Yazarlar
- Karimullah, Suud Sarim(17)
- Özbek, Mehmet Ferhat(8)
- Gönan, Yavuz(7)
- Tang, Thomas Li-Ping(7)
- Türkkan, Tuğba(7)
- Demirbağ, Orkun(6)
- Dinç, Artum(6)
- Limon, Onur(6)
- Uzun, Sevda(6)
- Akande, Adebowale(5)
- Allen, Michael W.(5)
- Ansari, Mahfooz A.(5)
- Arias-Galicia, Fernando(5)
- Borg, Mark G.(5)
- Canova, Luigina(5)
- Charles-Pauvers, Brigitte(5)
- Cheng, Bor-Shiuan(5)
- Doğan, Kadir Caner(5)
- Du, Linzhi(5)
- Gürdal, Elif(5)
- Ibrahim, Abdul Hamid Safwat(5)
- Jen, Chin-Kang(5)
- Kazem, Ali Mahdi(5)
- Keyifli, Nazlı(5)
- Kim, Kilsun(5)
- Luna-Arocas, Roberto(5)
- Malovics, Eva(5)
- Manganelli, Anna Maria(5)
- Moreira, Alice S.(5)
- Mpoyi, Richard T.(5)
- Pholsward, Ruja(5)
- Polic, Marko(5)
- Skobic, Petar(5)
- Stembridge, Allen F.(5)
- Sutarso, Toto(5)
- Tang, Theresa Li-Na(5)
- Urbain, Caroline(5)
- Uğur, Candan Yılmaz(5)
- Vlerick, Peter(5)
- Yeşilçayır, Celal(5)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2025Dijital Vergi Dairesi Sisteminin Kalitesi ve Vergi Uyum Niyeti: Kullanıcı Memnuniyetinin Aracılık Rolü
Saruc, Naci Tolga; Uğur, Candan Yılmaz
Kamu hizmetlerinde yaşanan dijital dönüşümün vergi ile ilgili alanlara yansıması ile dijital uygulamaların ön plana çıktığı, söz konusu uygulamaların vergi mükelleflerine hızlı erişim ve bireyselleştirilmiş hizmetler sunarak vergi uyumunu artırdığı görülmektedir. Türkiye’de 7 Ekim 2023 tarihinde yürürlüğe giren Dijital Vergi Dairesi ile mükelleflerin tüm uygulamalara kolay, hızlı ve güvenli bir şekilde erişim sağlaması, vergi ile ilgili tüm işlemlere ve bu işlemlerin sonuçlarının ilgililerine elektronik ortamda sunulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda vergi mükelleflerin Dijital Vergi Dairesinin kalitesine ilişkin algısı ve bu algının vergi uyumu üzerindeki etkisinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Gümüşhane/Merkez’de faaliyet gösteren ve Dijital Vergi Dairesi sistemini kullanan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinden elde edilen verileri kullanarak Dijital Vergi Dairesi Sisteminin kalitesi ile vergi uyumu arasındaki ilişkide Dijital Vergi Dairesi kullanıcılarının memnuniyetinin aracılık etkisi olup olmadığını incelemektir. Araştırmaya, Dijital Vergi Dairesi sistemini kullanan 171 gelir ve kurumlar vergisi mükellefi katılmış olup, veriler aracılık etki analizi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Dijital Vergi Dairesi sisteminin kalitesi ile algılanan kullanım kolaylığının, sistemi kullanan vergi mükelleflerinin memnuniyet düzeylerini artırarak vergi uyumunu olumlu yönde etkilediğini ortaya koymaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Mehmet Akif Ersoy ve Ahlak Felsefesi
Kerimoğlu, Özkan
Bu çalışmanın temel amacı, Türk Milli marşını yazan, şair Mehmet Âkif Ersoy’un yaşadığı dönemde, toplumun yüzleştiği ahlâkî ve kültürel sorunlarla mücadelesini ve bulduğu çözümü anlamaya çalışmaktır. İçinde yaşadığı toplumu sarmalayan, bireysel ve toplumsal yozlaşmaya sebep olan problemler hakkında derin bir kaygıya kapılan Âkif, duyarlı bir insan ve düşünür olarak çözüm arayışına girmiştir. Problemler karşısında çözüm için mevcut ve baskın anlayışın yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Âkif, bireysel ve toplumsal ilişkileri detaylı bir şekilde incelemiş ve çöküşün temel nedenini İslâm Dini’nin yanlış anlaşılıp, yanlış tatbik edilmesi ve bilimden mahrum kalmak olarak belirlemiştir. Bu hakikatten endişe ve rahatsızlık duyan şair, çözümü ise halis İslâm’a rücûda, Doğu’nun hikmeti ve Batı’nın fenninin mezcedilmesinde bulmuştur. Düşünür bununla birlikte bu çöküşten kurtulmak için samimiyet, doğruluk, birlik-beraberlik, çalışmak, yardımlaşmak ve dayanışma, teknoloji ve ilim alanındaki gelişmeleri takip etmek, onları alıp sahiplenmek ve ümit var olmak gibi erdemlere ihtiyaç olduğunu da söylemektedir. Âkif’in “Safahat” başta olmak üzere eserleri çalışmamıza kaynaklık edecektir.
