Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Öztürk, Ümit(6)
- Özsoy, Seda(5)
- Kerimoğlu, Özkan(3)
- Somuncuoğlu, Seda Özsoy(3)
- Doğan, Kadir Caner(2)
- Kahraman, Yakup(2)
- Yeşilçayır, Celal(2)
- Yilmaz, Nihat(2)
- Çıvgın, Ayşe Gül(2)
- Arısoy, Ekin(1)
- Aytekin, Ayşe(1)
- Başkan Takaoğlu, Zeynep(1)
- Besgen, Asu(1)
- Demir, Sertac Timur(1)
- Demirtaş, Haşim(1)
- Doğan, Neva(1)
- Futsi, Ali Fuat(1)
- Güran, M. Salih(1)
- Inankul, Hakan(1)
- Sarıkaya, Berat(1)
- Sarıtaş, Kamil(1)
- Serdar, Erdoğan(1)
- Sürdem, Sule Sınem(1)
- Tüzen, M. Ahmet(1)
- Çaglar, Bayram(1)
- Çalık, Erdoğan Serdar(1)
- Çiftçi, Ali(1)
- Çınar, Mehmet Ali(1)
- Özarslan, Hüseyin(1)
- Üner, Aslı(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2025“Ne Olsa Uyar!” İlkesini Savunmak Bilim Düşmanlığı Mıdır?: Yönteme Karşı ve Özgür Toplumda Bilim Eserleri Bağlamında Bir Soruşturma
Özsoy, Seda
İlk olarak Avrupa’da gündeme gelen ve yeni olguların gözlemlenmesi, ölçülmesi, gözlem sonuçlarının sınanması için yeni araçlardan yararlanılmasıyla bilimsel yöntem bağlamında şekillenen “Bilimsel Devrim” dönemini takiben bilim olan ile bilim olmayanı birbirinden ayırmak adına çeşitli standartların tespit edilmesi, başlıca tartışma konularından birini oluşturmuştur. Tarihsel süreç içinde bu durum, “sınırlandırma sorunu” olarak bilinen epistemolojik meseleyi ortaya çıkarmış ve bunu, çözüme kavuşturulması gereken önemli bir problem hâline getirmiştir. Bu eksende gelişen tartışmalara dâhil olan ve farklı bir yaklaşım tarzı sunan düşünürlerden biri ise Paul K. Feyerabend’dir. “Anarşist”, “dadaist” ve hatta “akademik felsefenin Salvador Dali’si ve bilimin en büyük düşmanı” şeklindeki nitelemelerle tanımlanan Paul K. Feyerabend, aslında bilimin başka alanlardan üstün olmasını mümkün kılacak herhangi bir yanının olmadığını; standart, kural, kriter veya yöntemin tekil değil, çoğul olduğunu savunarak almaşık bilim yapma geleneklerinin oluşturulabileceğini ileri sürer. Rasyonelliğin her türlü bilgi veya geleneğin meşruiyet kazanmasında etkin olan evrensel bir ölçüt olarak kabul edilmesine karşı çıkan düşünür, bilginin nesnellik standardına ve nicel mülahazalara dayanması gerektiği fikrine katılmadığını belirtir. Peki bu yaklaşım tarzı onu “bilim düşmanı” olarak etiketlemeyi olanaklı hâle getirir mi? Yoksa “Ne olsa uyar!” ilkesi, kuramsal anarşizm kavrayışı ve bilimsel yöntemlerin çoğulculuğuna yapılan vurgu, bilimin insani ve özgürleştirici yönlerinin baskılanmasına yönelik bir meydan okuma mıdır? Bu sorularla bağlantısında makalede, düşünürün Yönteme Karşı ve Özgür Toplumda Bilim adlı eserlerine başvurularak nasıl bir bilim anlayışına sahip olduğu irdelenmeye çalışılacaktır
- MakaleAçık Erişim2025Hz. Peygamber’in “Arkamdan da Görüyorum” İfadesinin Yer Aldığı Rivayetler (Kütüb-i Sitte Öncesi Kaynaklar Özelinde Bir İsnad-Metin Analizi)
Futsi, Ali Fuat
Bu makalede, “Ben sizi arkamdan da görüyorum.” anlamını taşıyan ve farklı hadis kaynaklarında çeşitli varyantları bulunan bir hadis grubu, isnad ve metin analizi yöntemiyle incelenmektedir. Hadisin seçilme nedeni, birden fazla isnad ve metin içermesiyle isnad-metin analizine elverişli olması ve Hz. Peygamber’in (s.a.v) bir mucizesine işaret etmesidir. Çalışmada hadisin sıhhati, erken dönem kaynaklar olan Kütüb-i Sitte öncesi metinler temel alınarak değerlendirilmiştir. İlgili rivayet, Hz. Peygamber’in namazda arka saflardaki kişileri gördüğünü bildirmekte ve İbn Ebî Şeybe’nin Musannef’inden başlayarak birçok kaynakta yer almaktadır. Çalışmanın amacı, bu hadise isnad-metin analizini uygulayarak yöntemin işlevselliğini ilgili rivayet çerçevesinde ortaya koymaktır. Benzer yöntemler, daha önce Herald Motzki (ö. 2019) ve Fatma Kızıl gibi araştırmacılar tarafından da kullanılmıştır. Çalışma, rivayetin makalenin sınırlarını aşacak şekilde çok fazla kaynakta yer almasından dolayı Kütüb-i Sitte öncesi eserlerle sınırlandırılmış, ilgili eserlerdeki tarikler incelenmiş, râvilerin güvenilirlik durumu tespit edilmiş, farklı metin varyantları karşılaştırılarak anlam üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. İlgili rivayetin bütün varyantları aktarılan konuyu ifade edecek nitelikte anlamını koruyarak temel hadis külliyatında ve şerh literatüründe yer almıştır.
