Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Deprem tehlike analizleri ve kentsel dönüşüm planlaması: Kahramanmaraş - Göksun - Karaömerli örneği

    Selahattin Kurt

    Türkiye’nin aktif deprem kuşakları üzerinde yer alması, kentsel gelişim ve yatırım süreçlerinde deprem tehlikesinin dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle yapılaşma sürecinde gerçekleştirilecek yer seçim çalışmalarında, bölgenin jeolojik, jeofizik ve jeoteknik özelliklerinin yanı sıra depremsellik parametrelerinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, aktif deprem bölgelerinde planlanan yapıların depreme dayanıklı olarak tasarlanabilmesi için “Deprem Tehlike Analizleri” temel bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, deprem konutlarının yapılması planlandığı proje sahasında, belirlenen noktalarda mikrotremör ölçümleri gerçekleştirilmiş; zemin hâkim periyot aralıkları ve spektral büyütme oranları belirlenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda zemin-yapı periyot ilişkisi incelenmiş ve bölgenin deprem tehlike düzeyi ortaya konulmuştur. Ayrıca, bina doğal periyodu ile kat adedi ve bina yüksekliği arasındaki ilişkiler kullanılarak, zemin hâkim periyoduna bağlı rezonans bölgesi kat adedi aralıkları belirlenmiştir. Spektral büyütme oranları yardımıyla deprem tehlike düzeyleri ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, kentsel dönüşüm projelerinde planlanan yeni yerleşim alanlarının depremden en az düzeyde etkilenebilmesi için yer seçiminin mutlaka jeofizik yöntemlerle desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Yerbilimsel verilerden yoksun, yalnızca ekolojik ve teknolojik kriterlere dayalı akıllı şehir uygulamalarının, deprem gibi doğal afetlere karşı yeterli güvenliği sağlayamayacağı vurgulanmıştır. Sonuç olarak; zemin hâkim periyodunun bilinmesi durumunda, tasarlanacak yapıların kat adedi ve bina yüksekliği rezonans bölgesi eğrileri yardımıyla pratik olarak belirlenebilmektedir. Bu yaklaşım, deprem sırasında zemin-yapı etkileşiminin öngörülmesinde basitleştirilmiş ancak bilimsel açıdan geçerli bir yöntem sunmaktadır. Ayrıca, farklı tabaka kalınlıklarının zemin hâkim periyodu hesaplamalarına etkisi tartışılmış ve yönetmelik düzenlemeleri ile yüzey dalgası aktif derinliği dikkate alınarak zemin toplam derinliğinin 50 m olarak kullanılmasının uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Akıllı telefon görüntüleri kullanılarak yapılardaki kırıkların otomatik tespiti

    Alparslan Kiliç

    Yapılardaki çatlakların/kırıkların erken ve doğru tespiti, yapı sağlığı ve bakım süreçlerinin planlanması açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada, akıllı telefon görüntüleri kullanılarak duvar ve köprü yüzeylerindeki çatlakların derin öğrenme yöntemleriyle otomatik olarak tespit edilmesi amaçlanmıştır. Duvar ve köprü veri setleri “çatlak” ve “çatlaksız” sınıflardan oluşmaktadır. Yerel veri seti ile SDNET2018 üzerinde evrişimli sinir ağı, dönüştürücü ve hibrit yapılardan oluşan on sekiz mimari; doğruluk, pozitif kestirim değeri, duyarlılık, özgüllük, F1 skoru, AUC ve görüntü başına çıkarım süresi bakımından karşılaştırılmıştır. Yerel deneylerde önerilen model, duvar veri setinde %98,50 ve köprü veri setinde %100,00 doğruluk sağlamıştır. Buna karşılık sıfır örnekli dış veri seti testlerinde doğruluk %52,43–%73,53 aralığına düşmüştür. Ham ortak eğitim sonrasında SDNET2018 duvar, köprü tabliyesi ve yol kaplama testlerinde sırasıyla %86,05, %81,35 ve %87,21 doğruluk elde edilmiştir; dengeli ortak eğitimde bu değerler %82,84, %80,86 ve %86,57 olarak gerçekleşmiştir. Bulgular, veri kaynağı farklılıklarının model genellemesi üzerinde belirleyici olduğunu ve çoklu alan ortak eğitimin dış veri seti başarısını artırabildiğini göstermektedir. Sonuç olarak, akıllı telefon görüntülerine dayalı çatlak/kırık tespiti afetlerde ve yapı sağlığı yönetiminde uzman değerlendirmesini destekleyen hızlı ve düşük maliyetli bir yaklaşım olarak sunulabilir.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Geri dönüştürülmüş asfalt kaplama (rap) ve manyetit içeren kromit atıklarının bitümlü sıcak karışım aşınma tabakalarında kullanılabilirliğinin deneysel olarak incelenmesi