- MakaleAçık Erişim2025The Relationship Between Theology Students’ Moral Identities and Moral Integrity
Birinci, Ali
The purpose of this research is to investigate the relationship between the moral identities and moral integrity of students enrolled in the Faculty of Theology. The study employs a quantitative research design and is conducted in accordance with the relational survey model. The study group comprises students attending the Faculty of Theology at Gümüşhane University during the 2023-2024 academic year. The personal information form devised by the researcher and the Moral Integrity Scale, which was adapted into Turkish by Okan and Ekşi (2020), along with the Moral Identity Scale developed by Kürüm and Ekşi (2022), were employed as the instruments for data collection. The findings of the research indicated that the mean scores of moral identity and moral integrity for the theology students were at a high level. The results indicated a positive and moderate relationship between moral identity and moral integrity, and it was concluded that moral identity was a significant predictor of moral integrity. Considering the findings, it is recommended that character education be incorporated into the curricula of theological faculties on a systematic basis.
- MakaleAçık Erişim2025Nizâmülmülk’ün Devlet Anlayışında Meşruiyet ve Beka Sorunu
Serdar, Erdoğan
Bu makalede Türk devlet felsefesi anlayışının en güçlü örneklerinden biri olan Selçuklu devletinin iki büyük sultanı olarak kabul edilen Alpaslan ve Melikşah’a vezirlik yapmış olan büyük devlet adamı Nizamülmülk’ün siyaset felsefesinde devletin meşruiyeti ve beka sorunu incelenmiştir. Yardımcı kaynaklarla birlikte Nizamülmülk tarafından kaleme alınmış olan Siyasetname isimli eser çalışmanın temel materyali olarak tercih edilmiştir. Bu bağlamda makale, giriş, iki ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında Nizamülmülk hakkında temel bilgiler verilmiş, düşüncesinde etkili olan siyaset felsefesini oluşturan temellere değinilmiştir. Birinci bölümde İslam siyaset felsefesindeki temel anlayışlara Nizamülmülk’ün yaklaşımı ele alınarak meşruiyet ve yönetim kavramları açıklanmış, tarihsel süreçte meşruiyet kavramına değinildikten sonra Nizamülmülk’ün meşruiyet kriterleri değerlendirilmiştir. Makalenin ikinci bölümünde beka kavramın önemi, Nizamülmülk’ün yaklaşımı ve beka noktasında pratik çözümleri açıklanmıştır. Sonuç kısmında ise meşruiyet kavramı ve beka sorununun çerçevesi içinde Nizamülmülk’ün siyaset felsefesi bağlamında değerlendirilmesi ve yönetim, toplum ve sınırlar açısından bir düzende ele alınan devlet yönetim biçiminin ifadesi ile çalışma sonlandırılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2025Taş Ocağında Patlatmalı Kazı Kaynaklı Zemin Titreşimleri, Hava Şoku ve Şev Duraylılığının İncelenmesi: Örnek Bir Uygulama
Alemdag, Selcuk; Çavuşoğlu, İbrahim
Bu çalışma kapsamında, Trabzon ili Araklı ilçesinde faaliyet gösteren bir taşocağında gerçekleştirilen patlatmalı kazıların çevresel etkileri, kazı sonrası ve sismik yük etkisindeki duraylılığı ve buna ek olarak özellikle en yakın yerleşim yerinde oluşturabileceği titreşim ve hava şoku değerlendirilmiştir. Arazi çalışmaları sürecinde, Instantel Micromate marka sismograf ile beş farklı patlatma sırasında ölçümler alınmış ve veriler analiz edilmiştir. Elde edilen veriler, 2022 yılında yenilenen “Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği” (ÇGKY) kapsamında maden ve taş ocakları için belirlenen yeni sınır değerlerle karşılaştırılmış; ayrıca eski Türk standardı, USBM RI 8507 (USA) ve DIN 4150-3 (Alman) standartlarıyla karşılaştırmalı analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, ölçülen yer sarsıntısı ve hava şoku düzeylerinin her bir patlatma için ilgili yönetmelik sınırlarının altında kaldığı, arazide yapılan gözlemler sonucunda da en yakın yerleşim alanlarındaki yapılarda yapısal hasara yol açmayacağı belirlenmiştir. Karşılaştırmalı analizler ise yeni Türk standardı ile DIN 4150-3 ve USBM standartlarının daha koruyucu yaklaşımlar sunduğunu göstermiştir. Taş ocağı işletmesi için tasarlanan şev geometrisi kazı sonrası mevcut durumda ve sismik yük etkisinde duraylılık değerlendirmesi yapılmış ve güvenlik sayısının SRF>1.5 olduğu belirlenmiştir. Böylece duraylılık değerlendirmesinde elde edilen güvenlik sayısı ve deformasyonlar, işletme sınırlarında yapılacak patlatmalı kazı işleminden etkilenmeyeceği öngörülmektedir. Bu çalışma, taşocaklarında gerçekleştirilen patlatmalı kazıların çevresel etkilerinin yasal sınırlar çerçevesinde sistematik ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve ocak duraylılığına yönelik örnek bir uygulama sunmakta olup, benzer projeler için “Çevresel Etki Değerlendirme” (ÇED) süreçlerinde kaynak olarak değerlendirilebilir.
