Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Analysıs of the relatıonshıp between rısk ındıcators and fınancıal performance ın partıcıpatıon banks: the case of türkiye

    Pala, Fahrettin

    This study examines the impact of risk indicators on financial performance in participation banks operating in Turkey. Participation banks, which operate according to interest-free banking principles, have their own unique risk structure. In this context, the effects of credit risk, liquidity risk, operational risk, leverage risk, and market risk on financial performance indicators were investigated using panel data analysis with data from the 2016–2023 period. The relationship between variables in the analysis was determined using the Driscoll–Kraay (1998) method and the random effects method. The analysis results show that the loan loss ratio (credit risk) and asset volatility (market risk) in participation banks have statistically significant effects on financial performance. Operational risk and leverage risk were found to be significant in some models, while the impact of liquidity risk remained statistically weak in all models. Generally, it has been observed that risk indicators have a heterogeneous and variable impact on financial performance. The study contributes to the literature on participation banking and offers suggestions to policymakers regarding the development of risk management strategies.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    Yiğitler (tekman/erzurum) yöresindeki jeotermal ve soğuk su kaynaklarının hidrokimyasal özellikleri

    Kaygusuz, Abdullah; Vural, Alaaddin; Kaygusuz, Kamil; Sen, Ahmet Dundar; Çavuş, Dilek

    Bu çalışma, Erzurum-Tekman Yiğitler köyü civarındaki jeotermal, soğuk ve yüzey sularının hidrokimyasal özelliklerini, kökenini ve kullanım olanaklarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. İnceleme alanında jeotermal sistemin ana hazne kayacını peridotit ve gabro türü kayaçlardan oluşan Şahvelet Ofiyolitleri ile Kösehasan Formasyonu içindeki kireçtaşları, örtü kayacını ise masif yapıdaki Bingöldağı volkanitleri oluşturmaktadır. İncelenen jeotermal suların sıcaklık değerleri 43-49 °C, pH değerleri 7.03-8.33 ve EC değerleri 950-1550 µS/cm arasında değişmektedir. Analizler sonucunda, jeotermal, yeraltı ve yüzey sularının Ca-Mg-HCO₃ fasiyesinde olduğu belirlenmiştir. Piper, Schoeller ve Gibbs diyagramları ile yapılan sınıflandırmalar, aynı kaynaktan beslenen tek bir hidrokimyasal sistemin varlığına işaret etmektedir. (Ca+Mg)-(HCO₃+SO₄) diyagramı, Ca/Mg, HCO₃/SiO₂ ve Ca+Mg/HCO₃ oranları, CAI-I ve CAI-II indeksleri, kaya-su etkileşimine bağlı olarak su kimyasının genelde karbonat daha az oranda da silikat ayrışma süreçlerinden etkilendiğine işaret etmektedir. Hazne kaya sıcaklıkları silis jeotermometreleri ile 52-93°C, entalpi-silis karışım modeli ile 127-141°C hesaplanmıştır. Bu durum, akışkanın sığ seviyelerde %28-46 oranında soğuk yeraltı suları ile karıştığını göstermektedir. İçme suyu standartları açısından; soğuk kaynak suları uygun, yüzey suları ise sulama için elverişli bulunmuştur. Jeotermal sular; yüksek Ca, Fe, Mn, As ve NH4 derişimleri nedeniyle içme amaçlı kullanılamazken, kimyasal değerleri bakımından kaplıca kullanım potansiyeline sahiptir.

  • MakaleYalnız künye2026
    Sosyal medyadan yansıyan Tarsus mutfak kültürü: Youtube içeriklerinin analizi

    Evren, Savaş; Evren, Emine Şimşek

    Bu çalışmada, son yıllarda gastronomisiyle öne çıkan ve hakkında yoğun dijital içerik üretilen destinasyonlardan biri olan Tarsus’un mutfak kültürünün sosyal medyada nasıl temsil edildiğinin ortaya konulması ve ilgili içerikler üzerinden kentin mutfak kültürünün temel özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada veri kaynağı olarak YouTube platformu tercih edilmiş ve örneklem kapsamına 21 video dahil edilmiştir. Video seçiminde son 10 yıl içerisinde yayımlanmış olması ve kentin mutfak kültürüne ilişkin kapsamlı içerikler sunması temel ölçütler olarak dikkate alınmıştır. Veriler manuel içerik analizi yöntemiyle incelenmiş ve analiz kapsamında altı tema belirlenmiştir: “gelenekselin farklılaştırılması”, “uzmanlaşma ve ustalık”, “kültürel etkileşim”, “doğal ürün kullanımı”, “uygun fiyat” ve “gastronomik aglomerasyon ve turizm”. Bulgular, Tarsus mutfağında humus, kebap ve lahmacun gibi yaygın geleneksel yemeklerin içerik veya sunum biçimlerinde yapılan değişikliklerle yeniden yorumlandığını ve bu süreçte kuşaktan kuşağa aktarılan ustalık kültürünün etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca Tarsus’un çok kültürlü yapısının mutfak kültürüne de yansıdığı; özellikle Arap ve Orta Doğu mutfağına ait yemeklerin yerel yorumlarla “Tarsus usulü” biçimine dönüştürüldüğü belirlenmiştir. İçeriklerde doğal ürün kullanımının vurgulandığı ve fiyatların birçok destinasyona kıyasla daha uygun olduğunun ifade edildiği görülmüştür. Bunun yanı sıra, yiyecek-içecek işletmelerinin birbirine yakın konumlanmasının gastronomik bir aglomerasyon oluşturduğu ve bunun gastronomi turizmi açısından önemli bir avantaj sağladığı tespit edilmiştir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleAçık Erişim2026
    “Eshatolojik Kur’ân Çevirisi” Adlı Meâl Üzerine Bazı Değerlendirmeler