    Sema Saltik

    Artan trafik yükleri, azalan doğal agrega kaynakları, yükselen maliyetler ve çevresel kaygılar; Türkiye’de yaygın kullanılan bitümlü sıcak karışım (BSK) aşınma tabakalarında sürdürülebilir malzeme kullanımını zorunlu kıldığından işlenmemiş agrega ve bitüm tüketimini azaltan geri dönüşüm uygulamaları yaygınlaşmıştır.Bu çalışmada, mevcut kaplamaların frezelenmesiyle elde edilen geri dönüştürülmüş asfalt kaplama (RAP) agregaları ile kromit zenginleştirme sürecinde açığa çıkan manyetitli kromit atıklarının (MKA), yol aşınma tabakalarında doğal agregaya alternatif olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Karışımlar, Karayolu Teknik Şartnamesi aşınma tip-1 tabakası kriterleri esas alınarak kontrol karışımı, %10, %20 ve %30 RAP katkılı, %50 ve %100 MKA katkılı ve RAP-MKA içeren hibrit karışımlar şeklinde tasarlanmıştır. Numuneler üzerinde yoğunluk ve boşluk analizleri, Marshall stabilite ve akma, dolaylı çekme mukavemeti (ITS) deneyleriyle SEM ve EDS analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlarda; RAP içeriği arttıkça Marshall stabilitesi ve akma azalırken, Marshall oranı (MQ) artmış ve ITS değerleri azalmıştır. Bu durum SEM ile gözlemlenen eskimiş bağlayıcı tabakası ve EDS ile tespit edilen yüksek karbon (C) içeriğinin RAP’ın sert yapısını desteklediğini göstermektedir. MKA içeren karışımlarda %100 MKA, %50 MKA’ya kıyasla daha yüksek stabilite ve MQ değeriyle daha düşük akış göstermiş, kontrol karışımına kıyasla daha düşük ITS değerleri sergilemiştir. MKA’nın ince kristal yapısı ve Mg-Fe-Cr bakımından zengin mineral yapısının, deformasyona karşı dirence olumlu katkı sağladığı, ancak çekme mukavemetinde benzer bir iyileşme sağlamadığını göstermektedir. Bulgular değerlendirildiğinde, şartname gereklerini karşılayan ve performans parametreleri açısından daha dengeli sonuçlar ortaya koyan hibrit karışımın %30 RAP-%100 MKA içeren karışım olduğu belirlenmiştir. Bu karışım, Marshall performansı açısından da en uygun sonuçları vermiş olup, daha yüksek oranlarda da kullanımı mümkün olabileceği sonucuna varılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2026
    Enhancing Creative Thinking and Innovation Competencies of Oncology Nurses Through an Innovation Workshop: A Mixed-Methods Study

    Beke, M; Aydin, A; Ercivan, S; Karakuş, H

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleYalnız künye2026
    Nursing Students' Approach to Child Patients Who Have Undergone Surgery: A Qualitative Study

    Nart, A; Aslan, M; Akoğlu, B; Alataş Demirtaş, S

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • Derleme MakaleYalnız künye2026
    Biopsychosocial dimensions of cancer and spiritual coping strategies: a phenomenological study of patient experiences

    Aydın, E; Uzun, S; Karakaş, S; Günay, D; Büyükçerçi, NN

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2026
    Ahlat ilçesinin jeoturizm potansiyelinin araştırılması: GAM ve A’ WOT yönteminin uygulanması

