Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2024
    Kentleşme, Enerji Tüketimi, Ekonomik Büyüme ve Dış Ticaret Açığının Türkiye’de Ekolojik Ayak İzi Üzerine Etkisi

    Kekül, Okan

    Küresel ısınma, iklim değişikliği, karbon salınımı vb. çevresel sorunlara ek olarak ekolojik ayak izine yönelik gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar son yıllarda ivme kazanmıştır. Türkiye’ye ait verilerin kullanıldığı bu çalışmada, 1980 – 2021 dönemi esas alınmış ve ekolojik ayak izi üzerinde kentleşme, ekonomik büyüme, dış ticaret açığı ile enerji tüketiminin etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. A-ARDL sınır testi yaklaşımının benimsendiği araştırmada ilk olarak eş bütünleşmenin varlığı ortaya konulmuştur. Analizin bulgularına bakıldığında, ekonomik büyümenin ve enerji tüketiminin hem uzun hem de kısa dönemde çevreyi olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Modele yönelik hata terimleri katsayısı elde edilmiş ve bu katsayı ile gerçekleşen hesaplamalarda kısa dönemde oluşabilecek sapmaların yaklaşık %80’lik bir bölümü sonraki dönemde düzeleceği tespit edilmiştir. Bu çalışmaya ait sonuçların çevre politikaları ve stratejilerine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

    • SDG 13 · İklim Eylemi
    AtıfOpenAlex3TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Teolojik Dilin Sınırlarında Tanrı'nın Sevgisini Anlamak

    Sarıkaya, Berat; Kalyoncu, Ayşe

    Beşerî bir duygu olan “sevgi”, insanlar arası ilişkilerde samimiyet ve muhabbeti doğuran önemli kavramlardan birisidir. Sevgi genellikle bir kişinin bir başkasına duyduğu derin ve olumlu bir bağlılığı ifade eder. Sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturur. Ancak sevgi, ontolojik olarak yaratılmışlardan farklı olan Allah için söz konusu olduğunda, kavramın Allah’a izafesinin nasıl anlaşılması gerektiği hakkında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Konu hakkındaki tartışmaların temelini ise “dil” oluşturmaktadır. Zira Tanrı hakkında konuşmak insan unsuru olan bir dil aracılığı ile yapılmak durumundadır. Asıl problem de bu noktada başlamaktadır. Konu İslam düşüncesinde Tanrı tasavvuru ve O’nun sıfatlarıyla ilgilidir. Tanrı hakkında kullanılacak dil Tevhid ilkesi çerçevesinde oluşturulmak durumundadır. Dolayısıyla hangi durumlarda tenzih, teşbih ve analoji gibi anlatım biçimleri, hangi durumlarda sembolik ve mecazi dil kullanması gerektiği önem arz etmektedir. İnsanlar, soyutlamalar ve semboller aracılığıyla Tanrı'nın niteliklerini ifade ederler. Semantik dilde Tanrı hakkında lafzî anlam kullanılamaz, çünkü kelimeler yanlış anlamaları teşvik edebilir. Mecazî dil, Tanrı'nın niteliklerini anlamada kullanışlı bir araçtır ve insanların duygusal etkileşimlerini genişletir. İslam düşünce geleneğinde, farklı ekoller Tanrı'nın sıfatlarını ve eylemleri konusunda farklı yaklaşımlar sergilemişlerdir. Selefîler, Allah'ın sıfatlarını doğrudan kabul ederken, Mücessime ve Müşebbihe mezhepleri Tanrı'ya cismani bir suret nispet eder. Ehl-i Sünnet bilginleri, tenzihî ve teşbihî dil arasında orta bir yol izler, Tanrı hakkında konuşurken kullandıkları dilin sınırlarına dikkat ederler. Çalışmamız, Allah ile insan arasındaki sevgi ilişkisinin iki boyutunu incelemektedir: birincisi insanın Allah'a olan sevgisi (muhabbetullah), diğeri ise Allah'ın insanlara olan sevgisi. Ayrıca, bu ilişkinin dil ile nasıl ifade edildiğini ve Tanrı'nın nitelikleri konusundaki tartışmaları ele almaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Göçmen Ağlarına Netnografik Bir Bakış: Göçmen Kadınlar Instagram Sayfası

