Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2024
    Asya Ülkelerinin İnovasyon Performanslarının CILOS Temelli CoCoSo Yöntemi ile Değerlendirilmesi

    Macit, Nazife Sahin

    Bu çalışmanın amacı 2022 yılına ilişkin Küresel İnovasyon İndeksi raporunda yer alan veriler ve bileşenler dikkate alınarak 39 Asya ülkesinin inovasyon performanslarını CILOS ve CoCoSo yöntemleri ile değerlendirmek ve sıralamaktır. Diğer taraftan CILOS temelli CoCoSo yöntemi analizi sonucu ortaya çıkan ülkelerin performans sıralamaları ile Küresel İnovasyon İndeksi raporundaki sıralamaları karşılaştırılmalı bir şekilde ele almaktır. Bu amaçlar doğrultusunda Küresel İnovasyon İndeksi’nde yer alan yedi bileşen (kurumlar, beşeri sermaye ve araştırma, altyapı, pazar gelişmişliği, iş gelişmişliği, bilgi ve teknoloji çıktıları, yaratıcılık çıktıları) kriter olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Kriterlerin ağırlıklandırılması CILOS yöntemi ile yapılmış ve en önemli kriterin altyapı olduğu ortaya çıkmıştır. İnovasyon performansı açısından ülkelerin değerlendirilmesi ise CoCoSo yöntemi ile gerçekleştirilmiş ve en yüksek performans sergileyen dört ülkenin sırasıyla Singapur, Kore, Japonya ve Çin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca CILOS temelli CoCoSo yöntemi analizi sonucunda ortaya çıkan sıralamalar ile KİE raporundaki sıralamalar arasında anlamlı ve pozitif yönde çok kuvvetli bir ilişkinin olduğu Spearman Rho Korelasyon testi sonucunda belirlenmiştir. Bu da araştırmada kullanılan CILOS temelli CoCoSo yöntemi ile ülkelerin inovasyon performanslarının değerlendirilebileceğini ortaya çıkarmıştır.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2024
    Kadınların Güçlendirilmesi ve Göç Etme Niyeti Üzerine Hanehalkı Düzeyinde Bir Araştırma: Afganistan Örneği

    Kocağ, Esra Karapınar

    Bu çalışma, göçün tarihinden günümüze kadar devam eden bir süreç olduğu ve uluslararası göstergelerin kadınların güçlendirilmesi veya güçlendirilmesi konusunda oldukça kötü bir tablo gösterdiği Afganistan örneğinde, hanehalklarının göç niyetleri ve kadınların güçlendirilmesi gibi iki önemli kaygı arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu ülkedeki kadınların büyük bir hassaslık arz ettiği ve güçlendirilmeleri gerektiği açıktır. Ancak, güçlenmelerinin hane halkının göç etme niyetiyle ilişkili olup olmadığı o kadar açık değildir. Bu nedenle bu çalışma, Afgan toplumunun farklı kesimlerinde hassas bir grup olarak kadınların güçlendirilmesinin hanelerin göç etme niyetini nasıl ve ne şekilde etkilediğini sorgulamaktadır. Bulgular, Women_leader, Women_support, Women_job ve Girls_edu olan kadın güçlendirme ölçütlerinin ayrı ayrı var olduklarında, hanehalklarının göç niyetlerini önemli ölçüde etkilemediğini göstermektedir. Bununla birlikte, bu ölçütlerin etkileşime girmelerine izin verildiğinde göç niyetlerini önemli ölçüde etkilediği görülmektedir. Yukarıda belirtilen dört ölçütün sunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik yönden kadının güçlendirilmesinin olası nüfus hareketlerini açıklamak açısından önemli olduğu söylenebilir. Ayrıca, göç niyetlerini açıklamak için önemli bölgesel farklılıklar bulunmaktadır. Bu bulguların göç politikaları konusunda politika yapıcılar için faydalı olması beklenmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Paranormal Turizm Kapsamında Nusaybin/Gırnavaz’ın Cinleri

    Evren, Emine Şimşek

    Paranormal turizm, dünyada son yıllarda yaygınlaşan önemli turizm akımlarından biridir. Türkiye’de ise paranormal turizme yönelik farkındalığın yeterli düzeyde olduğunu söylemek güçtür. Çalışmada Türkiye’nin önemli paranormal alanlarından biri olarak görülen Nusaybin’deki Gırnavaz Höyüğünün bir turizm destinasyonu olarak geliştirilebilme potansiyelinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ile toplanan veriler içerik analizine tabi tutulmuş ve 3 ana tema 10 alt tema tespit edilmiştir. Bulgular, Gırnavaz’ın ilk Müslüman cinlerin mekânı olarak görüldüğünü ve genel olarak paranormal şifa beklentisi ile çarşamba günleri ziyaret edildiğini göstermektedir. Tarihi açıdan da yüksek bir potansiyele sahip olan Gırnavaz'ın ziyaretçilerin tuvalet, su, temizlik, uyuma alanı (ritüel için) gibi temel ihtiyaçlarını karşılama noktasında dahi zayıf kaldığı, bunun temel nedeninin ise arkeolojik sit alanı kısıtlamaları ve bazı yönetim zayıflıkları olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bölgenin sürekli terör ile anılması da önemli bir zayıflık olarak değerlendirilmektedir. Toplumun özellikle şifa amaçlı ziyaretlere büyük ölçüde destek verdiği destinasyonda turizmin geliştirilmesi noktasında önemli bir beklentinin oluştuğu tespit edilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2023
    Oryantalistlerin Kur’ân Hakkındaki Erken Dönem Çalışmalarına Dair Bir Analiz