    Aydın, Hasan

    Bu makalede Taner Demirci Lopez’in Eshatolojik Kur’ân Çevirisi adlı eseri şekil, üslûp ve içerik açısından eleştirel bir yaklaşımla incelenmektedir. Söz konusu eser birçok yönüyle diğer meâllerden farklılık arz etmektedir. Meâl yazarı sûrelere içeriğinden hareketle değişik isimler vermiştir. Ayrıca yazar, “açıklamalı çeviri” olarak nitelendirdiği eserinde, İslâm geleneğinde bulunan hiçbir bilginin kullanılmadığını ifade etmektedir. Kur’ân’ın anlaşılmasındaki en temel engelin İslâmî birikim olduğunu belirtmektedir. Makalemizde, Lopez’in Bakara sûresi çevirisinde tespit edilen, genel kabullerden farklı tercümeleri değerlendirilmiştir. Buna göre yazar, ibadetlerde şekilsel bir durumun olamayacağı yargısıyla ilgili âyetleri tercüme etmiştir. Kelime analizlerinin isabetli olmadığı görülen yazar, 19’culuk düşüncesiyle Kur’ân’a yaklaşmaktadır. Dolayısıyla çevirisine almasına rağmen, Tevbe sûresinin son iki âyetinin Kur’ân âyeti olmadığını ifade etmiştir. Makalede Lopez’in namaz, oruç, hac, Safa ve Merve, umre, Mekke/Kâbe, reenkarnasyon, şeytan ve melek ile ilgili verdiği çeviri karşılıkları ve açıklamaları ele alınmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Montessori ve STEM Yaklaşımlarının Karşılaştırmalı İncelenmesi: Türkiye’deki Lisansüstü Araştırmaların Analizi

    Arslan, Adem

    Son yıllarda erken çocukluk eğitiminde yenilikçi ve çocuk merkezli yaklaşımlara yönelik ilgi artmıştır. Montessori ve STEM yaklaşımları kavramsal olarak farklı olsa da, her ikisi de yaratıcılığı, problem çözme becerilerini ve bütüncül gelişimi desteklemeye odaklanmaktadır. Türkiye’de bu alanlarda yapılan lisansüstü araştırmalar artış göstermiş, ancak sistematik karşılaştırmalar sınırlı kalmıştır. Bu çalışma, Türkiye’de Montessori ve STEM yaklaşımlarına ilişkin lisansüstü tezleri karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, metodolojik eğilimleri, tematik odakları ve literatürdeki boşlukları belirleyerek gelecekteki eğitim uygulamalarına ve araştırmalara yönelik öneriler sunmaktadır. Çalışmada Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi’nden elde edilen toplam 80 lisansüstü tez doküman analizi yöntemiyle incelenmiştir. Tezler; akademik alan, anabilim dalı, üniversite, çalışma grubu, örneklem büyüklüğü, tez türü, araştırma deseni ve veri analiz teknikleri açısından değerlendirilmiştir. Bulgular, her iki yaklaşımın da ağırlıklı olarak okul öncesi eğitim alanında incelendiğini ve ana katılımcıların okul öncesi çocuklar ile öğretmenler olduğunu göstermektedir. Montessori tezlerinde deneysel desenler daha yaygınken, STEM tezlerinde ön test–son test ve karma yöntem yaklaşımlarına daha sık yer verilmiştir. Her iki alanda da doktora düzeyinde ve nitel araştırmaların az olduğu belirlenmiştir. Montessori tezlerinde öne çıkan temalar STEM entegrasyonu, yaratıcı düşünme ve motor beceriler; STEM tezlerinde ise bilimsel süreç becerileri, öz yeterlik ve öğretmen görüşleridir. Bulgular Montessori ve STEM yaklaşımlarının okul öncesi eğitimde birbirini tamamlayıcı ve bütünleştirici bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koymaktadır. STEM tezlerinin daha çok bilimsel ve bilişsel becerilere odaklandığı; Montessori tezlerinin ise çocuk gelişimini çok yönlü ele alan daha bütüncül ve gelişim temelli bir yapı sergilediği söylenebilir. Çalışma, yöntemsel çeşitliliğin artırılması, farklı yaş gruplarının sürece dahil edilmesi, ebeveyn katılımının güçlendirilmesi ve her iki yaklaşımın öğretmen eğitimi programlarına entegre edilmesi gerektiğini önermektedir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye’de Tek Partili Dönem’in Çözülüşünde Örgütsel Muhalefet: Dörtler Hareketi ve Muhalefetin Politikası

