Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Konaklama işletmelerinde yönetim muhasebesi uygulamalarını tespit etmeye yönelik bir çalışma

    Mustafa Sarı

    Turizm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de büyük bir hızla gelişim gösteren ve buna bağlı olarak diğer sektörleri de etkileyerek gelişmelerinde öncü rol oynayan geniş bir sektör haline gelmiştir. Konaklama işletmelerinin sayılarındaki artış, diğer işletmelerle rekabet ortamı yaratmıştır ve diğer işletmelerle rekabet edemeyen işletmeler faaliyetlerini sürdürememişlerdir. İşletmeler gelişen dünya koşullarına ayak uydurmak, diğer işletmelerle rekabet gücünü arttırabilmek ve faaliyetlerini sürdürebilmek için, satış gelirlerini arttırmalı, maliyetlerini düşürmeli ve maliyetlerini etkin bir şekilde kontrol altında tutmalıdır. Turizm sektörünün ağırlıklı olarak emek yoğun çalışması ve otomasyon sistemini sıklıkla kullanamaması etkin bir yönetim ve muhasebe sistemi anlayışını zorunlu kılmaktadır. Bundan dolayı konaklama işletmelerinin yönetimleri karar alırken ve bu kararların etkilerini değerlendirirken iyi bir muhasebe sistemin kendilerine yardımcı olması gerekmektedir.Bu tezin amacı konaklama işletmelerinde maliyet ve yönetim muhasebesi uygulamalarını incelemek, problemleri ortaya çıkarmak ve maliyet ve yönetim muhasebesi uygulamalarından ne ölçüde yararlanıldığını tespit etmektir. Özellikle yönetim muhasebesi, yönetim faaliyetleri ve raporlaması, maliyetler, fiyatlandırma politikaları ve bütçeleme üzerinde odaklanılmıştır. Tezin teorik içeriğinden oluşturulan anket, Türkiye'de faaliyet gösteren işletme belgeli, tatil köyleri, 3 yıldızlı, 4 yıldızlı ve 5 yıldızlı konaklama işletmelerine uygulanmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: 1-Yönetim Muhasebesi Sistemi, 2-Konaklama İşletmeleri, 3-Muhasebe Organizasyonu.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Demirözü (Bayburt) permo-karboniferi: Kırıntılı tortul kayaçların petrografik ve jeokimyasal incelemesi