    Aytekin, Ayşe

    Batı dünyasının Kur’ân ve Tefsir ile ilgili araştırmaları, Oryantalizm tarihiyle ilintili olup benzer minvalde bir gelişim ve değişim sürecine tabidir. Batılı araştırmacıların İslâm’ı tanıma çabaları, Haçlı Seferleri’ne kadar uzanmakta olup İslâm’ın ve entegre edildiği medeniyet ve kültürün üstünlüğünü kabul etmeleri sonucunda adeta bir mücadele girişimine dönüşmüştür. Başlangıçta, bu mücadele çerçevesinde tercüme hareketleri büyük rol oynamıştır. Zira, kültür ve medeniyeti tanımak, öncelikle dili bilmek ve anlamaktan geçmektedir. İslâm düşüncesini anlamak adına Arapçayı öğrenen Batılılar, bu dil ve kültürün ürün ve eserlerini Latinceye çevirerek bu mücadelede en mühim adımı atmışlardır. Şerh, iktibas, izah, intihal yahut adı her ne olursa olsun yaptıkları tüm araştırmalar, çeviriler, eserler, ürünler ve çalışmalar bu uygulama ve adım odağında zikredilebilir. Dilin başat noktada yer aldığı çalışmaların yanı sıra bu çalışmaları etkileyen diğer unsurlardan da söz etmek gereklidir. Nitekim, hayatı içeren tüm etkenler hem akademik hem bilimsel hem siyasi hem dini hem sosyal hem ekonomik hem de kültürel boyutta benzer seyirde yer almaktadır. Rönesans, matbaanın icadı, Türklerin yayılmacı politikası, ilim ve felsefe alanındaki diğer gelişmeler ve bu gelişmelerin Avrupalılara tesiri onların İslâm alanındaki çalışmalarında etkili olmuştur. Oryantalistlerin -çeşitli amaçlarını gerçekleştirebilmek için yapmış oldukları- İslâm ve Kur’ân’a dair ilk araştırmaları, dini, siyasi, ilmi, ticari ve sömürgecilik gibi çeşitli hedefler taşımaktaydı. Oryantalistler, bu amaçlarla şekillenen çalışmalarıyla İslâm’ın ve Hazreti Muhammed’in (s.a.v) değerini düşürerek İslâm ile mücadele etmek, kendilerince tespit ettikleri İslâm’ın kusurlarını yaymak suretiyle bu dinin yayılmasını engellemek ve Müslümanları Hristiyanlaştırmak gibi faaliyetlerde bulunmuşlardır. Akademik çalışmalarda da benzer şekilde ilmi tarafsızlık, objektiflik ve özgünlük gibi kriterlerden yoksun son derece olumsuz ve garazkar bir ifade tarzına sahip oldukları anlaşılmaktadır. Kur’ân ve Tefsir ile ilgili çalışmalarda da bu durum göze çarpmaktadır. İslâm’ı yermek adına özellikle Kur’ân’ın kaynağı ve mahiyeti gibi konularda çeşitli eleştirilerde bulunmuşlardır. Kur’ân’ın merkezde olduğu çalışma alanlarının yanı sıra, Kur’ân tarihine dair birçok eser ise Kur’ân’ın nasıl ve hangi evrelerden geçerek günümüze geldiği meselesini, yaygın bir biçimde Müslüman perspektifi ile anlatmaktadır. Buna mukâbil, Müslümanlar kadar Müslüman olmayanlar da Kur’ân’ın ne olduğu, menşei, sahihliği ve oluşum süreci ile ilgilenmektedirler. İnsanlık ve bilim ortak paydasına faydalı olacak yeni araştırmalar adına, Müslüman olmayan araştırmacıların bu meseleler hakkındaki bakış açılarını değerlendirmek ve Batı’ya dair ve Batılı çalışmaları algılamak için onların İslâm, Müslümanlar ve Hazreti Muhammed (s.a.v) ile olan münasebetlerinin tarihçesini ve birçok alandaki Oryantalizm ve Oryantal çalışmaların tarihi sürecini objektif ve bilimsel bir şekilde araştırmak, analiz etmek ve bu konudaki çeşitli meselelere değinmek gereklidir. Çalışmamız, mütevazi tarzıyla bu alana giriş niteliğinde bir araştırma olarak değerlendirilebilir. Bahsettiğimiz hususlar çerçevesinde özellikle ilk dönem eserlerine çalışmayı ve odaklanmayı deneyeceğiz. Araştırmamızda, özellikle Oryantalistlerin –son yıllardaki bilimsel ve akademik yöntemler içeren ve ulaştıkları bilimsel, yansız, tarafsız ve orijinal kriterlere sahip akademik çalışmalarından ziyade- İslâm, Hazreti Muhammed (s.a.v) ve Kur’ân hakkındaki oldukça kindar ve nefret dolu söylemleri haiz ilk dönemlerdeki çalışmalarını açıklama hedefine sahip olacağız. Daha sonraki çalışmalarımızda dönemsel bir ayrım yaparak incelemeyi amaçladığımız ve söz konusu geniş alana dair bir hazırlık ve ön çalışma olarak düşünülebilecek bulgularımızı, erken döneme ilişkin söylemleri -sadece farklı görüşlerden bahsetmek yerine- eleştirel ve objektif bir filtre aracılığıyla aktarmak için emek harcayacağız.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Afrika’yla İlişkilerinde Rusya’nın İşlemselleştirdiği Rus Kültür Alanları