- MakaleAçık Erişim2025Mehmet Akif Ersoy ve Ahlak Felsefesi
Kerimoğlu, Özkan
Bu çalışmanın temel amacı, Türk Milli marşını yazan, şair Mehmet Âkif Ersoy’un yaşadığı dönemde, toplumun yüzleştiği ahlâkî ve kültürel sorunlarla mücadelesini ve bulduğu çözümü anlamaya çalışmaktır. İçinde yaşadığı toplumu sarmalayan, bireysel ve toplumsal yozlaşmaya sebep olan problemler hakkında derin bir kaygıya kapılan Âkif, duyarlı bir insan ve düşünür olarak çözüm arayışına girmiştir. Problemler karşısında çözüm için mevcut ve baskın anlayışın yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Âkif, bireysel ve toplumsal ilişkileri detaylı bir şekilde incelemiş ve çöküşün temel nedenini İslâm Dini’nin yanlış anlaşılıp, yanlış tatbik edilmesi ve bilimden mahrum kalmak olarak belirlemiştir. Bu hakikatten endişe ve rahatsızlık duyan şair, çözümü ise halis İslâm’a rücûda, Doğu’nun hikmeti ve Batı’nın fenninin mezcedilmesinde bulmuştur. Düşünür bununla birlikte bu çöküşten kurtulmak için samimiyet, doğruluk, birlik-beraberlik, çalışmak, yardımlaşmak ve dayanışma, teknoloji ve ilim alanındaki gelişmeleri takip etmek, onları alıp sahiplenmek ve ümit var olmak gibi erdemlere ihtiyaç olduğunu da söylemektedir. Âkif’in “Safahat” başta olmak üzere eserleri çalışmamıza kaynaklık edecektir.
- MakaleAçık Erişim2025İslam Kelâmında Şâhid-Gâib Diyalektiği: Metafizik Bilginin Epistemolojik Temelleri ve Sınırları
Sarıkaya, Berat
İnsanoğlu, yaşadığı dünya ve deneyimlerinin sınırları içinde kalmış bir varlık olarak, gözlemlerinin ötesinde kalan ve “gayb” olarak tanımlanan âleme dair bilgi edinme çabası içerisinde olmuştur. Ancak, mevcut koşullar göz önünde bulundurulduğunda, bu çabanın sanıldığı kadar kolay olmadığı da bir gerçektir. İslam kelamında “şâhidden hareketle gâibi çıkarsama” (kıyâsu’l-gâib ale’ş-şâhid) yöntemi, görünen âlemden (şâhid) hareketle Allah’ın zatı, sıfatları ve metafizik gerçeklikleri (gâib) anlamaya çalışan epistemolojik bir araçtır. Yöntem, şâhid (gözlemlenebilir) dünyadan hareketle, gözlemlenemeyen (gâib) âleme dair bilgi çıkarımı yapılabileceği varsayımına dayanır. Ancak, ontolojik farklılıklar, teşbih riskleri ve yöntemin uygulamasındaki esneklik gibi nedenlerle çeşitli eleştirilerin odağı olmuştur. Özellikle İbn Hazm ve Gazâlî, yöntemin kesin bilgi sunmadığını ve kıyaslamanın Allah’ın aşkınlığıyla çeliştiğini savunmuştur. Bununla birlikte, kelamcılar yöntemin akli bilgi üretmek için kaçınılmaz olduğunu belirtmiştir. Eleştiriler varlığını korusa da yöntem, kelam ekolleri tarafından uygulanmaya devam etmiştir. Bu çalışma, İslam düşüncesinde “şâhidden gâibe akıl yürütme” yöntemini ele alarak, onun bilgiye ulaşmadaki epistemolojik konumunu incelemektedir. Söz konusu yöntemin epistemolojik çerçevesi ele alınarak, kelam ilmindeki uygulama şekillerine yer verilmektedir. Çalışmada bu yöntemin İslam kelamındaki kullanımı ve ona yöneltilen eleştiriler analiz edilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Nizâmülmülk’ün Devlet Anlayışında Meşruiyet ve Beka Sorunu
Serdar, Erdoğan
Bu makalede Türk devlet felsefesi anlayışının en güçlü örneklerinden biri olan Selçuklu devletinin iki büyük sultanı olarak kabul edilen Alpaslan ve Melikşah’a vezirlik yapmış olan büyük devlet adamı Nizamülmülk’ün siyaset felsefesinde devletin meşruiyeti ve beka sorunu incelenmiştir. Yardımcı kaynaklarla birlikte Nizamülmülk tarafından kaleme alınmış olan Siyasetname isimli eser çalışmanın temel materyali olarak tercih edilmiştir. Bu bağlamda makale, giriş, iki ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında Nizamülmülk hakkında temel bilgiler verilmiş, düşüncesinde etkili olan siyaset felsefesini oluşturan temellere değinilmiştir. Birinci bölümde İslam siyaset felsefesindeki temel anlayışlara Nizamülmülk’ün yaklaşımı ele alınarak meşruiyet ve yönetim kavramları açıklanmış, tarihsel süreçte meşruiyet kavramına değinildikten sonra Nizamülmülk’ün meşruiyet kriterleri değerlendirilmiştir. Makalenin ikinci bölümünde beka kavramın önemi, Nizamülmülk’ün yaklaşımı ve beka noktasında pratik çözümleri açıklanmıştır. Sonuç kısmında ise meşruiyet kavramı ve beka sorununun çerçevesi içinde Nizamülmülk’ün siyaset felsefesi bağlamında değerlendirilmesi ve yönetim, toplum ve sınırlar açısından bir düzende ele alınan devlet yönetim biçiminin ifadesi ile çalışma sonlandırılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2025“Bir Sahiplenme Hikâyesi” Belgeseli Üzerinden Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’ndeki Bellek Kurgusuna Kuramsal Bir Yaklaşım