    Vural, Mehmet Fatih; Tokmak, Meriç

    Dörtlü Takrir Olayı’nın adını koyduğu Dörtler hareketinin yükselişi Türkiye’de Tek Partili Dönem’in çözülüşünü ivmelendiren bir uğrak olarak öne çıkar. Savaş sonrası Türkiye’sinde CHP içinde billurlaşan bölünme sürecinde Dörtler muhalefetinin politikasının analizi makalenin konusunu oluşturmaktadır. Makale, muhaliflerin nihai hedefleri, muhalif pozisyonlarının siyasal dayanakları ve nihai hedefe ulaşabilmek için öngördükleri-kullandıkları stratejiler kapsamında Dörtlerin politikasını, parti/iktidar cephesinin politikasıyla bakışımlı olarak ve literatürde gözlemlenmeyen bir tarzda “örgütsel muhalefet” (organizational dissent) perspektifinden katkı almaya çalışarak incelemek amacındadır. Dörtlü Takrir’in içeriminin tespit edilmesi, muhalefetin politikasıyla bağlantılarının kurulması ve bunların örgütsel muhalefet mefhumu içinde irdelenmesi incelemenin anahtarı olarak belirlenmektedir. Makale; Dörtlerin nihai hedef ve muhalefet stratejisinin birbiriyle ilişkilendirilerek değerlendirilmesi gerektiği, muhalefetin bütün gaye ve stratejisinin Takrir’e sıkıştırılamayacağı, muhalefetin politikasının bir süreç bağlamında kavranabileceği, muhalefetin politikasının analizinin de bu sürecin safhalara ayrılmasıyla gerçekleştirilebileceği, örgütsel muhalefet objektifinden bakıldığında örgütsel muhalefet temasındaki süreçlere ilişkin zenginliklerin Dörtler hareketinde görülebileceği argümanlarını esas almaktadır. Makalede Takrir’i veren muhaliflerin Dörtlü Takrir’de açığa vurulan (subjektif) nihai hedefinin, esasen çoğulculu bir demokratikleşmenin gerçekleştirilmesi olduğu ortaya koyulmaktadır. Ancak, bütünsel olarak değerlendirildiğinde iktidarı elde etmenin Dörtler hareketinin objektif nihai hedefi olduğu izlenmektedir. Subjektif nihai hedefin, objektif nihai hedefe ulaşmak için muhaliflerce bir basamak olarak düşünüldüğü, örgütsel muhalefeti “açık”-“dikey” biçime kavuşturan Dörtlü Takrir’in bu çerçevede kullanıldığı savunulmaktadır. Bu saptama, Dörtlerin objektif nihai hedefi doğrultusunda, iç-dış muhalefet perspektifli, bir süreç bağlamında safhalara yayılmış bir strateji öngördüğünün teşhis edilmesiyle ve “örtük”, “açık”, “yer değiştirmiş” muhalefet esnstrümanlarının tüketilmesinin ardından muhalifler açısından, iktidar hedefini gözeten bir şekilde, Dörtlü Takrir’in reddi ve “damgalama”, “misillemeler” sonrasında, ikinci safhaya, dış muhalefet düzlemine geçme mecburiyetinin doğduğunun bulgulanmasıyla desteklenmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye’de Yerel Basının Akademik Manzarası: DergiPark’ta Yayınlanan Makalelerin Bibliyometrik Analizi

    Demirel, Çağatay

    İletişim, kitle iletişim araçlarının hâkimiyetinde uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel şekilde varlığını devam ettirmektedir. Kitle iletişim araçlarının yereldeki ayağını temsil eden, yayınlandığı bölgedeki toplum yaşamını bütünüyle kapsayıp geniş bir içerik yelpazesi oluşturan ve sınırlı olanaklarıyla yereldeki kitlenin bilgiye olan ihtiyaçlarını karşılayan yerel basın, medya ekosisteminin başat unsurlarından biridir. Akademik çalışmalara konu olan böylesi başat bir unsurun, Türkiye’deki akademik manzarasının “nicelik” ve “haritalama” odaklı bir bakış açısıyla incelenmesi, iletişim bilimleri alanyazınına katkı sunması açısından oldukça önemlidir. Dolayısıyla bu çalışma, Türkiye’de yerel basının akademik manzarasını inceleyerek DergiPark’ta “yerel basın” konusundaki araştırmaların bibliyometrik analiz ile haritalandırılmasını amaçlamaktadır. Araştırma amacına bağlı olarak Türkiye’de yerel basın konusundaki çalışmalar araştırmanın evrenini oluştururken örneklem, açık erişimli akademik yayın platformu olan DergiPark veri tabanı ile sınırlı tutulmuştur. Sonuç olarak nicel araştırma yaklaşımının benimsendiği bu araştırmada, 2005-2025 yılları arasında toplamda 115 çalışmaya ulaşılmış ve yazarlar tarafından gerçekleştirilen çalışmaların bibliyometrik haritasında makalelerin metodolojik eğilimlerinin nitel araştırma tasarımları etrafından kümelendiği tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada, “yerel basın” konusundaki çalışmaların ağırlıklı olarak erkek yazarlar tarafından yürütüldüğü ve VOSviewer programı aracılığıyla veri setindeki makalelerde en fazla kullanılan anahtar kelimelerin yerel basın, gazetecilik, medya, basın ve içerik analizi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    A New Caputo-Fabrizio Hybrid Method for the Numerical Solution of Caputo-Fabrizio Fractional Epidemic Model

    Anaç, Halil; Alkan, Asli

    This paper presents a novel Caputo–Fabrizio hybrid numerical method for examining the dynamics of fractional epidemic models defined by memory effects and non-singular kernels. The proposed method combines the Caputo–Fabrizio fractional derivative with a hybrid transform framework, facilitating the derivation of accurate and convergent approximate solutions for nonlinear epidemic systems. The model's parameters are analyzed in relation to infection transmission and recovery dynamics, whereas the fractional order α regulates the magnitude of memory and genetic influences. Numerical simulations indicate that the novel hybrid method exhibits remarkable concordance with established results for integer-order scenarios, while showcasing enhanced precision, computing efficiency, and robustness in fractional contexts. The suggested method offers a versatile and effective analytical instrument for investigating real-world epidemic occurrences exhibiting long-term memory traits.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Synthesis, Structural Characterization and Surface Modification of TBA-Br/Mt Organoclays at Different Cation Exchange Ratio