    Okur, Hatice Duran

    İnsanlık tarihinin başlangıcından beri var olan göç, günümüzde çok çeşitli nedenlerle her geçen gün artarak önemini ve güncelliğini korumaktadır. Her göç kendisine özel olmakla birlikte; son yıllarda Türkiye’den yurt dışına göçen Türk vatandaşların büyük ölçüde genç, aktif, yüksek eğitimli nüfustan olması ve göçen kadınların sayısındaki artış dikkat çekmektedir. Bu durum göçün niteliğinde değişim ve dönüşümler yaşandığına işaret etmektedir. İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerle birlikte göçmen ağlarına yönelik değişim ve dönüşümlerin de olduğu görülmektedir. Bu araştırmanın amacı, popüler sosyal medya ağlarından biri olan Instagram’daki “Göçmen Kadınlar” sayfası örneği üzerinden, göçmen kadınların sosyal medya ağlarını kullanarak sanal alanda oluşturdukları göçmen ağlarındaki iletişimlerini, etkileşimlerini anlamak ve bu ağların göç sürecindeki işlevlerini açıklayarak; göçmen ağlarının değişen yapısına ilişkin literatüre katkı sağlamaktır. Bu bağlamda araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden netnografi (dijital etnografi) yaklaşımı benimsenmiştir. Instagram’da büyük bir kitleye hitap eden Göçmen Kadınlar sayfası takipçisi olan Türkiye’den göç etmiş 23 kadınla çevrimiçi derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler ile sanal alanda gerçekleştirilen gözlem ve tutulan saha notları birlikte ele alınıp anlamlı kategoriler hâline getirilerek; betimsel analiz yöntemiyle yorumlanmıştır. Sonuç olarak göçmen kadınların Instagram’ı göç sürecinde göçmen ilişki ağlarını oluşturmak için işlevsel olarak kullandığı ortaya çıkmıştır. Göçmen ağlarının göç sürecine olumlu olarak iletişim-haberleşme, bilgilendirme, sosyalleşme, duygusal destek sağlama ve uyum sürecini hızlandırma işlevlerinin olduğu ve göç akışlarının desteklenmesinde rol oynadığı, olumsuz olarak dil öğrenimini geciktirme, yanlış yönlendirme ve gerçeği yansıtmama işlevlerinin olduğu sonucuna varılmıştır.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Enhancing Psychological Well-Being: Examining the Influence of Attachment Styles, Mediated by Post-conventional Religious Reasoning

    Güngör, Sunay

    This study investigates the intricate relationship between attachment styles, post-conventional religious reasoning, and psychological well-being. With a sample of 650 participants, established measurement tools such as the Psychological Well-Being Scale, the Adult Attachment Styles Scale, the God Attachment Styles Scale and the Modified Belief Scale are used. Utilizing Smart PLS 4.0.4.9 for analysis, the partial least squares (PLS) algorithm with bootstrapping was employed due to its suitability for complex models and small sample sizes. Through Sobel tests, the mediating role of post-conventional religious reasoning is explored. Results reveal significant positive associations between Attachment Styles in Adults and both Post-conventional Religious Reasoning and Psychological Well-being. Similarly, Attachment Styles to God exhibit significant positive relationships with Psychological Well-being and post-conventional religious reasoning. Furthermore, post-conventional religious reasoning demonstrates a significant positive relationship with Psychological Well-being. The findings indicate that it mediates the relationship between Attachment Styles in Adults and Psychological Well-being, as well as between Attachment Styles to God and Psychological Well-being. This study contributes to the understanding of how attachment styles and religious reasoning influence psychological well-being. The findings underscore the importance of considering both attachment to significant others and attachment to a higher power in understanding individuals' well-being. By highlighting the mediating role of post-conventional religious reasoning, this research sheds light on the mechanisms through which these factors interact to influence psychological well-being.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2024
    Samsun’da Kara Yolu Trafik Kazalarının CBS Tabanlı Zamansal ve Mekânsal Analizi

    Ozçelebı, Muhammed Akıf

    Dünya genelinde kentlerdeki araç sayısının artışı, uluslar için önemli bir endişe kaynağı olmuştur. Bu durum, ekonomik kayıpların yanı sıra kara yolu trafik kazalarında (KTK) da yükselişe yol açmış ve trafik güvenliğini küresel düzeyde ciddi bir sorun haline getirmiştir. Bu çalışmada Samsun’da KTK’lerin zaman içerisinde neden ve nasıl gerçekleştiğinin tespit edilmesi, nispeten yüksek riskli konumların belirlenmesi ve yakın çevresindeki aktivite alanlarıyla ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Çekirdek yoğunluk, Ancelin Local Moran’ın I, benzerlik ve mekân-zaman küpü analizlerinden yararlanılmıştır. Buna göre 2018-2020 yılları arasında gerçekleşen 4.339 kara yolu trafik kazaları en az perşembe günü, kış mevsimi ve gece saatlerinde (00:00-06:00) meydana gelirken, en fazla kaza ise cumartesi günü, yaz ayları ve akşam vakitlerinde (16:00-21:00) gerçekleşmiştir. Çalışma kapsamında yapılan analizler Samsun’da KTK’lerin daha yüksek araba hızına ve hacmine sahip çok şeritli yollar üzerinde kümelendiğini ortaya çıkarmıştır. KTK’lar konut ve ticari arazi kullanım alanları ile kamu ve özel kurumların toplandığı şehir merkezleri ve yakın çevresindeki anayollar boyunca meydana gelmiştir. KTK’lerde sözü edilen şehir merkezlerinde ise Samsun’un en nüfuslu ilçesi olan İlkadım öne çıkmıştır. Samsun şehrinde mekân zaman küpü analizi neticesinde zaman içinde KTK’lerin kümelenme gösterdiği sıcak noktalar içerisinde en geniş alana yayılan model “azalan sıcak noktalar” olmuştur. Bu model İlkadım ilçesinin kentsel alanı ile Canik ilçesinin batısındaki İlkadım Bulvarı’nın çevresinde kümelenmiştir. Sonuç olarak tespit edilen bu sıcak noktalar güvenlik kurumlarının kaza sıklığını veya şiddetini azaltacak önlemler konusunda daha bilinçli kararlar almasına rehberlik edeceği düşünülmektedir.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Semantic and Pragmatic Analysis of a Turkish Sadness Verb Hüzünlen