- MakaleAçık Erişim2025Geleceğin güvenliğinde denizler: ülkelerin denizlere erişimi ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki ilişkinin açıklanması
Tutak, Eda
Coğrafi konum ve bu konumdan kaynaklanan fiziki özellikler, tarih boyunca devletlerin güç kaynaklarından birini oluşturmuş, politik davranışları şekillendiren unsurların başında gelmiştir. Denize kıyısı olan devletler; ekonomik, askerî, siyasi, diplomatik ve kültürel açıdan denizlerin sunduğu imkânlardan faydalanırken karayla çevrili ülkeler önemli bir kısıtlama ile karşı karşıya kalmıştır. Bu çalışmanın amacı, devletlerin denizlere erişimi ile sürdürülebilir kalkınma arasında bir ilişki olup olmadığının araştırılmasıdır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi olarak doküman analizi kullanılmış, nicel araştırma kapsamında ise Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Endeksi aracılığıyla karayla çevrili ülkelerin performansı betimsel istatistik yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmanın bulguları arasında; 2024 yılı itibariyle toplam 43 kara ülkesi arasından üç ülkenin SKH Endeksinin hesaplanamadığı, toplam 167 ülke ile gerçekleştirilen sıralamada ise karayla çevrili ülkelerin genellikle son sıralarda yer aldığı görülmüştür. Sonuç olarak insani bir yaşam için denizlerin devletlere önemli fırsatlar sunduğu ve bu kapsamda denizlere erişimi bulunan devletlerin kara ülkelerine kıyasla daha ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğu tespit edilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2025Arap Milliyetçiliğinin Doğuş Seyri
Erdem, Tevfik; Bozkurt, Hasan
Bu makale, tarihsel süreçte Arap milliyetçiliğinin gelişim seyrini temel dinamikleriyle ele alıp, Arap milliyetçiliğinin nasıl ve hangi sebeplerden dolayı doğduğu sorusuna cevap aramayı hedeflemektedir. Bu soruya cevap verilirken, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecindeki siyasi ve sosyal gelişmelerin Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkmasına yaptığı etkiye odaklanılmaktadır. Literatür taraması ve karşılaştırmalı tarihsel analiz yöntemi ile Arap milli hareketlerindeki aktör ve hedef çeşitliliğinin sonucu olarak farklı Arap milliyetçiliklerinin olduğu da ortaya konulmak istenmektedir. Çalışmanın temel varsayımı, Arap milliyetçiliğinin doğrudan bunu hedeflemese de Şerif Hüseyin öncülüğünde gerçekleşen Arap İsyanı (1916) olarak adlandırılan sürecin sonucu olarak ortaya çıktığıdır. Türk ve Osmanlı karşıtlığı üzerinden kurgulanan Arap isyanının milli bir gerekçeye dayanmaktan yok bölgesel güç elde etme amacıyla, İngiltere’nin desteği ve kışkırtması ile başlayan bir ayaklanma olduğu ancak gizil bir sonuç olarak milli duyguları kabarttığı da açıktır. Bölgecilik ile pan-Arabist politikalar arasındaki fark ve laik ile dini yorumlar arasındaki fark, farklı Arap milliyetçilikleri doğurmuştur. Bunun dışında, Arapların yoğun olarak yaşadığı coğrafyalardaki örneğin Beyrut, Şam, Bağdat gibi şehirlerde millet ve milliyetçiliğin ortaya çıkış seyri tek bir değişkenle açıklanamayacak kadar karmaşık olmakla birlikte orta sınıflaşmayı gösteren aydınların bu milliyetçiliğin oluşmasında diğer milliyetçilikler kadar etkili olduğu söylenebilir.