    Kıranşan, Murat

    In this study, the synthesis of TBA-Br/Mt organoclay at different cation exchange ratios was carried out using tetrabutyl ammonium bromide (TBA-Br) surfactant on Montmorillonite (Mt) clay. Due to the swelling properties of Mt layers with water, it’s possible to disperse or deaggregate clay aggregates into a single layer under appropriate preparation conditions. Silicate clay minerals consist of octahedral and tetrahedral layers. The most commonly used fillers in the synthesis of organoclays have a silicate layer structure. The cation exchange capacity (CEC) of montmorillonite clay is usually dependent on the Si/Al ratio. The structures of TBA-Br/Mt organoclays synthesized at different cation exchange capacities were characterized by X-ray diffraction (XRD), X-ray fluorescence (XRF), Fourier-transform infrared spectroscopy (FT-IR), N2 adsorption/desorption (BET), Scanning electron microscope (SEM), and Transmission electron microscope (TEM). It was observed that the BET surface area decreased as the CEC ratio increased from 0.5 to 2.0 due to the increase in the amount of tetrabutyl ammonium bromide (TBA-Br) in the synthesized TBA-Br/Mt organoclay. As can be understood from the TEM images, it was observed that the Mt layers partially expanded as the CEC ratio increased from 0.5 to 2.0.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Havayolu işletmelerinde Covid-19 pandemi sonrası marka güveni üzerine yapılan çalışmaların incelenmesi

    Polat, Güler; Yayla, Hasan

    Bu çalışma, havayolu işletmelerinde marka güveni konusuna ilişkin literatürün yapısını, gelişim sürecini ve tematik yönelimlerini bibliyometrik yöntemler aracılığıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, 2022-2025 yılları arasında Web of Science (WoS) veri tabanında yayımlanan toplam 26 makale analiz edilmiştir. Çalışmada yayın eğilimleri, dergi ve kurum dağılımları, ülke bazlı katkılar, atıf yapıları, anahtar kelime ilişkileri, tematik kümelenmeler ve iş birliği ağları bibliyometrik teknikler kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, havayolu sektöründe marka güveni literatürünün pandemi sonrası dönemde hızlı bir büyüme sergilediğini, ancak son yıllarda olgunluk aşamasına yaklaşan bir yapı gösterdiğini ortaya koymaktadır. Literatürün entelektüel temelinin ağırlıklı olarak pazarlama, hizmet kalitesi, marka değeri ve tüketici davranışları literatürüne dayandığı belirlenmiştir. Tematik analizler, çalışmaların özellikle hizmet kalitesi, algılanan değer, müşteri memnuniyeti ve marka sadakati ekseninde yoğunlaştığını ve zaman içerisinde ise araştırma odağının davranışsal sonuçlar, etkileşim ve performans etkilerine doğru evrildiğini göstermektedir. Bununla birlikte, yazar ve kurumlar arası iş birliklerinin sınırlı olduğu ve literatürün dağınık fakat disiplinler arası bir yapı sergilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, havayolu işletmelerinde marka güveni literatürünün mevcut durumunu bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koymakta ve alanın gelecekteki araştırmaları için kuramsal, yöntemsel ve bağlamsal boşluklara dikkat çekmektedir. Elde edilen bulguların hem akademisyenler hem de sektör uygulayıcıları için yol gösterici nitelikte olduğu değerlendirilmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Islamic Family Law in Liquid Publicity: Production of Rights Discourse via the Press within the Ottoman Law of Family Rights

    Gönan, Yavuz

    This study interrogates the transformations within Ottoman Islamic family law in the post-Tanzimat era, specifically focusing on the intersection of the Second Constitutional Period’s accelerated public sphere, the proliferation of print culture, and the normative contestations surrounding the 1917 Ottoman Law of Family Rights (Hukûk-ı Âile Kararnâmesi). Rather than conceptualizing family law reform as a purely technical exercise in codification, this article foregrounds the socio-legal dynamics that established family law as a critical site for negotiating legitimacy, methodology, and the public circulation or norms. The primary objectives is to shift the analytical focus away from discrete institutional outcomes -such as marriage, divorce, and poligyny- toward the more foundational question of how normative authority was produced, articulated, and stabilized amidst shifting administrative and discursive landscapes. Beginnin with the Tanzimat reforms, administrative modernization consolidated practices of registration, documentation, and surveillance, effectively rendering domestic relations legible to state institutions. This process of legibility did more than streamline governance; it repositioned family law as a domain inextricably linked to public order and state capacity. By the Second Constitutional Period, the instutituonalization of the press and the rise of women’s periodicals catalyzed the circulation of a rights- based vocabulary. Within this context, “rights” functioned not merely as a formal legal category but as a pervasive public idiom for claim-making, exerting unprecedented pressure on the legitimacy of inherited normative frameworks. The study contends that these pressure crystallized into two competing “thesis- antithesis” clusters: The Reformist Thesis: Mobilized concepts of justice, reform, and independent reasoning to advocate for interpretive adaptation and state-led regulatory intervention. The Traditional Antithesis: Emphasized order, continuity, and the preservation of juristic stability, rooted in an uṣūl - based discipline and evidentiary hierarchy. Crucially, the central conflict was often less about sprecific legal rulings and more about the meta-question of authority: who possessed the legitimate power to delimit the sphere of permissibility, and through which methodological framework could this authority be exercised? Zygmunt Bauman’s concept of liquid modernity is utilized here as an analytical lens -rather than a chronological label- to illuminate how accelerated norm-circulation and the pluralization of authority claims generated a climate of heightened uncertainty.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ahlak Gelişiminde Ebeveyn Rolü: Örtük Kuramlar ve Üretkenlik Üzerine Bir Değerlendirme

