünde çok boyutlu, tarihsel, dizgesel ve söylemsel bir olgu olarak yoksulluğun nesnel bir biçimde nedenselleştirilip tanımlanabilmesi için bütüncül, çok katmanlı ve eleştirel sorgulamayla analiz edilmesi gerektiğinin altı çizilerek akademik çalışmalarda yoksullar ve yoksulluğun görünümlerinden ziyade yoksullaştırma süreçlerine yönelmenin daha isabetli olacağı vurgulandı.
- MakaleAçık Erişim2026Attitudes Toward Artificial Intelligence Among Physiotherapy and Rehabilitation Students: A Cross-Sectional Study
Candiri, Büşra; Yılmaz, Ramazan Cihad; Perçin, Alper; Karaoba, Dilan Demirtaş
Purpose: The aim of this study was to investigate the attitudes of Physiotherapy and Rehabilitation students towards Artificial Intelligence (AI) and to compare the attitudes towards AI according to sociodemographic variable. Methods: 212 students participated in this study. Participants’demographic data were recorded using a sociodemographic data form. Students’ attitudes toward AI were surveyed with the General Attitudes toward Artificial Intelligence Scale (GAAIS). This study was designed as a cross-sectional study. Results: Positive attitude scores differed significantly according to daily internet use duration (Kruskal–Wallis H = 17.934, p = 0.001), with higher scores observed among students using the internet more than four hours per day (47.04 ± 7.83). Negative attitude scores differed significantly by accommodation type (ANOVA F = 2.26, p = 0.003) and source of scholarship income (Kruskal–Wallis H = 2.772, p = 0.028). No significant differences were found according to age, gender, class level, type of high school graduated, perceived income status, and parental education level (p > 0.05). Conclusion: Students had positive attitudes toward AI. Moreover, while students’ attitudes were not affected by sociodemographic variables. However, greater use of the internet and AI was associated with more positive attitudes.
- MakaleAçık Erişim2026Kimlik, Söylem ve Tehdit Algısı: Konstrüktivist Perspektiften İsrail-İran İlişkileri
Sahinoglu, Muhammet Cemal
Bu çalışma, İsrail-İran ilişkilerinde tehdit algısının sabit çıkar hesaplarından değil, kimlik, söylem ve pratikler aracılığıyla nasıl inşa edildiğini konstrüktivist bir perspektifle incelemektedir. Literatürde öne çıkan realist ve tarihsel-diplomatik yaklaşımların ötesine geçerek, kimlik, söylem ve normların karşılıklı inşa süreçlerini merkeze almaktadır. Araştırmanın temel problemi, iki devletin birbirlerini nasıl “öteki” olarak konumlandırdığı ve bu konumlandırmanın dış politikalarını nasıl biçimlendirdiğidir. Bu doğrultuda çalışma, İsrail ve İran’ın hangi söylemler ve ritüel pratikler üzerinden birbirlerini tanımladığını ve bu süreçlerin tehdit algısını nasıl dönüştürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, hem akademik literatürdeki önemli bir boşluğu doldurması hem de kimlik temelli güvenlik kültürünün sürekliliğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Araştırma, konstrüktivist kuram çerçevesinde nitel yöntemle yürütülmüştür. Veriler kütüphane ve çevrim içi arşiv taraması yoluyla toplanmış, dönemsel olarak sınıflandırılmış ve söylem-pratik eşleşmesi üzerinden analiz edilmiştir. Bulgular, 1948-1979 arasında var olan pragmatik yakınlığın, 1979 sonrasında kimlik temelli düşmanlığa dönüştüğünü göstermektedir. Ayrıca 1990-2005 döneminde söylem ve ritüellerin bu düşmanlığı kurumsallaştırdığı, 2005 sonrasında ise nükleer krizler, vekâlet savaşları ve doğrudan çatışmaların Hobbesçu güvenlik kültürünü daha da pekiştirdiği ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak, İsrail-İran geriliminin yalnızca stratejik çıkarlarla açıklanamayacağı anlaşılmaktadır. Kimliksel ve söylemsel dinamikler dönüştürülmedikçe, kalıcı bir güvenlik sarmalının varlığını sürdürmesi muhtemel görünmektedir.