    (Alieva), Vildane Özkan

    Makalenin amacı, 18. yüzyıldan günümüze kadar Rusya’nın Afrika kıtasıyla kurduğu ilişkilerde Rus kültürünü nasıl işlemselleştirdiğini kültürel ve tarihsel sosyoloji çerçevesinde çözümlemektir. Makale kapsamında Afrika’yla ilişkilerde işlemselleştirilen temel Rus kültür alanları olarak dil, sanat, bilim, din, Batı karşıtı değerler, çok kutupluluk anlayışı, yayılmacılık, askeriye ve silah, milliyetçilik, ırkçılık ve köken arayışı üzerine odaklanılmaktadır. Veriler, nitel araştırma yönteminin alan yazını tarama tekniği ile toplandı. Bulgular, kültürel ve kurumsal güç ilişkileri bağlamında verilerin betimsel analiziyle elde edildi. İlk olarak; Rusya ve Afrika arasındaki temasların kısa tarihi ve bu temaslar sırasında Rusya’da Afrika üzerine bilimsel araştırmaların nasıl biçimlendiği verilmektedir. İkinci olarak; Rusya-Afrika ilişkilerinde Rus sanatı, edebiyatı ve sinemasının oynadığı roller ve işlevler çözümlenmektedir. Üçüncü olarak; Rus inancı olarak da damgalanan Ortodoks Hıristiyan inancı ve Ortodoks Kilisesi’nin Afrika’daki işlevleri tespit edilmektedir. Bu bağlamda Afrika kıtasında Ortodoksluk inancı ile Rusya’daki Ortodoksluk inancı arasındaki ilişkiler incelenmektedir. Dördüncü olarak; Batı karşıtı değerler ve çok kutupluluk anlayışının Rusya’nın Afrika’yla ilişkilerini nasıl etkilediği incelenmektedir. Beşinci olarak; Slavcılık adlı milliyetçilik ve ırkçılık karışımı ideolojinin ve Slavların kökenini Afrika kıtasında keşfetme arayışının Rusların Afrikalılarla ilişkilerindeki işlevleri çözümlenmektedir. Konuyla ilgili sosyolojik araştırmaların az sayıda oluşu dolayısıyla, makale ilgili alan yazınına katkı sağlaması açısından önem arz eder.

  • MakaleAçık Erişim2023
    XIII – XIV. Yüzyıllarda Yaşamış, Arap Dili ve Belagatı Alanında Çalışmış Azerbaycanlı Alimler ve Eserleri

    Mammadov, İntigam

    XIII. yüzyılın ilk yıllarında vuku bulan Moğol saldırıları tüm Orta Doğu ile birlikte Azerbaycan’ı da etkisi altına alır. Bu saldırılar sebebiyle XIII. yüzyılın ortalarına kadar İslam coğrafyasının diğer bölgelerinde olduğu gibi Azerbaycan’da da siyasi, ekonomik, ilmi ve kültürel faaliyetlerde bir durgunluk yaşanır. XIII. yüzyılın ikinci yarısında ise durum tamamen değişir. Birçok ilim adamı Moğol saldırılarından sonra kuru lan İlhanlı ve Memlüklerin koruması altında ilmi, kültürel faaliyetlerini devam ettirir. XIII – XIV. yüzyıllarda siyasi ve sosyal ortamın da olumlu olması neticesinde Azerbaycan’da değişik ilim dallarında alimler yetişmiş, dinî, edebî ve fennî eserler telif edilmiştir. Bu dönemde yaşayan alimler hadis, fıkıh, tefsir gibi İslami ilimlerde yüksek ilmi seviyelere ulaşmanın yanında, tıp, astronomi, kimya ve fizik gibi ilimlerde de eserler vermişlerdir. Söz konusu devirde Azerbaycan’da hem siyasi hem ilmi alanlarda kullanılan Arap dili ve belagatı üzerine de birçok araştırma yapılmış, kitaplar telif edilmiştir. Bu makalede XIII – XIV. yüzyıllarda Azerbaycan’da Arap dili ve belagatı üzerine eser veren bazı alimler ve eserleri hakkında bilgi verilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Bulgarlar ve iran toplumsal-kültürel coğrafyası: bir bağlantının yeniden inşası