    Birinci, Ali

    Ahlak gelişimi, bireyler arası etkileşim süreçlerinin temelini oluşturması ve insanların birbirleriyle nasıl geçindiklerini ihtiva etmesi nedeniyle aileler ve toplumlar açısından kritik bir öneme sahiptir. Ahlaki temellerin atıldığı ve ilk sosyal deneyimlerin yaşandığı birincil ortamın aile olması, ebeveynlerin bu süreçteki belirleyici rolünü ön plana çıkarmaktadır. Literatürde ebeveyn özellikleri bağlamında ebeveynlik tarzları ve disiplin uygulamaları üzerine önemli çalışmalar bulunmakla birlikte ebeveyn zihniyetleri/örtük kuramları ile üretkenlik algılarına odaklanan araştırmaların nispeten sınırlı olduğu görülmektedir. Bu kapsamda araştırmada ebeveynlerin ahlak gelişimine katkıları, örtük kuramlar ve üretkenlik algısı olmak üzere iki temel kavram üzerinden kuramsal olarak değerlendirilmektedir. Çalışma nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda ahlak gelişimini aile perspektifinden yeniden düşünmeye imkân veren iki önemli kuramsal yapı birlikte ele alınarak literatüre katkı sunması beklenmektedir. Ortaya konulan kuramsal çerçeve ahlak gelişiminin yalnızca bilişsel bir muhakeme ya da akran etkileşimi süreci olmadığını aksine ebeveynlerin insan doğasına ve niteliklerine ilişkin temel inançları ile nesiller arası sorumluluk anlayışlarının bu sürecin merkezinde yer aldığını göstermektedir. Örtük kuramlar literatürü ışığında ebeveynlerin insan niteliklerini sabit ya da geliştirilebilir olarak algılamalarının disiplin pratiklerinden hata yönetimine, övgü dilinden cezalandırma tercihlerine kadar geniş bir yelpazede belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Sabit zihniyetin toptancı yargılar ve cezalandırıcı yaklaşımlar üzerinden kırılgan bir ahlaki karakter ve kimlik inşa edebileceği buna karşılık gelişim odaklı zihniyetin sürece duyarlı ve telafi edici pratiklerle ahlaki karakterin dinamik gelişimini destekleyebileceği sonucuna varılmıştır. Üretkenlik kuramı perspektifinden bakıldığında ise ebeveynliğin biyolojik olarak yalnızca çocuk doğurmaya indirgenemeyeceği aksine gelecek nesillerin iyiliğine yönelik ahlaki bir sorumluluk bilinciyle şekillenen bir süreç olduğu görülmektedir. Bu anlamda ebeveynlerin üretkenlik algılarının çocuklarına sundukları değerler, anlam çerçeveleri ve yaşam anlatıları aracılığıyla ahlaki karakter ve kimlik inşasını doğrudan etkileyebileceği söylenebilir. Gelecek araştırmaların bu iki değişken arasındaki ilişkiyi farklı kültürel bağlamlarda ampirik yöntemlerle test etmesi ve elde edilen bulgulara dayalı ebeveyn eğitim programları geliştirmesi önerilmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Mısırlı Edebiyatçı Yûsuf İdrîs’in Beyt min Lahm Adlı Kısa Öyküsü ve Grotesk Kadın Figürü

    Zeyrek, Merve

    Bu makalede, çağdaş Arap edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olan Mısırlı edebiyatçı Yûsuf İdrîs’in Beyt min Lahm isimli kısa öyküsü, grotesk estetik bağlamında incelenmiştir. Çalışmada, özellikle öykünün grotesk kadın bedeni üzerine kurgulanan anlatı yapısı çözümlenmiştir. Böylece İdrîs’in grotesk yönlü estetik tutumu ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırma sürecinde, doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Öykü metni üzerinden yapılan detaylı çözümlemelerle, grotesk kadın bedeninin işlevi ve anlam derinliği değerlendirilmiştir. Bu kapsamda makale, giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde İdrîs’in öykücülüğü, groteskin tanımı ve kadın figürlerin edebî metinlerdeki işlevleri hakkında kısa bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde öykü; olay örgüsü, anlatıcı-bakış açısı, zaman, mekân, kişiler dünyası ve tema başlıkları altında yapı açısından incelenmiştir. Bu yapısal çözümleme, öykünün çok katmanlı yapısını anlamaya yönelik bir zemin oluşturmuştur. İkinci bölümde ise İdrîs’in öyküyü kompone ederken yarattığı grotesk kadın bedeni, anlatı düzleminde ele alınmıştır. Makalede yapılan analiz sürecinde, İdrîs’in grotesk yapıyı abartı ve aşırılıkla betimlenen bir estetik unsur olarak değil, insan doğasındaki zıtlıkları ve ahlâkî çöküşü açığa çıkaran bir anlatı zemini olarak kullandığı görülmüştür. Öyküye ad olan “etten” evin, yalnızca fiziksel bir mekân olmadığı, karakterlerin bedensel ve ruhsal yoğunluğunu bir arada taşıyan psikolojik bir mekân olarak olaylar dizisine hizmet ettiği izlenmiştir. Ayrıca yüzük, nefes ve ses gibi leitmotiflerin hem olay örgüsünü hem de ahlâkî kırılmalarını yönlendiren önemli unsurlar olduğu görülmüştür. Sonuç olarak makalede, İdrîs’in bu öyküde kadın bedenini estetik bir haz nesnesi olmaktan çıkararak dinî, ahlâkî ve toplumsal meşrûiyet yargılarının çöküşünü temsil eden grotesk bir alan haline getirdiği saptanmıştır. Buna binaen, Beyt min Lahm yazarın grotesk estetiği toplumsal eleştiriyle buluşturan anlatı tarzının iyi bir örneğidir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    In Ḥāccī Bektāş Velī’s Work Entitled “Maqālāt” the Concept of “The City of The Heart