- MakaleAçık Erişim2026Lojıstık verımlılıkten sürdürülebılır kalkınmaya: G20 ülkelerı ıçın lpı ve sdgs endekslerının entegratıf analızı
Macit, Nazife Sahin
Bu çalışma, G20 ülkelerinde lojistik performans ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki etkileşimi, 2022 yılı Lojistik Performans Endeksi (LPI) ve seçilmiş Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) göstergeleri temelinde, bütüncül bir perspektifle incelemiştir. Korelasyon analizi ile LPI genel skoru ve alt boyutları ile SKH göstergeleri arasındaki ilişkinin boyutunu ve yönünü; sonrasında çok kriterli karar verme (ÇKKV) ve Borda yöntemleri ile ülkelerin bütünleşik performans sıralamasını açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Korelasyon analizleri, özellikle gümrük işlemleri verimliliği, lojistik hizmetlerin kalitesi ve zamanında teslimat alt boyutları ile ithal oransızlaşma arasında; gümrük işlemleri verimliliği ile temel içme suyu hizmetlerine erişim arasında, zamanında teslimat ile temel sanitasyon hizmetlerine erişim gibi SKH göstergeleri arasında anlamlı pozitif ilişkiler olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan, yetersiz beslenme oranı ile LPI ve alt göstergeleri arasında negatif fakat anlamsız bir ilişkinin olduğu, ayrıca elektriğe erişim ile LPI göstergeleri arasında da anlamlı bir korelasyon bulunmadığı tespit edilmiştir. SITDE yöntemi ile hesaplanan kriter ağırlıkları hesaba katılarak ülkelerin performanslarının değerlendirilmesinde FANMA, SWEI ve TODIFFA yönteminden faydalanılmış ve ortaya çıkan sonuçların birleşimi ise Borda yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan bütünleşik değerlendirme sonucunda Almanya, Fransa ve Çin’in en yüksek entegre lojistik ve sürdürülebilir kalkınma performansına sahip olduğu; Güney Afrika, Endonezya ve Meksika’nın ise en düşük performans sergilediği ortaya çıkmıştır. Sonuçlar, gelişmiş lojistik altyapının hem ekonomik rekabet gücünü hem de sürdürülebilir kalkınmaya katkıyı desteklediğini ortaya koymakta ve politika yapıcılar için lojistik ve sürdürülebilirlik stratejilerinin entegrasyonuna yönelik önemli ipuçları sunmaktadır.
- MakaleYalnız künye202617. Yüzyıl Mısır'ından Osmanlı Seferlerine Bakmak: IV. Murad'ın 1638 Bağdat Seferi Örneği
Gökçek, Mehmet Fatih
Osmanlı kronikleri genellikle merkezde ve yakın çevresinde yaşayan tarihçiler tarafından yazılmış ve umumiyetle merkezî otoritenin yaklaşımını yansıtmıştır. Bununla birlikte taşrada, özellikle de köklü bir ilim ve yazım geleneğine sahip olan Mısır'da üretilen bazı eserler, Osmanlı seferlerine alternatif bakış açıları sunabilmektedir. Mısırlı tarihçiler yalnızca olayları aktarmakla kalmayıp seferin yerel düzeydeki etkilerini de gözler önüne sermektedir. Bu çalışma 17. yüzyılda Mısır'da kaleme alınmış Osmanlı kaynakları üzerinden IV. Murad'ın Bağdat seferine yönelik taşra tarihçilerinin yaklaşım ve anlatılarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel kaynakları Kâdîzâde Ahmed Çelebi'nin Fetihnâme-i Bağdâd ve Müteferrika Ahmed'in Târîhü'l-ihtimâm Bi-fethi Dâri's-selâm adlı eserleridir. Bu iki müellif, Bağdat seferine bizzat katılmış ve sürecin doğrudan tanıkları olarak eserlerinde detaylı bilgiler vermişlerdir. Ayrıca Kâtib Ali, Mehmed bin Yusuf el-Hallâk ve Abdülkerim bin Abdurrahman gibi Mısırlı tarihçilerin ilgili metinlerinden de yararlanılarak taşra tarih yazımının Bağdat seferinin anlatımına katkıları belirlenmiştir. Buna ilaveten payitaht merkezli vakayinamelerin 1638 Bağdat seferi bağlamında ve Mısır askerleri örnekleminde eyalet askerlerinden ne ölçüde bahsettiklerine de değinilmiştir. Söz konusu eserler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Mısır askerlerinin seferdeki konumu, organizasyonu, faaliyet alanları ve Osmanlı merkezî otoritesiyle ilişkisi ele alınarak taşradan merkeze yönelen bakış açısının nasıl şekillendiği analiz edilmiştir. Bu bağlamda merkez ve taşrada yazılan vakayinamelerin birlikte değerlendirilmesiyle Osmanlı seferlerinin daha bütüncül bir şekilde anlaşılabileceği ortaya konulmuştur.