Besgen, Asu; Sürdem, Sule Sınem
Müze ve bellek arasındaki ilişki; geçmişin hatırlanması, temsil edilmesi ve yeniden anlamlandırılmasına dayalı dinamik bir etkileşimden oluşmaktadır. Bu bağlamda müzeler; yalnızca sergileme alanları değil, aynı zamanda geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki kesişim noktalarıdır. Müzeler, geçmişe dair kolektif belleği inşa ve temsil eden mekânlar olarak birey ve toplum arasında köprüler kurmaktadır. Kenan Yavuz Etnografya Müzesi, 2013 yılında Bayburt'un Demirözü ilçesine bağlı, eski adıyla 'Loru' ve bugünkü adıyla Beşpınar Köyü'nde kurulan bir müzedir. Müze, kırsal yaşamın unutulmaya yüz tutmuş yönlerini hatırlatma ve yeniden canlandırma çabasıyla öne çıkmaktadır. Kurulduğu günden itibaren sergi, konser, broşür, ödül, kitap ve belgesel gibi belgeleme ve tanıtım ürünleri üzerinden varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Çalışmada amaç; Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nde kurgulanan, inşa edilen, temsil edilen belleğin kuramsal olarak neye karşılık geldiğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışma; müze, bellek ve mekân arasındaki ilişkiyi ele alarak yeni kuramsal açılımlar sunmayı hedeflemektedir. Çalışma kapsamında “Bir Sahiplenme Hikâyesi (Pınar Kılıç, 2022)” belgeseli, müzede sunulan belleğin içeriğini analiz etmek için ana kaynak olarak ele alınmaktadır. Belgeselin sunmuş olduğu verilerden hareketle, çalışmada kuram oluşturma yöntemi –tümevarıma dayalı bir yaklaşımla özgün kavramsal çerçeveler oluşturmayı mümkün kıldığı için- temel alınmaktadır. Bu yöntem çerçevesinde, belgeselde yer alan ifadelerin kavramlaştırılmasıyla müzenin bellek kurgusuna dair bir model geliştirilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2024Feyerabend's Struggle Against Scientific Dogmatism
Yeşilçayır, Celal; Arısoy, Ekin
Science has a very special place for people in terms of understanding what is curious about the universe and the world we live in. However, being a special field does not mean that science is indisputable. Paul K. Feyerabend is a philosopher who has tried to show the dilemmas of the understanding of scientific knowledge especially in the first half of the 20th century, because, according to him, the absolutisation of the standard method and positivist movement of scientific knowledge narrows the field of science. Thus, scientific dogmatism takes the place of religious dogmatism in the past, and in addition to this problem, science begins to come under the command of political power centres. In this context, Feyerabend tries to explain the narrowing of the field of science with the break from historical and metaphysical ties. He puts forward a design of science that includes pluralism against this uniformisation in science. The pluralist understanding both states that science is not the only value in life, that fields such as art, philosophy, etc. are also valuable, and argues that it would not be right to limit science to a single method and theory. It also tries to draw attention to the necessity of a pluralist perspective instead of a reductionist understanding. In this context, Feyerabend puts forward the idea of "epistemological anarchism", which is identified with his name. Such an anarchism, unlike political anarchism, values alternative understandings against the uniformisation of science by detaching it from metaphysical and historical ties. In addition to his struggle against scientific dogmatism, Feyerabend is also against the utilisation of science for power relations. Because the main task of science is the liberation of societies and people. In order for science to fulfil this task, it must be liberated from dogmatism and power centres.