    (Alieva), Vildane Özkan

    Makale, 632-2021 yılları arasında Bulgarların İran toplumsal-kültürel coğrafyasıyla kurduğu bağlantıları bütünsel olarak inceleyen bilinen ilk sosyolojik çalışmadır. Amaç, Bulgarlar ve İran coğrafyası arasındaki tarihsel ve güncel ilişkileri Bulgarlar değişkenini merkezde tutarak incelemektir. Makalede Bulgarlar ifadesiyle, üç Bulgar topluluğuna atıf yapılmaktadır: Karadeniz Bulgarları (ilk Bulgar devleti), Avrupa Bulgarları (Bulgaristan) ve Asya Bulgarları (Tataristan). İran adı, uluslararası ilişkilerde resmi olarak 1935'ten beri kullanılmaktadır, ancak makalede kolay anlaşılırlığı sağlayabilmek amacıyla ülkenin önceki dönemlerine atıf yaparken de İran ifadesi eklenmektedir. Yöntem ve teknik, 2010-2021 yılları arasında Ukrayna, Bulgaristan, Rusya ve İran'da elde edilen birincil verilerin ve hem tarihsel hem güncel sürecin izlenmesinden elde edilen ikincil verilerin (arkeolojik veriler dâhil) tarihsel sosyoloji çerçevesinde çok katmanlı çözümlenmesinden oluşmaktadır. Ulaşılan beş temel sonuç şöyledir: 1. Karadeniz'in kuzeyinde 632 yılında kurulan ilk Bulgar devletinden günümüze kadar, Bulgarlar ve İran coğrafyası arasında belirli kesintilerle de olsa süreğen, giderek yoğunlaşan ve çoğunlukla alış-veriş ve dayanışma biçiminde bir etkileşim söz konusudur. İran'ın unsurlarından biri olan Fars kültürünün etkisi, üç Bulgar topluluğunda da öncelikle seçkinler arasında yayılmıştır. 2. Avrupa Bulgarları ve İran arasındaki ilişkiler, başlangıçta politik-askeri ilişkiler bağlamında başlamış olup, günümüzde ortak bir etnik köken ve ırk arayışına kadar varmaktadır. Bulgaristan'daki bu arayış, günümüzde Balkanlar'da İran'la kurulan en aşırı ilişkidir. 3. Asya Bulgarları ve İran arasındaki ilişkiler, başlangıçta ticari ilişkiler bağlamında başlamış olup, günümüzde kültürel ilişkiler bağlamında yoğunlaşmaktadır. 4. Bulgaristan'ın İran'daki hem iktidar hem muhalif çevrelerle ilişkisi, Tataristan'ın ise İran'daki iktidarla ilişkisi bulunmaktadır. 5. Yakın gelecekte Bulgaristan, Tataristan ve İran arasındaki ilişkiler, dış engel çıkmadığı takdirde ikili ilişkilerden üçlü ilişkiye de dönüşebilir.

  • MakaleAçık Erişim2021
    The Place of China in the US National Security Strategy Documents and the Hegemonic Order

    Gürdal, Elif

    National Security Strategy documents are the roadmaps that the USA envisages in the environment defined as the new world order after the Cold War. These strategy documents, which were published for the first time in the Reagan period show which political approach will be taken. These reports are based on the importance of the necessary security poli- cies of that period. Here, it is possible to deduce the elements that the USA sees as a threat to itself. This work chronologically discusse China, which the USA saw as a strategic partner in the early 1990s, but defined as a stra- tegic competitor, sometimes even an enemy, and sometimes an unstable risk factor in the last decade through strategy documents. As a method, the National Security Strategy reports published nineteen times since 1987 were examined through the transformation and reasons of the policies envi- saged to be applied to China. These reasons were investigated through the understanding of hegemony. Therefore, the study is a qualitative research that aims to reveal a relational connection, in which documents are used as a source. The main purpose is to find out how China’s post-Cold War rise was reflected in the strategy documents in the context of security and how it caused an American reaction in the Strategy Documents in power competition. Here, it is seen that there is a connection between the power regression of the hegemonic actor and the incentives for participation in the hegemonic order it leads. The new hegemonic leader may emerge from friendly countries, which are encouraged by hegemon actor for hegemonic order, rather than rivals with long-term power competition.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2020
    Max weber’de patrimonyalizm ve bürokrasi kavramları: antik ve çin imparatorluğu üzerine analizler