    Ozçelebı, Muhammed Akıf; Kara, Melisa

    Bu çalışma, Ahlat yöresinin jeoturizm potansiyelini ortaya koymak ve bu doğrultuda turizm sektörünün geliştirilmesi ile sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik stratejiler önermek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu hedefe ulaşmak için Jeosit Değerlendirme Modeli (GAM), A’WOT ve TOWS teknikleri kullanılmıştır. İlk aşamada GAM modeli uygulanmış ve bu modelden elde edilen veriler matris diyagramı üzerinde gösterilerek jeosit ve jeomorfositlerin potansiyel seviyeleri belirlenmiştir. Bu doğrultuda Nemrut Gölü dışındaki jeosit ve jeomorfositlerin matrisin orta bölümünde konumlandığı ve hem ana hem de ek değerler bakımından orta düzeyde bir potansiyele sahip oldukları belirlenmiştir. Ardından, A’WOT analizi uygulanarak Ahlat yöresindeki jeosit ve jeomorfosit alanların ve çevresinin güçlü ve zayıf yönleri ile fırsat ve tehditleri ortaya çıkarılmış, elde edilen nitel veriler Analitik Hiyerarşi Prosesi tekniği ile nicelleştirilerek önem sırasına göre önceliklendirilmiştir. Son olarak TOWS tekniğinden yararlanılmış ve Ahlat’ın, eşsiz jeolojik ve kültürel mirasını korumaya ve bir turizm destinasyonu olarak cazibesini artırmaya yönelik stratejiler belirlenmiştir.

  • MakaleYalnız künye2026
    Green Economy Practices in Selected Cities of the European Union: The Cases of Amsterdam, Freiburg, Copenhagen and Ljubljana

    Seyhan, Burak

    This study comparatively analyzes green economy practices in four leading EU member states: Amsterdam, Copenhagen, Freiburg, and Ljubljana. Urban green transition strategies through multi-level governance, policy instruments, citizen participation, circular economy practices, and sustainable infrastructure development. A qualitative multiple case study design was adopted for the analysis based on secondary data from municipal strategy documents, EU policy frameworks, academic literature, and reports by international organizations. The cities were selected using purposive sampling based on the following criteria: (i) EU membership; (ii) long-term green economy strategies; (iii) international recognition such as European Green Capital; and (iv) academic and institutional data availability. Data analysis was carried out by means of qualitative content analysis using a category-based coding framework. NVivo 14 was used for coding and thematic structuring. Key analytical categories included policy domains (e.g., energy, mobility, waste, green infrastructure), governance models (e.g., participatory, public-private), policy instruments (e.g., incentives regulatory tools), and performance metrics (e.g., emissions reductions waste diversion rates). Results indicated that the city has developed a distinct mix of green policies determined by its institutional capacity local resources and social context. For example: Amsterdam emphasizes circular economy and smart mobility; Copenhagen integrated infrastructure in line with carbon neutrality targets; Freiburg governance model centered on civic engagement; Ljubljana success in waste management plus planning for green spaces. SWOT analyses revealed the strengths and weaknesses of each city in terms of their green economy policies. The study underlines the importance of multi-layered and participatory governance frameworks, temporally and contextually sensitive policy instruments, as well as data-driven monitoring systems to align local green economy initiatives with broader EU strategies such as the European Green Deal or Sustainable Development Goals. Results provide both conceptual and practical contributions toward an ever-growing literature about sustainable urban policy plus governance within a European context.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 13 · İklim Eylemi
  • MakaleYalnız künye2026
    Yoksulluğun Tanımı ve Nedenleri Üzerine Soybilimsel Çözümleme