- MakaleAçık Erişim2024Eğitimin ve Kalkınmanın Kaliteli Hale Getirilmesinde Bilimlerarası/Disiplinlerarası Çalışmaların Önemi
Çalık, Erdoğan Serdar
Bu makalede bilimler ve disiplinler arası iş birliğinin eğitim ve kalkınma alanında sağlayacağı önemli katkılar felsefi bir bakış açısı üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. İnsan temelli düşünce ve farklı alanların birbirleriyle uyumu ifade edilmiştir. İfade edilen amaca yönelik olarak en başta konu ile alakalı felsefi temellendirmeler ve ana hatlar belirtilmiştir. Bir giriş ve iki ana başlıktan oluşan makalenin giriş kısmında bilgi ve bilim kavramları felsefi bir temele oturtularak açıklanmıştır. Makalenin birinci bölümünde gerçekten disiplinler arası çalışmaya ihtiyacın bulunup bulunmadığı konusu irdelenmiş ve gerek Antik Çağ gerekse Orta Çağ ve İslam düşüncesinden hareketle bu konunun önemi vurgulanmıştır. Makalenin ikinci bölümünde ise felsefenin bu farklı disiplinleri birleştirme noktasında üstlenmiş olduğu birleştirici rol üzerinde durulmuştur. Sonuç kısmında ise bu multidisipliner çalışmanın hayati önemi üzerinde durularak felsefe temelli böyle bir ortaklığın toplumun devamlılığı açısından ne kadar değerli olduğu geçmişte yaşanılan kötü örneklerle kısaca da açıklanarak makale tamamlanmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024Nietzsche ile Darwin Arasında: Snowpiercer (2013)
Demirtaş, Haşim
Charles Darwin ve Friedrich Nietzsche, dünya düşünce tarihinde önemli ve tartışmalı bir yere sahiptir. Darwin'in evrim teorisi, zaman içerisinde insan topluluklarına da uyarlanmış ve sosyal Darwinizm, toplumsal ilerlemenin açıklamalarından biri olarak ele alınmıştır. Nietzsche ise sıklıkla Darwinci olmakla ilişkilendirilmiştir. Bu ilişkilendirmenin nedeni, her ikisinin de canlıların hayatta kalmak ve varlığını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu motivasyonları tanımlamalarından kaynaklanmaktadır. Darwin için bu motivasyon, varoluş mücadelesi ve en uyumlular hayatta kalır mottosuyken; Nietzsche için güç istencidir. Film endüstrisi için sosyal Darwinizm ilgi çekici bir başlıktır ve sinemada birçok kez ele alınmıştır. Bu çalışmanın teorik altyapısını sosyal Darwinizm ve güç istenci kavramları oluşturmaktadır. Bu kapsamda, yönetmenliğini Bong Joon Ho'nun yaptığı Snowpiercer (2013) filmi amaçlı örneklem dahilinde seçilmiştir. Bu çalışma, Snowpiercer, sosyal Darwinizm ve güç istenci kavramlarıyla okunabilir mi? sorusuna cevap aramaktadır. Çalışmanın yöntemi nitel içerik analizidir. Çalışmanın sonucunda Sosyal Darwinist bakış açısının filmde kendine yer bulduğu görülmüştür. Bununla birlikte karakterlerin eylemlerindeki temel motivasyon kaynağının hayatta kalma içgüdüsü değil, güç istenci olduğu ortaya çıkmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024Isaac newton ve kütleçekiminin keşfinde deneyin rolü: astronomi ve fizik bilimlerinde gözlemlenen gelişmeler ekseninde bir inceleme
Özsoy, Seda
“Bir elma neden dalından yere düşüyor da yukarı doğru gitmiyor?”, “Gezegenler neden belirli bir yörünge üzerinde Güneş’in çevresinde dönüyorlar?” ya da “Ay neden Dünya’nın etrafında dolanıyor?” gibi sorulara sağlam ve güvenilir yanıtlar verilebilmesi kütleçekimi kavramlaştırması sayesinde mümkün olabilmiştir. Astronomi ve fizik bilimlerindeki gelişmelere koşut olarak Newton tarafından kuramsallaştırılan kütleçekimi, doğada var olduğu savlanan düzenlilik hakkında yasaya dayalı bir açıklama biçimine tekabül eder. Kopernik’in heliosentrik evren anlayışının temellendirilmesini sağlayan bütünüyle matematiksel nitelikteki kanıtlamaları, Brahe’nin dakik gözlemleri, Kepler’in gezegenlerin devinimlerini betimleyen elips yörüngelerin ve mesafeler arası bağıntıların izahını içeren yasaları, Galilei’nin teleskopla gökyüzünü gözlemleyerek Aristotelesçi evren kavrayışını sarsan ve eylemsizlik ilkesini oluşturan görüşleri kütleçekiminin kavramsal ve kuramsal zeminini kurar. Bu katkılar ekseninde Newton, o meşhur hikâyede dalından düşen elmanın, yere nasıl düştüğünün gözlemlenmesinden yola çıkarak evrensel çekim yasasına ulaşmayı başarmıştır. Bu çalışmada, Newton’un kütleçekimi ve onu bu keşfe götüren süreçte üzerinde durduğu bilimsel yöntem ile ilgili görüşleri incelemeye tabi tutulacaktır. Bunun için de çalışmanın bağlamı açısından öncelikle Kopernik, Kepler ve Galilei’nin astronomi ve fizik bilimlerindeki açıklamaları ile Grosseteste, F. Bacon ve Descartes’in bilimsel yönteme ilişkin görüşleri aktarılacak ardından Newton’un yaklaşım tarzı değerlendirilecektir. Bilim tarihinin dikkat çekici bir kesitini işaret eden kütleçekiminin keşfinin irdelenmesi, hem astronomi ve fizik bilimlerindeki gelişmelerin yeniden hatırlanması hem de bu keşfin gerçekleşmesini sağlayan bilimsel yöntemin çözümlenmesi bakımından önem arz etmektedir.