- MakaleAçık Erişim2025Ombudsmanlık Kurumu Bağlamında Karşılaştırmalı Ülke İncelemeleri: Bahreyn, Bangladeş, Macaristan ve Ürdün Örnekleri
Doğan, Kadir Caner
Ombudsman, kamusal şikayet kurumu olarak bir devlette halktan kamu yönetimi sorunlarına dair başvuru alan ve çözen yapıdır. Ombudsman, dünyada ilk defa 18. Yüzyılda İsveç’te ortaya çıkmıştır. Temel özellikleri arasında; demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını güçlendirmesi bulunmaktadır. Günümüzde neredeyse dünyadaki tüm devletlerde uygulanmaktadır. Ombudsman dünyanın farklı kıtalarında ve devletlerinde demokrasi kültürü ve kalitesine göre çeşitli düzeylerde icra edilmektedir. Liberal demokrasinin küresel arenada baskın olduğu bir çağda ombudsman da bu değerlerle bütünleşmektedir. Demokrasinin ve siyasal liberalizmin en büyük sembollerinden biri de ombudsman olarak görülmektedir. Hak arama kurumu olarak ombudsman, bulunduğu devlette adaleti de tesis eden mekanizmalardan biridir. Bu çalışmada, Avrupa ve Asya kıtalarından Bahreyn, Bangladeş, Macaristan ve Ürdün devletlerinin ombudsman teşkilatları incelenmiştir. Bu devletlerin seçilmesinin nedeni ise uzun yüzyıllar boyunca demokrasi tecrübesinden uzak ya da engellenmiş bölgelerde ve toplumlarda ombudsmanın uygulanabilirliğine dair bazı çıkarımlarda bulunmaktır. Bu şekilde değişik coğrafi bölge ve çeşitli kültürlere sahip devletlerde ombudsman tecrübesi analiz edilmiştir. Çalışmanın yöntemi nitel analiz bağlamında literatür taramadır. Çalışmanın sonuçlarına göre dört devlet ombudsmanı arasında Macaristan, Bangladeş, Bahreyn ve Ürdün, kalkınma ortamı bağlamında etkinlik ve performans açısından sıralanabilir. Macaristan, Avrupa demokrasisinin kalbinde yer alan bir devlet olarak daha güçlü adalet ve hakkaniyet geleneklerine sahiptir. Bangladeş, Hindistan coğrafyasında uzun yıllardır merkezi bir krallığın bulunmaması nedeniyle özerklik açısından diğer iki devlete göre daha avantajlıdır. Bahreyn ve Ürdün, Orta Doğu Arap devletleri olarak uzun yıllar İngiliz kontrolü ve yönetimi altında kalmışlardır. Ürdün yüzölçümü ve nüfus bakımından daha büyüktür ve daha fazla etnik gruba sahiptir. Bu nedenle Bahreyn'de adaleti tesis etmek daha kolay olabilir.
- MakaleAçık Erişim2025İdeoloji, halkla ilişkiler, kültürlerarasılık ve toplumsal yapı: türkiye üzerinden birbirine bağlı kavramlara bir bakış
Kurt, Mustafa Cankut
Bu çalışma, Türkiye'deki kültürlerarasılık, ideoloji, sosyal yapı ve halkla ilişkiler arasındaki karşılıklı ilişkiyi incelemektedir. İdeoloji ve sosyal yapının, kültürlerarası etkileşimler için bir çerçeve sunduğunu ve halkla ilişkilerin bu süreçte bir yönetim aracı olarak rol oynadığını savunmaktadır. Çalışma, özellikle 2011 Suriye krizi sonrası Türkiye'nin iletişim stratejilerinde yaşanan zorunlu dönüşüme odaklanmaktadır. Bu süreçte, dışa dönük "yumuşak güç" ve imaj yönetimi odaklı halkla ilişkiler faaliyetlerinden, ülke içinde toplumsal uyumu sağlamayı amaçlayan kültürlerarası halkla ilişkiler uygulamalarına keskin bir geçiş yaşanmıştır. Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının bu yöndeki çabaları, halkla ilişkilerin bir imaj aracından toplumsal istikrar için hayati bir mekanizmaya dönüştüğünü göstermektedir. Ancak bu çabaların başarısı, medyadaki olumsuz temsiller ve köklü ideolojik önyargılar gibi yapısal zorlukların aşılmasına bağlıdır.
- MakaleAçık Erişim2025Representation of the Syrian Revolution in the Turkish Print Media
Yilmaz, Dursun; Günay, Mehmet Akif
In the 14th year of the Syrian civil war, the rapid fall of the Assad regime following a sudden military offensive by opposition forces led by Hay’at Tahrir al-Sham (HTS) attracted international attention. Contrary to expectations of a prolonged conflict, HTS-led forces captured Damascus in just ten days, forcing Assad to flee the country on 8 December 2024. This study examines how Turkish print media ideologically framed and positioned HTS during this critical turning point. The research is theoretically grounded in framing theory and methodologically combines critical discourse analysis and qualitative content analysis. The headlines, language, terminology, and visual elements of 15 ideologically diverse newspapers were analyzed. The findings reveal that conservative media framed HTS as a “resistance movement,” whereas secular and leftist outlets described it as a “terrorist organization.” Centrist newspapers generally adopted a neutral or cautious tone. These results demonstrate that media discourses not only convey information but also reproduce ideological positions, particularly in the representation of controversial non-state actors in conflict zones.