    (Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum

    Bu çalışmada, yoksulluğun tanımı ve nedenleri farklı paradigmatik yaklaşımlar bağlamında incelenerek, bu yaklaşımların söylemsel temellerinin soybilimsel sorgulama yöntemi ve eleştirel söylem analizi tekniği uygulanarak açığa çıkarılması amaçlandı. Nitel araştırma modeli kullanılarak veriler yoksulluğun tanımı ve nedenlerini içeren temel kuramsal çalışmaların incelenmesiyle toplandı. Bulgular, toplanan veriler soybilimsel sorgulama ve eleştirel söylem analizi süreçlerinden geçirilerek elde edildi. Analiz süreci sonucunda, farklı evren açıklama modellerine içkin bilgi-iktidar ilişkileri çerçevesinde yoksulluğun tanımlanma ve nedenselleştirme biçimleri sınıflandırıldı. Bulgular, alt kültür eksenli davranışçı, piyasa rasyonalitesi eksenli işlevselci ve üretim ilişkileri eksenli çatışmacı yaklaşımların temsilcilerini, tanımlama ve nedenselleştirmelerini, temel kavramlarını ve varsayımlarını karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. Ayrıca, her yaklaşımın güçlü ve zayıf yönleri, metodolojik sınırlılıkları ve söylemsel işlevleri eleştirel söylem analizine tabi tutularak yorumlandı. Özellikle işlevselci ve neoliberal söylemler çerçevesinde yoksulluğun depolitize edildiği, bireysel sorumluluk ve piyasa rasyonalitesinin vurgulandığı; çatışmacı yaklaşımlarda ise yapısal nedenlerin görünür kılınmasına rağmen mikro düzey farklılıkların göz ardı edildiği tespit edildi. Sonuç bölümünde çok boyutlu, tarihsel, dizgesel ve söylemsel bir olgu olarak yoksulluğun nesnel bir biçimde nedenselleştirilip tanımlanabilmesi için bütüncül, çok katmanlı ve eleştirel sorgulamayla analiz edilmesi gerektiğinin altı çizilerek akademik çalışmalarda yoksullar ve yoksulluğun görünümlerinden ziyade yoksullaştırma süreçlerine yönelmenin daha isabetli olacağı vurgulandı.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2026
    17. Yüzyıl Mısır'ından Osmanlı Seferlerine Bakmak: IV. Murad'ın 1638 Bağdat Seferi Örneği

    Gökçek, Mehmet Fatih

    Osmanlı kronikleri genellikle merkezde ve yakın çevresinde yaşayan tarihçiler tarafından yazılmış ve umumiyetle merkezî otoritenin yaklaşımını yansıtmıştır. Bununla birlikte taşrada, özellikle de köklü bir ilim ve yazım geleneğine sahip olan Mısır'da üretilen bazı eserler, Osmanlı seferlerine alternatif bakış açıları sunabilmektedir. Mısırlı tarihçiler yalnızca olayları aktarmakla kalmayıp seferin yerel düzeydeki etkilerini de gözler önüne sermektedir. Bu çalışma 17. yüzyılda Mısır'da kaleme alınmış Osmanlı kaynakları üzerinden IV. Murad'ın Bağdat seferine yönelik taşra tarihçilerinin yaklaşım ve anlatılarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel kaynakları Kâdîzâde Ahmed Çelebi'nin Fetihnâme-i Bağdâd ve Müteferrika Ahmed'in Târîhü'l-ihtimâm Bi-fethi Dâri's-selâm adlı eserleridir. Bu iki müellif, Bağdat seferine bizzat katılmış ve sürecin doğrudan tanıkları olarak eserlerinde detaylı bilgiler vermişlerdir. Ayrıca Kâtib Ali, Mehmed bin Yusuf el-Hallâk ve Abdülkerim bin Abdurrahman gibi Mısırlı tarihçilerin ilgili metinlerinden de yararlanılarak taşra tarih yazımının Bağdat seferinin anlatımına katkıları belirlenmiştir. Buna ilaveten payitaht merkezli vakayinamelerin 1638 Bağdat seferi bağlamında ve Mısır askerleri örnekleminde eyalet askerlerinden ne ölçüde bahsettiklerine de değinilmiştir. Söz konusu eserler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Mısır askerlerinin seferdeki konumu, organizasyonu, faaliyet alanları ve Osmanlı merkezî otoritesiyle ilişkisi ele alınarak taşradan merkeze yönelen bakış açısının nasıl şekillendiği analiz edilmiştir. Bu bağlamda merkez ve taşrada yazılan vakayinamelerin birlikte değerlendirilmesiyle Osmanlı seferlerinin daha bütüncül bir şekilde anlaşılabileceği ortaya konulmuştur.