- MakaleYalnız künye2023Oryantalistlerin Kur’ân Hakkındaki Erken Dönem Çalışmalarına Dair Bir Analiz
Aytekin, Ayşe
Batı dünyasının Kur’ân ve Tefsir ile ilgili araştırmaları, Oryantalizm tarihiyle ilintili olup benzer minvalde bir gelişim ve değişim sürecine tabidir. Batılı araştırmacıların İslâm’ı tanıma çabaları, Haçlı Seferleri’ne kadar uzanmakta olup İslâm’ın ve entegre edildiği medeniyet ve kültürün üstünlüğünü kabul etmeleri sonucunda adeta bir mücadele girişimine dönüşmüştür. Başlangıçta, bu mücadele çerçevesinde tercüme hareketleri büyük rol oynamıştır. Zira, kültür ve medeniyeti tanımak, öncelikle dili bilmek ve anlamaktan geçmektedir. İslâm düşüncesini anlamak adına Arapçayı öğrenen Batılılar, bu dil ve kültürün ürün ve eserlerini Latinceye çevirerek bu mücadelede en mühim adımı atmışlardır. Şerh, iktibas, izah, intihal yahut adı her ne olursa olsun yaptıkları tüm araştırmalar, çeviriler, eserler, ürünler ve çalışmalar bu uygulama ve adım odağında zikredilebilir. Dilin başat noktada yer aldığı çalışmaların yanı sıra bu çalışmaları etkileyen diğer unsurlardan da söz etmek gereklidir. Nitekim, hayatı içeren tüm etkenler hem akademik hem bilimsel hem siyasi hem dini hem sosyal hem ekonomik hem de kültürel boyutta benzer seyirde yer almaktadır. Rönesans, matbaanın icadı, Türklerin yayılmacı politikası, ilim ve felsefe alanındaki diğer gelişmeler ve bu gelişmelerin Avrupalılara tesiri onların İslâm alanındaki çalışmalarında etkili olmuştur. Oryantalistlerin -çeşitli amaçlarını gerçekleştirebilmek için yapmış oldukları- İslâm ve Kur’ân’a dair ilk araştırmaları, dini, siyasi, ilmi, ticari ve sömürgecilik gibi çeşitli hedefler taşımaktaydı. Oryantalistler, bu amaçlarla şekillenen çalışmalarıyla İslâm’ın ve Hazreti Muhammed’in (s.a.v) değerini düşürerek İslâm ile mücadele etmek, kendilerince tespit ettikleri İslâm’ın kusurlarını yaymak suretiyle bu dinin yayılmasını engellemek ve Müslümanları Hristiyanlaştırmak gibi faaliyetlerde bulunmuşlardır. Akademik çalışmalarda da benzer şekilde ilmi tarafsızlık, objektiflik ve özgünlük gibi kriterlerden yoksun son derece olumsuz ve garazkar bir ifade tarzına sahip oldukları anlaşılmaktadır. Kur’ân ve Tefsir ile ilgili çalışmalarda da bu durum göze çarpmaktadır. İslâm’ı yermek adına özellikle Kur’ân’ın kaynağı ve mahiyeti gibi konularda çeşitli eleştirilerde bulunmuşlardır. Kur’ân’ın merkezde olduğu çalışma alanlarının yanı sıra, Kur’ân tarihine dair birçok eser ise Kur’ân’ın nasıl ve hangi evrelerden geçerek günümüze geldiği meselesini, yaygın bir biçimde Müslüman perspektifi ile anlatmaktadır. Buna mukâbil, Müslümanlar kadar Müslüman olmayanlar da Kur’ân’ın ne olduğu, menşei, sahihliği ve oluşum süreci ile ilgilenmektedirler. İnsanlık ve bilim ortak paydasına faydalı olacak yeni araştırmalar adına, Müslüman olmayan araştırmacıların bu meseleler hakkındaki bakış açılarını değerlendirmek ve Batı’ya dair ve Batılı çalışmaları algılamak için onların İslâm, Müslümanlar ve Hazreti Muhammed (s.a.v) ile olan münasebetlerinin tarihçesini ve birçok alandaki Oryantalizm ve Oryantal çalışmaların tarihi sürecini objektif ve bilimsel bir şekilde araştırmak, analiz etmek ve bu konudaki çeşitli meselelere değinmek gereklidir. Çalışmamız, mütevazi tarzıyla bu alana giriş niteliğinde bir araştırma olarak değerlendirilebilir. Bahsettiğimiz hususlar çerçevesinde özellikle ilk dönem eserlerine çalışmayı ve odaklanmayı deneyeceğiz. Araştırmamızda, özellikle Oryantalistlerin –son yıllardaki bilimsel ve akademik yöntemler içeren ve ulaştıkları bilimsel, yansız, tarafsız ve orijinal kriterlere sahip akademik çalışmalarından ziyade- İslâm, Hazreti Muhammed (s.a.v) ve Kur’ân hakkındaki oldukça kindar ve nefret dolu söylemleri haiz ilk dönemlerdeki çalışmalarını açıklama hedefine sahip olacağız. Daha sonraki çalışmalarımızda dönemsel bir ayrım yaparak incelemeyi amaçladığımız ve söz konusu geniş alana dair bir hazırlık ve ön çalışma olarak düşünülebilecek bulgularımızı, erken döneme ilişkin söylemleri -sadece farklı görüşlerden bahsetmek yerine- eleştirel ve objektif bir filtre aracılığıyla aktarmak için emek harcayacağız.