    Doğan, Kadir Caner

    Çin medeniyeti, siyasal manada 3000 yıllık tarihsel bir geçmişe sahip kadim bir toplumdur. Antik dönemden başlayarak imparatorluk döneminde de farklı hanedanlıklar tarafından yönetilen Çin’de Konfüçyüsçülük devletin siyasal ve toplumsal felsefesi olarak görülmüştür. Antik ve imparatorluk dönemleri Çin’indeki bürokrasi de bu oluşumlardan etkilenmiştir. Nitekim Batılı sosyolog Max Weber,Çin’deki bürokrasiyi patrimonyal olarak nitelendirmektedir. Bu çalışmada da esas olarak Weber’in kapitalizm, modernite ve Doğu algısı tezlerinden hareketle Çin bürokrasisi üzerinde analizler yapılması amaçlanmaktadır. Weber’in temel bilimsel metodolojisi çerçevesinde konuya bakış açısı, kültürel sosyolojisinin temelleri vebürokrasi kavramını Çin’e nasıl uyarladığı üzerinde durulmak istenmektedir. Bu bakımdan çalışmada Çin’de bürokrasinin temelleri ve Weber’in bu gerçekleşen bürokrasi konusunda görüş ve analizleri çalışmanın odağını oluşturmaktadır

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2020
    An enthusıastıc poet ın persıan constıtutıonal monarchy perıod: ârif kazvînî

    Bağrıaçık, Yeşim Işık

    The aim of the study is to examine the course of thinking of AbolqassemAref Qazvini,one of the greatest poets of Persian constitutional monarchy period. Aref Qazvini supported constitutional monarchy in Iran since its beginning and he criticized the political and social policies of Dynastie Kadjar that was under the domination of foreign countries in his poems.Qazvinilived with the dream of a free Iran throughout his life and he expressed this desire in his poems.The social and political winds blowing from neighboring countries -from the Ottomans and Russia -arrived Iran by surging and accomplished to influence the Iranian intellectuals of the period, especially Aref Qazvini. The poet, who made his poetic comprehension open to the impact of the political ideas that evolved around him, syncretized his exuberant poetic language with his fragile temperament. His life as a poet, who did not find what he had hoped for from the movements of thought he was enamored of, passed in frustration.Inthisstudywherethequalitativeresearchmethodused,examples reflecting the poet’s world of thoughts will be given and how his life match with his thoughts will be addressed.

  • MakaleAçık Erişim2020
    Önyargılı Batılı Perspektifinden bir Doğu Şehri: Paul Bowles’in Gözünden İstanbul

    Yalcin, Elif Guvendi

    Bu makale Amerikalı yazar olan Paul Bowles’ın İstanbul hakkında 1953'te “A Man Must Not Be Vey Moslem” başlığıyla Their Heads are Greeen and Their Hands are Blue (1957) adlı kitabında kaleme aldığı kısa gezi metnini araştırmayı amaçlamaktadır. Tüm Seyahat yazılarının iki yönlü bir yönü vardır. İlk önce daha geniş bir dünya hakkında bir rapor sunarken, aynı zamanda yabancı bir kişi veya bir yer hakkında bilgi sağlar. Bununla birlikte, bir şekilde yolcunun değerlerini, endişelerini ve varsayımlarını da ortaya koymaktadır. Ayrıca, yazarın ortaya çıktığı kültür ve / veya metninin amaçlandığı kültür hakkında bir şeyler verir. Buna göre, başlangıç olarak, genel hatlarıyla gezi edebiyatı ve türün kısıtlamaları kısaca açıklanmaktadır. Daha sonra, Şarkiyat kavramı ve Şarkiyatçı klişelerin etkileri tartışılmaktadır. Şarkiyatçılık kapsamında Edward Said Asya, Türkler ve İslam'ın Batı tarafından basmakalıp bir şablona oturtulduğunu savunmaktadır. Türk imajının oryantalist genellemesi, Türklerin, Doğu'nun ve İslam'ın, yabancılaştırılmasına ve dışlanmasına yol açtmıştır. Bu amaçla, birçok Avrupalı ve Batılı, Avrupa kimliğinin kurucusu olan Yunan kültürel birikimini Türklerin İslami kültürel geçmişi ile karşılaştırmaktadır. Bu bilgiler ışığında Paul Bowles, oryantalist bakış açısıyla İstanbul'a geliyor. Egzotik bir kent bulma arayışında olan Bowles, İstanbul'da aradıklarını bulamıyor. Bunun yerine, İstanbul'un yarı doğu ve yarı batı tarafını fark ettiğinde hayal kırıklığına uğramıştır çünkü her ne kadar oryantalist bakış açısından etkilenmiş olsa da ulusların batılılaşmasını kültürel geçmişleri için bir tehdit olarak görmektedir.

  • MakaleYalnız künye2019
    Balkanların islamlaşmasındaki hoca ahmed yesevi etkisine kamu diplomasisi perspektifinden bakmak

    Sancak, Kadir

    Kamu diplomasisi kavramının literatürde kullanılmaya başlanmasının henüz yarım yüzyıllık bir geçmişi bulunmakla birlikte bu kavramla ifade edilen faaliyetlerin çok daha eski tarihlerden itibaren uygulandığı bilinmektedir. Kamu diplomasisindeki temel amaç başka toplumları etkilemektir. Bu amaç, kendinizin ve sahip olduğunuz değerlerin her türlü meşru kanalla karşı tarafa tanıtılması şeklinde gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda geçmişe bakıldığında, Hoca Ahmed Yesevi’nin faaliyetleri ile kamu diplomasisi uygulamaları arasında bir bağ kurmanın mümkün olduğu görülmektedir. Türk İslam Dünyası’nda oldukça önemli bir şahsiyet olan Hoca Ahmed Yesevi, on binlerce mürit/derviş yetiştirerek onları Türkistan merkezli olarak doğu-batı, kuzey-güney hattında irşat misyonuyla görevlendirmiştir. Ağırlıklı olarak batıya yönelen bu dervişlerin gittikleri yerlerden biri de Balkan toprakları olmuştur. Henüz Balkan coğrafyasının İslam’la şereflenmediği bu dönemde söz konusu dervişler Hoca Ahmed Yesevi öğretisini buralara taşıyarak, bölgenin Türk İslam kültürü ile tanışmasına vesile olmuşlardır. Dervişler bu topraklarda kendilerine tekkeler kurmuş ve yaptıkları köprüler, inşa ettikleri değirmenler ve bunun gibi faaliyetlerle doğrudan halkla iç içe olmuş ve onlara hizmet etmişlerdir. Başta Sarı Saltık olmak üzere bu gelenekten yetişen dervişler örnek davranışları ile burada yaşayan halka model olmuş ve bu topraklarda İslamiyet’in yayılmasında temel bir rol oynamışlardır. Bu çalışmada Yesevi geleneğinden gelen dervişlerin Balkanların İslamlaşması bağlamındaki faaliyetleri kamu diplomasisi kavramı perspektifinden ele alınacaktır. Esasında modern bir kavram olan ancak uygulama örneklerine çok eski zamanlardan beri rastlanan kamu diplomasisi uygulamaları ile dervişlerin faaliyetleri arasındaki benzerliklere ve farklılıklara işaret edilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2019
    The cultural factor in the turkey’s soft power in azerbaijan

    Sancak, Kadir

    The concept of power has been identical with military capacity throughout history. But After the Second World War, the economy also gained importance. Thus, power was seen as a component of military and economic capacity. But in the last quarter century another aspect of power has emerged. This type of power, which does not include methods of coercion, has been called soft power. Turkey that aiming to expand its influence area have also begun to pay more attention to soft power. When an overall evaluation is made it is seen that Turkey has an important potential of soft power.. Azerbaijan is one of the countries where the said potential is most strongly felt. The existence of many common values between the two countries is the stand of this view. In this study, Turkey's soft power over Azerbaijan is evaluated in the context of cultural elements. It is thought that political interactions between the close cultures will be more. Based on this view, the similarities between the cultures of the two countries are handled. In this context, the relations of the two countries in history are explained. Following this, the subject of religion and language, which are important components of culture and one of the common values between the two countries, are expressed. As a result, it is convinced that the common cultural values identified in the study will made important contribute the soft power of Turkey over Azerbaijan.

  • MakaleAçık Erişim2019
    The traces of Turkish T-/K- equivalence in Persian language

    Kızılözen, Cihangir

    In Persian language there are several words beginning with t- which occur as words beginning with k- in Turkish language without difference in their senses. Moreover, there are several words in Persian language beginning with k- which occur as words beginning with t- in Turkic language without difference in their meanings. As known phonetic values of the t and k consonants are different. Up to now, the problem of initial t-/k- has not been dealt with in the relations of Turkish and Persian languages. In this review we wanted to explain this problem. In our investigation, examining modern and historical Turkic and Persian languages, discusses t-/k- correspondence as it is observed in the words such as kırık “broken”/ terek “fracture”, tāvel “swollen wound” / kabar “swollen wound”, kırış- “to wrinkle” / terenc- “to wrinkle”, kere “butter” / tere “butter”. This study tries to answer the question of the source of this equivalence. Therefore, this equivalence of the words displaying t- and k- in the new Persian and new Turkish dialects are reviewed in ancient and early Persian languages end early Turkish resources too. Also, we searched the root of this words in the Indo-European language family and Altaic language family.

  • MakaleAçık Erişim2018
    A General Evaluation on Socio-Cultural Structure of Central Asian Turkish Society

    Çiçek, Arif

    Turks have ruled over different geographies throughout history. This dominance has been gained by means of institutes they formed with their own culture. Societies form some institutes by means of cultural potential they have. The culture of Turkish society is a rich enough to form such institutes in every period. Turks have both continued their existence and provided unity and have been a model for other societies by means of those institutes. In this study, general structure of socio-cultural structure of Central Asıan Turkish societies will be discussed.

  • MakaleAçık Erişim2018
    Coordinates of the East and West in Mim Kara’s Doğuya Hüzün Turları (Sorrow Tours to the East)

    Doğan, Çağlayan; Hakkıoğlu, Mümin

    This study aims to determine the borders of the east and west through arguments in Mim Kara’s Doğuya Hüzün Turları (Sorrow Tours to the East), a volume woven with prose poems. It will scrutinise the poet’s thoughts regarding the identity of the easterner and westerner through the said borders. When contemporary Turkish poetry and orientalist studies are taken into consideration, it is seen that the thoughts in Mim Kara’s Doğuya Hüzün Turları do not draw a distinction on places contrary to the general east-west tendency which is created with imperialist purposes. Mim Kara states that the places that are located east and west are not just determined by their coordinates. In the book, the general tendency is to escape, and this escape is from rationality and quantifiable knowledge towards innocence. When this escape is considered as a journey, not the coordinates but sorrow is the loadstar. In line with this, Kara’s multidimentional, innovative and profound narratives that are put forth in his book motivate us to write. Moreover, the east-west distinction that is presented differently from the premises in his book, is the focal point of the study. In this article, first the general orientalist arguments are studied, then, the profound investigation in terms of the perception of east-west, pure and rational reason is determined as a method of this study. In the conclusion, the

  • MakaleYalnız künye2017
    Aziz Nesin'in Farsçaya Çevrilen Eserleri Üzerinden Bir Okuma

    Bağrıaçık, Yeşim Işık

    Aziz Nesin İran’da en meşhur yabancı mizah yazarlarından biridir. 1965 yılından itibaren Farsçaya çevrilmeye başlayan eserleri bugün hâlâ farklı mütercimler tarafından yeniden çevrilmektedir. İran’da sol kesim yazarların dikkatini çeken Nesin’in kitaplarını; Samed Behrengi, Ahmed-i Şamlu, Semin Bağçeban ve Reza Hemrah gibi ünlü şair, yazar ve mütercimler çevirmiştir. İran’da Pehlevi hanedanının baskı ve zulmü yazarların bu dönemde tercüme eserlere yönelmesine sebep olmuştur. Söz konusu dönemde özellikle Türk yazarları arasından Aziz Nesin’in eserlerine bir ilgi olduğu görülmektedir. Devletin uygulamalarının yarattığı sorunlara karşı halkın tutumunu gözler önüne seren Nesin’in roman ve öyküleri, Pehlevi Hanedanı döneminde Farsçaya çevrilmeye başlamıştır. İran toplumunda gördüğü ilgi onun, üst sınıfın çıkarlarına hizmet eden bozuk düzenin kökten değişmesi gerektiğini savunması ve kişisel ilişkilerde, bürokrasi, sistem ve bazen de kişinin kendi içindeki çatışmayı farklı yönleriyle ele almasıyla ilişkilendirilebilir. Türk toplumundaki çarpık yapıları, siyasetteki yozlaşma ve bozuklukları dile getiren Nesin’in Türkiye’deki siyasi ve toplumsal eleştirilerinin, benzer bir süreçten geçen İran toplumuna da hitap ettiği anlaşılmaktadır. Aziz Nesin toplumun gülmeceye gereksinimi olmadığı dönemlerde gülmece edebiyatının başarılı olamayacağına inanmaktadır. Böyle durumlarda bu ihtiyacı yazarın kişisel yetenekleri ve gülmeceye olan yatkınlığının cevap vereceğine inanan yazar, İran’da siyasal baskının son derece fazla olduğu bir dönemde ilgi görmüştür. 1965 yılından itibaren Farsçaya tercüme edilmeye başlayan Aziz Nesin’in eserleri, İran İslam İnkılâbından önce daha çok Reza Hemrah adlı mütercim tarafından çevrilmiştir. İnkılâp sonrasında ise farklı mütercimlerin de Nesin’in eserlerine yöneldiği görülmektedir.

  • MakaleYalnız künye2016
    Trabzon’da fransız varlığının ilk dönemleri:pierre jarôme dupré’nin trabzon konsolosluğu

    Yilmaz, Ozgur

    1803'te ticari bir komiser olarak Trabzon'a gelen Pierre Jarôme Dupré 1820'deki ölümüne kadar Trabzon'da ikamet etti. Dupré'nin en önemli görevi konsolosluk bölgesinde Fransız ticaretini geliştirmek, korumak, bölgedeki ticaret ve endüstriye dair gözlemler yapacak ve bunlardan Fransız çıkarları açısından istifade etmeye çalışmaktı. Bunun yanında Dupré, Rusya'nın politikalarını gözleyecek Karadeniz'in kuzeydoğusu, Gürcistan, Erzurum, Kars ve İran'daki gelişmeleri takip edecekti. Dupré Trabzon'da ikamet ettiği on yedi senede Fransızların ticari beklentilerini yerine getiremese de içinde bulunduğu kargaşa ortamında Fransız hariciyesinin bölgedeki bilgi kaynağı olarak Trabzon ve çevresindeki iç çatışmalar ve Osmanlı-Rus Savaşı ve diğer önemli hadiseler hakkında önemli raporlar hazırladı. Bu çalışma Dupré'nin yazışmalarından hareketle konsolosun Trabzon'daki durumuna ve faaliyetlerine ışık tutmayı amaçlamaktadır

  • MakaleYalnız künye2016
    Emekli bir imamın orta asya gezi notları

    Nazir, Bayram

    Osmanlı Devleti'nde imamlar, oldukça önemli görevler üstlenmişlerdir. Bu nedenle Devlet kadroları arasında imamlar, ilk sırada yer almaktaydı. Özellikle mahalle imamları ayrı bir öneme sahipti. Tanzimat dönemine kadar imam, devleti temsil etmek üzere mahallenin en önde gelen sorumlusuydu. Mahalle imamlarından başka orduda görev yapan imamlar da vardı. Bunların yanı sıra Osmanlı sarayında padişah imamları da bulunuyordu. Bu makalede seyahat notlarını değerlendireceğimiz Mehmed Kamil Efendi Osmanlı sarayında görev yapan imamlardandır. Padişahın özel sohbetlerine de katılan Kamil Efendi, emekli olduktan sonra önce Kudüs'e seyahat eder. Kudüs seyahatinden İstanbul'a döndükten sonra dört buçuk yıl sürecek Orta Asya seyahatine çıkar. İran üzerinden Semerkant, Buhara Kaşgar ve daha bir çok İslam beldelerini ziyaret eder. Kamil Efendi, seyahati boyunca ziyaret ettiği şehirler ve halkları hakkında gözlemlerde bulunur. Bu makalemizde İmam Efendi'nin İstanbul'dan başlatıp Kaşgar'a uzanan seyahat günlüğünü inceleyeceğiz

  • MakaleYalnız künye2016
    Doğu türkistan bağımsızlık davasının lideri mehmet emin buğra hareketinin dinsel dinamikleri

    Kurban, Nurahmet Kurban Nur Ahmet

    Doğu Türkistan'dan göç edip Türkiye'ye yerleşen ve hem ülkesi hem de yerleştiği yeni vatanı için önemli görevler üstlenen Emin Buğra (19011965)'nın medrese hayatı ile özgürlük mücadelesi dönemindeki dindarlığı, tartışmasız olarak bütün İslamcı çevrelerce takdir edilmiştir. Onun yeri, şimdiye kadar hiç doldurulamamıştır. Hayatı boyunca Doğu Türkistan'ın bağımsızlık mücadelesi için hiçbir ülkenin iç siyasetinde yer almamıştır. Bulunduğu yerlerde parti tutmamıştır. Yerel hiçbir örgüte üye olmamıştır. Her yerde Doğu Türkistan halkının bir vekili gibi davranmıştır. Dini taassuptan geri durmuştur. Aydın bir din adamı olmuştur. Hakkında yapılan çalışmalar ise oldukça sınırlıdır. Özellikle onun dini hayatını konu edinen bir çalışma neredeyse hiç yoktur. Oysa o her şeyden evvel bir din adamıdır. Ondan sonra başarılı bir diplomattır. Türkiye'de bulunduğu süre içerisinde birçok uluslararası konferanslarda halkını temsil etmiştir. Türkiye'de Türk akraba toplulukları ve dünya islam birliği teşkilatı ile sürekli temas halinde olmuştur. Bu genel kabule karşın, onun siyasi hayattaki tutumları, sosyal yaşantısındaki davranışları ve kimi fikirleri dinî açıdan açıklanmaya muhtaçtır. İşte bütün bu hususların ortaya çıkarılması için böyle bir çalışmaya gerek duyulmuştur. Bu çalışmada, öncelikle Buğra'nın yetişme döneminde etkili olan dinî unsurların izleri sürülecektir. İkinci adımda siyasi mücadelesindeki milliyetçilik vurgusu, dinî açıdan değerlendirilecektir. Üçüncü adımda ise, onun İslamcılık anlayışı ve Türk-İslam düşünce sistemindeki konumu ortaya konulacaktır. Çalışmanın sonunda da Kur'anî ve sosyolojik açıdan "Buğra Hareketi"nin dinî yönü temellendirilecektir