  • MakaleYalnız künye2026
    Tip 2 Diyabet Mellituslu Bireylerde Diyabet Farkındalığı ve Kabul Düzeyleri ile Sağlık Okuryazarlığı Arasındaki İlişki: Tanımlayıcı-Kesitsel Bir Çalışma

    Demirağ, Hatice; Cosar, Dilan Aktepe; Aktepe, Yusuf

    Amaç: Bu çalışma, Tip 2 diyabetli hastalarda diyabet farkındalığı ve kabul düzeyleri ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, 15 Temmuz 2025 ile 15 Kasım 2025 tarihleri arasında Türkiye'nin kuzeydoğusundaki hastane ve kliniklere başvuran ayakta tedavi gören hastalar arasında kesitsel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Katılımcılar 18 yaş ve üzeri olup tip 2 diyabet hastasıydı; gebelik diyabeti olanlar veya anketi tamamlayamayanlar çalışmadan dışlanmıştır. Veriler, Hasta Bilgi Formu, Diyabet Farkındalığı ve Kabul Ölçeği (DAAS) ve E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (EHLS) kullanılarak yüz yüze görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testleri, ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların ortalama yaşı 56,2±14,9 yıl; %62,7'si kadındı. Ortalama DAAS ve EHLS puanları sırasıyla 81,6±18,7 ve 22,1±8,3 idi. Erkekler ve bekar bireylerin EHLS puanları daha yüksekti; daha yüksek eğitim düzeyi daha yüksek EHLS puanlarıyla ilişkiliydi. DAAS puanları hastalık süresiyle artarken, EHLS puanları yaş ve daha uzun hastalık süresiyle azaldı. Tüm DAAS alt ölçekleri ile EHLS arasında pozitif korelasyonlar gözlendi. Birçok katılımcı, çevrimiçi sağlık bilgisi edinmeye yönelik belirsizlik veya olumsuz tutumlar ifade etti. DAAS farkındalık alt ölçeği, DAAS kabul alt ölçeği ve DAAS toplam puanı ile EHLS toplam puanı arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0.001). Sonuç: Çalışma, Tip 2 diabetes mellituslu bireylerde diyabet farkındalığı, kabulü ve e-sağlık okuryazarlığı arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon bulmuştur. Yaş, eğitim, medeni durum, hastalık süresi, genel sağlık algısı, aile öyküsü ve beslenme alışkanlıklarının bu değişkenler üzerinde etkili olabileceği bulunmuştur.

  • MakaleYalnız künye2026
    Typical Responses to Atypical Circumstances: Representation of Mental Disorders in All The Things We Never Said

    Demir, Nalan

    Early childhood experiences play a critical role in shaping mental health outcomes, often contributing to psychological disorders that persist into adulthood. Early diagnosis, therefore, can significantly improve treatment efficacy. To support this, mental health literacy is essential, enabling individuals to recognize symptoms in themselves and others. Young adult fiction that explores mental health issues serves as a powerful medium for raising awareness. It resonates with adolescents who face similar challenges by fostering solidarity, while also educating readers without such experiences. This study analyses the British young adult novel All The Things We Never Said (Rahman, 2019) through descriptive content analysis, using DSM-5 criteria and current psychopathology literature to code and interpret representations of mental disorders. Among the three narrators—Mahreen, Cara, and Olivia—Mahreen grapples with depression and anxiety, while Cara and Olivia exhibit symptoms of post-traumatic stress disorder. By comparing these portrayals with clinical literature, the novel is shown to offer a realistic depiction of these conditions. Such representations have the potential to promote empathy, strengthen a sense of community among those affected, and enhance mental health literacy among readers.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2026
    Determination of Human Resoruces Policies Based on Regional Labour Dynamics by Cluster Analysis

    Sımsek, Tugçe

    Regional labour force differences create strategic and operational challenges for national service sector firms, particularly in securing comparable employee competencies and maintaining consistent service quality across regions. This study analyses regional labour force dynamics in Türkiye and examines how human resource policies can be aligned with regional labour market profiles. Using 2023 provincial data from the Turkish Statistical Institute (TurkStat), six labour market indicators for 81 provinces were analysed through K-means clustering. The results classify provinces into three clusters: metropolitan cities, characterised by higher education levels, stronger knowledge-intensive service capacity and a larger working-age population; medium-sized cities, with relatively balanced labour market structures but more limited knowledge-intensive service development; and disadvantaged regions, marked by lower labour force participation, higher unemployment and weaker human capital conditions. Cluster differences were further examined using descriptive statistics, one-way ANOVA and Tukey HSD post hoc tests. Based on these findings, the study proposes cluster-specific HR policy priorities for service sector firms, including talent attraction and retention strategies for metropolitan cities, skill development and retention-oriented practices for medium-sized cities, and training and capacity-building policies for disadvantaged regions. By linking provincial labour market profiles to cluster-specific HR priorities, the study contributes to strategic human resource management research and regional labour market studies, while offering practical guidance for policymakers and service sector managers.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleYalnız künye2026
    Sosyal medyadan yansıyan Tarsus mutfak kültürü: Youtube içeriklerinin analizi