- Derleme MakaleAçık Erişim2023Bilim kurgu sinemasında dünya dışı yaşam tasvirleri
Demir, Sertac Timur; Çınar, Mehmet Ali
Dünya hâlâ çözülmemiş sayısız gizemle doludur. Bu durum insanın bitmek bilmeyen merak ve araştırma tutkusunun da özüdür. Elbette bu gizemler yalnızca dünyaya değil; Dünya dışına da dairdir. Bunun sonucu olarak insan yüzünü özellikle varılmamış uzaklara ve keşfedilmemiş uzaya çevirmektedir. İnsanlık tarihi boyunca hep merak konusu olan atmosfer ötesinin gizemi, bilim kurgu sinemasının odağındadır. Gelinen tarihsel dönemeç itibarıyla bilim kurgu sinemasının Dünya dışına dair tasvirleri yapımcının kolektif zihninde oluşan fanteziler bütünü olmaktan çıkarak gitgide bilimsel çalışmaların projeksiyonuna dönüşmektedir. Başka bir deyişle, bilim kurgu düşsel alana bilimsel bir misyon yüklerken; bilimi de sınırları müphem bir ilerlemeye tabi tutmaktadır. Sinemanın Dünya dışı yaşamla ilgili tasvirleri ütopik veya hayali olmaktan çıkmakta ve hızla bilimsel değer kazanmaktadır. Bu çalışmada bilim kurgu sineması bir gelecek projektörü olarak görülmekte ve filmler bu yaklaşımla analiz edilmektedir. Filmlerdeki tasvirlerin sinemada ve bugünün dünyasında nasıl karşılık bulduğu ve geleceğin hangi olasılıklar taşıdığı soruları bu çalışmanın temel çerçevesidir. Bu amaçla makalede analize konu bilim kurgu filmleri zaman, mekân ve teknoloji bağlamlarıyla ele alınmaktadır.
- Derleme MakaleAçık Erişim2023Jerry fodor's theory of the language of thought as a communicational and mental process
Doğan, Neva
The concepts of thought, language and communication are concepts that are connected and interact with each other in ways that cannot be explained without reference to each other. Considering that communication begins with oneself, subject to a mental process, it is possible to say that it cannot be done separately from the act of thinking and independently of language. It is obvious that thinking, which we call human communication with oneself, affects how we use language, and the way we use language affects our perception of the world. Jerry Fodor, an American cognitive scientist and language philosopher, proposed the Language of Thought Theory, which states that before people communicate, they speak in a language that he calls computational/mathematical. Explaining this in terms of input and output to the processor, as in artificial intelligence, Fodor argues that the human mind works in the same way. The computational mental processes that Fodor defends are completely rejected by Searle on the grounds that they are completely unconscious. Since understanding Fodor and his arguments requires an understanding of his predecessor Chomsky, this study first explains Chomsky's hypotheses about language production. Then, by relating Fodor's discourses on language and thought to linguist Wittgenstein and philosopher of mind Searl, the relevance of the communicative process to consciousness, language and thought is discussed.
- MakaleYalnız künye2023Hans Reichenbach’s Scientific Philosophy: An Evaluation In Terms of Context of Discovery And Verification
Özsoy, Seda
The contexts of discovery and verification established two important stages of the scientific method. Putting forward a new hypothesis is associated with the context of discovery and the act of discovery has been included in the research field of psychology with its irrational characterization as it involves a creative intuition. The testing of the hypothesis fell within the scope of the verification context and was considered as the subject of epistemology or logic, as it was thought to indicate a completely rational process. This distinction, which is generally accepted to be made by Hans Reichenbach, who accused traditional philosophy of being speculative and tended to scientification philosophy, fulfilled an important task in determining scientificity and it has a remarkable position in the positivist scientific tradition. In this article, it will be tried to explain how Reichenbach grounded his scientific philosophy by examining what kind of distinction he makes between the contexts of discovery and verification. The aim of this article is to remind the views of the philosopher, especially in his works Experience and Prediction and The Rise of Scientific Philosophy, to analyze the content of the distinction between the contexts of discovery and verification in terms of the contributions of both those who discuss the issue in a similar way and those who approach the issue critically.
- MakaleYalnız künye2023Fârâbî, Nasîruddin et-Tûsî ve Kınalızâde Ali’de Nevâbit Kavramı
Kerimoğlu, Özkan
İslam düşünce tarihinde siyaset, terim olarak ilk önce devlet yönetme sanatı, devlet işlerinin yönetimi, bürokrasi ve idareyle ilgili genel işler anlamında kullanılmıştır. Şehir ve devlet yönetimi söz konusu olunca siyaset terimi akla gelmektedir. Bu terimin siyaset felsefesi şeklinde İslâm kültürüne kazandırılmasında Fârâbî’nin büyük etkisi olmuştur. Bu yüzden haklı olarak İslâm siyaset felsefe geleneği Fârâbî okunmadan anlaşılmaz kanaati oluşmuştur. Çalışmamızda filozofun tesis etmek istediği “erdemli toplum” “erdemli şehir” “erdemli dünya” anlayışı çerçevesinde, gül bahçesinde kendiliğinden oluşan ve istenmeyen otlara benzettiği ve erdemli toplumda birlik ve beraberliğin, mutluluğun elde edilmesinde en büyük engellerden biri olarak gördüğü nevâbit kavramı ele alınacaktır. Fârâbî’nin bu tipolojiyi nasıl tanımladığı ve bu zümrenin ıslahı için öne sürdüğü çözüm önerileri irdelenmeye çalışılacaktır. Ayrıca çalışmamızda, nevâbit kavramına eserlerinde yer veren, konu ve metod açısından Fârâbî’nin halefi diyebileceğimiz iki düşünürün daha düşüncelerine ayrı başlıklar altında yer verilecektir. Bu iki düşünür Nasîruddin Tûsî ve Kınalızâde Ali Efendi'dir. Erdemli şehrin problemi olmak bakımından nevâbit taifesini Fârâbî ile benzer bir yaklaşım ile ele alan Nasîruddin Tûsî’nin görüşlerine Ahlak-ı Naısırı adlı eseri ve Kınalızâde Ali Efendi’nin görüşlerine ise Ahlâk-ı Âlâi adlı eseri temel alınarak yer verilecektir. Böylece erdemli toplum içindeki muhalif grup olan nevâbit analiz edilmiş olacaktır.