    Demir, Süleyman; Özyıldırım, Işıl

    This study provides a semantic and pragmatic analysis of the Turkish verb "hüzünlen-" which conveys the meaning of sadness. Following a corpus-driven approach, query sequences from the Turkish National Corpus (TNC) were analysed according to the Extended Lexical Units model. In this context, 284 query sequences found in real spoken and written language samples were examined to determine the lexical profile of the verb "hüzünlen-." The aim of the study is to reveal the semantic and pragmatic usage differences of the verb "hüzünlen-" comparedæ to other verbs expressing sadness. In this regard, the syntactic features, collocational tendencies, and context dependent semantic and pragmatic characteristics of the verb "hüzünlen-" were thoroughly investigated. As a corpus-driven study, this research is the result of an inductive examination. The study demonstrated that the lexical framework of the verb "hüzünlen-"implies a sudden, intense sadness often related to past events and circumstances. The findings contribute to a better understanding of the cultural and linguistic features of expressing sadness in Turkish, as well as to comprehending the cognitive aspects of the emotion of sadness. Furthermore, the results of the study offer significant insights into how expressions of sadness are shaped in linguistic and cultural contexts in Turkish, allowing for a broader perspective on the linguistic representation of sadness. This research suggests that the verb "hüzünlen-" should be examined not only in Turkish but also in comparison with similar emotional expressions in other languages. Thus, it can contribute to understanding the universal and culture-specific features of language and emotion.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    İleri Yetişkinlerin Kendi Yaş Gruplarına Yönelik Stereotiplerinin Belirlenmesi: Bir Ölçek Geliştirme Çalışması

    Kütük, Bahtım; Özekes, N. Banu Çengelci

    İleri yetişkinler stereotiplere en fazla maruz kalan ve bu stereotiplerle baş etmek durumunda olan gruplardan biridir. Bu çalışmada, ileri yetişkinlerin (65+) kendi yaş gruplarına yönelik stereotip düzeylerini belirlemek için bir ölçek geliştirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya, Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşayan, herhangi bir nörolojik tanısı olmayan 297 katılımcı dâhil edilmiştir. Katılımcıların yaş aralığı 65 ile 91 arasında değişmektedir (Ort.yaş = 71.66, SS = 6.52). Tamamen gönüllük esasına dayalı olan araştırmada veriler anket yöntemi ile yüz yüze toplanmıştır. Katılımcılara alan yazından faydalanılarak ileri yetişkinlere yönelik oluşturulan dokuz farklı stereotipe ne kadar katılıp katılmadığı sorulmuştur. Verilerin faktör analizine uygunluğunu ve örneklemin yeterliliğini test etmek için Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) katsayısı ve Bartlett Küresellik Testi (BKT) kullanılmıştır. KMO katsayısı (.826) ve BKT'nin anlamlılığı (χ² (36) = 664.204; p < 0.001) ölçeğin faktör analizine uygun olduğunu ve verilerin çok değişkenli normal dağılımdan geldiğini göstermiştir. Gerçekleştirilen AFA sonucunda ölçeğin dokuz maddeden oluşan tek faktörlü bir yapı oluşturduğu görülmüştür. Ölçüm aracının faktör yükleri .32 ile .70 arasında değişmektedir ve maddelerdeki ortak varyansın %40 olduğu görülmektedir. DFA sonuçları da maddelerin tek faktörde toplandığını ve uyum iyiliği değerlerinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu göstermiştir, χ²/SS = 2.682, RMSEA = .075, CFI = 0.932, TLI = .905, SRMR = .042. Cronbach alfa katsayısı ise 0.80 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, bu ölçeğin ileri yetişkinlerin kendi yaş gruplarına yönelik stereotipleri değerlendirmek için güvenilir ve geçerli bir ölçek olduğu söylenebilir. Bunun yanında, ölçek hem ülkemizde hem de yurt dışında ilk olma özelliğine sahiptir ve ileri yetişkinlere yönelik önyargı ve ayrımcılığın kapsamlı bir şekilde araştırılmasını ve anlaşılmasını sağlayacaktır

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Gümüşhane Merkez Mahalle Adlarının Köken Bakımından İncelenmesi

    Budak, Nihan

    Yer adları bilimi (toponimi) dilbilimin alt dallarından biridir. Yer adları; coğrafi şartlar, toplum ve toplumun sahip olduğu kültür, yaşam şekilleri ve şartlarıyla doğru orantılı olarak oluşmaktadır. Yer adları, coğrafi yapının yanı sıra o bölgede yaşayan toplum hakkında da ipuçları vermektedir. Bu çalışmada Türkiye’nin kuzeydoğusunda yer alan illerden biri olan Gümüşhane ele alınacaktır. Altı ilçesi bulunan bu ilin merkezi Merkez ilçesi olarak adlandırılmaktadır. Merkez ilçeye bağlı 20 mahalle bulunmaktadır. Bu mahallelerin 8 tanesinin adı tek kelimeden, diğerleri ise iki kelimeden oluşmaktadır. Bu çalışmada mahallelerin adları yapıları ve kökenleri bakımından tek tek ve alfabetik sırayla incelenecektir. Böylelikle dilbilimin alt alanlarından biri olan ve yer adlarının oluşumunu ve anlamını inceleyen yer ad bilimi (toponimi/toponomi) alanına katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Yapı bakımından Canca Mahallesi, Çamlıca Mahallesi, Ekinciler Mahallesi, Fatih Mahallesi, Gaziler Mahallesi, Mezire Mahallesi, Süleymaniye Mahallesi, Yeni Mahallesi tek kelimeden oluşan mahalle adları; Akçakale Mahallesi, Bağlarbaşı Mahallesi, Esentepe Mahallesi, Eskibağlar Mahallesi, Hacıemin Mahallesi, Hasanbey Mahallesi, İnönü Mahallesi, Karaer Mahallesi, Karşıyaka Mahallesi, Oltanbey Mahallesi, Osman Gazi Mahallesi, Özcan Mahallesi iki kelimeden oluşan mahalle adlarıdır. Bu mahalle adlarından Çamlıca, Ekinciler, Yeni, Esentepe, İnönü, Karaer, Karşıyaka, Oltanbey Türkçe; Fatih, Mezira, Hacıemin, Osmangazi Arapça’dır. Canca, Gaziler, Süleymaniye, Akçakale, Özcan, Bağlarbaşı, Eskibağlar, Hasanbey ise bir kısmı farklı bir dilden bir kısmı farklı bir dilden oluşmuş melez bir yapıdadır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Yabancı Seyyahlara Göre Türklerde Misafirperverlik