    Vahdet Tunçdemir

    Bu çalışmada, Demirözü (Bayburt) yöresindeki Permo-Karbonifer yaşlı kırıntılı tortul kayaçlar petrografik ve jeokimyasal yönden incelenmişlerdir. Bilindiği üzere, kırıntılı tortul kayaçlar, orojenik kuşakların özellikle aşınan kısımları hakkında bilgi verebilecek potansiyele sahip tek kaya grubudurlar. Bu kapsamda, Permo-Karbonifer yaşlı kırıntılı kayaçlar Çatalçeşme Köyü civarında iki, Çamdere Köyü civarında da bir lokasyonda ölçülmüş ve özellikle kırıntılı kayaçlar açısından örneklenmişlerdir.Geç Karbonifer yaşlı Çatalçeşme formasyonu çakıltaşı, kumtaşı, şeyl ve kireçtaşının sekansiyel ardışımından meydana gelen bir birimdir. Uyumlu olarak üzerine gelen Geç Karbonifer-Erken Permiyen yaşlı Hardişi formasyonu ise tabanda çakıltaşları ile başlar ve üste doğru transgresif özellikteki kumtaşı, silttaşı ve şeyllere geçiş gösterir. Çatalçeşme formasyonundaki kumtaşları iyi yuvarlaklaşmış ve olgunlaşmışlardır. Modal mineralojik olarak çoğunlukla sublitarenit ve daha az olarak da subarkoz ve kuvars arenit bileşimine sahiptirler. Buna karşılık Hardişi formasyonuna ait kumtaşları orta derecede yuvarlaklaşmış ve arkozik arenit bileşimindedirler. Diğer taraftan, daha doğudaki Çamdere ofiyolitik karışığı oluşum yaşı bakımından Hardişi formasyonunun eşleniği durumundadır. İçerisindeki kireçtaşı ve kumtaşları genellikle Çatalçeşme ile benzer paleontolojik ve sedimantolojik özelliklere sahiptir. Farklı olarak ince katmanlı sleyt tarafından kuşatılmış meta tüf, dolerit, meta-bazalt blokları içermektedir.Çatalçeşme kumtaşları genellikle % 85'den fazla SiO2 içermektedirler. Üzerine gelen Hardişi kumtaşlarının SiO2 içerikleri ise % 66-81 arasındadır. Çatalçeşme ve Hardişi formasyonları iz ve nadir toprak elementler (NTE) bakımından karşılaştırıldığında, Çatalçeşme formasyonu tüketilmiş değerler sergilemektedir. Diğer taratan, Çamdere ofiyolitik karışığına ait kırıntılı kayaçlar çok geniş bir bileşimsel değişim aralığı sunmaktadırlar (SiO2 = % 47-92).Çatalçeşme ve Hardişi formasyonlarına ait kayaçların ana ve iz element jeokimyaları tamamen felsik bir kaynaktan beslendiklerini göstermektedir. Granitlere benzer NTE profilleri, kaynak alanda granitik veya riyolitik bileşime sahip kayaçların yer aldığını göstermektedir. Çamdere ofiyolitik karışığına ait sleytlerin ana ve iz element içerikleri ise ortaç jeokimyasal bileşime sahip bir kaynağa işaret etmektedir. Çatalçeşme formasyonuna ait kumtaşları 75-81, Hardişi formasyonu ait kayaçlar ise 58-65 arasında değişen CIA (Chemical Index of Alteration) değerlerine sahiptir. Bu değerler kaynak alanda, Çatalçeşme kumtaşlarının çökelimi sırasında yoğun, Hardişi formasyonu kayaçlarının çökelimi sırasında ise orta derecede bir kimyasal ayrışmaya işaret etmektedir. Çamdere formasyonuna ait sleytlerin 67-79 arasında değişen CIA değerleri, çökelimleri sırasında kaynak alanda Çatalçeşme kumtaşlarının çökelimi sırasındakine benzer iklimsel koşullara işaret etmektedir. Çatalçeşme kumtaşlarının ana ve iz element jeokimyası tipik bir şekilde tortuların yeniden döngülenmesi ve olgunlaşması ile karakteristik olan pasif kenar ortamına işaret etmektedir. Hardişi formasyonuna ait kayaçlar ise aktif kıtasal kenar ve ada yayı gibi yitimle ilişkili tektonik ortamlara işaret etmektedir. Diğer taraftan, Çamdere ofiyolitik karışığına ait kırıntılı kayaçlar çok geniş bir tektonik ortam aralığı sunuyor gibi görünseler de, kumtaşlarının Çatalçeşme kumtaşları ile, sleytlerin ise Hardişi formasyonu kayaçları ile benzer tektonik ortamlarda yer aldığı görülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Periyodik toplanmış tusaga-aktif ölçülerinin deformasyon izlemede kullanılabilirliğinin araştırılması

    Seda Nur Turan

    Günümüzde mühendislik yapılarının kontrolü, yatay ve düşey yöndeki yerkabuğu hareketlerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Yapıların kontrolü ve yerkabuğu hareketlerinin belirlenmesine ilişkin deformasyon analizleri her zaman mühendislik jeodezisinin temel konuları arasında yer almıştır. Objelerin şekil, boyut ve yer değişimleri bu analizler yardımıyla belirlenmekte ve yorumlanmaktadır.Türkiye' de adı Ağ-RTK olan TUSAGA-Aktif Türkiye çapında kullanıcılara gerçek zamanlı hassas koordinat sağlar. Bu çalışma periyodik toplanmış gerçek zamanlı TUSAGA-Aktif datalarının deformasyon izlemede kullanılabilirliğini araştırmaktadır. Bu araştırmanın amacı, günümüzde pek çok alanda kabul görmüş yöntemlerden biri olan TUSAGA-Aktif ile bir noktada periyodik olarak toplanmış TUSAGA-Aktif ölçülerinin deformasyon izlemede kullanılabilirliğini inceleyip daha gerçekçi yorumlama yapabilmektir. Bu amaçla, TUSAGA-Aktif teknolojisi ile Gümüşhane Üniversitesi yerleşkesinde seçilen bir noktada GNSS alıcıları ile 3 ayda bir periyodik olarak 10 epokluk TUSAGA-Aktif ölçüleri gerçekleştirilmiş, ölçüler dengelenmiş, statik ve kinematik deformasyon analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçları karşılaştırılmış ve uyumlu oldukları gözlemlenmiştir.Bu metot diğer metotlara göre daha pratik ve ekonomiktir. Deformasyon ölçüm ve analizi yapmak için sadece bir GNSS alıcısı ve bir insana ihtiyaç vardır. Ölçüm zamanı çok kısadır. Ayrıca, uygulama alanında aynı zamanda çok sayıda veri toplanabilir. Diğer taraftan, metodun doğruluğu santimetre (cm) seviyesindedir.Anahtar kelimeler: TUSAGA-Aktif, Ağ-RTK, Deformasyon, Dengeleme, Statik Analiz, Kinematik Analiz