- MakaleAçık Erişim2025Exclusion, bureaucracy and racialized migration in abdulrazak gurnah’s by the sea
Yalcin, Elif Guvendi
Abdulrazak Gurnah's By the Sea (2002) interrogates the paradoxes of hospitality within the asylum process, revealing how conditional welcome operates as a mechanism of control rather than care. Through a critical engagement with Jacques Derrida's hostipitality and Achille Mbembe's necropolitics, this article examines the protagonist's arrival in England and his subsequent placement in a deteriorating Bed and Breakfast as an extension of state governance over displaced subjects. While asylum ostensibly signifies protection, the conditions imposed upon refugees transform hospitality into an instrument of containment, where inclusion is contingent upon submission to bureaucratic and social constraints. Drawing on Derrida's theorization of hospitality as inherently violent, the study demonstrates how the host's power to grant refuge simultaneously reinforces the foreigner's subjugation. Mbembe’s necropolitics further illuminates the ways in which asylum seekers exist within a state of managed decay, where their survival is permitted yet systematically devalued. Gurnah's portrayal of the asylum process thus critiques the host nation’s myth of benevolence, exposing the coercive structures that sustain postcolonial modes of regulation and exclusion. By situating By the Sea within this theoretical framework, the article argues that the novel problematizes the ethical contradictions of asylum policies, revealing how displaced individuals are reduced to spectral presences within the host nation’s borders.
- MakaleAçık Erişim2025Economic Crises, Social Protection Policies and the Transformation of Family Structures in the European Union: Panel Data Analysis
Seyhan, Burak
This study investigates the impact of economic crises on the transformation of family structures in European Union (EU) countries through a panel data analysis approach. The divorce rate is used as the dependent variable, while the unemployment rate, real GDP per capita, and social protection expenditures are treated as independent variables. The analysis is based on a balanced panel dataset covering 27 EU member states over the period 1995 to 2022. The study applies several econometric tests including cross-sectional dependence, slope homogeneity, panel unit root, panel cointegration, and long-run estimations (FMOLS, DOLS, OLS). Additionally, panel Granger causality tests are conducted to examine the directionality of relationships between variables. Empirical findings suggest that an increase in unemployment significantly raises divorce rates, while higher social protection spending reduces them. Real GDP per capita is also found to have a statistically significant and positive effect on divorce. The causality results reveal both bidirectional and unidirectional relationships across variables. These outcomes imply that economic instability tends to weaken family cohesion, whereas well-designed social welfare policies act as a stabilizing force. Accordingly, the study emphasizes the critical importance of strengthening social protection systems and adopting employment-centered macroeconomic strategies to ensure the sustainability of family structures within the EU.
- MakaleAçık Erişim2025Zamanın Döngüsünde Devlet ve İktidar: İbn Haldun’da Döngüsel Tarih Anlayışı
Serdar, Erdoğan
Tarih boyunca insanların bir araya gelerek oluşturmuş oldukları toplumlar, bu toplumların yönetimi, yönetim düşüncesinde ortaya çıkan devlet kurumu ve siyasi ortamın doğası, yüzyıllar boyunca düşünürlerin sıklıkla tartıştıkları ve fikir ürettikleri alanlardan biri olmuştur. Bu alanların nesiller boyu aktarımında ise en önemli görevi; tarih bilimi, disiplini üstlenmektedir. Bu makale, İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinden hareketle döngüsel tarih anlayışı üzerinden felsefesini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak girişte İbn Haldun’un tarihsel olaylara dair yaklaşımının sadece kronolojik bir hikâye anlatımı olarak değil, aynı zamanda toplumsal yapıların, siyasal iktidarın ve insan tabiatının, benzer şekilde devletin döngüsel bir süreç olarak ele alındığı gösterilmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde İbn Haldun düşüncesinde önemli yer tutan tarih anlayışının temel kavramları çok derine inmeden açıklanmış, umran fikrinden hareketle özgün düşüncesi ortaya konularak temel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın amacını oluşturan ikinci bölümde ise devletin doğuşu, yükselişi ve çöküşü gibi siyasal süreçlerin asabiyet kavramı etrafında şekillenen döngüsel zaman modeli bağlamında nasıl kavramsallaştırıldığı analiz edilmektedir. Sonuç kısmında ise İbn Haldun’un tarih felsefesinin tarihsel olayları anlamada indirgemeci yaklaşımların ötesine geçtiği ve çok katmanlı bir açıklama sunduğunu ve bunu ortaya koyarken son derece özgün bir düşünceyi aktardığı ama bütün bunlara rağmen modern dünyadaki bazı durumları açıklamada yetersiz kaldığı eleştirileri vurgulanarak değerlendirme paragrafı ile birlikte çalışma sonlandırılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2025Bizans İmparatorlarının Kuzeyli Muhafızları: Varegler