    Gökşen, Cengiz; Topalak, Halil İbrahim

    Tarihte ilk önce Orta Asya bozkırlarında görülen Türkler, uzun süre göçerevli bir yaşam sürmüş, dünya tarihinde kudretli devletler kurmuş bir ulustur. Zaman içinde Orta Asya’dan dört bir yana dağılan Türkler genel anlamda batıya doğru gelmişlerdir. Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinden ve güneyinden Fars ve Bizans topraklarına giren Türkler, zamanla Avrupa ortalarına kadar ilerlemişler, Afrika’nın kuzeyini boydan boya geçerek Akdeniz’i bir Türk gölü haline getirmişlerdir. Asya steplerinden çıkıp üç ana kıtaya hükmeden bu milletin yaşantısı her devirde insanların merakını celbetmiş, bu bağlamda doğudan batıdan birçok seyyah, araştırmacı, yazar Türk topraklarını çeşitli vesilelerle gezmiş, gördüklerini not etmiş ve sonraki kuşaklara ciddi bir kültürel miras bırakmıştır. Seyyahların Türk kültürüyle ilgili olarak bıraktıkları kültürel değerlerden ve Türklerin temel özelliklerinden biri olan misafirperverliktir. Asya bozkırlarından çıkıp eski dünyanın dört bir yanına yayılan Asya’nın bu göçmen halkı, gittiği her yerde yerli halkla barış içinde yaşamaya çalışmıştır. Türk milletinin hükümdarından en fakir vatandaşına kadar bütün fertleri yanına gelen konuğunu baş tacı etmiş, yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş, elinden gelen en iyi şekilde ağırlamıştır. Bu çalışmada Orta Asya’da yaşayan Türklerden başlamak üzere yaklaşık bir asır öncesine kadar Türk coğrafyasında bulunmuş, seyyahların, araştırmacıların ve bilim insanlarının Türklerin misafirperverliğiyle ilgili verdikleri bilgiler toplanmıştır. Çalışmanın amacı, yabancıların Türklerin insanlara verdikleri değeri nasıl değerlendiklerini, Türklerin misafirperverliğiyle ilgili düşüncelerini ortaya koymaktır. Nitel bir çalışma olan bu makalede literatür tarama ve metin analiz teknikleri kullanılmıştır

    AtıfOpenAlex3TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Blokzincir ve Sosyal Yardım Kavramları Üzerine Bibliyometrik Analiz

    Peker, İskender; Çaybaşı, Gökhan

    Blokzincir ilk kripto para birimi olan Bitcoin (BTC) ile adını duyurmuştur. Blokzincirin vaadi olan dağıtık defter, eşler arasında şeffaflık ve güveni tesis ederek verilerin değiştirilmediğini garanti altına alır. Sosyal devlet olmanın bir gerekliliği olarak sunulan sosyal yardımlar, yoksul veya düşük gelirli kişilere devlet ya da sivil toplum kuruluşları (STK) eliyle yapılan yardımları ifade eder. Blokzincir ademi merkeziyetçi kayıt yapısı sayesinde veri üzerinde değişiklik yapılmadığını garanti eder. Bağışçıların, bağışta bulundukları kuruma karşı azalan güven duygusu, blokzincir gibi uçtan uça izlenebilir bir sistem ile tesis edilebilir. Bu çalışmanın amacı, 2016-2023 arası dönemdeki akademik yayınlar dahilinde sosyal yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında blokzincir teknolojisinin nasıl kullanıldığını ve bu konuda literatürdeki eksiklikleri belirlemek ve bu yolla araştırmacılara yol gösterici bilgiler sunarak, blokzincir teknolojisinin sosyal yardımların dağıtımında hangi yönleriyle ele alındığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında Scopus veri tabanından elde edilen 82 çalışma R-programlama dilinin Bibliometrix isimli analiz paketi ile incelenmiştir. Blokzincir ve sosyal yardım konularındaki çalışmalar çeşitli yönleriyle ele alınarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre literatüre en çok katkı sağlayan ülkelerin sırasıyla Çin, Hindistan ve Bileşik Krallık olduğu, 82 çalışmanın %30’luk bölümünün 2022 yılındaki 25 çalışmanın teşkil ettiği yardım ve Blokzincir çalışmalarına yönelik trendin arttığı, 49 çalışmanın konferans bildirisi düzeyinde kaldığı, 26 çalışmanın makale ve 5 kitap bölümü olarak araştırmacıların literatüre katkı sağladığı gözlemlenmiştir.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    A Study on Youth’s Digital Political Participation in Türkiye