- MakaleYalnız künye2023Antik Çağın Erdem Anlayışının ve Temel Erdemlerinin Kur’ân’i Karşılığı
Kerimoğlu, Özkan
Sokrates tarafından “bilmek ve bilgisine göre davranmak” diye tanımlanan erdemin felsefe tarihinde önemli bir yeri vardır. Hemen her insanın temel amacı mutlu olmak, mutluluğu elde etmektir. Genel kabul gören anlayış gereği akıl, şehvet ve gazap yeteneğinin itidal ölçüsü üzere olması insanın mutluluğa ulaşmasında etkili olan hususlar arasındadır. Bu çalışmamızda, Sokrates, Platon, Aristoteles, Demokritos, Epiküros gibi Antikçağın önde gelen düşünürlerinin felsefi sistemlerinde yer verdikleri erdem ve temel erdemler hakkındaki düşüncelerini incelemeye çalıştık. Antikçağ’ da “çeşitli üstünlük veya faziletler” için kullanılan erdem kavramı sonraları ise “insanı mutluluğa götüren şey” olarak tanımlanmıştır. Antikçağ düşünürlerinin erdem olarak cesaret, mutluluk, adâlet, ölçülü olmak ve hikmet gibi kavramlara yer vermesi dikkat çekmektedir. Çalışmamızın amaçları arasında bu erdemlerin Kur’ân-ı Kerîm’de nasıl ele alındığını analiz etmek de vardır. Adâlet, ölçülü olmak ve cesaret gibi hem bireyin hem de toplumun yaşamını, refah düzeyini ve niteliğini doğrudan etkileyen bu temel unsurların filozoflarda ve Kur’ân-ı Kerîm’de önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Aslında bu anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü insanlık tarihi bu bağlamda incelendiğinde gerek kutsal metinlerin gerekse filozofların, toplumun yüzleştiği problemlerle ilgilendiği ve çözüm odaklı bir rehberliği üstlendiği görülmektedir. Birlik beraberlik içerisinde mutlu bir yaşamın oluşabilmesi için, erdemlerin aktif bir şekilde davranışlara yansıması önem arz etmektedir. Çünkü Aristoteles’in tanımlamasıyla “Mutluluk, ruhun erdeme uygun herhangi bir davranışıdır”. Çalışmamız “Antikçağda Erdem Anlayışı” ve “Kur’ân-ı Kerîm’de Erdemlerin Ele Alınışı” şeklinde iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilkçağ filozoflarının temel erdemlerle ilgili görüşlerine, ikinci bölümde ise Kur’ân ayetlerinde erdemlerin nasıl ifade edildiğine yer verilmiştir. Adâlet, cesaret, iffet bu erdemlerden bazılarıdır.
- MakaleAçık Erişim2023Sosyobilimsel Konulara Yönelik Yürütülen Lisansüstü Tezlerin İncelenmesi: Sistematik Bir Analiz
Başkan Takaoğlu, Zeynep
Sosyobilimsel konular teknolojik gelişmeler neticesinde ortaya çıkar ve toplum tarafından ciddi tartışmaları da beraberinde getirir. Bu tartışmaların sınıf ortamlarına taşınması ise öğrencilerin araştırma ve sorgulamaya dayalı öğretimlerine katkı sunar. Buna bağlı olarak son yıllarda sosyobilimsel alanda yürütülen çalışmalarda artışlar yaşanmıştır. Ancak tez çalışmalarında sistematik bir değerlendirmenin olmaması bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Bu gerçekten hareketle mevcut çalışmanın amacı; sosyobilimsel konularda yürütülen lisansüstü tezlerdeki araştırma eğilimlerinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda nitel araştırma metodolojisine göre tasarlanan çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, 2008 ile 2021 yılları arasında yürütülen 95 lisansüstü tez örneklemi oluşturmuştur. Elde edilen veri araştırmacı tarafından oluşturulan veri toplama aracı formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ise alt problemlere bağlı olarak betimsel ya da içerik analizinden yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda sosyobilimsel konuların 2018 yılında bir tepe noktasına ulaştığı, bazı üniversitelerde araştırmaların yoğunlaştığı ve genellikle fen bilgisi öğretmenliği bilim dalında yürütüldüğü görülmüştür. Yöntem açısından dengeli bir dağılımın olduğu, örneklem sayısının daha çok 11 ile 30 arasında tercih edildiği, genellikle ortaokul öğrencileri ve fen bilgisi öğretmenlerinin örneklemleri oluşturduğu ve veri analiz teknikleri ile veri toplama araçları arasında uyum olduğu belirlenmiştir. İçerik analizi sonucunda ise seçilen konularla sonuçlar ilişkili bulunmuştur. Duyuşsal özellikler, argümantasyon, alan bilgisi, öğretim yöntem ve teknikleri, muhakeme, başarı ve sosyobilimsel konuların etkilendiği faktörler kategorileri oluşmuştur. Bu doğrultuda gelecekte yürütülecek lisansüstü çalışmalarda bu araştırmadan elde edilen sonuçların yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
- MakaleYalnız künye2022Sosyal medya bağlamında kullanıcının aktifliği sorunsalı: ınstagram’daki içerik üretiminin kültürel analizi