    Yildirim, Birol; Şimşek, Selami

    This study examines the “city of the heart” (madīnat al-qalb) concept within the seventh and eighth chapters of the Maḳālāt by Ḥāccī Bektāş Velī, a preeminent figure of Anatolian spiritual wisdom (ʿirfān). The analysis is situated within taṣawwufī thought, human conception, and moral edification. A Turkmen shaykh and pīr of the Baktāshiyya ṭarīqa, he journeyed from Nīshāpūr through centers like Najaf, Mecca, al-Ḳuds, Damascus, before settling in Sulucakarahöyük. Revered by his adherents (muntasibīn) as “Hünkār” (sovereign), he lived during a tumultuous era. He actively steered the populace away from armed insurrection, guiding them toward a settled, productive existence through agriculture. Refraining from the Bābāʾī and Akhī Awrān uprisings, he emphasized that the greatest striving is the spiritual struggle against one's own carnal soul (nafs). The study focuses on his conceptualization of the heart as a vast city encompassing all existence from the Divine Throne (al-ʿArsh) to the earth (al-Farsh). In this paradigm, the physical body is the city's citadel, the breast its bazaar, and the inner organs its shops. Virtues such as rectitude (ṣidḳ), volition (irāda), love (maḥabba), reverence (khawf), hope (radjāʾ), certitude (yaḳīn), and absolute reliance on God (tawakkul) are the precious wares therein. Faith (īmān) is the core jewel (jawhar), intellect (ʿaḳl) the mosque (masjid), and spiritual knowledge (maʿrifa) the radiant light illuminating the city. Fundamentally, this research elucidates how the Maqālāt constructs the heart not merely as an emotional center, but as a holistic metaphor for the human inner realm, moral orientations, and existence. Employing a qualitative approach via document and descriptive-interpretive textual analysis, the study utilizes analogous metaphors from profound mystics (mutaṣawwifs) like, Ḥāccī Bektāş Velī, Yūnus Emre, Mawlānā, and Ibn al-ʿArabī to provide a comparative foundation. The primary conclusion highlights the profound magnitude of the human heart, revealing a colossal inner struggle between opposing forces. To achieve victory, intellect and will must concertedly mobilize divine (raḥmānī) sentiments and moral virtues against satanic (shayṭānī) forces. Consequently, Ḥāccī Bektāş Velī’s, “city of the heart” transcends a mere literary device; it is a foundational paradigm essential for self-knowledge, the disciplining of the carnal soul, and fostering societal harmony.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Mu’tezile Kelamı Perspektifinden Yapay Zekâ ve Ölümsüzlük Tartışmaları

    Sarıkaya, Berat; Şeren, Zeynep; Özer, Zülkif

    Bu makale, transhümanizm ve yapay zekâ bağlamında gündeme gelen biyolojik ve dijital ölümsüzlük iddialarını, İslam kelâmının akılcı ekolü Mu’tezile’nin temel prensipleri ışığında eleştirel bir analize tabi tutmayı amaçlamaktadır. Çalışma, teknolojik bir imkân olarak sunulan ölümsüzlük tasavvurunun, Mu’tezile’nin tevhid, adalet, insan iradesi ve ahiret inancı gibi kurucu ilkeleriyle derin bir gerilim içinde olduğu temel argümanından hareket etmektedir. Makale, öncelikle yapay zekânın “dar” ve “genel” formlarından hareketle ulaştığı noktayı ve transhümanist düşüncenin bu teknolojiye yüklediği ölümsüzlük misyonunu tartışmaya açarak “Biyolojik Ölümsüzlük” hedefi doğrultusunda telomeraz çalışmaları, kriyonik(cryonic) yöntemler, hibernasyon ve beyin-bilgisayar arayüzleri gibi somut girişimleri değerlendirmektedir. Ardından, “Dijital Ölümsüzlük” kavramını, zihin yükleme ve dijital benlik fikri üzerinden inceleyerek bu yaklaşımın insanı maddeden ibaret gören materyalist temelini vurgulamaktadır. Biyolojik ölümsüzlük iddiası, Mu’tezile’nin ecel anlayışıyla; dijital ölümsüzlük tasavvuru ise insanı yaratılmış, ruh-beden bütünlüğüne sahip ve ahirette hesap verecek bir varlık olarak tanımlayan ontolojik çerçeveyle doğrudan çelişmektedir. Özellikle, “yaratıcı” konumuna soyunma ve “ebedilik” iddiası, Mu’tezile’nin tevhid anlayışını ihlal etmektedir. Bununla birlikte, tıbbi müdahaleler gibi “ömrü uzatma” amaçlı, iyileştirici teknolojik uygulamaların, insanın kendini koruma içgüdüsü kapsamında ve yaratıcıyı inkâr etmeyen bir niyetle kullanılmasının sorumluluğunun kişiye ait olduğu kabul edilmektedir. Makale, yapay zekânın bir “amaç” değil, “araç” olarak görülmesi gerektiği ve salim aklın rehberliğinde değerlendirilmesinin zorunlu olduğu fikrini öne çıkarmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Corpus-Driven Lexical Profiles of Feminine Words in Turkish: Bayan, Kadın and Karı