- MakaleAçık Erişim2026The Joy Luck Club’ın Türkçe Çevirisi Yoluyla Göçmen Kültürünün Aktarımı
Fidan, Giray; Bilge, Topaloğlu Ayşe
Günümüzde yoğun bir şekilde yaşanan göç hareketleri bizi melez kültüre sahip insanları anlamaya yöneltmiş, bunun sonucunda kültür odaklı çevirinin önemi artmıştır. Bu çalışmada, göçmenlere ait melez kültürlerin farklı toplumlara aktarımının bir örnek eser aracılığıyla incelenmesi amaçlanmıştır. Bu incelemeyle, göç olgusunun sonuçlarından biri olan melez kültürel unsurların çevirisinde karşılaşılan durumlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmada, Çinli bir göçmen ailenin kızı olan ve “Çinli-Amerikalı” olarak adlandırılan, melez bir kimliğe sahip olan yazar Amy Tan’in The Joy Luck Club adlı romanı ve Mehmet Doğan tarafından Talih Kuşu adıyla Türkçeye aktarılan çevirisi örnek olarak seçilmiştir. Öncelikle kaynak eser, Peter Newmark’ın kültürel unsurlar sınıflandırmasına göre analiz edilmiştir. Eserin çevirisi ise, Lawrence Venuti’nin “yerlileştirme” ve “yabancılaştırma” olarak adlandırdığı makro çeviri stratejileri ile Eirlys E. Davies’in “koruma”, “ekleme”, “yaratma”, “küreselleştirme”, “yerelleştirme”, “çıkarma” ve “değiştirme” olan mikro çeviri stratejileri doğrultusunda incelenmiş olup, çevirmenin süreç içerisindeki tercihleri değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, çevirmenin Çin kültürüne ait ögelerin çevirisinde çoğunlukla “yabancılaştırma” stratejisini uyguladığı, ancak bazı durumlarda, özellikle melez kültürel unsurları hedef kültüre aktarma güçlüğünden dolayı “yerlileştirme” stratejisine başvurduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgular, kültürel kimliklerin çeviri sürecinde nasıl yeniden biçimlendiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Ayrıca bu çalışma, kültürlerarası iletişimde çevirmenin rolünün yalnızca dilsel aktarım değil, aynı zamanda kültürel arabuluculuk işlevi taşıdığını da vurgulamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Örgüt Kültürü ile Yenilikçi İş Davranışı Arasındaki İlişkide Örgütsel Çevikliğin Aracı Rolü: Araştırma Üniversiteleri Örneği
Kenek, Gökhan
Bu çalışma, araştırma üniversitelerinde yenilikçi kültür, destekleyici kültür, örgütsel çeviklik ve yenilikçi iş davranışı arasındaki ilişkileri incelemektedir. Veriler, Kasım 2025 içerisinde araştırma üniversitelerinde görev yapan akademik personelden toplanmış ve 410 geçerli anket analize dâhil edilmiştir. Önerilen araştırma modeli, Mplus 9 programı kullanılarak yapısal eşitlik modellemesi (YEM) ile test edilmiştir. Bulgular doğrultusunda, yenilikçi örgüt kültürünün yenilikçi iş davranışı üzerindeki doğrudan etkisinin anlamlı olmadığı gözlemlenmiştir (β = 0,146; p > 0,05). Buna karşılık, yenilikçi örgüt kültürünün yenilikçi iş davranışı üzerinde örgütsel çeviklik aracılığıyla anlamlı dolaylı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiş ve tam aracılık etkisi tespit edilmiştir (β = 0,230; p < 0,001). Destekleyici örgüt kültürünün ise yenilikçi iş davranışı üzerinde hem doğrudan (β = 0,274; p = 0,05) hem de örgütsel çeviklik aracılığıyla dolaylı (β = 0,195, p < 0,001) etkisi tespit edilmiştir (kısmi aracılık). Sonuçlar, yenilikçi iş davranışının yalnızca kültürel unsurlarla değil, aynı zamanda hızlı uyum sağlayabilen ve yapısal açıdan bunu destekleyen örgütsel bağlamla mümkün olduğunu göstermektedir.