    Taşçıoğlu, Raci; Sarıhan, Zekeriya

    Citizens’ existence in the political arena and their active initiatives in the decision-making and policy-making process represent a manifestation of today's understanding of direct democracy. In the historical process, we see that when citizens are able to influence political power or political actors with various tools, methods, and techniques, they are eventually able to make decisions in their favor. Today, however, it can be seen that citizens are staying away from the political field either by their own choice or through state policy. The purpose of this study is to reveal the participation rate and dimension of first-time young voters, who are one of the most important groups of voters, in digitalized politics. While target of the study is constituted by young people that will vote for the first time in the 2023 general elections, the sample chosen for this research includes 646 university students between the ages of 17 and 22, determined by simple measurement, one of the non-probability operating methods from this universe. Research data was obtained by using the quantitative research methods and the questionnaire technique. In this respect, the analysis was performed with the SPSS 22 package program. The study concludes that the participation of young people in digitalized politics is low.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex4TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Fiziksel Risk Faktörlerinin Tıbbi Görüntüleme Ünitelerindeki Sağlık Çalışanları Tarafından Risk Durumuna Göre Önceliklendirilmesi

    Mansur, Fatma; Ciğerci, Kübra

    Amaç - İş sağlığı ve güvenliği (İSG), çalışanların meslek hastalıkları ve iş kazalarının önüne geçebilmek için uygulanması gereken kuralları içermektedir. İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin Tehlike Sınıfları Listesi Tebliği’nde radar, x ışınları ve diğer zararlı radyasyon yayan ışınlarla çalışma yapılan işler “çok tehlikeli işler” sınıfında yer almaktadır. Sağlık çalışanları bu ortamda meslekleri ile ilişkili bazı tehlike ve risklere maruz kalmaktadır. Bu tehlike ve risklerden biri de fiziksel tehlike ve risklerdir. Araştırmada, bu ortamda çalışan tıbbi görüntüleme ünitelerindeki sağlık çalışanları ile görüşülerek fiziksel tehlike ve riskler içinde önceliklendirme yapılması amaçlanmaktadır. Yöntem - Araştırmaya Gümüşhane ve Trabzon Fatih Devlet Hastanesi tıbbi görüntüleme ünitelerinde görev yapan 23 sağlık çalışanı dâhil olmuştur. Bu görüşmeler sonucunda bulguların değerlendirmeleri Entropi tabanlı çok kriterli karar verme (ÇKKV) tekniklerinden yararlanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada çalışanlar tarafından fiziksel risk faktörleri en yüksek risk düzeyinden en düşük risk düzeyine doğru önceliklendirilmiştir. Bulgular - Araştırmada, iş sağlığı ve güvenliği meslek risklerinden fiziksel tehlike ve riskler ele alınmıştır. Fiziksel tehlike ve riskler; radyasyon, basınç, gürültü, toz, termal konfor, aydınlatma ve titreşimi içermektedir. Çalışanların değerlendirmelerine göre; fiziksel riskler arasında en yüksek risk düzeyi radyasyon iken en düşük risk düzeyi titreşim olarak belirlenmiştir. Tartışma – Hastanelerin tıbbi görüntüleme birimleri, tüm birimlerden gönderilen hastalara hizmet vermektedir. Yoğun çalışan bu birimde çalışanların karşılaştığı tehlike ve riskleri önlemek için sağlık kurumları yöneticileri tarafından önlemlerin alınması gerekmektedir. Araştırma sonucunda ortaya çıkan önceliklendirme ile atılacak olan adımlarda karar sürecinin hızlanacağı düşünülmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Havacılık Sektöründe Örgütsel Sessizliğin Öncüllerinin İncelenmesi

