Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Araştırmacılar(17)

Birim yayınları

67 →
  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    İslamcı şairlerin şiirinde savaş algısı

    Meral Boşnak

    Bu çalışma, modern Türk şiirinde “İslamcı Şairler” olarak nitelendirilen şairlerin şiirlerinde “savaş” olgusunun ele alınış biçimlerini, şiirlerindeki imge ve metaforların savaş bağlamında hangi doktrine dayandırıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. 1960 sonrası Türk şiirinde bu fikri ve estetik yönelimle öne çıkan İslamcı Şairlerden Sezai KARAKOÇ, Erdem BAYAZIT, Cahit ZARİFOĞLU, Nuri PAKDİL gibi şairlerin poetikası ekseninde şekillenen bu araştırma; savaşın sadece fiziki bir çatışma ve yıkımdan ibaret olmadığını, aynı zamanda metafiziksel bir varoluş, diriliş ekseninde bir mücadele olduğunu ortaya koyarak kültürel belleğin muhafazası amacıyla savaşın şiirlerde nasıl işlendiği analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında savaş olgusu ele alınarak savaş tanımlanmış, klasik İslam edebiyatında savaş hukukunu ifade eden gaza ve cihad kavramları üzerinde durulmuştur. Sezai KARAKOÇ’un “Diriliş” düşüncesi kapsamında savaşın bir yok oluş değil ruhsal bir uyanışı ifade etmesi, Erdem BAYAZIT’ın Afganistan gibi tarihsel/ dönemsel savaş bölgeleri üzerinden geliştirdiği epik söylem, Cahit ZARİFOĞLU’nun savaşın insani ve vicdani boyutuna dikkat çekmesi ve Nuri PAKDİL’in vurguladığı Kudüs söylemleri tezin omurgasını oluşturmuştur. Araştırma sonucunda, İslamcı şairlerin şiirinde savaşın; yıkıcı bir eylem olmaktan ziyade, bir hak davası olduğu, işgal altında bulunan Müslümanların özgürleşmesi ve İslam kimliğinin inşası için öze dönmenin, kendi köklerine tutunmanın temel bir unsur olduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sibel K. Türker romanlarında yapı ve tema

    Yağmur Ülkmen

    Bir metnin anlam dünyası ile ona şekil veren biçim özelliklerini bir bütün olarak irdelemek, metnin anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda ilgili çalışmada, günümüz Türk edebiyatında özellikle roman ve öyküleriyle önemli bir yer edinen Sibel K. Türker’in yazın dünyası ele alınmıştır. Çalışmanın kapsamı gereği araştırma, yazarın romancılığı üzerinden şekillendirilmiştir. Bunun için yazarın Şair Öldü, Meryem’in Biricik Hayatı, Burada Kalmak, Mecnun Kelebekler, Hayatı Sevme Hastalığı, Benim Bütün Günahlarım ve Cennette Gibiyim adlı romanları yapı ve tema açısından irdelenmiştir. Bu doğrultuda çalışma kapsamında nitel araştırma yöntemlerinden faydalanılarak söz konusu romanların içerik ve biçimsel özellikleri karşılaştırmalı bir yaklaşımla çözümlenmiştir. Bu sayede eserlerin yapısal ve temasal bütünlüğünü oluşturan temel unsurlar saptanmış; bu öğelerin birbirleriyle olan ilişkisi ve genel kurgu içerisindeki işlevleri tartışmaya açılmıştır. Ayrıca ilgili alandaki literatür boşluğunun doldurulması ve alana özgün bir katkı sunulması hedeflenmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Unutulmuş Bir Deyimin İzinde: Klasik Türk Edebiyatı’nda “Ocağına Su Koymak”