Çaglar, Bayram
Bu çalışmada 1970’li yıllarda anaakım televizyon yayınlarına yönelik geliştirilen aktif izleyici tezinin sosyal medya ortamlarından biri olan Instagram’daki içerik üretimine uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmıştır. Kültürel Çalışmalar Kuramının bakış açısına göre izleyicinin kendi medya içeriğini üretmesinin günümüzde ne derece gerçekleşebildiği olgusu ortaya konularak Instagram’da üre-tüketicilerin içerik üretimi örneklem konusu yapılmıştır. Bulguların yorumlanması üretilen içeriklerin keşfet denilen anaakış sayfasındaki paylaşımlarının incelenmesiyle yapılmıştır. Analiz eğlence başlığı altında; mizah, cinsellik, mahremiyet, politika, dini, mezhepsel, ideoloji, aile, çocuk, hayvan ve çevre gibi paylaşımlarla sınırlandırılmıştır. Bu kategorilerin önemli noktası ise ordinari bireylerin içerik üretimlerinin dikkate alınmasıdır. Yapılan nitel içerik analizlerinin bulgusunda içerik üreticilerinin eğlence ağırlıklı alternatif bir popüler kültür oluşturdukları görülmüştür. Çalışmanın önemli bulgularından bir diğeri ise rutin pratiklerdeki bireylerin teknolojinin sunduğu imkânları da kullanarak birer aktif izleyici ve aynı zamanda üreticiye dönüştüğü ancak bunun hegemonik okuma pratiği olarak ifade edilebileceğidir. Popüler kültür mecrası olarak değerlendirilebilecek olan sosyal ağların John Fiske’in de ifade ettiği gibi dönüştürücü ve değişime uğratıcı bir yönünün bulunduğu ancak egemen kültürün etkisinden de kurtulamadığı varsayımını teyit eden bulgulara ulaşılmıştır. Özellikle kendi ürettikleri içeriklere ünlü kişilerin ve egemen popüler kültür temsillerinin sesinin veya görüntüsünün eklendiği ve bu bağlamda anaakım medya tarafından üretilen stereotiplerin etkisinde kaldıkları görülmüştür. Çalışmanın sonucunda içerik üretimi bağlamında aktif olan kullanıcıların birer influencer yapısında olup kültürel anlamda özerk bir alan oluşturmaya aday oldukları ancak bunu gerçekleştirecek kültürel sermayeden yoksun bulundukları tezi geliştirilmiştir.
- MakaleYalnız künye2022Sanatçının Yaratımından Açılan Farklı Sahneler: Aristoteles’ten Platon’a “Tragedya” Ekseninde Bir Geri Dönüş
Öztürk, Ümit; Çıvgın, Ayşe Gül
Bu çalışma, Aristoteles ve Platon özelinde, “poiēsis” fiilinin iki farklı tarzda kavramsallaştırmasından doğan yapıca uzlaşmaz iki “tragedya” anlayışını irdeleme amacı taşımaktadır. Bunun için, Peri Poiētikēs Tekhnēs ile Politeia metinleri yol gösterici olarak seçilmiştir. Tartışmamızı “mimēsis” bağlamına yerleştirerek, bir yandan “poiēsis” etkinliğine diğer yandan ise “poiēsis” etkinliğinin gerçekleştiricisi olan “poiētēs”e yönelip, bu kavramların bahsedilen iki filozofun “sanat” ve “felsefe” kavrayışlarındaki yerini açmayı deniyoruz. Bu denemeyi ise tragedya bağlamında karşımıza çıkan fâil, fiil, münfâil hâl ve seyirci mefhumları üzerinden derinleştirmeye çalışıyoruz. Böylece, sunduğumuz eleştirel değerlendirmelerden hareketle, aslında Aristoteles’in değil, fakat Platon’un “sanat”ın bir “tekhnē (ustalık)” ve “poiētikē (yaratıcılık)” olarak asıl anlamını yakalamış olabileceğine dair bir ipucu bırakıyoruz.
- MakaleYalnız künye2021Locke ve kant: bilginin sınırları bağlamında bir eskiz
Öztürk, Ümit; Çıvgın, Ayşe Gül
Kant, transendental felsefe fikri ile felsefe tarihinin en kuşatıcı ve etkili sistemlerindenbirinin kurucusudur. Bu sistem ana hedefi gereği rasyonalizm ve ampirizmi keskin bireleştiriye tâbi tutarken, bu iki yaklaşımın olumlu yönlerini dikkate almaya da ayrıca özengösterir. Bilindiği üzere transendental felsefenin ilk adımı Saf Aklın Eleştirisi kitabıyla serimlenmiştir. Burada Kant, düşünüş tarzına uygun olarak, ampirist yaklaşımın en önemlitemsilcilerinden Locke’u da farklı vesilelerle mercek altına alır. Kant’ın bakış açısına göreLocke, Deneme adlı yapıtında bir dizi önemli felsefe problemini teşhis etse de bu teşhisteilerleyememiş ve gördüğü problemlerin temeline inememiştir. Sürmekte olan bir araştırma projesinin ilk kısmını oluşturan bu çalışmada biz, Locke ve Kant arasındaki düşünselyakınlıkları, bilgi ve bilginin sınırı bağlamında konu ediniyoruz. Bu şekilde ana hedefimiz,bir yandan rasyonalizm-ampirizm tartışması çerçevesinde Kant’ın Locke’tan nasıl yararlanmış olabileceğini göz önüne sermek diğer yandan ise belirli temalar ekseninde Kant’ınLocke düşüncesini ne yönde geliştirmiş olabileceğine dair ip uçları sunmaktır.