    Vural, Mehmet Fatih; Vural, Selvi

    Amaç – Çalışmanın amacı, havacılık sektöründe örgütsel sessizliğin öncüllerini belirlemektir. Buna bağlı olarak, havacılık sektöründe faaliyet gösteren havayolu, hava aracı bakımı, yer ve yolcu hizmetleri gibi çok sayıdaki işletmede ya da örgütte sessizliğe neden olan unsurlara yönelik önceden önlem alınması hedeflenmektedir. Yöntem- Araştırmada, veriler nitel yöntem aracılığıyla elde edilmiş ve çalışan düzeyindeki 30 katılımcı ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada tematik içerik analizinden yararlanılmış olup veri analizleri NVIVO yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular- Elde edilen bulgulara göre; havacılık sektöründe en yaygın görülen sessizlik türü kabullenici sessizlik olup nispeten daha az ölçüde de olsa bilhassa kadın çalışanlar tarafından korumacı (prososyal) sessizlik davranışının sergilendiği görülmektedir. Araştırma bulguları sektörde sessizliğin büyük ölçüde örgütsel birtakım öncüllerden kaynaklı olduğunu fakat havacılık sektöründe bu nedenler arasında yöneticiye duyulan güvenin de yer aldığını göstermektedir. Öte yandan, az sayıdaki çalışanın sessizliği bireysel öncüllere dayanırken, kültürel nedenlerden ise güç mesafesinin yanı sıra havacılık sektöründe kollektif bir yaklaşımla hareket edilmesi nedeniyle toplulukçuluk kültürünün de örgütsel sessizliğin öncülleri arasında yer aldığı bulgusuna ulaşılmıştır. Tartışma- Havacılık sektöründe, yalnızca savunmacı sessizlik türüne hiç rastlanmamıştır ve bu durum hem toplulukçu kültürlerde savunmacı eylemlerin düşük olması hem de yöneticiye duyulan güvenin zayıf olduğu örgütlerde çalışanların savunma davranışında bulunmaması olmak üzere iki temelde açıklanmaktadır. Bir diğer konu, sadece kadın çalışanların korumacı (prososyal) sessizlik davranışları sergilemesi cinsiyet temelli bir yaklaşımla erkeklere nazaran duygusal bağlılığının yüksek düzeyde olmasından kaynaklanmaktadır. Yöneticilerine güven duymayan çalışanların sessizlik davranışları sergilediği görülmekte, pek çok sektörde olduğu gibi havacılık sektöründe de yöneticiye duyulan güven aracılığıyla örgüt içi iletişim arttırılarak ya da etkin kılınarak örgütsel sessizliğin azaltılabileceğine inanılmaktadır. Yazında, kültürel unsurlardan sadece güç mesafesinin örgütsel sessizliğin bir nedeni olduğundan bahsedilmekteyken, elde edilen bulgulara göre havacılık sektöründe çalışanların toplulukçuluk eğiliminin de örgütsel sessizliğin öncüllerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Elbette, bu durum havacılık sektörünün kendine özgü bir nitelik taşıyabilmekte, ancak farklı sektörlerde gerçekleştirilecek araştırmalar ile konunun sektöre özgü bir nitelik taşıyıp taşımadığının ortaya koyulabileceği düşünülmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Tarım ve Balıkçılık Sektörlerinde Karlılığın Belirleyicileri: TCMB Sektör Bilançolarıyla Panel Veri Analizi (1996 – 2021)

    Kekül, Okan

    Amaç - Bu çalışmada, TCMB bünyesinde bulunan ve reel sektör istatistikleri çerçevesinde yayınlanan bilanço, gelir tablosu ve finansal oranlardan faydalanılarak tarım ve balıkçılık sektörlerinde bulunan işletmelerin karlılığını etkileyen faktörlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem - Karlılığı etkileyen faktörler olarak literatürdeki çalışmalar temel alınmış ve bu bağlamda aktif karlılık çalışmanın bağımlı değişkenini temsil etmiştir. Bağımsız değişkenler ise borçlanma oranı, öz sermaye devir hızı, aktif devir hızı, büyüklük, asit-test oranı, cari oran, kaldıraç oranı, alacak devir hızı ve faiz kazanma oranı şeklinde meydana gelmektedir. Çalışmada panel veri analiz yöntemi kullanılmış ve çalışma, panel veri statik modelleri ile yürütülmüştür. Bulgular - Aktif karlılık ile kaldıraç oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde bir ilişki; aktif karlılık ile öz sermaye devir hızı ile pozitif yönlü bir ilişki gözlemlenmiştir. Aktif karlılık ile diğer bağımsız değişkenler arasında herhangi bir anlamlı ilişki tespit edilememiştir. Tartışma - Tarım ve balıkçılık sektöründe yer alan işletmelerin yüksek kaldıraç kullanımı finansal risk olarak açıklanabilmektedir. Yüksek kaldıraç oranı, finansal olarak değerlendirildiğinde daha fazla borca sahip olma şeklinde ifade edilebilmektedir. İşletmelerin daha az borç kullanarak aktif karlılığı (ROA) arttırabileceği düşünülmektedir. Ayrıca teknolojik gelişmelerin takip edilmesi, etkinlik ve verimliliğe yönelik stratejiler belirlenmesi, doğal kaynaklardan sürdürülebilir koşullarda fayda sağlanması, aktif karlılık ile öz sermaye devir hızı arasındaki pozitif ilişkiyi destekleyebileceği düşünülmektedir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Türk İslâm Edebiyatında Edebî Bir Tür Olarak Resm-i Osmânî Konulu Manzumeler ve Cefâyî’nin Resm-i Hatt-ı Kur’ân’a Dâ’ir Manzûme’si