- MakaleAçık Erişim2026Etik Durum Ölçeği’nin (EDÖ-5) Türkçeye Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Analizi
Akyildiz, Salih; Birinci, Ali
Bilişsel yaklaşım, bireylerin yaşadıkları çevreyi anlamlandırmak için kullandıkları zihinsel yapıların ve kategorilerin bilginin tekdüze bir biçimde değil, çeşitli kavramsal çerçeveler içinde yapılandırıldığını ileri sürer. Bu yaklaşım çerçevesinde değerlendirilen ahlaki biliş, bireylerin ahlaki ya da ahlaki olmayan davranışları tanımasını, yorumlamasını ve değerlendirmesini sağlayan psikolojik süreçleri ifade eder. Ahlaki bilişin temel yapı taşı ise ahlaki yargıdır. Literatürde, davranışların doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesinden bireylerin ahlaki karakterleri hakkında çıkarımlarda bulunmaya; toplumsal değerleri veya politikaları onaylamaya kadar geniş bir yelpazede ahlaki yargı türleri araştırılmıştır. Bu yargıları derinlemesine anlamak, onların birbirinden nasıl ayrıştığını ve normlar, duygular ya da cezalandırma gibi olgularla nasıl ilişkilendiğini ortaya koymayı gerektirir. Ahlaki yargılar, bireylerin hem kendilerine hem de başkalarına yönelik gerçekleştirdikleri temel toplumsal değerlendirmeleri içerir ve yalnızca gözlemlenen davranışlara değil, aynı zamanda bireyin karakterine ilişkin daha kalıcı ve derin anlamlar taşır. Ahlak felsefesi ve psikoloji alanındaki güncel ampirik araştırmalar, bu yargıların özellikle başkalarına zarar veren ve toplumsal normlarla çelişen eylemler üzerine yoğunlaştığını göstermektedir. Bununla birlikte bireyler arasında neyin ahlaki neyin gayri ahlaki olduğu konusunda önemli görüş ayrılıkları gözlenmektedir. Bu farklılığın temel nedenlerinden biri, bireylerin etik durumlarının -diğer bir deyişle, idealizm ve görecilik düzeylerinin- değişkenlik göstermesidir. Bu bağlamda Etik Durum Kuramı, bireylerin ahlaki inanç, tutum ve değerlerinin bütüncül bir kişisel ahlak felsefesi oluşturduğunu ve bu sistemin iki temel boyut olan idealizm ve görecilik tarafından şekillendiğini ileri sürmektedir. Kuramsal ve ampirik çalışmalar, ahlaki karar verme süreçlerinde bu iki boyutu eylemin yol açtığı zarar ya da yararın düzeyi ve eylemin ahlaki normlarla ne ölçüde uyum sağladığı açısından tanımlamaktadır. Ahlaki karar verme, bireyin etik ilkeler, kişisel değerler ve toplumsal normlar doğrultusunda bilinçli tercihlerde bulunma sürecidir. Özellikle öğretmenlik gibi yüksek toplumsal etki taşıyan mesleklerde bu süreç profesyonel bir sorumluluk olarak kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda geliştirilen Etik Durum Ölçeği, bireylerin idealist ve göreceli tutumlarını ölçmek amacıyla tasarlanmış olup söz konusu boyutların kuramsal geçerliliğini destekleyen çok sayıda bulgular sunmaktadır. Ancak bazı maddelerin ölçülmek istenen yapılarla yeterince örtüşmemesi ve iç tutarlılığın artırılabilir olması yönündeki araştırma bulguları ölçeğin yeniden değerlendirilmesi ve geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, etik karar verme süreçlerini değerlendirmede yaygın olarak kullanılan revize edilmiş Kısa Form Etik Durum Ölçeği’nin (EDÖ-5) Türkçe’ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Uyarlama süreci; çeviri ve geri çeviri yöntemleri ile dilsel