    Evren, Savaş; Evren, Emine Şimşek

    Bu çalışmada, son yıllarda gastronomisiyle öne çıkan ve hakkında yoğun dijital içerik üretilen destinasyonlardan biri olan Tarsus’un mutfak kültürünün sosyal medyada nasıl temsil edildiğinin ortaya konulması ve ilgili içerikler üzerinden kentin mutfak kültürünün temel özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada veri kaynağı olarak YouTube platformu tercih edilmiş ve örneklem kapsamına 21 video dahil edilmiştir. Video seçiminde son 10 yıl içerisinde yayımlanmış olması ve kentin mutfak kültürüne ilişkin kapsamlı içerikler sunması temel ölçütler olarak dikkate alınmıştır. Veriler manuel içerik analizi yöntemiyle incelenmiş ve analiz kapsamında altı tema belirlenmiştir: “gelenekselin farklılaştırılması”, “uzmanlaşma ve ustalık”, “kültürel etkileşim”, “doğal ürün kullanımı”, “uygun fiyat” ve “gastronomik aglomerasyon ve turizm”. Bulgular, Tarsus mutfağında humus, kebap ve lahmacun gibi yaygın geleneksel yemeklerin içerik veya sunum biçimlerinde yapılan değişikliklerle yeniden yorumlandığını ve bu süreçte kuşaktan kuşağa aktarılan ustalık kültürünün etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca Tarsus’un çok kültürlü yapısının mutfak kültürüne de yansıdığı; özellikle Arap ve Orta Doğu mutfağına ait yemeklerin yerel yorumlarla “Tarsus usulü” biçimine dönüştürüldüğü belirlenmiştir. İçeriklerde doğal ürün kullanımının vurgulandığı ve fiyatların birçok destinasyona kıyasla daha uygun olduğunun ifade edildiği görülmüştür. Bunun yanı sıra, yiyecek-içecek işletmelerinin birbirine yakın konumlanmasının gastronomik bir aglomerasyon oluşturduğu ve bunun gastronomi turizmi açısından önemli bir avantaj sağladığı tespit edilmiştir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleYalnız künye2026
    An assessment of multi-hazard events in post-earthquake temporary shelters: the case of the February 6, 2023 earthquakes in Türkiye

    Deniz Ozturk, Yasemin; Peker, Iskender

    The 6 February 2023 earthquakes caused catastrophic losses across 11 provinces of T & uuml;rkiye. To meet urgent shelter needs, extensive tent and container settlements were rapidly established; over time, however, these sites proved highly vulnerable to multi-hazard events. This study investigates the spatial and temporal distribution and impacts of fires, floods, and storms on temporary shelters over a two-year period following the earthquakes. In total, 306 events were identified across eight provinces - 155 fires, 147 floods, and 4 storms - damaging 5,075 containers and 420 tents, and causing 16 deaths and 67 injuries. Seasonal factors played a critical role of these hazards. As the earthquakes occurred during winter, the region's cold, rainy conditions led to frequent flooding and numerous heating-related tent fires, particularly in winter and early spring. March recorded the highest number of events due to intense rainfall, storms, and elevated heating demand. Vulnerable groups - including children, workers, and refugees - were disproportionately affected, with children accounting for six fire-related fatalities. Overall, the results highlight the seasonal nature of multi-hazard events in temporary shelter areas and emphasise the need for climate-sensitive planning, hazard mitigation measures, and improved safety standards in post-disaster temporary settlements.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 13 · İklim Eylemi
  • MakaleYalnız künye2026
    Investigation of Yield and Yield Components and Quality Characteristics of Some Dent Corn (Zea mays L. indentata) Genotypes Cultivated as Grain Crop under Semi-Arid Climate Conditions

    Sirat, Abdulveli

    Maize is an important short day cereal with a wide range of uses as a raw material in human and animal nutrition industry. This study was conducted during 2016 and 2017 to identify grain yield and some quality characteristics of dent corn genotypes under semi-arid temperate climate conditions. Twelve (12) dent corn genotypes were utilized as plant material in the study. The research was carried out according to the randomized complete blocks experimental design with three replications. Significant differences were recorded between the genotypes in terms of all traits (except cob length). The plant height ranged 197.90-211.25 cm, with first cob height of 81.24-107.30 cm, cob length of 17.02-19.10 cm, cob diameter of 39.82-50.82 mm, number of kernels per cob of 423.77-590.82, and grain yield of 4650.0-10693.9 kg ha(-1). It was noted that the 1000-grain weight varied between 254.96-348.93 g, hectoliter weight with range of 79.06-89.83 kg hl(-1), starch content in grain between 62.59-69.50%, protein content in grain between 9.22-11.74%, oil content in grain between 2.67-3.98%. The maximum values of plant height and cob length were obtained from the 70May82 variety, and the maximum values of first cob height, cob diameter, grain yield, 1000-kernel weight, hectoliter weight, starch, protein, and oil content in grain were recorded from Kalipso and Samada-07 varieties. Considering these results, it is advisable to grow Kalipso, Samada-07, and 70 May82 varieties as main crops in temperate semi-arid climate of G & uuml;m & uuml;& scedil;hane and surrounding areas of Turkiye.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleYalnız künye2026
    Solving nonlinear random fractional partial differential equations using Elzaki-homotopy analysis method

    Merdan, Mehmet; Aydemir, Hilal

    PurposeThe purpose of this study is to develop and apply the Elzaki-Homotopy Analysis Method (EHAM) as an efficient analytical technique for solving fractional-order partial differential equations (PDEs). By integrating the Elzaki transformation with the homotopy analysis framework, the study aims to obtain accurate and convergent analytical solutions for nonlinear and random fractional PDEs. Additionally, it seeks to evaluate the influence of stochastic parameters, where coefficients or initial conditions follow various probability distributions. The research further aims to compute the variance, expected value, and confidence intervals of the solutions and visualize the outcomes using MATLAB software.Design/methodology/approachIn this study, the Elzaki-Homotopy Analysis Method (EHAM) is employed by combining the Elzaki transformation with the homotopy analysis method to construct analytical solutions for fractional-order partial differential equations. The local fractional derivative is utilized to handle non-integer order behavior effectively. The proposed approach is applied to both linear and nonlinear equations under random conditions, where initial parameters and coefficients follow uniform, beta, normal, and gamma distributions. Statistical measures such as variance, expected value, and confidence intervals are calculated to analyze solution behavior. All computations and graphical representations are performed using MATLAB (2013a) to verify the method's accuracy and convergence.FindingsThe findings of this study demonstrate that the Elzaki-Homotopy Analysis Method (EHAM) provides highly accurate and rapidly convergent analytical solutions for fractional-order partial differential equations. The method effectively handles both linear and nonlinear problems involving random parameters. Statistical analysis of the obtained solutions reveals that the expected values and variances remain stable across different probability distributions, confirming the robustness of the approach. The convergence region can be easily controlled through the auxiliary parameters of the homotopy method. Comparisons with numerical results validate the reliability and efficiency of EHAM, establishing it as a powerful alternative to conventional numerical and perturbation techniques.Originality/valueThis study presents an innovative analytical framework for solving fractional-order partial differential equations using the Elzaki-Homotopy Analysis Method (EHAM). By integrating the Elzaki transformation with the homotopy analysis approach, the method efficiently addresses the complexities of nonlinear and stochastic systems. The inclusion of random variables with different probability distributions enhances the model's applicability to real-world phenomena. Analytical solutions are systematically derived, and their statistical properties-such as variance, expected value, and confidence intervals-are examined. Implemented through MATLAB (2013a), the results confirm EHAM's strong convergence, reliability, and computational efficiency, positioning it as a superior alternative to traditional numerical techniques.