Şen, Fatih; Çog, Mehmet
Bizans İmparatorluğu’nun uzun tarihi boyunca imparatorların kişisel güvenlikleri her zaman önemli bir mesele olmuştur. İmparatorluk bünyesinde kurulan ve Hetaireia olarak adlandırılan özel muhafız alayları, bu zorlu görevi üstlenmiştir. Ancak bu muhafız alayları, her zaman imparatorlara sadık olmamışlardır. Bizans tarihinde pek çok kez bu muhafızlar, gaspçı imparatorların ya da isyan eden yetenekli komutanların yanında yer alarak imparatorları arkadan vurmuşlardır. Sadakatleri çok kolay bir şekilde para ile satın alınan bu muhafızlar; saray teşkilatının aksamasına, daha da önemlisi imparatorun hayatının tehlikeye girmesine neden olmuştur. Bu durumun getirdiği tehlikelerin farkında olan İmparator II. Basileios 988’de radikal bir karar ile kişisel muhafızlarını yerli unsurlar yerine o dönemde Kiev’de yaşayan ve sadakatleri ile tanınan Kuzey kökenli Vareglerden seçmeye karar vermiştir. Bundan sonraki süreçte iki kısma ayrılan Vareglerin bir bölüğü imparatorların özel muhafızları olurken diğer bir bölüğü de merkezi orduların içerisine paralı askerler olarak alınmıştır. II. Basileios’un bu tarihi kararından sonra hem sarayda hem de saha ordularında görev alan Vareg savaşçıları, Bizans İmparatorluğu’nun eski parlak günlerine kavuşmasında oldukça büyük katkılar sağlamışlardır. Vareglerin yeni kurulan Rus Devleti’nin siyasi, kültürel ve ekonomik tarihine de oldukça fazla etkileri olmuştur. İlk Rus Devleti’nin Bizans Ortodoksluğunu kabul etmesini, aynı zamanda Bizans adına Karadeniz’den gelecek tehlikelerin de önünün kesilmesini sağlamışlardır. Bu çalışmada Vareg muhafızlarının ve paralı askerlerinin Bizans'ın asker açığını kapatmasına ve eski gücüne kavuşmasına ne türden katkıları olduğu hakkında bilgi verilecektir.
- MakaleAçık Erişim2025Living like a tree: narratives of slow violence in arundhati roy's the ministry of utmost happiness
Yalcin, Elif Guvendi
This article bridges postcolonial studies and ecocriticism to explore the entanglement of environmental degradation and systemic marginalization in Arundhati Roy's The Ministry of Utmost Happiness. Mainly anchored in the theoretical framework of Nixon's concept of "slow violence," this study examines how colonial and neo-colonial ideologies perpetuate ecological exploitation and social inequality. Through characters such as Anjum and Gulabiya, Roy critiques the intersection of environmental injustices, displacement, and socio-political exclusion. Anjum's existence within a graveyard, which is a symbolic site of ecological decay, exemplifies the gradual violence inflicted upon marginalized communities, while the extinction of white-backed vultures symbolizes the ecological ramifications of industrial modernity. Additionally, the Narmada Bachao Andolan and the Bhopal disaster serve as critical case studies of environmental racism, highlighting the disproportionate burdens borne by the Global South in the name of development. By engaging with colonial legacies such as deforestation and industrial expansion, the article underscores how contemporary globalization replicates the exploitative dynamics of imperialism. Roy's narrative strategies amplify the silenced experiences of the dispossessed while critiquing the ethical failures of anthropocentrism and capitalist modernity. The article concludes by emphasizing the role of literature as an activist medium, capable of rendering visible the imperceptible impacts of ecological and social violence. In doing so, it advocates for postcolonial ecocriticism as an essential lens for addressing global environmental and cultural issues.
- MakaleAçık Erişim2025An Assessment of Tracking Lost Livestock According to Sumerian Cuneiform Texts
Aktürk, Mehmet Yunus
This article examines how cases of lost livestock were recorded, investigated, and compen-sated within the bureaucratic apparatus of Sumer by analysing cuneiform archives from the Ur III period (2112–2004 BCE). It focuses on three interrelated document types: ration lists, which first register the loss; investigation dockets, which detail the cause, the responsi-ble parties, and witness statements; and compensation tablets, which formalise restitution either by an animal in kind or by its barley equivalent. Terms such as “gu₄ gaz” and “udu sikil” simultaneously denote the quantitative deficit and its juridical status, thereby ensuring institutional consistency. The study shows that oaths, sureties, and a double entry technique reinforced administrative transparency, while compensation calculations were shaped by social status. In theft (gazi) cases, indemnities could rise to 150 percent of the ordinary value, highlighting the system’s deterrent function. Ultimately, incidents of lost livestock served a critical role not only in stock control but also in maintaining social hier-archy and bureaucratic legitimacy within the Sumerian economy. These findings demon-strate that Sumerian administrative practice developed a sophisticated system that inte-grated quantitative oversight with legal financial enforcement inside a unified documen-tary chain.