    Doğan, Hasan

    Şiirin eğitim ve öğretimdeki etkinliğini fark eden İslâm âlimleri, mensur olarak aktarıldığında ezberlenmesi zor olan bazı meseleleri manzum olarak ele alarak şiiri İslamî ilimlerin aktarılmasında bir araç olarak kullanmışlardır. Kur’an, sünnet ve edebiyatın kesiştiği bu noktada şiirle ilgilenen âlimlerin birtakım çabaları sonu-cunda tefsir, siyer, hadis, akaid, fıkıh, tecvit gibi konularda geniş bir manzum gelenek oluşmuştur. Asırlar boyunca devam eden bu anlayışın ve çabanın neticesinde yurt için ve yurt dışı kütüphanelerinde manzum tefsir, siyer, hadis tercümeleri, akaid-nâme, tecvit gibi türlerde sayısız örnekle karşılaşmaktayız. Kur’an ve şiirin kesiştiği noktada neşet edip gelişen türlerden biri de Resm-i Mushaf yahut Resm-i Osmânî konulu manzumelerdir. Başta İslâm topraklarının genişlemesi olmak üzere, siyasi, sosyal ve dinî çeşitli sebepler Kur’an’ın çoğaltılıp İslam coğrafyasının önemli merkezlerine gönderilmesini gerektirmiş ve bu ihtiyaca binaen Hz. Osman zamanında bir heyet kontrolünde Mushaf istinsah ettirilmiştir. İslâm âlimleri, Kur’an nüshalarının Hz. Osman’ın onayından geçen Mushafla aynı düzende olmasına ihtimam göstermişler ve Resm-i Mushaf, Mushaf-ı ‘Osmânî veya Mesâhif-i ‘Osmâniyye adı verilen kurallar belirlemişlerdir. Kur’an imlasıyla ilgili olan bu kurallar zamanla yeni bir disiplin teşekkül ettirmiş ve bu sahada çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Şiire ilgisi olan bazı âlimler de söz konusu kuralları manzum olarak kaleme almışlardır. İlk olarak Arap dün-yasında örneklerini gördüğümüz bu manzumeler zamanla Türkçeye de aktarılmıştır. Şairlik kudreti olan bazı Türk âlimler de söz konusu tercümeleri nazmen yapmışlardır. Bu çalışma tercüme veya telif olsun Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış Resm-i Mushaf konulu manzumelere odaklanmaktadır. Bu çalışmada öncelikle kütüphanelerde örneklerine rastlanan ilgili manzumeler tespit edilmiş, ardından Cefâyî mahlaslı bir şair tarafından kaleme alınmış Resm-i Hatt-ı Kur’ân’a Dair Manzume adlı eser incelenmiştir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Şerhu İleli’t-Tirmizî’deki Eleştiriler Bağlamında Kûfeli Fakihler Ve Hadis Rivayeti

    Futsi, Ali Fuat

    Ehl-i hadis ile ehl-i re’y arasında sünnete yaklaşım ve hadislerin kabulü gibi konularda metot farklılığından kaynaklanan ihtilaflar uzun asırlar boyunca devam etmiştir. Fukahâ olarak bilinen ehl-i re’yin fıkıhla olan yoğun iştigali ve hadisçilerden farklı olarak rivayetlerin kabulünde ortaya koydukları diğer kriterler sebebiyle, ehl-i hadis onları gerek metin gerekse sened açısından hadis bilgilerinin yetersiz olmasıyla itham etmiştir. Öyle ki, ricâl ve tabakât türü eserlerde bir râvinin sadece ehl-i re’yden olması sebebiyle cerh edildiği bile görülebilmektedir. Ehl-i re’yin rivayetlerinin tartışma konusu yapılması, sonraki asırlarda da devam etmiş hatta VIII. yüzyılda yaşamış olan İbn Receb el-Hanbelî’nin (ö. 795/1393) Şerhu İleli’-t-Tirmizî adlı eserinde bile konuyla alakalı müstakil bir başlık yer almıştır. İbn Receb, fukahâ’nın hadisleri ezberlemediği, senedleri karıştırdığı, metinleri mâna ile rivayet ettiği gibi birçok iddiada bulunmaktadır. Onun sözleri, fukahânın neredeyse hiç hadis bilmeyen kimseler oldukları anlamını çağrıştırmaktadır. Fıkıh ve re’y denilince ilk akla gelen yer Irak, daha özelde ise Kûfe şehridir. Abdullah b. Mesʻûd’un (ö. 32/652-53) şehre gelmesiyle başlayan ilmî faaliyet neticesinde burada birçok önemli isim yetişmiş ve bölgede aynı faaliyeti devam ettirmişlerdir. Bu nedenle bu çalışmada, başta İbn Mes’ûd’un öne çıkan talebelerinden başlanarak, İbn Receb’in ismini zikrederek eleştirdiği isimlere kadar ilk dönem Kûfe fakihlerinin hadis ilmi açışından hangi konumda bulunduklarının aydınlatılması hedeflenmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Ehlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” Adlı Romanında Sembol

    الأحمد, محمد

    Çağdaş Arap romanı, niteliğiyle günümüzün yaygın edebiyat türlerinden biridir. Sanat zenginliğini gerçekleştirebilmek için yenilikleri araştırma girişimlerinde çağın ruhuna ve değişikliklerine uyum sağlamaya çalışır. Bunu da alışılmışın dışında ifadeler kullanarak yapar. Bunların arasında geleneksel romana benzemesi mümkün olmayacak şekilde semboller kullanır. Bu farklılığını göstermek için geleneksel romanın kurallarını tümden değiştirir. Cezayir asıllı Ahlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” adlı romanı sadece duygusal bir roman gibi gözükmektedir. Ancak derinlerine inildiğinde birçok sembolle karşılaşılır. Bu roman, yazarın yaşadığı toplumun çağdaş, siyasi ve sosyal problemlerini irdelediği gibi, çağımızda Arap ülkelerinde yaşanan önemli tarihi olayları da çağrıştırır. Bu makale, Ahlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” adlı romanını kısaca tanıtmaya çalışır. Ardından da sembolün anlamı ve önemi üzerinde durur daha sonra da romandaki sembollerin eşsiz güzelliğine ışık tutar. Araştırmada birçok sonuca ulaşıldı; bunlardan en önemlisi, yazarın romanını oluştururken başta romanın başlığı, üç rakamı, ney, yer ve karakterlerin adları olmak üzere çeşitli sembollerden yararlanmasıdır. Yazar, yirminci yüzyılın son on yılında memleketi Cezayir'de yaşanan siyasi ve toplumsal olayları bu sembollerle ilginç bir üslupla dile getirmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    İstanbul Yazma Eser Kütüphanelerinde İbnu’l-Mukaffa‘a Nispet Edilen Eserler