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Farklı tür ve oranlarda polimer lif katkısıyla üretilen harçların, yüksek sıcaklık etkisi altında mekanik davranışlarının incelenmesi

    Selahattin Ziya Teker

    Lifler eğilme dayanımını arttırmak ve bir ölçüde çatlakları engellemek için betona ilave edilmektedirler. Polimer türü lifler ise son zamanlarda beton endüstrisinde oldukça yaygın kullanım alanı bulan ucuz petrol türevi malzemelerdir. Bu katkıların beton içerisinde süreksizlik oluşturarak basınç dayanımını düşürme gibi liflerin bazı olumsuz etkileri bulunmaktadır.Bu çalışmada polimer lif katkısının, yüksek sıcaklık etkisi altında çimento harcının mekanik özelliklerine etkisi deneysel olarak incelenmiştir. Ayrıca çimento harçlarının mekanik özelliklerine en yüksek katkıyı sağlayan en uygun lif boyu da belirlenmek istenmiştir.Böylece polimer lif katkısı ile çimento harçlarının basınç dayanımını düşürmeksizin, eğilme dayanımı ve sehim gibi bazı mekanik özelliklerin iyileştirmesi amaçlanmıştır.Bu amaçlara yönelik olarak çalışma üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda lif katkı oranı (% 2.0 hacim oranında) ve malzeme özellikleri (yalnız karbon lif) sabit tutularak dört farklı boyda (5 mm, 10 mm, 15 mm ve 20 mm) lif kullanılmış ve böylece çimento hamuruna en iyi mekanik özellikler kazandıran en uygun lif boyu tespit edilmiştir. İkinci kısımda lif boyları (10 mm) sabit olan üç farklı türdeki (HPP, CPP ve AR) polimer lif, beş farklı oranda (% 0.0, % 0.3, % 0.6, % 0.9 ve % 1.2) çimento harcına katılarak, DYK ve EK haldeki numunelerin mekanik özellikleri incelenmiştir. Son kısımda ise lif boyları (10 mm) sabit olan üç farklı türdeki (HPP, CPP ve AR) polimer lif, beş farklı oranda (% 0.0, % 0.3, % 0.6, % 0.9 ve % 1.2) çimento harcına katılarak, beş farklı sıcaklığa (21 °C, 100 °C, 450 °C, 650 °C ve 850 °C) maruz bırakılmış ve bu numunelerin mekanik özellikleri belirlenmiştir.Çalışmadan elde edilen en önemli bulgular özetlenecek olursa; en uygun harç mekanik davranışı kullanılan farklı karbon lifi boylarının içerisinde 20 mm uzunluğundaki karbon lifinin çimento harcına ilave edilmesiyle elde edilmiştir. Aramid lif bu çalışmada kullanılan polimer lifler arasında en iyi başarımı gösteren lif türüdür. Polimer lif katkıları en iyi mekanik katkıyı EK durumunda göstermiştir. Liflerin bu olumlu etkisi 450 °C sıcaklık düzeyine kadar yükseliş göstermiştir ve eğilme dayanımına özellikle bu sıcaklıkta katkı sağlamıştır. Yüksek sıcaklık altında, her lif en iyi başarımı farklı katkı oranında gösterir. Her sıcaklık için, eğilme dayanımındaki en yüksek artış ve basınç dayanımındaki en düşük azalış HPP için % 0.3-0.9 lif katkı oranında, CPP için % 0.3-0.6 lif katkı oranında ve AR için % 0.9 lif katkı oranında gözlemlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    SBS ve sönmüş kireç katkılı sıcak asfalt karışımlarda tekerlek izi direncinin marshall oranı yaklaşımı ile değerlendirilmesi

    Mehmet Ali Turan

    Asfalt kaplamalar; artan trafik hacimleri, artan kamyon trafiği, daha yüksek lastik basınçları, gelişen rafineri teknolojisine bağlı bağlayıcının azalan yapıştırma kabiliyeti nedenleriyle daha büyük gerilmelere maruz durumdadırlar. Asfalt kaplamalarda, en önemli ve yaygın bozucu gerilmelerden birisi kalıcı deformasyon problemi olup, tekrarlı yükleme altında, kaplama yapısının her bir tabakasında oluşan kalıcı deformasyonların yığışımı şeklinde oluşmaktadır. Tekerlek izi oluşumu (kalıcı deformasyon), yorulma ve düşük sıcaklık çatlakları gibi bozulmalar ile suya karşı duyarlılığa sebep olmaktadır. Kaplamanın öngörülen servis ve konfor düzeyinin sağlanması da büyük ölçüde sıcak karışımlarda kullanılan bitümlü bağlayıcının özelliklerine bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında, kaplamayı oluşturan malzemelerden biri olan bitümün modifiye edilmesi ve sönmüş kireç katkılı karışımların kullanılması yolun performansını arttırmak için en sık kullanılan yöntemler haline gelmiştir.Çalışmada, katkısız (geleneksel), %2 sönmüş kireç, %4 sönmüş kireç, %2 sönmüş kireç +%5 SBS ve %4 sönmüş kireç +%5 SBS katkılı sıcak asfalt modifiye karışımlar hazırlanmıştır. Hem 100 mm hem de 150 mm çaplı briketler hazırlanarak. marshall tasarım yöntemi ile optimum bitüm içeriği belirlenmiştir. Yoğun gradasyon seçilmiş ve 75 darbeli sıkıştırma kullanılmıştır. Karışımların mekanik özellikleri Marshall stabilitesi testi yapılarak belirlenmiştir. Deney sonuçları üzerine değerlendirmeler Marshall oranı (MQ) yaklaşımı ile yapılmıştır.

  • BildiriAçık Erişim2012
    Strategic Diversity Management Initiatives: A Descriptive Study

    Besler, Senem; Sezerel, Hakan; Ozsahin, M; Zehir, C

    The study presents a brief literature on diversity management, affirmative action, and equal employment opportunity concepts perspectives, and explores how diversity management takes place in the hotel industry via websites of the biggest hotel groups in Turkey. Recent strategic human resources strategies have reoriented from addressing the average employee stereotype to the employee with diversified skills, backgrounds, cultural competencies and the effects of globalization identities, organization are confronted with the challenge of recognizing and managing diversity. In the study, diversity related human resource management statements and diversity management statements within the given literature are taken into account and interpreted. Data suggests that regarding preceding studies, the biggest hotels groups in Turkey generally do not communicate with the internal and external shareholders about diversity-related issues. Out of 15 entities, only one organization with domestic-based capital has mentioned statements and all the foreign capital organizations have in their websites, but not in Turkish.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2012
    Basic Disaster Consciousness and Preparation Levels

    Inal, Ebru; Kocagöz, Semanur; Turan, Meliksah

    Objectives The behaviors of individuals during disasters are determined by their level of disaster readiness and their knowledge of disaster threats. The aim of this research was to determine the basic disaster consciousness levels of individuals between the ages of 18 and 23. Methods The study included 291 students from Kelkit Aydin Dogan vocational school at the University of Gumushane. Each student completed a questionnaire with 10 informative questions about disaster consciousness. The data were evaluated using the chi-square test and the t-test. Results Not all 291 students answered each question. Of 285 students, 74.0% had not received any education on disaster preparedness. Of 249 students, 85.9% did not have a disaster preparedness plan. Of 266 students, 88.7% did not have an emergency kit. Out of 10 possible points, participants received 3.00 +/- 1.58 points on average for disaster preparedness. Conclusions The point average for student participants was quite low. Previous disaster training significantly increased the number of points received by participants. Disaster training should be extended to a wider range of individuals.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2012
    Traumatic diaphragmatic ruptures: diagnostic and therapeutic approaches

    Çobanoglu, Ufuk; Kara, Volkan; Yalçinkaya, Irfan; Er, Metin; Isik, Ahmet Feridun; Sayir, Fuat; Mergan, Duygu

    Background: This study aims to evaluate the characteristics of patients with traumatic rupture of diaphragm (TDR), the diagnostic and therapeutic approaches used in these cases and and the outcomes of the patients. Methods: Forty-one patients (31 males, 10 females; mean age 41.9 years; range 7 to 71 years) with thoracoabdominal trauma and diagnosis of TDR who were treated in our clinic between January 2000 and January 2010 were analyzed retrospectively. The patients were statistically compared in terms of age, gender, the time of diagnosis (early or late), the diagnostic procedures that were performed, whether the diagnosis of rupture was made during or after the operation, the localization of the rupture, the diameter of the rupture, accompanying injuries, the surgery performed, mortality and morbidity and the trauma injury severity score. Results: The etiology for the diaphragmatic rupture was blunt trauma in 43.9% and penetrating trauma in 56.10% of the patients. 85.36% of the patients were diagnosed in early stage and 14.64% in late stage. Herniation dignosis was made radiologically in 118 (43.9%) patients and diaphragmatic rupture was detected during the operation in 23 patients (56.1%). Twenty-nine (70.73%) patients had thoracotomy, seven (17.02%) patients had laparatomy and five (12.19%) patients had thoracotomy plus laparatomy. The overall mortality rate was 14.63% (n=6). Conclusion: Traumatic diaphragmatic ruptures may have a fatal course depending on the strangulation of the herniating abdominal viscera. Traumatic diaphgram rupture should be suspected in all multitraumatic patients and these cases shuld be seriously evaluated for the definitive diagnosis and treatment plan.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2012
    Clinical effects of enhanced external counterpulsation treatment in patients with ischemic heart failure

    Kozdag, Guliz; Ertas, Gokhan; Aygün, Fatih; Emre, Ender; Kirbas, Ahu; Ural, Dilek; Soran, Ozlem

    Objective: Enhanced external counterpulsation (EECP) is a noninvasive treatment that is proven safe and effective in patients with coronary artery disease (CAD) and heart failure (HF). The aims of this study are to investigate the clinical effects of EECP therapy in patients with symptomatic CAD and chronic HF, and to find out an answer to the question: Does EECP therapy have any effect on the prognostic markers of HF? Methods: This study was designed as a prospective cohort study. A total of 68 consecutive patients with symptomatic CAD and chronic HF referred to EECP therapy were enrolled in this study between November 2007 and December 2010; 47 patients (39 males and 8 females, 65 +/- 7, years), have undergone EECP treatment, and 21 patients (20 males and 1 female, 62 +/- 10 years), who did not want to participate in the EECP program comprised the control group. Statistical analysis was performed using t tests for dependent and independent samples, Mann-Whitney U test, Chi-square and Fischer exact tests. Results: EECP therapy resulted in significant improvement in post-intervention New York Heart Association functional class (p<0.001), left ventricular ejection fraction (p<0.001), B-type natriuretic peptide levels (p<0.003), uric acid levels (p<0.05), free-T3/free-T4 ratio (p<0.034) and mitral annular E (p<0.05) velocity, compared with baseline, a finding not evident in the control group. Conclusion: EECP treatment significantly improved clinical and some biochemical parameters, which are mostly prognostic markers in patients with symptomatic CAD and chronic HE (Anadolu Kardiyol Derg 2012; 12:214-21)

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2012
    Is Increased Mean Platelet Volume a Risk Factor in Patients with Acute Deep Vein Thrombosis?

    Kalkan, Asim; Memetoglu, Mehmet Erdem; Bilir, Ozlem; Ersunan, Gokhan; Kutlu, Rasim; Tutar, Nuri

    Objectives The purpose of this retrospective study was to compare the mean platelet volume between the patients with acute deep vein thrombosis (DVT) and control subjects. Methods Data were collected retrospectively from the patients' medical records. The study group consisted of 110 patients with newly diagnosed acute DVT in the lower extremities. An age, gender, and body mass index-matched control group consisted of 98 patients with normal duplex ultrasound findings. We compared the mean platelet volume in patients with acute DVT and control participants. Results There was no significant difference between the study and control groups in mean platelet volume (8.8 +/- 1.6 vs 8.7 +/- 1.3 fl, respectively; p>0.05). Age (p=0.899), body mass index (p=0.43), gender (p=0.466), and platelet count (p=0.886) were statistically similar in both groups. Conclusions There was no significant difference in mean platelet volume between patients with acute DVT and the control group. According to our result, we propose that mean platelet volume should not be considered as an index of acute DVT.

  • MakaleAçık Erişim2012
    An unusual clinical state: true ulnar artery aneurysm in a five-year old girl

    Memetoglu, Mehmet Erdem; Memetoglu, Mehmet Erdal; Erbasan, Ozan

    We report the case of a 5-year old girl, who presented with a true ulnar artery aneurysm, and the aetiology, clinical presentation and treatment of the disease.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2012
    Behcet's disease with aneurysm of internal iliac artery and percutaneous treatment

    Memetoglu, Mehmet Erdem; Kalkan, Asim

    Behcet's disease (BD), described in 1937 by Hulusi Behcet, is a multisystemic inflammatory disorder. In this paper, we report a large pseudoaneurysm of the internal iliac artery in a patient who had BD, and was admitted to emergency service complaining of leg pain and the percutaneous treatment of the pathology which followed.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2012
    Dehydrated hazelnut husk carbon: A novel sorbent for removal of Ni(II) ions from aqueous solution

    Sivrikaya, Sezen; Albayrak, Sinem; Imamoglu, Mustafa; Gundogdu, Ali; Duran, Celal; Yildiz, Hulya

    The present study has been performed to examine the adsorption ability of novel sorbent dehydrated hazelnut husk carbon (DHHC) towards Ni(II) ions from aqueous solution using the batch adsorption technique. The effective factors such as initial pH of the aqueous solution, contact time, initial Ni(II) concentration, adsorbent dosage, and temperature were investigated. The studies were also conducted to understand the effect of some co-existing ions which may be present in aqueous solutions. DHHC showed good adsorption potential for Ni(II) ions. The optimum initial pH value was selected as 5.0. The experimental data fitted well to the Langmuir adsorption isotherm model. Among the kinetic models tested for the adsorption of Ni(II), the pseudo-second-order model showed a good fit of the kinetic data. The thermodynamic parameters including the Gibbs free energy (ΔG), enthalpy (ΔH), and entropy (ΔS) changes indicated that the adsorption of Ni(II) ions onto DHHC was feasible, spontaneous, and exothermic in the temperature range of 25-55°C. The results of this study showed the effectiveness and feasibility of DHHC for the removal of Ni(II) ions from aqueous solution.

    • SDG 6 · Temiz Su ve Sanitasyon
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleAçık Erişim2012
    Assessment of permeability and injection depth at the Atasu dam site (Turkey) based on experimental and numerical analyses

    Gurocak, Zulfu; Alemdag, Selcuk

    This study was performed in order to evaluate the permeability of the basalts and pyroclastics and the maximum depth of grout injection at the Atasu dam site, Turkey, using the equations of Kiraly and Hoek and Bray based on values obtained from Lugeon tests. In order to evaluate maximum discharge values and depth of injection, seepage analyses were performed using the finite element technique for each 10 m up to 100 m. The results indicate that to establish an impermeable zone at the dam site, the depth of injection should be taken as 50 m for the left and right slopes and 40 m for the river bed.

    • SDG 6 · Temiz Su ve Sanitasyon
  • MakaleAçık Erişim2012
    The difference problem of obtaining the parameter of a parabolic equation

    Ashyralyyev, Charyyar; Demirdag, Oznur

    The boundary value problem of determining the parameter p of a parabolic equation ′(t)+A(t)=f(t)+p(0≤t≤1),(0)=,(1)= in an arbitrary Banach space E with the strongly positive operator A is considered. The first order of accuracy stable difference scheme for the approximate solution of this problem is investigated. The well-posedness of this difference scheme is established. Applying the abstract result, the stability and almost coercive stability estimates for the solution of difference schemes for the approximate solution of differential equations with parameter are obtained.

  • MakaleAçık Erişim2012
    Determination of the dependence of HPGe virtual point detector location on source dimensions in 60 keV-2 MeV range using Monte Carlo simulation

    Çelik, N.

    The virtual point detector (VPD) concept for an HPGe detector with 55% relative efficiency was confirmed for bulky sources having different diameters and heights. After reproducing experimental data, Monte Carlo simulation was used to investigate the dependence of VPD location on photon energy for various source diameters and heights in the energy range from 60 keV to 2 MeV. The simulations were confirmed using a soil reference source prepared by International Atomic Energy Agency (IAEA). It was seen that increasing photon energy makes significant changes in VPD location up to 600 keV. It was observed that VPD locations increase with increasing source diameter and height. It was also seen that VPD locations were approximately linearly dependent on source diameters and heights.

  • MakaleAçık Erişim2012
    Numerical approximations to the solution of ray tracing through the crystalline lens

    Yildirim, A.; Gökdogan, A.; Merdan, M.; Lakshminarayanan, V.

    An approximate analytical solution in the form of a rapidly convergent series for tracing light rays through an inhomogeneous graded index medium is developed, using the multi-step differential transform method based on the classical differential transformation method. Numerical results are compared to those obtained by the fourth-order Runge - Kutta method to illustrate the precision and effectiveness of the proposed method. Results are given in explicit and graphical forms.

  • MakaleAçık Erişim2012
    Metabolic syndrome in collection and disposal of solid waste sector

    Eker, Hasan Huseyin; Bayraktarli, Recep Yilmaz; Issever, Halim; Ulas, Tumer; Erelel, Mustafa; Eser, Ali; Ozdilli, Kuraat; Ozder, Aclan

    Objectives: This study aims to assess the frequency and factors relevant to metabolic syndrome in workers employed in the collection and disposal of solid waste sector. Materials and Methods: This cross-sectional study was conducted in the major solid waste collecting and disposal company named ISTAC AS (Istanbul Environmental Protection and Waste Processing Corporation) in Istanbul, Turkey. All 715 male employees of the company were included in the study without sampling. The study was completed with 619 subjects. Since it was a small group, female workers were not taken into ac-count in the study. Metabolic syndrome frequency was investigated according to the NCEP-ATP III criteria including the levels of systolic and diastolic blood pressure, waist perimeter, HDL, triglyceride, fasting blood glucose values. Results: Metabolic syndrome was present in 40.9% of participating employees. Metabolic syndrome was more common in those working in the excavation field (54.0%), such as caterpillar operators (56.5%), and less common in employees working in administrative offices, such as office staff or managers, who were under 35 years old and who had been working for less than 10 years (p < 0.05). Employees working in work stations other than administrative offices had a 2.60 times higher risk compared to those working in administrative offices. Conclusions: Metabolic syndrome may be related to work sta-tion, job, age and period worked by the subjects.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2012
    On the numerical solution of fractional parabolic partial differential equations with the dirichlet condition

    Ashyralyev, Allaberen; Cakir, Zafer

    The first and second order of accuracy stable difference schemes for the numerical solution of the mixed problem for the fractional parabolic equation are presented. Stability and almost coercive stability estimates for the solution of these difference schemes are obtained. A procedure of modified Gauss elimination method is used for solving these difference schemes in the case of one-dimensional fractional parabolic partial differential equations.

  • MakaleAçık Erişim2012
    Finite difference method for the reverse parabolic problem

    Ashyralyyev, Charyyar; Dural, Ayfer; Sozen, Yasar

    A finite difference method for the approximate solution of the reverse multidimensional parabolic differential equation with a multipoint boundary condition and Dirichlet condition is applied. Stability, almost coercive stability, and coercive stability estimates for the solution of the first and second orders of accuracy difference schemes are obtained. The theoretical statements are supported by the numerical example.