    Demir, Süleyman

    This study aims to examine the semantic and pragmatic features of the three female-referential words “bayan,” “kadın,” and “karı” using a corpus-driven approach. Accordingly, colligations, collocations, semantic preferences, and semantic prosodies of the words were analyzed using concordance lines obtained from the Turkish National Corpus (TNC) with an “extended lexical unit model.” To this end, the concordance lines of each word were subjected to multiple readings, and recurring formal and semantic patterns were classified to determine the semantic relationships between words. The findings show that words have different discursive functions and social representations. The word “bayan” is concentrated in institutional, formal, and neutral contexts; in classificatory and labelling areas of use, while not carrying a distinct emotional prosody. “Kadın,” on the other hand, exhibits a multi-layered pattern of meaning in semantic fields such as emotional evaluation, motherhood/family roles, cultural identities, and political discourse, in addition to physical description; it develops positive and negative prosodies depending on the context. The word “karı,” on the other hand, is used in pejorative, slang, and derogatory contexts; it carries a predominantly negative connotation, producing a distinct negative prosody through insulting adjectives, demeaning comparisons, and masculine possessive discourse. The study demonstrates that female-referenced words are shaped at the level of linguistic choice by gender ideologies, value attributions, and discursive positioning. In this respect, the findings provide important clues for broader sociolinguistic research on how representations of women are constructed.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
  • MakaleAçık Erişim2026
    The Impact of Wars on Occupational Expectations and Willingness to Work: A Study on the Future of the Aviation Sector

    Vural, Selvi

    The aim of study is to determine the effects of wars on students' occupational expectations and willingness to work. Within the scope of the research, the attitudes of students towards war were evaluated in terms of the aviation sector. The aviation sector’s one of the important sectors that the wars experienced have affected directly-indirectly from various perspectives. The study was conducted with students enrolled in the aviation management department. In line with the research objectives, a quantitative approach was deemed suitable, and data was collected using standardized scale forms. The findings obtained show that wars have an effect on students' occupational expectations and willingness to work in a general framework. As a result of the research, it was determined that the negative attitude of students towards war has a significant and negative effect on both their occupational expectations and their willingness to work in the sector. The findings of this study draw attention to the negative effect of the wars on the occupational expectations and willingness to work in the sector of aviation management students. Therefore, this situation evidence that students' occupational expectations and willingness to work in the sector are affected by their attitudes towards the wars.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ergenlerde Akıllı Telefon Bağımlılığı İle Sosyal Kaygı Arasındaki İlişki: Çoklu Aracılık Modeli

    Alsaç, Selda Yüzer; Türkmen, Osman Oğulcan; Tuncay, Birgül

    Bu çalışma, ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygının alt boyutları arasındaki ilişkiyi, bir çoklu aracılık modelini test ederek incelemiştir. Tanımlayıcı-kesitsel desende yürütülen araştırmanın verileri, 306 lise öğrencisinden toplanmıştır. Bulgular, akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygının kilit boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Çoklu aracılık analizi sonucunda, sosyal kaygının bilişsel temelini oluşturan olumsuz değerlendirilme korkusu ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkide, yeni sosyal durumlardaki korku ve huzursuzluk duyma alt boyutunun tam aracı rol üstlendiği belirlenmiştir. Buna karşın, genel sosyal durumlardaki korku ve huzursuzluk duyma alt boyutunun bu ilişkide aracı bir rolü olmadığı saptanmıştır. Cinsiyetin bağımlılık düzeylerinde anlamlı bir faktör olmadığı görülürken, kişisel telefon sahipliği ve kullanım süresine göre bağımlılık düzeyleri farklılaşmaktadır. Bu sonuçlar, olumsuz değerlendirme korkusunun bağımlılığa giden yolu özellikle yeni sosyal durumlara karşı duyulan kaygı üzerinden tetiklediğini gösteren aracılık modelini desteklemektedir. Sonuç olarak bu çalışma, sosyal kaygıyı ele alan psikoeğitim programlarının, bu popülasyondaki sorunlu akıllı telefon kullanımını azaltmak için etkili bir strateji olabileceğini vurgulamaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    Kadın âşıkların kendilerine biçilmiş geleneksel rollere cinsiyet eşitliği bağlamında eleştirel yaklaşımları