eşdeğerlilik, yapı geçerliği ve güvenilirlik analizlerini kapsamaktadır. Araştırma, 2024-2025 öğretim yılında Trabzon Üniversitesi Eğitim ve İlahiyat Fakültesi öğrencileri arasından kolay ulaşılabilir olma ve gönüllülük esasına göre amaçlı örnekleme yöntemi ile elde edilen üç ayrı veri setiyle yürütülmüştür. Birinci grup (n=50) ile dilsel eşdeğerlilik çalışması yapılmış, ikinci grup (n=434) verileriyle Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) gerçekleştirilmiş, üçüncü grup (n=438) ise Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, ölçeğin özgün formunda yer alan iki faktörlü yapının (idealizm ve görecilik) Türkçe formunda da korunduğunu göstermektedir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayıları idealizm boyutu için .79, görecilik boyutu için .76 olarak bulunmuştur. Netice itibariyle, EDÖ-5’in Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu ve etik karar verme süreçlerini inceleyen araştırmalarda kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026A research to examinate the relationship between brand hate, newom and boycotting behavior
Çinar, Binnaz; Eda, Dişli Bayraktar; Alp, Mustafa; Kalca, Adem
This study aims to examine the effect of brand hate on consumers’ boycott behavior by exploring the mediating role of negative word-of-mouth (NeWOM). Data were collected from 396 consumers through an online survey distributed via social media and analyzed using Structural Equation Modeling. The findings reveal that brand hate significantly increases NeWOM; NeWOM influences boycott intention and partially mediates the relationship between brand hate and boycott behavior. Overall, strong feelings of brand hate enhance consumers’ tendency to spread negative opinions and experiences, which directly or indirectly strengthen their intention to boycott; thus, the study contributes to understanding the negative emotional and communicational dimensions of consumer–brand relationships.
- MakaleAçık Erişim2026Varlık vergisi’nin azınlık karşıtı bir uygulamaya dönüşmesi: tasviri efkâr gazetesi üzerinden bir inceleme
Bal, Bülent
Varlık Vergisi, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’nın olağanüstü koşullarında ortaya çıkan mali kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla 1942 yılında çıkarılmıştır. Ancak çıkarılan vergi, uygulama aşamasında mali beklentilerle sınırlı kalmayarak azınlık karşıtı bir politikanın aracı haline dönüştürülmüştür. Bu çalışmanın amacı, bu dönüşüm öyküsünün kamuoyuna nasıl aktarıldığını ve meşrulaştırıldığını, dönemin milliyetçi ve Alman yanlısı yayın çizgisiyle öne çıkan Tasviri Efkâr gazetesi örneği üzerinden ele almaktır. Araştırmada metodolojik olarak nitel yöntem benimsenmiştir. Gazetede yer alan haberler, köşe yazıları ve yorumlar, nitel yöntemlerden tarihsel tanımlayıcı ve söylem analizi yaklaşımları çerçevesinde incelenmiştir. İnceleme sonucunda, Varlık Vergisi’nin yalnızca savaş ekonomisinin yarattığı mali yükü hafifletmeye yönelik bir araç olmadığı, aynı zamanda ideolojik ve siyasal bir müdahale mekanizması olarak işlev gördüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda milliyetçi retoriğin vergi politikasıyla iç içe geçirildiği, azınlık karşıtı tutumların basın aracılığıyla meşrulaştırılarak yeniden üretildiği ortaya konulmuştur.
- MakaleAçık Erişim2026The relationship between intellectual capital and financial performance: an application on small and medium-sized businesses
Karaaslan, İbrahim; Karadavut, Ayşegül
This study investigates the impact of intellectual capital on financial performance. The sample comprises annual data from 2012 to 2023 for companies listed on the BIST SME Industry Index. Two models were constructed in the study. In the first model, return on assets was the dependent variable, while structural capital efficiency, human capital efficiency, capital employed efficiency, market capitalization, and leverage ratio were independent variables. In the second model of the study, market value was the dependent variable, and structural capital efficiency, human capital efficiency, capital employed efficiency, leverage ratio, and return on assets were the independent variables. The study found a statistically significant positive relationship between return on assets, firms’ market values, and capital efficiency. There was also a statistically significant negative relationship between human capital efficiency and the leverage ratio. Firms’ market values were positively related to return on assets and structural capital efficiency. In contrast, the relationship between firms’ market values and capital efficiency was significant and negative.
- MakaleAçık Erişim2026Filistin-İsrail Savaşı Esnasında Hastaneye Yapılan Saldırının Savaş Suçu Bağlamında Değerlendirilmesi
Karaer, Merve
Günümüzde din, dil, ırk ayırımı yapılmaksızın insanlara sağlık hizmeti sunulmalı ve sağlık hizmetlerinin güvenliği korunmalıdır. Bu bağlamda, savaş veya silahlı çatışmalar sırasında hastanelere yönelik saldırılar uluslararası ceza yargısının konusu hâline gelmiştir. Bu çalışmada, Filistin-İsrail Savaşı bağlamında hastane saldırılarının bir savaş suçu olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlanmakta, sağlık hizmetlerinin savaş ortamında nasıl ihlal edildiğine dikkat çekilmektedir. Araştırma kapsamında nitel araştırma yöntemi kullanılmış, veriler sosyal medya platformu X üzerinden toplanmıştır. Hastane saldırısının ardından geçen 24 saatlik süreçte “hastane saldırısı” anahtar kelimesiyle yapılan taramalarda ulaşılan 361 kullanıcı yorumu MAXQDA 2020 programına aktarılmış ve tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Kodlama ve tema oluşturma süreci, araştırma sorularına bağlı olarak sistematik biçimde yürütülmüştür. Analiz sonucunda iki temel tema belirlenmiştir: (1) Hastane saldırısının yorumlanması – savaş suçu, uluslararası hukukun ihlali, insanlık suçu gibi kavramsallaştırmalar; (2) Saldırıya gösterilen tepkiler – lanetleme, protesto, diplomatik tepkiler ve yas ilanları. Katılımcı yorumları saldırıların yalnızca hukuki değil aynı zamanda etik ve insani bir kriz olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Sonuç olarak, uluslararası toplumun bu tür saldırılara karşı daha etkin yaptırımlar uygulaması gerektiği, mevcut hukuki mekanizmaların yetersiz kaldığı ve sağlık tesislerine yönelik ihlallerin sistematik savaş stratejilerinin bir parçası hâline geldiği görülmüştür. Çalışma hem literatüre katkı sağlamayı hem de savaş koşullarında sağlık hizmetlerinin korunmasına yönelik farkındalık geliştirmeyi amaçlamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Removal of Pb(II) ions from aqueous solutions by Brevibacillus agri-loaded clay: Kinetic, isotherm, and artificial neural network modeling