    Tılfarlıoğlu, Musa

    Klasik Türk edebiyatı, sadece beşerî duyguların, aşk ve tabiat temalarının işlendiği bir edebiyat olmayıp aynı zamanda toplumun zengin dil kültürünü de içinde barındıran köklü bir edebî gelenektir. Şairler, yaşamış olduğu toplumun dil zenginliklerini kaleme almış oldukları eserlerde kullandıkları deyim ve atasözleri ile yansıtırlar. Bu nedenle şairler soyut kavramları somutlaştırmak, düşünce ve duygularını daha etkileyici bir şekilde aktarmak için dilin önemli unsurlarından biri olan deyimlere sıkça başvururlar. Özellikle gazel, kaside ve mesnevî gibi nazım şekillerinde deyimlerin hem anlamı pekiştirmek hem de şiirsel söyleyişi güçlendirmede etkili bir rol üstlendikleri görülür.Yapılan çalışmalar göstermektedir ki yaklaşık altı yüzyıl varlığını devam ettiren klasik Türk edebiyatında şairler, halk arasında yaygın olan deyimleri eserlerinde kullanarak hem edebiyat ile toplum arasındaki bağı kuvvetlendirmiş hem de dilin estetik yönünü geliştirmiştir. “Ocağına su koymak” deyimi de şairler tarafından kullanılmış bu deyimler arasında kendisine yer edinmiştir. Çalışmamıza kaynaklık eden manzumelerden hareketle bu deyimin ilk olarak 15. yüzyılda kullanıldığı, 16. yüzyıl eserlerinde yaygın olarak yer aldığı ve 18. yüzyıldan sonra dilsel dolaşımdan çekilerek kullanılmadığı tespit edilmiştir.Bu çalışmada, Klasik Türk edebiyatında “ocağına su koymak” deyiminin anlam katmanları, tarihsel süreçteki işlevleri, şairlere göre farklı bağlamlarda kazandığı mecazî boyutlar ve tasavvufî yorumları kapsamlı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir. Çalışma, deyimin hem bireysel aşk acıları hem de toplumsal mücadelelerin ve dini-tasavvufî yorumların bir ifadesi olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte deyimin yüzyıllara ve ifade ettikleri anlam bağlamına göre kullanım oranları da grafikle gösterilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Kadın âşıkların kendilerine biçilmiş geleneksel rollere cinsiyet eşitliği bağlamında eleştirel yaklaşımları

    Yıldırmış, Fatma

    Âşıklık geleneği yüzyıllardır toplumun sesi olmuştur. Şairler; mutluluklarını, sevdalarını, dönemlerinin tarihi-sosyal-siyasi hayatını, özlemlerini, beklentilerini kısacası bütün duygu ve düşüncelerini şiirleri aracılığıyla hem bireysel hem bütünsel biçimde aktarmışlardır. Genellikle erkek egemen icracı konumunda olan gelenekte sayıları az olsa da kadın âşıkların varlığı bilinmektedir. Fakat bu kadın şairlerin şiirlerine ulaşmak ve onlar hakkında bilgi edinmek günümüz şartlarında pek de mümkün değildir. Geçmiş dönemde yaşamış kadın şairlerin hakkında bilgi olmaması varlıklarıyla ilgili değil, onların kadın kimlikleriyle ilgilidir. Geleneksel toplumlarda kadının sosyal, siyasi ve edebî alanlarda görünmesine “namus, ayıp, günah” gibi kavramların yaptırımlarından dolayı pek sıcak bakılmamıştır. Günümüze gelindiğinde bu anlayışın değişmesi, kadının ve kadın şairlerin özgür ve görünür olması, her ortamda şiirlerini icra etmesi hususunda kadın âşıkların çabaları dikkat çekicidir. Kadın âşıklar, kadının sadece aşk şiirlerinde geçmesini eleştiren, toplumsal her alanda kadının varlığını, yerini sorgulayan ve bunları kısıtlayıcı davranışların eleştirildiği şiirler yazarak ve yayımlayarak seslerini duyurmaya gayret etmişlerdir. Bu makalenin amacı âşıklık geleneği içerisinde yer alan günümüz kadın temsilcilerin kadının toplumsal cinsiyet rolünü, anneliğini, kadınlığını, sanatçı kimliklerini, var ve görünür olma mücadelelerini kendi ürettiklerinden örnekler vererek nasıl ele aldıklarını incelemektir. Makalede bahsi geçen temsilcilerin geleneği temsil biçimlerini, bulundukları konumun durumunu ve bu durumun neden-sonuç ilişkilerini sorgulayarak değerlendirilmiştir. Bu makale, bu mücadeleci duruşa hem akademik anlamda bir katkı sağlayacak hem de yapılacak çalışmalara kaynaklık edecektir.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026Scopus SJRQ1
    Social Gender in a Language Without Grammatical Gender: Relational and Status Encoding in Kazakh Female Nominations