- MakaleAçık Erişim2025İlk Mekteplerdeki Din Derslerinin Mantığı: Muallim Abdülbaki Örneği
Atalay, Abdurrahman
Öz: Cumhuriyet Türkiye’sinde idareci kadrolardan bağımsız bir din, siyaset, hukuk, ekonomi ve eğitim anlayışının teşekkül etmeyeceği muhakkaktır. Siyasî iktidarın dinî alandaki belirleyici tavrının izleri, kendi beyanatlarının yanı sıra dinî yayınların üslup ve muhtevalarından da takip edilebilir. Özellikle Erken Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan din dersi kitaplarının siyasî iktidarın beklentilerini karşılayacak dinî/siyasî esasları ihtiva ettiği bilinmektedir. Bu çerçevede Muallim Abdülbaki’nin (ö. 1982) ilk mekteplerin üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıfları için yazdığı “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” kitabı dönemin siyasî ve dinî ruhunu gösteren önemli yayınlardır. Bu yayınların isim, muhteva ve üslup olarak temsil gücü yüksek olması, çalışmamız için tercih sebebi olmuştur. Cumhuriyet tarihi boyunca din dersi külliyatına ait bu ve benzeri yayınlarla ilgili önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar bağlamında araştırmamızda kelâm ilminin ilke ve yöntemleri çerçevesinde konunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Zira son dönem Osmanlı düşüncesinde Yeni İlm-i Kelâm’ın güncel konuları arasında yer alan materyalist, pozitivist, laik ve seküler yaklaşımların ele alınıp tartışıldığı bilinmektedir. Bu tartışmaların pratik hayatta karşılıkları da olmuştur. Bu beşerî akımlar, dönemin mütefekkirlerinin din-dünya tasavvurlarına ve dolayısıyla dini yorumların şekillenmesine etki etmiştir. Cumhuriyeti kuran kadrolar nezdinde ise bu akımlar, hayatın her alanını düzenlemesi gereken temel prensipler seviyesine çıkarılmıştır. Bu bakış siyasî, sosyal, kültürel, ekonomik sahaya yansımakla kalmamış din anlayışına, inanç, ibadet ve ahlâk gibi dinin temel unsurlarına da kuvvetle sirayet etmiştir. Ayrıca muasır Batı medeniyetine ulaşmak için dinî alanı yeniden tanımlama ve geleneksel din anlayışını tasfiye etme çalışmaları, o dönemin din anlayışının teşekkülünde belirleyici olmuştur. Siyasî merkezin materyalist, pozitivist, laik ve seküler yaklaşımının ve bu yaklaşımıyla doğrudan alakalı olan muasır medeniyet seviyesine çıkma hedefinin dinî alandaki izdüşümlerini araştırmak, çalışmamızın esasını ve kapsamını teşkil etmektedir. Kurucu kadroların din/dünya anlayışı ve bu anlayışın Muallim Abdülbaki’nin din dersi kitaplarındaki yansımalarını tespit edip örnek metinler eşliğinde ortaya koymak, karşılaştırma yapmak ve irtibatlı olduğunu düşündüğümüz kavramlarla kelâm ilminin yetki ve imkânları ölçüsünde ilişkilendirmek de çalışmanın yöntemini oluşturmaktadır. Bu haliyle ele aldığımız konu klasik bir kelam çalışması olmaktan uzak fakat Yeni İlm-i Kelam çalışması olmaya da namzettir.