Belduz, Ali Osman; Inan, Kadriye; Duran, Celal; Ozdes, Duygu; Ozeken, Sengul Tugba; Nalçaoğlu, Aleyna; Şeker, Serdal
In this study, a novel and efficient adsorbent was developed by immobilizing inactivated Brevibacillus agri biomass onto an abundant natural clay via a simple synthesis route for Pb(II) removal from aqueous media. The adsorption behavior of inactivated Brevibacillus agri-loaded clay (BLC) was evaluated using batch experiments by investigating the effects of initial solution pH (2.0–6.0), BLC dosage (0.5–4.0 g/L), contact time (1–180 min), initial Pb(II) concentration (10–420 mg/L), temperature (25–80°C), and the presence of foreign ions. The optimum conditions were determined to be an initial solution pH of 5.0 and a contact time of 120 min. Isotherm models were applied to elucidate the interactions between Pb(II) ions and BLC, while kinetic studies were conducted to evaluate the adsorption performance and underlying mechanisms. The maximum adsorption capacity of BLC was determined as 65.4 mg/g according to the Langmuir isotherm model. Thermodynamic parameters revealed that Pb(II) adsorption on BLC was exothermic, feasible, and spontaneous at 25ºC. Artificial neural network (ANN) studies provided highly accurate predictions by modeling and confirmed the reliability and applicability of the model for Pb(II) removal in industrial applications. This study presents an innovative and sustainable approach for heavy metal removal, offering an effective solution applicable to environmental remediation processes.
- MakaleAçık Erişim2026Comparative evaluation of bioactive properties of Philadelphus coronarius leaf and flower extracts: Antioxidant and enzyme inhibitory activities
Burnaz, Nesibe Arslan; Zemzemoglu, Tuba Eda Arpa
This study comparatively evaluated the bioactive properties of Philadelphus coronarius leaf and flower extracts, focusing on phenolic composition, antioxidant capacity, and enzyme inhibitory activities. Plant materials were collected, dried, powdered, and extracted using 80% ethanol via ultrasound-assisted extraction. Total phenolic content (TPC), total flavonoid content (TFC), and antioxidant activities (ABTS, DPPH, and FRAP assays) were determined, along with α-glucosidase and acetylcholinesterase inhibitory activities. The leaf extract exhibited significantly higher phenolic and flavonoid contents (4082.81 mg GAE/100 g DW and 3444.17 mg CE/100 g DW, respectively) compared to the flower extract (1864.06 mg GAE/100 g DW and 869.17 mg CE/100 g DW). Similarly, the antioxidant capacities (DPPH, ABTS, and FRAP values) of the leaf extract were found to be significantly higher than those of the flower extract. In enzyme inhibition studies, the leaf extract demonstrated stronger α-glucosidase inhibitory activity (IC50: 0.0211 mg/mL) than the flower extract (IC50: 0.0523 mg/mL). In contrast, acetylcholinesterase inhibition was similar for both extracts. Overall, the findings indicate that P. coronarius leaves possess a strong bioactive potential, particularly in terms of phenolic compounds, antioxidant capacity, and α-glucosidase inhibitory activity. Therefore, the leaf part of this species may be considered a promising natural source of antioxidants and functional bioactive compounds.