    Gulzhan, Shokym; Bagila, Muratbek; Kürüm, Mesut; Zhanna, Tektigul; Nurbol, Saduakas; Nurdaulet, Aldashev; Zhanar, Amirgali

    This article examines how Social Gender is organized in Kazakh in the absence of grammatical gender. The study is based on a lexicographically verified corpus of Kazakh female nominations, supplemented by a limited contrastive set of gender-neutral and male-linked kinship terms. The material includes basic female reference terms, kinship and affinal nominations, status-hierarchical designations, evaluative and address forms, socially conferred female roles, widowhood and step-relation terms, as well as analytic constructions marking age and social personhood. Methodologically, the analysis combines lexical-semantic, linguistic-anthropological, sociolinguistic, and pragmatic approaches within a framework that distinguishes Linguistic Gender, Natural Gender, and Social Gender. The results show that Kazakh female nominations form a structured lexico-pragmatic subsystem in which female reference intersects with relationality, hierarchy, evaluation, politeness, speaker dependence, and personhood-related distinctions. The analysis further demonstrates that this subsystem is not uniformly gender-differentiated: alongside female-specific nominations, Kazakh also employs selectively gender-neutral kinship terms and classificatory extensions, revealing where gender salience is strengthened, backgrounded, or redistributed. Social Gender in Kazakh is thus encoded not through grammatical agreement, but through a distributed system of relational, status-based, evaluative, politeness-based, speaker-dependent, and age/personhood-related nominations.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2025
    The semantic nuance in the Dedem Qorqut Kitabı II: Esen olsa, İster olsa

    Kızılözen, Cihangir

    In the Dedem Qorqut Kitabı, it is seen that the units forming the repeated lines are sometimes replaced with other units. Researchers have repaired all the units that have undergone changes by using the method of uniformization on the grounds that they were written incorrectly. The form of "ister olsa" that we will focus on is one of these. The form "esen olsa", which occurs five times in the text, was replaced by the units of " ister olsa" once. Researchers corrected the unit written in the form of "ister" as "esen" because they thought it was written incorrectly. Considering the meaning that this form adds to the line in which it is used, it is understood that it is not written incorrectly and should be evaluated as written. When the discourse analysis of the text is made, the meaning that the unit in question adds to the context in which it is used shows that it is written correctly. We see that dozens of units in the text, such as the example we are focusing on, are used and change according to the meaning required by the context. Researchers have achieved unity in the surface structure (sound/form) of the text by correcting the units that differ, but with these corrections they have destroyed the deep structure (meaning) of dozens of lines and eliminated the subtle distinctions in meaning between the lines. In the line we are focusing on, the repair of the "ister" unit as "esen" has destroyed the subtle meaning distinction that the unit in question provides between the lines, thus damaging the deep structure of the text. Of course, when the " ister " unit is corrected as "esen", the meaning of the line is not damaged, but when evaluated in the context above the sentences, it can be said that this repair affects the discourse. In this study, the unit in question has been read by evaluating it within the context above the lines (discourse), not within the line in which it is used.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Halk bilimi perspektifinden bir çizgi film: Niloya