    Kuyanay, Mehmet

    Arap edebiyatında edebî nesrin öncüsü sayılan Abbasîlerin ünlü kâtibi ve aynı zamanda Kelile ve Dimne’yi Farsçanın eski hali olan Pehleviceden Arapçaya tercüme eden Fars kökenli Abdullah İbnu’l-Mukaffa‘a telif ve tercüme olarak pek çok eser nispet edilmiştir. Ancak ona nispet eden eserlerden bir kısmı biraz da onun sonradan Müslüman oluşunun şüpheyle karşılanması, zındıklıkla itham edilmesi, Kur’ân’a muaraza yapmaya çalıştığı iddiası gibi sebeplerin de etkisiyle günümüze ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan eserlerden bir kısmı ise yeterli derecede tanınmamıştır. Söz gelimi onun el-Fevâʾid ve’l-kalâid, isimli eseri, sadece Alman Şarkiyatçı Carl Brockelmann (1868-1956) tarafından sadece ismen zikredilmiştir. Bu çalışma da onun İstanbul’daki yazma eser kütüphanelerindeki eserleri ile ilgilidir. Zira bu kütüphanelerde bulunan ve ona ait olan eserlerden bir kısmı gerek Arap edebiyatında gerek diğer edebiyatlarda henüz tanınmamaktadır. Bununla birlikte bazı eserlerinin orijinalinin de bu kütüphanelerde bulunan eserlerden alundığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada onun bilinen eserlerinin yanında bilinmeyen eserlerinin de tanınması ihtiyacına cevap mahiyetinde, bu makale ele alınmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    17. yüzyıl rasyonalistlerinde matematiksel yöntem

    Üner, Aslı

    17. yüzyıl filozoflarının amacı, en genel haliyle, insan aklının bilimde somutlaşan başarısını örnek alarak felsefede de tıpkı bilimde olduğu gibi kesin bilgiye ulaşılabileceğini göstermektir. Bunun için ilk olarak bilgiyi elde etme yolunda izlenmesi gereken yöntemin detaylı bir betimlemesini yapmışlardır. Bilim cephesinde Kepler, Galileo ve Newton gibi isimlerin evreni matematiğe dayalı bir şekilde açıklama girişimleri, matematiğin bir düşünme yöntemi olarak giderek daha fazla ön plana çıkmasına yol açmıştır. Bu dönemde matematiksel araştırma yöntemleri fiziksel olguların incelenmesine olanak sağlarken felsefede de kesin bilgiye ulaşmak için bir model olarak görülmüştür. Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi rasyonalist filozoflar otoritelerin değil insanın kendi aklını rehber olarak kullanması ve buradan hareketle bizi hakikate ulaştıracak yöntemin matematik olduğu konusunda hem fikirdir. Bu makalede amacım üç büyük rasyonalist filozofun, aralarındaki benzerlik ve farklılıklardan yola çıkarak, matematiksel yöntemi kendi felsefelerine nasıl uyguladıklarını göstermeye çalışmaktır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Arama Kurtarma Çalışanlarının Bilgi Teknolojilerine Yönelik Tutumları ve Kullanımları

    Şahinöz, Saime; Tazegül Bekci, Ayşe

    Her yıl çok sayıda doğa olayı meydana gelmekte ve doğa kaynaklı olaylardan meydana gelen kayıpların önde gelen nedenlerinden biri bilgi ve teknoloji eksikliği olarak görülmektedir. Bununla birlikte teknolojideki değişimler ve bilgi birikimindeki hızlı artış, toplumda önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Bu çalışma, Türkiye'nin Adana ilindeki AFAD ve İtfaiye çalışanlarının teknoloji tutumlarını ve bilgi teknolojileri kullanım düzeylerini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma kesitsel bir tasarım kullanılarak gerçekleştirilmiş ve bu kuruluşlardaki hem yöneticilere hem de çalışanlara anket uygulanmıştır. Demografik bilgilerin yer aldığı bilgi formu, teknolojiye ilişkin tutumlara yönelik ölçek ve bilgi teknolojileri kullanım düzeyini ölçen bir ölçek olmak üzere üç ölçek kullanılmıştır. Toplanan veriler, açımlayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) gibi çeşitli istatistiksel teknikler kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar, genel olarak, çalışanların müdahalelerinde ve işle ilgili diğer görevlerinde teknoloji kullanımına yönelik olumlu bir tutum sergilediklerini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, çalışanların teknolojiye ilişkin tutum düzeylerinin reel kullanım düzeylerinden daha fazla olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, çalışmada sayısal harita uygulamaları ve coğrafi bilgi sistemi gibi en az kullanılan bazı teknolojiler tespit edilmiştir. Bu bulgular, kuruluşların çalışanları arasında teknolojinin benimsenmesini ve kullanımını artırmaları için değerli bilgiler sağlamaktadır.