  • MakaleYalnız künye2026
    Women's breast cancer prevention behaviors and cancer fears: the sample of post-earthquake

    Aydin, Aydanur

    In the event of a natural disaster, women who assume multiple roles within the family unit tend to postpone their health concerns and delay medical appointments. The present study aims to examine the relationship between the level of fear of breast cancer and the implementation of breast cancer preventive behaviours among women following an earthquake. The sample consists of 2,671 women aged 20 and over who participated voluntarily. The data were collected using two instruments: the Breast Cancer Fear Scale and the Women's Breast Cancer Prevention Behaviors Form. Following a comprehensive review of the extant literature, it was determined that women affected by earthquakes exhibited elevated levels of fear of breast cancer. A substantial decline was observed in the utilization of preventive measures necessitating institutional access, including mammography. The findings of this study indicate that education, occupation, and family history of breast cancer have a significant impact on women's post-earthquake fear levels in implementing preventive behaviours. However, given the cross-sectional design and the absence of pre-disaster baseline data, these findings reflect post-earthquake associations rather than temporal or causal trends. Natural disasters can result in the deterioration of health perceptions, exacerbated by heightened stress and health concerns. Consequently, there is an urgent need for innovative approaches to ensure the maintenance of health check-ups and continuous access to preventive care in the aftermath of large-scale natural disasters.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2026
    Effects of Dietary Fibers Obtained from Cold-Press By-products on the in vitro Digestion of Spirulina

    Berktas, Serap

    This study aimed to investigate the effects of dietary fibers obtained from cold-pressing by-products on the bioactivity of Spirulina (SP) during in vitro digestion. For this purpose, insoluble dietary fibers (CCDL and KCDL) were extracted from cold-pressing by-products of flaxseed and black cumin. SP was combined with CCDL and KCDL, and subjected to an in vitro digestion protocol (INFOGEST). The results showed that the total phenolic content of SP decreased after oral and gastric digestion with the addition of dietary fiber. After small intestinal digestion, the total phenolic content increased. Antioxidant activity values (DPPH and ABTS) decreased in the presence of dietary fiber, while chlorophyll values increased after small intestinal digestion. In particular, in the presence of CCDL, the chlorophyll content increased from 1.61 mg g(-1) to 4.48 mg 2 g(-1) after small intestinal digestion. Furthermore, the bioactivity values of SP after in vitro digestion varied depending on the type of dietary fiber. While KCDL was effective in increasing phenolic compound content, CCDL was more effective in increasing chlorophyll content. Considering the bioactivity values of SP after oral, gastric, and small intestinal digestion, it was determined that the values increased especially in the small intestine. This highlights the possibility that the bioaccessibility and therefore the bioavailability, of SP can be increased through the incorporation of dietary fiber. The addition of bioactive compounds to the development of functional foods rich in dietary fiber has advantages for the food industry in terms of designing and improving healthy foods. This study emphasizes that the in vitro digestion of Spirulina is regulated in the presence of CCDL and KCDL, and that the addition of dietary fibers may contribute to the potential health benefits of Spirulina.

  • MakaleYalnız künye2026
    The Concepts of Daimonion and Daimōnin Plato's Texts: An Analysis in the Context of Apology and Symposium

    Öztürk, Umit; Yalçin, Seda

    It is possible to say that Plato's texts are heavily intertwined with mythological elements or narratives. One of the main reasons for this fact can be found that the characters in the dialogues are constructed in a way that vividly conveys the spirit of the period. However, some terms or concepts that were present in the cultural atmosphere of the period and in the vocabulary of every philosopher writing at that time make the understanding of the texts extremely difficult, especially when the metaphorical contexts are taken into account. Among such concepts, there are daimonion and daim & omacr;n and their grammatical derivatives, which are extremely difficult to translate into different languages. Moreover, when the last-mentioned concepts are being connected with the terms such as theos and its derivatives, which altogether can be considered to be in the same semantic family, it becomes even more difficult to understand some Platonic texts. This article primarily aims to analytically distinguish between the daimonion and daim & omacr;n narratives in the Apology and the Symposium. Secondly, via referring to other Platonic texts, the question of whether these concepts can be understood on common ground is discussed.