    Arzu Gülhan Aktürk

    Bir milleti diğer toplumlardan ayıran her türlü gelenek, görenek, örf, âdet, sözlü edebiyat ürünleri o milletin var oluşunu belirleyen, varlığını kanıtlayan ve korunması gereken kültür mirasıdır. Bu mirasın korunması ve aktarılması, yapılmış ve yapılmakta olan halk bilimi çalışmaları ile desteklenmektedir. İnsanın yaşam biçimi zaman içinde değişmiş, teknolojik gelişmelerle birlikte farklı tarzlara bürünmüştür. Halk bilimi ile toplumların gelenekleri, görenekleri, yaşam biçimleri kayıt altına alınmış ve bu unsurların gelecek nesillere aktarılması sağlanmıştır. Yaşanan ortamdan kendiliğinden öğrenilen bu değerlerin ayrıca çocuklara hitap edebilecek seviyeye getirilmesi, çizgi filmler ve onlara uygun yapımlar ile mümkün olmaktadır. Günümüzde televizyon, bilgisayar, tablet, telefon gibi teknolojik araçlar kullanılarak seyredilen çizgi filmler çocukların hoşça ve verimli vakit geçirmesini sağlarken pek çok işlevi de yerine getirmektedir. Bir çizgi filminin içinde işlenen aynı zamanda halk biliminin uzmanlık sahasına giren kültürel değerlerin aktarılması bu tezin çalışılma amacı olmuştur. Bu tezde çocuk bir karakter üzerine kurulu Niloya çizgi filminde halk bilimi kadrolarında bulunan çocuk oyunları, bayramlar, halk mutfağı, halk sanatları ve zanaatları, halk hekimliği, geçiş dönemleri, halk edebiyatı, halk tiyatrosu, halk müziği gibi örnekler görülmektedir. Neredeyse bütün halk bilimi kadrolarının ele alındığı Niloya çizgi filmindeki bu kültürel değerler, bu çalışmada içerik analizleri ile ortaya konulmuş; alanyazın araştırması ile elde edilen bilgiler veri analizi yapılarak değerlendirilmiş; yapımın çocukların seviyesine nasıl indirgendiği ve çocuklarda nasıl yansımalar bıraktığı incelenmiştir. Niloya çizgi filminin halk bilimi unsurları yönünden zengin olması, kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması yönünden önemli bir vazife görmektedir. Anahtar Kelimeler: Çizgi film, Gelenek, Halk bilimi, Kültürel miras, Niloya.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024
    Nazan Bekiroğlu'nun romanlarında yol ve yolculuk

    Cemre Kaplan

    Yol ve yolculuk, ilk anlatılardan günümüze kadar sözlü ve yazılı edebiyat geleneğinde yerini koruyan ve edebiyatımızda, bireyin hem maddesel hem de tinsel düzlemde yaşadığı değişim, dönüşüm ve olgunlaşma süreçlerini anlatmak için başvurulan başlıca temalardan biri olmuştur. Kuşkusuz kişinin ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ve psikolojik sebeplerden ötürü gerçekleştirdiği yahut gerçekleştirmek zorunda kaldığı somut/soyut yolculuklar, özellikle roman türünde yansıma bulmuş ve yazarlar tarafından fiili ve hissî olmak üzere her iki yönüyle de ele alınmıştır. Günümüz Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Nazan Bekiroğlu'nun romanları ise roman kurgusuna dâhil edilen kişilerin fiziksel boyutta yaptıkları yolculuklarının yanı sıra iç âlemde yaşanan yolculukları da yansıtması bakımından yol/culuk izleğinin fiziksel ve içsel yönüne kaynaklık etmiştir. Bu çalışmada, Nazan Bekiroğlu'nun romanlarında fiziksel ve içsel planda gerçekleşen yolculukların roman kahramanlarına ve roman kurgusuna katkıları üzerinde durulmuş; yol/culuğun ortaya çıkış sebepleri, romanlarda hangi şekillerde vuku bulduğu ve roman kahramanları için nasıl sonuçlar doğurduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Doküman analizi yönteminin kullanıldığı çalışmanın birinci bölümünde, yol ve yolculuk kavramlarının tanımları yapılmış ve söz konusu kavramların edebiyat dünyasındaki yansımaları ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde; Nazan Bekiroğlu'nun hayatı, edebî kişiliği ve eserleri üzerinde durulmuş, yazarın romanlarının özetleri verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise ilgili eserler; yol ve yolculuk bağlamında çeşitli başlıklar altında incelenmeye tabi tutulmuş, incelenen eserlerde yol/culuk temasının fiziksel ve simgesel düzlemde kurguya aksettiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Nazan Bekiroğlu, Roman, Yol, Yolculuk, Yol ve yolculuk.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Doğu Grubu Ağızlarında Kısa Ünlüler