- MakaleAçık Erişim2025Kültürel sosyoloji perspektifinde aile kurumu ve ombudsmanlık ile ilişkisi
Dinç, Artum
Aile kurumu, tarihsel süreç içinde farklı toplumsal ve kültürel bağlamlarda değişim göstermiş, modern dönemde ise yeni yönetişim mekanizmalarının etkisi altına girmiştir. Bu makalede aile, kültürel sosyoloji yaklaşımıyla kuramsal olarak incelenmekte; felsefi temelleri ve sosyolojik yaklaşımlar (Bourdieu, Giddens, Elias) çerçevesinde tarihsel ve güncel boyutlarıyla ele alınmaktadır. Araştırmanın temel sorunsalı, modern devlet mekanizmalarından biri olan ombudsmanlık kurumunun aile kurumu üzerindeki rolünü ve etkisini anlamaktır. Yöntem olarak belge analizi, kuramsal yorumlama ve karşılaştırmalı analiz tekniklerine dayalı nitel model kullanıldı. Aile kurumunun kısa tarihçesi sunularak, geleneksel geniş aile yapılarından modern çekirdek ailelere geçiş küresel perspektifle tartışıldı. Modern yönetişim mekanizmaları bağlamında, özellikle ombudsmanlık kurumu ile aile arasındaki ilişki incelendi. Ombudsmanlığın aile ile ilgili sorumluluğunun anlamı ve işlevleri tartışılarak farklı ülkelerde ombudsmanlığın aile ilişkilerine etkisi karşılaştırmalı örneklerle açıklandı. Özellikle ombudsmanın aile içi hak ihlallerini önlemedeki rolü, çocuk ve kadın haklarının korunmasına katkısı ve aile yapısını şekillendirmesi değerlendirildi. Aile, kültürel olarak sürekli dönüşen bir yapıdır ve ombudsmanlık gibi modern mekanizmalar bu dönüşümün bir parçası olarak aileye hem normatif hem pratik düzeyde etki etmektedir; bu da aile içi hak arama kültürünü geliştirir. Sonuç olarak, kültürel sosyolojik kuramsal çerçeveyle desteklenen analiz, aile kurumunun kültürel olarak inşa edilmiş dinamik bir yapı olduğunu ve modern devlet mekanizmalarıyla (ör. ombudsmanlık) etkileşim halinde sürekli dönüşüm geçirdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, aile politikalarının geliştirilmesinde ombudsmanlık mekanizmasının önemli bir denge unsuru olduğunu göstermektedir.
- MakaleAçık Erişim2025The Role of Artificial Intelligence Supported Auditing in Public Expenditures: The Case of Turkish Court of Accounts
Özdemir, Hakan; Yelboğa, Alim
Artificial intelligence (AI) offers transformative potential in public expenditure auditing, particularly in error detection, resource tracking, and enhancing accountability. This study analyzes the Turkish Court of Accounts’ 2022–2023 audit findings through an AI lens, identifying which types of errors could be addressed using algorithmic tools. From procurement irregularities to financial reporting issues, numerous findings are linked to AI techniques such as natural language processing, process mining, and anomaly detection. The study also discusses critical limitations including data quality, ethical concerns, and algorithmic explainability. Supported by international examples, it presents concrete recommendations on how AI should be positioned as a complementary tool to human auditors. It concludes that strengthening institutional capacity and digital infrastructure is essential for building a more accountable and sustainable audit system in Türkiye.
- MakaleAçık Erişim20251059 Melfi Konsülüne Kadar Normanların Güney İtalya’daki Askerî Faaliyetleri
Şen, Fatih
Vikingler, Viking Çağı olarak adlandırılan VIII. asrın sonlarından XI. asrın ortalarına kadar olan dönemde İskandinavya’yı terk edip Avrupa ve dünyanın pek çok bölgesinde yağma, baskın, fetih ve ticari faaliyetlerde bulundular. Bahsi geçen dönemde Kuzey Fransa’ya yerleşen Vikingler burada kimlik değişimine uğrayarak Norman adını aldılar. Zamanla ana vatanları olan İskandinavya’dan gerçekleşen göçler ile nüfusları oldukça arttı. Nüfus artışı beraberinde miras paylaşım sorunlarını da getirdi. Zira Norman geleneklerine göre ailenin en küçük erkek çocukları ya mirastan çok az pay alıyor ya da hiç pay alamıyorlardı. Dolayısıyla Norman gençleri de miras paylaşımı sorunlarından dolayı önceden beri zenginliklerinden haberdar oldukları Güney İtalya’ya servet edinmeye gittiler. Normanlar önceden hacı adayları olarak ya da haç ziyareti dönüşünde İtalya’ya uğrayıp buranın zenginliği hakkında soydaşlarına hikâyeler anlatıyorlardı. Başlangıçta Güney İtalya’da Papalık, Bizans ve yerli güçlerin ordularında paralı askerler olarak görev yapan Normanlar zamanla bu toprakların sahipleri olmaya başladılar. Güney İtalya’ya ilk başta Hristiyan hacılar olarak gelen Normanlar üstün askeri yeteneklerinin fark edilmesi sayesinde hem yerli hem de yabancı güçlerin ordularında yer almaya başladılar. Daha sonra yeni gelen göçlerle birlikte sayıları artınca kendi adlarına fetihler yapıp toprak sahibi olmaya başladılar. İlerleyen süreçte önce Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun vasalı oldular. Sonra ise 1059 Melfi Konsülünde Papa’yı ruhani lortları olarak kabul ettiler. Bu çalışmada 1059 Melfi konsülünden önce Normanların Papalık gibi yerli ve Bizans gibi yabancı unsurlarla mücadele ederek nasıl bir siyasi süreç sonucunda bu kazanımları elde etmeleriyle beraber bu kazanımlara etki eden stratejik faktörler üzerinde durulacaktır.