- MakaleAçık Erişim2026Effects of drying methods on physicochemical properties and bioactive compounds of wild fruits native to the Gümüşhane flora of NE Türkiye
Bulut, Volkan Numan; Baltaci, Cemalettin; Gundogdu, Ali; Barlak, Esra
Wild fruits are valuable natural sources of bioactive compounds with significant nutritional and functional properties. This study comparatively evaluated the effects of freeze-drying (FD), oven drying (OD), and open-air drying (AD) on the physicochemical properties, total phenolic content (TPC), vitamin C content, and antioxidant properties of five wild fruit species naturally growing in the Gümüşhane region of Türkiye: wild pear (Pyrus elaegrifolia Pall.), hawthorn (Crataegus orientalis), rosehip (Rosa canina L.), cornelian cherry (Cornus mas L.), and barberry (Berberis vulgaris). Drying method markedly affected both physicochemical characteristics and bioactive compounds. Oven drying produced the lowest water activity values (0.10–0.34), indicating enhanced microbiological stability, whereas freeze-dried samples generally showed superior preservation of phenolic compounds and antioxidant activity. The highest TPC was observed in air-dried cornelian cherry (935.59 mg GAE/kg), while freeze- dried rosehip exhibited the highest TPC among freeze-dried samples (907.63 mg GAE/kg). Vitamin C was highly sensitive to thermal processing, and most oven-dried samples showed values below the detection limit (<0.30 mg/kg). In contrast, freeze-dried rosehip retained the highest vitamin C content (1594 mg/kg). Freeze-dried cornelian cherry exhibited the highest DPPH radical scavenging activity (93.45%), whereas oven-dried rosehip showed the highest total antioxidant content (33.38 mg/g). The relatively high antioxidant values observed in some oven-dried samples may also be partially associated with the formation of Maillard reaction products exhibiting antioxidant properties under thermal processing conditions. Correlation and hierarchical cluster analyses revealed statistically significant (p < 0.05) fruit-specific differences in antioxidant behavior and clustering patterns, indicating that the responses to drying treatments were more strongly influenced by fruit matrix composition than by drying method alone. The findings demonstrate that the effects of drying treatments are strongly fruit matrix-dependent and that no single drying method is universally optimal for preserving all quality attributes of wild fruits.
- MakaleYalnız künye2026Tip 2 Diyabet Mellituslu Bireylerde Diyabet Farkındalığı ve Kabul Düzeyleri ile Sağlık Okuryazarlığı Arasındaki İlişki: Tanımlayıcı-Kesitsel Bir Çalışma
Demirağ, Hatice; Cosar, Dilan Aktepe; Aktepe, Yusuf
Amaç: Bu çalışma, Tip 2 diyabetli hastalarda diyabet farkındalığı ve kabul düzeyleri ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, 15 Temmuz 2025 ile 15 Kasım 2025 tarihleri arasında Türkiye'nin kuzeydoğusundaki hastane ve kliniklere başvuran ayakta tedavi gören hastalar arasında kesitsel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Katılımcılar 18 yaş ve üzeri olup tip 2 diyabet hastasıydı; gebelik diyabeti olanlar veya anketi tamamlayamayanlar çalışmadan dışlanmıştır. Veriler, Hasta Bilgi Formu, Diyabet Farkındalığı ve Kabul Ölçeği (DAAS) ve E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (EHLS) kullanılarak yüz yüze görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testleri, ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların ortalama yaşı 56,2±14,9 yıl; %62,7'si kadındı. Ortalama DAAS ve EHLS puanları sırasıyla 81,6±18,7 ve 22,1±8,3 idi. Erkekler ve bekar bireylerin EHLS puanları daha yüksekti; daha yüksek eğitim düzeyi daha yüksek EHLS puanlarıyla ilişkiliydi. DAAS puanları hastalık süresiyle artarken, EHLS puanları yaş ve daha uzun hastalık süresiyle azaldı. Tüm DAAS alt ölçekleri ile EHLS arasında pozitif korelasyonlar gözlendi. Birçok katılımcı, çevrimiçi sağlık bilgisi edinmeye yönelik belirsizlik veya olumsuz tutumlar ifade etti. DAAS farkındalık alt ölçeği, DAAS kabul alt ölçeği ve DAAS toplam puanı ile EHLS toplam puanı arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0.001). Sonuç: Çalışma, Tip 2 diabetes mellituslu bireylerde diyabet farkındalığı, kabulü ve e-sağlık okuryazarlığı arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon bulmuştur. Yaş, eğitim, medeni durum, hastalık süresi, genel sağlık algısı, aile öyküsü ve beslenme alışkanlıklarının bu değişkenler üzerinde etkili olabileceği bulunmuştur.

