    Kürüm, Mesut

    Genel olarak “ünlüler” ve “ünsüzler” olmak üzere iki gruba ayrılan sesler, belirli özellikler esas alınarak çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmaktadır. Ciğerlerden gelen havanın ses yolunda herhangi bir engele uğramadan çıkmasıyla oluşan ünlüler, dünya üzerindeki ölçünlü dillerde ünsüz sayısına göre daha azdır. İlk yazılı dönemlerinden itibaren ünlü varlığı açısından oldukça zengin bir görünüme sahip Türkçede, ağızlar da buna dâhil edildiğinde ünlü sayısındaki çeşitlilik daha da artmaktadır. Bunun yanında özellikle ağızlardaki fonetik hadiseler, ünlü sayısındaki çeşitliliği belirli oranda artırmıştır. Dilin tarihini ve gelişimini anlamak için önem arz eden ve ünlü seslerin farklı koşullar altında değişime uğramasıyla meydana gelen birçok hadise vardır. Bu denli çeşitliliğe sahip olan ünlülerle ilgili karşımıza çıkan önemli hadiselerden biri de “ünlülerin boğumlanma süreleri”dir. Türkçenin ünlüleri, boğumlanma süreleri açısından ele alındığında “kısa ünlüler”, “normal süreli ünlüler” ve “uzun ünlüler” olmak üzere üç kategoriye ayrılmaktadır. Bunlardan kısa ünlüler; boğumlanma süresi, normal bir ünlünün boğumlanma süresinden daha kısa olan ünlüler olarak tanımlanmaktadır. Türkiye Türkçesi ağızları gerek normal süreli ünlüler gerekse uzun ünlüler açısından çok sayıda çalışmayla ele alınmış olmasına rağmen kısa ünlüler açısından detaylı bir araştırmaya konu olmamıştır. Bu çalışmada Türkiye Türkçesinin ana ağız gruplarından biri olan Doğu Grubu ağızlarındaki kısa ünlülü örnekler, ortaya çıkış nedenleriyle birlikte mercek altına alınarak alana katkı sağlamak hedeflenmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    City of the Dervish: Castles of the Human Soul in Tuhfetü’l- Letâif

    Yalçın, Dilek

    In classical literature, works in the story genre were written in verse and prose forms. Religious subjects such as Qur'anic parables, the struggles of religious figures, the stories of prophets and saints, local subjects based on social life, mystical subjects, love and heroism constitute the main subjects of these stories. Among these, stories on Sufism are narrated through metaphors. Indeed, in Sufism, spiritual journey is a process well-suited for metaphors. Therefore, it is a tradition of Sufi literature to describe the discipline of the soul through metaphors. Within the frame story centered around love in Tuhfetü’l-Letâif, there exists a short story where the process of spiritual journey is narrated through metaphors. Tuhfetü’l-Letâif is an example of a prose story written by Ali bin Naqîb Hamza, consisting of intertwined short stories. The main plot of the story is based on the structure of two heroic love masnavis. The story progresses around the themes of falling in love, separation, and reunion. The protagonist Shāh Rāmin’s struggle to find his beloved Māh Pervīn and the events he goes through are narrated in different fictions in the story. The plot between pages 128b- 155a of Tuhfetü’l-Letâif is a symbolic tale of spiritual journey. The castle encountered by the protagonist Şâh Ramin on his quest for his beloved Mâh Pervîn symbolizes the inner evolution in his spiritual journey. In the story, the journey is symbolized by this castle built by Şedid. The difficulties, requirements and customs of the pilgrimage are depicted through various metaphors in the story through people, places and animals. In this study, we will focus on how the short story of Tuhfetü’l-Letâif, which is written in the 128b-155a varas of Tuhfetü’l-Letâif, narrates the progress of seyr al-suluk by using the metaphors of the castle city, plants, animals and mines, and how the guides of the progress of seyr al-suluk, namely Murshid, Khidr and the Qur’an, are symbolized in the story. Additionally, the story’s source, Şedîd, Şeddâd, and the Garden of Irem will be discussed and evaluated in the context of self-discipline.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-22T08:47:33.708123026Z
dc.date.available2026-10-22T08:47:33.708123026Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/gumushane/10021
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleTürk Dili ve Edebiyatı Bölümütr
dc.titleDepartment of Turkish Language and Literatureen
organization.identifier.codegumushane-edebiyat-turk-dili-ve-edebiyati
organization.unitTypedepartment
rdl.unit.alias\bturk dili ve edebiyati bolumu\b
rdl.unit.aliasturkish lang(uage)? (and|&) lit
rdl.unit.aliasturk dili
rdl.unit.alias\bturkish lang\w* (and|&) lit