    Yıldırmış, Fatma

    Âşıklık geleneği yüzyıllardır toplumun sesi olmuştur. Şairler; mutluluklarını, sevdalarını, dönemlerinin tarihi-sosyal-siyasi hayatını, özlemlerini, beklentilerini kısacası bütün duygu ve düşüncelerini şiirleri aracılığıyla hem bireysel hem bütünsel biçimde aktarmışlardır. Genellikle erkek egemen icracı konumunda olan gelenekte sayıları az olsa da kadın âşıkların varlığı bilinmektedir. Fakat bu kadın şairlerin şiirlerine ulaşmak ve onlar hakkında bilgi edinmek günümüz şartlarında pek de mümkün değildir. Geçmiş dönemde yaşamış kadın şairlerin hakkında bilgi olmaması varlıklarıyla ilgili değil, onların kadın kimlikleriyle ilgilidir. Geleneksel toplumlarda kadının sosyal, siyasi ve edebî alanlarda görünmesine “namus, ayıp, günah” gibi kavramların yaptırımlarından dolayı pek sıcak bakılmamıştır. Günümüze gelindiğinde bu anlayışın değişmesi, kadının ve kadın şairlerin özgür ve görünür olması, her ortamda şiirlerini icra etmesi hususunda kadın âşıkların çabaları dikkat çekicidir. Kadın âşıklar, kadının sadece aşk şiirlerinde geçmesini eleştiren, toplumsal her alanda kadının varlığını, yerini sorgulayan ve bunları kısıtlayıcı davranışların eleştirildiği şiirler yazarak ve yayımlayarak seslerini duyurmaya gayret etmişlerdir. Bu makalenin amacı âşıklık geleneği içerisinde yer alan günümüz kadın temsilcilerin kadının toplumsal cinsiyet rolünü, anneliğini, kadınlığını, sanatçı kimliklerini, var ve görünür olma mücadelelerini kendi ürettiklerinden örnekler vererek nasıl ele aldıklarını incelemektir. Makalede bahsi geçen temsilcilerin geleneği temsil biçimlerini, bulundukları konumun durumunu ve bu durumun neden-sonuç ilişkilerini sorgulayarak değerlendirilmiştir. Bu makale, bu mücadeleci duruşa hem akademik anlamda bir katkı sağlayacak hem de yapılacak çalışmalara kaynaklık edecektir.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Hint Alt Kıtasında Hibrit Hukuk Denemesi: Anglo-Muhammadan Law

    Gönan, Yavuz

    Bu çalışma İngiliz sömürge idaresi altında Hint Alt Kıtası’nda ortaya çıkan Anglo-Muhammadan Hukuku’nun (AML) tarihsel oluşumunu, kavramsal temellerini, kurumsal etkilerini ve toplumsal yansımalarını -kısmen- ele almaktadır. AML, Hanefî fıkıh geleneğinden seçilen hükümlerin İngiliz common law teknikleri ve kolonyal yargılama usulleriyle harmanlanarak inşa edilen asimetrik bir hibrit hukuk sistemidir. Bu sentezde fıkhın örf, içtihat ve maslahat gibi dinamik unsurları devre dışı bırakılmış; çeviri ve digest faaliyetleri aracılığıyla daraltılmış ve standartlaştırılmış bir Hanefîlik inşa edilmiştir. Mevcut çalışma, öncelikle Bâbür İmparatorluğu’nun çoğulcu hukuki düzeninden İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin bölgeye girişi ve ardından Britanya’nın doğrudan hâkimiyet kurmasına uzanan tarihsel arka planı sunmaktadır. AML’un normatif temellerini oluşturan çeviri ve digest faaliyetleri çalışmanın merkezi odaklarından birini teşkil etmektedir. Hamilton’un el-Hidâye çevirisi ile Baillie, Sircar ve Wilson tarafından kaleme alınan üç farklı tipteki digest, AML’un fiili kanununu oluşturan kurucu metinler olarak incelenmektedir. Bu digestler hangi fıkhî görüşlerin Müslüman hukuku olarak kabul edileceğine karar veren normatif filtreler işlevi görmüş, Hanefî fıkıh içindeki çoğulculuğu daraltarak tek bir standart Hanefî hukuku inşa etmiştir. Kurumsal dönüşüm açısından üç farklı yaklaşım ele alınmaktadır. Kalküta Medresesi devlet için fakih modeli üreterek ulemayı kolonyal yargıya entegre etmeyi amaçlamış ancak dil rejimi değişikliğiyle bu mezunlar marjinalleştirilmiştir. Diyûbend ekolü sömürge idaresinden bağımsız bir ulema tipi üreterek fetva-vaaz-medrese ağı üzerinden alternatif bir normatif alan inşa etmiştir. Aligarh ise İslâmî kimlik ile İngiliz hukuki modernliğini uzlaştıran hibrit bir elit yetiştirme projesi olarak AML’u içeriden dönüştürmeyi hedeflemiştir. Toplumsal dönüşüm boyutunda ise AML’un Müslüman kimliğini yargısal düzleme elverişli bir hukuki statü kategorisine dönüştürmesi ve nikâh, talâk, miras gibi alanlarda aile hukukunu merkezileştirmesi analiz edilmektedir. Sonuç olarak çalışma AML’u salt teknik bir hibrit hukuk meselesi olarak değil kolonyal iktidarın Müslüman toplumu tanımlama, sınıflandırma ve yönetme biçimlerinin merkezi bir aracı, bir yönetim teknolojisi olarak değerlendirmektedir. Çeviri-digest-kodifikasyon süreci fıkhın dinamik mekanizmalarını devre dışı bırakarak metne bağlı ve kolonyal yargısal denetime elverişli bir sistem inşa etmiş, bu sürecin kurumsal ve toplumsal sonuçları Güney Asya’da Müslüman hukuk bilincinin şekillenmesinde kalıcı izler bırakmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar