Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Araştırmacılar(8)
Birim yayınları
49 →- MakaleYalnız künye2026The Concepts of Daimonion and Daimōnin Plato's Texts: An Analysis in the Context of Apology and Symposium
Öztürk, Umit; Yalçin, Seda
It is possible to say that Plato's texts are heavily intertwined with mythological elements or narratives. One of the main reasons for this fact can be found that the characters in the dialogues are constructed in a way that vividly conveys the spirit of the period. However, some terms or concepts that were present in the cultural atmosphere of the period and in the vocabulary of every philosopher writing at that time make the understanding of the texts extremely difficult, especially when the metaphorical contexts are taken into account. Among such concepts, there are daimonion and daim & omacr;n and their grammatical derivatives, which are extremely difficult to translate into different languages. Moreover, when the last-mentioned concepts are being connected with the terms such as theos and its derivatives, which altogether can be considered to be in the same semantic family, it becomes even more difficult to understand some Platonic texts. This article primarily aims to analytically distinguish between the daimonion and daim & omacr;n narratives in the Apology and the Symposium. Secondly, via referring to other Platonic texts, the question of whether these concepts can be understood on common ground is discussed.
- MakaleYalnız künye2026Thought Experiments in Islamic Philosophy: Ibn Sina's Flying Man and the Estimative Faculty
Kaya, Asli Uner
The nature and function of thought experiments, which have become an important part of philosophical and scientific discourse, are among the topics that have been researched with great interest not only by philosophers but also by historians of science, cognitive scientists and psychologists in recent years. Thought experiments, which we can trace back to the Pre-Socratics, are frequently encountered in the Middle Ages, especially in fields such as theology and natural philosophy. Imaginary scenarios designed by important figures in the Islamic world such as Ibn Sina, Ibn al-Haytham and Ghazali provide important information about the way thought experiments were used in the period. Ibn Sina was the first philosopher to try to explain the psychological basis of thought experiments. The fundamental question he focuses on is: What is the source of the premises used in thought experiments? According to Ibn Sina, the source of thought experiments is wahm, an internal, sensory faculty that has no exact English equivalent but is usually translated as estimative faculty. My aim in this article is to focus on the faculty of illusion that Ibn Sina introduced while creating the psychological infrastructure of thought experiments and to reveal the role that this faculty plays in the formation of thought experiments.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Zihin felsefesinde düşünce deneylerinin epistemik statüsü
Yasemin Revi
Bu tez, düşünce deneylerinin zihin felsefesindeki yerini ve felsefi bilginin oluşumuna sağladıkları katkıyı bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle, bilincin doğasının, kişisel kimliğin, zihin ile dış dünya arasındaki ilişkinin ve yapay zekânın imkânının tartışıldığı zihin felsefesinde temel bir yöntem olarak kullanılan düşünce deneylerinin, varsayımsal senaryolara dayanması nedeniyle bilgi üretme kapasiteleri, gerçekliği temsil etme biçimleri ve felsefi argümanlardaki epistemik değerleri tartışma konusudur. Bu kapsamda çalışmada öncelikle düşünce deneylerinin tarihsel gelişimi ele alınmış, Antik Çağ’dan modern döneme uzanan süreçte Platon’un Mağara Alegorisi, Theseus’un Gemisi, İbn Sînâ’nın Uçan Adamı ve Descartes’ın Kötü Cin Hipotezi gibi öne çıkan örnekler incelenmiştir. Ardından zihin felsefesinin temel problemleri değerlendirilmiş ve düşünce deneylerinin bu problemlerin açıklanması, kavramsallaştırılması ve tartışılmasındaki işlevi ortaya konmuştur. Bu doğrultuda Frank Jackson’ın Mary’nin Odası, David Chalmers’ın Zombi Argümanı, Hilary Putnam’ın Kavanozdaki Beyni, Alan Turing’in Turing Testi ve John Searle’ün Çince Odası düşünce deneyleri ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Son olarak bu düşünce deneyleri kavramsal tutarlılık, tasavvur edilebilirlik, metafiziksel olanaklılık, sezgisel güvenilirlik, açıklayıcı güç, karşı senaryolara dayanıklılık ve teori seçimindeki rolleri gibi epistemik ölçütler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Böylece, düşünce deneylerinin kavramsal analizin ötesinde felsefi bilgi üretimine özgün bir katkı sağlayıp sağlamadığı sorgulanmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Imre Lakatos: Bilim tarihi olmadan bilim felsefesi mümkün müdür?
Esranur Güneş
Yirminci yüzyılın bilim felsefecileri arasında konuları ele alış biçimi açısından ayrıcalıklı bir konumda bulunduğunu savlayabileceğimiz Imre Lakatos, Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi adlı eserinde bilim olan ile bilim olmayanın ayrılması ile ilgili izlenecek yol hakkındaki görüşlerini ortaya koyarak bilim tarihini iyi bilmenin önemine vurgu yapar. Immanuel Kant’ın “Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür.” ifadesinden mülhem “Bilim tarihi olmaksızın bilim felsefesi boş, bilim felsefesi olmaksızın bilim tarihi kördür.” söyleyişiyle yaklaşım tarzını netlikle sunan Lakatos, bilimsel gelişmenin nasıl olduğunu incelemeye yönelir. Yaşadığı dönemde Karl Raimund Popper ve Thomas Samuel Kuhn arasında gerçekleşen tartışmalara katılan düşünür, bir orta yol bulma amacıyla önce Popper’ın yanlışlamacılık fikrini eleştirir, ardından Kuhn’un ileri sürdüğü tarih tasarımının hatalı yanlarını göstererek bilimsel rasyonalite bunalımına çözüm üretmeye çalışır. Yanlışlamacılığı değerlendirerek işe koyulan Lakatos, “dogmatik, metodolojik ve sofistike yanlışlamacılık” şeklinde üç tür belirler. Deneysel temelin kesinliğinin kuramlara taşınabileceğini reddeden dogmatik yanlışlamacılık, doğrulamacılığın en zayıf türüdür. Metodolojik yanlışlamacılık, uzlaşımcılıkla bir ilişki içinde anlaşılır hale gelmektedir. Sofistike yanlışlamacılık ise kuramı kurtarmaya yönelik bir türdür. Diğer yandan Lakatos, Kuhn’un paradigma kavramına alternatif olarak “bilimsel araştırma programı” fikrini ileri sürer. Bu bağlamda düşünür, bilim felsefesine yeni bir açılım getirir. Bu tezde, Lakatos’un görüşleri Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi kitabı merkeze alınarak incelemeye tabi tutulacaktır. Böylelikle bilim tarihinin ve bilim felsefesinin gelişim seyri Lakatos’un kavrayışı üzerinden serimlenecektir.
- MakaleAçık Erişim2026Türkçe Politeia Çevirileri: Terminolojik ve Dilsel Problemlere Kısmi Bir Yaklaşım
Öztürk, Ümit
Platon’un Politeia’sının Türkçeye çevrilme süreci, 1940’lı yıllarda Georg Rohde yönetiminde gerçekleştirilen, metnin ilk dört kitabıyla başlamıştır. Bu çalışmada, Azra Erhat, Samim Sinanoğlu, Suat Sinanoğlu ve Türkan Tunga gibi çok kıymetli araştırmacılar yer almıştır. Ancak bu eserin günümüzde basımı yoktur ve eser maalesef tamamlanamadan kalmıştır. Bu çalışmadan sonraki tarihsel sürece baktığımızda, dilimizde, güvenilirliği konusunda uzlaşılan iki Politeia çevirisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlardan ilki, 1958 tarihinde S. Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz tarafından hazırlanmıştır. Ülkemizde en çok bilinen çevirinin bu eser olduğu söylenebilir. Diğer çevirisi ise 1973 yılında H. Demirhan tarafından yapılmıştır ve ilkine nazaran daha az tanınır durumdadır. Her iki eser de Türkçe bakımından son derece kıymetlidir. Bahsettiğimiz iki çeviriden sonra, 2000’li yıllarda, Politeia’nın başka çevirilerinin de yapıldığını görmekteyiz. Bu çalışmada, metnin “6.511a, 4-9” bağlamına odaklanma hattında, dilimizdeki bazı çevirilere dair kısmi bir analiz sunuluyor. İlk olarak, tarihsel bir araştırmaya dayalı olarak, çevirilere dair bazı saptamalarda bulunuluyor. İkinci olarak, formel bir analiz çerçevesinde, yaşanan kimi terminolojik problemlere değiniliyor.
- MakaleAçık Erişim2025“Ne Olsa Uyar!” İlkesini Savunmak Bilim Düşmanlığı Mıdır?: Yönteme Karşı ve Özgür Toplumda Bilim Eserleri Bağlamında Bir Soruşturma
Özsoy, Seda
İlk olarak Avrupa’da gündeme gelen ve yeni olguların gözlemlenmesi, ölçülmesi, gözlem sonuçlarının sınanması için yeni araçlardan yararlanılmasıyla bilimsel yöntem bağlamında şekillenen “Bilimsel Devrim” dönemini takiben bilim olan ile bilim olmayanı birbirinden ayırmak adına çeşitli standartların tespit edilmesi, başlıca tartışma konularından birini oluşturmuştur. Tarihsel süreç içinde bu durum, “sınırlandırma sorunu” olarak bilinen epistemolojik meseleyi ortaya çıkarmış ve bunu, çözüme kavuşturulması gereken önemli bir problem hâline getirmiştir. Bu eksende gelişen tartışmalara dâhil olan ve farklı bir yaklaşım tarzı sunan düşünürlerden biri ise Paul K. Feyerabend’dir. “Anarşist”, “dadaist” ve hatta “akademik felsefenin Salvador Dali’si ve bilimin en büyük düşmanı” şeklindeki nitelemelerle tanımlanan Paul K. Feyerabend, aslında bilimin başka alanlardan üstün olmasını mümkün kılacak herhangi bir yanının olmadığını; standart, kural, kriter veya yöntemin tekil değil, çoğul olduğunu savunarak almaşık bilim yapma geleneklerinin oluşturulabileceğini ileri sürer. Rasyonelliğin her türlü bilgi veya geleneğin meşruiyet kazanmasında etkin olan evrensel bir ölçüt olarak kabul edilmesine karşı çıkan düşünür, bilginin nesnellik standardına ve nicel mülahazalara dayanması gerektiği fikrine katılmadığını belirtir. Peki bu yaklaşım tarzı onu “bilim düşmanı” olarak etiketlemeyi olanaklı hâle getirir mi? Yoksa “Ne olsa uyar!” ilkesi, kuramsal anarşizm kavrayışı ve bilimsel yöntemlerin çoğulculuğuna yapılan vurgu, bilimin insani ve özgürleştirici yönlerinin baskılanmasına yönelik bir meydan okuma mıdır? Bu sorularla bağlantısında makalede, düşünürün Yönteme Karşı ve Özgür Toplumda Bilim adlı eserlerine başvurularak nasıl bir bilim anlayışına sahip olduğu irdelenmeye çalışılacaktır
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2024Francis Bacon'ın tümevarım anlayışı
Gülan Sarılı
Novum Organum, Denemeler ve Yeni Atlantis adlı kitaplarının Türkçeye çevrilmesiyle yaşadığımız coğrafyada sadece felsefe alanıyla ilgilenenler arasında değil, genel okuyucu kitlesi tarafından da bilinir olan Francis Bacon, felsefi ve bilimsel düşüncenin gelişmesine katkı yapan çığır açıcı düşünürlerden biridir. Onun başarısı, yerleşik kabullere tepki olarak yeni bir bilimsel yöntem kavrayışı sunmasından kaynaklanır. Bu bağlamda Bacon, tümdengelime dayalı mantığın felsefi ve bilimsel sorunların üstesinden gelemediği/gelemeyeceği iddiasıyla ilerlemeyi sağlayacak olan tek çözüm yolunun tümevarım olduğunu ileri sürmüştür. Bu durum, bilimsel yöntem meselesinin ne denli büyük bir öneme sahip olduğunu göstermiştir. Buna bağlı olarak tez çalışmasında, Bacon'ın Novum Organum adlı eseri merkeze alınarak onun tümevarım anlayışı incelemeye tabi tutulacaktır. Bunun için de düşünürün kendi dönemine kadar etkin olan Aristotelesçi yaklaşım tarzına yönelik eleştirileri, "Bilgi güçtür." şiarıyla özetlenebilecek olan bilim anlayışı ve idol kavramlaştırması irdelenecektir. Böylece bilimsel ilerlemenin olanaklı hale gelmesine etkide bulunan sağlam ve güvenilir bir bilimsel yöntemin tesisinin nasıl olduğu, bilim tarihinin dikkat çekici bir kesitinin değerlendirilmesi suretiyle ele alınacaktır.
- MakaleAçık Erişim2024Feyerabend's Struggle Against Scientific Dogmatism
Yeşilçayır, Celal; Arısoy, Ekin
Science has a very special place for people in terms of understanding what is curious about the universe and the world we live in. However, being a special field does not mean that science is indisputable. Paul K. Feyerabend is a philosopher who has tried to show the dilemmas of the understanding of scientific knowledge especially in the first half of the 20th century, because, according to him, the absolutisation of the standard method and positivist movement of scientific knowledge narrows the field of science. Thus, scientific dogmatism takes the place of religious dogmatism in the past, and in addition to this problem, science begins to come under the command of political power centres. In this context, Feyerabend tries to explain the narrowing of the field of science with the break from historical and metaphysical ties. He puts forward a design of science that includes pluralism against this uniformisation in science. The pluralist understanding both states that science is not the only value in life, that fields such as art, philosophy, etc. are also valuable, and argues that it would not be right to limit science to a single method and theory. It also tries to draw attention to the necessity of a pluralist perspective instead of a reductionist understanding. In this context, Feyerabend puts forward the idea of "epistemological anarchism", which is identified with his name. Such an anarchism, unlike political anarchism, values alternative understandings against the uniformisation of science by detaching it from metaphysical and historical ties. In addition to his struggle against scientific dogmatism, Feyerabend is also against the utilisation of science for power relations. Because the main task of science is the liberation of societies and people. In order for science to fulfil this task, it must be liberated from dogmatism and power centres.
- MakaleAçık Erişim2024Isaac newton ve kütleçekiminin keşfinde deneyin rolü: astronomi ve fizik bilimlerinde gözlemlenen gelişmeler ekseninde bir inceleme
Özsoy, Seda
“Bir elma neden dalından yere düşüyor da yukarı doğru gitmiyor?”, “Gezegenler neden belirli bir yörünge üzerinde Güneş’in çevresinde dönüyorlar?” ya da “Ay neden Dünya’nın etrafında dolanıyor?” gibi sorulara sağlam ve güvenilir yanıtlar verilebilmesi kütleçekimi kavramlaştırması sayesinde mümkün olabilmiştir. Astronomi ve fizik bilimlerindeki gelişmelere koşut olarak Newton tarafından kuramsallaştırılan kütleçekimi, doğada var olduğu savlanan düzenlilik hakkında yasaya dayalı bir açıklama biçimine tekabül eder. Kopernik’in heliosentrik evren anlayışının temellendirilmesini sağlayan bütünüyle matematiksel nitelikteki kanıtlamaları, Brahe’nin dakik gözlemleri, Kepler’in gezegenlerin devinimlerini betimleyen elips yörüngelerin ve mesafeler arası bağıntıların izahını içeren yasaları, Galilei’nin teleskopla gökyüzünü gözlemleyerek Aristotelesçi evren kavrayışını sarsan ve eylemsizlik ilkesini oluşturan görüşleri kütleçekiminin kavramsal ve kuramsal zeminini kurar. Bu katkılar ekseninde Newton, o meşhur hikâyede dalından düşen elmanın, yere nasıl düştüğünün gözlemlenmesinden yola çıkarak evrensel çekim yasasına ulaşmayı başarmıştır. Bu çalışmada, Newton’un kütleçekimi ve onu bu keşfe götüren süreçte üzerinde durduğu bilimsel yöntem ile ilgili görüşleri incelemeye tabi tutulacaktır. Bunun için de çalışmanın bağlamı açısından öncelikle Kopernik, Kepler ve Galilei’nin astronomi ve fizik bilimlerindeki açıklamaları ile Grosseteste, F. Bacon ve Descartes’in bilimsel yönteme ilişkin görüşleri aktarılacak ardından Newton’un yaklaşım tarzı değerlendirilecektir. Bilim tarihinin dikkat çekici bir kesitini işaret eden kütleçekiminin keşfinin irdelenmesi, hem astronomi ve fizik bilimlerindeki gelişmelerin yeniden hatırlanması hem de bu keşfin gerçekleşmesini sağlayan bilimsel yöntemin çözümlenmesi bakımından önem arz etmektedir.
- MakaleAçık Erişim2023Aristoteles’in Ahlak Anlayışında Pratik Aklın Rolü
Tüzen, M. Ahmet
Aristoteles hem insanın nihai amacına gönderme yapan hem de içeriği beşerî gerçeklikle doldurulabilen bir iyi anlayışının değişken yapıdaki pratik hayatta bir işleve sahip olabileceğini düşünür. Metafiziksel bir iyi kavrayışının insanın ahlaki yaşantısına uygulanamayacağını düşünen Aristoteles’e göre insani bir etkinliğin ulaşmaya çalıştığı şey tam olarak insani düzlemdeki bir iyi olmalıdır. Bu iyiyi, eudaimonia olarak tanımlayan Aristoteles, bu amacı keşfeden ve bu kapsamda insanın hangi türden eylemlere yöneleceğine belirleyen yetinin akıl olduğunu ileri sürer. Buna göre erdemli bir yaşamı mümkün kılan aklın teorik ve pratik olmak üzere iki ayrı yönü bulunur. Genel olarak teorik akıl, şeyler arasındaki bağlantıları anlamayı amaçlarken pratik akıl, hedeflenen sonuçları güvence altına alacak yolları gösterir. İnsana ahlaki eylemlerinde yol gösteren ve pratik bilgelik (phronesis) sağlayan akıl, pratik akıldır. Dedüktif çıkarım yapma yeteneğine indirgenemeyen bir düşünce erdemi olan phronesis erdemi, ilkenin somut bir forma bürüneceği şekilde eyleme yeteneğidir. Bu çalışma, pratik aklın özel olarak da phronesis erdeminin ahlaki eylemin ortaya çıkışında nasıl bir akıl yürütme faaliyetinde bulunduğunu ve bu faaliyetin teorik akıl yürütmeden hangi yönlerden ayrıştığını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda pratik aklın, tecrübe, orta olma ilkesi ve orthos logos (dosdoğru düşünme) ile akıl yürütme işlemini en iyi şekilde yapabileceği ve doğru sonuca ulaşabileceği üzerinde durulacaktır.
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-22T08:47:33.669232242Z | |
| dc.date.available | 2026-10-22T08:47:33.669232242Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/gumushane/10020 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Felsefe Bölümü | tr |
| dc.title | Department of Philosophy | en |
| dspace.entity.type | OrgUnit | |
| organization.identifier.code | gumushane-edebiyat-felsefe | |
| organization.unitType | department | |
| rdl.unit.alias | \bfelsefe bolumu\b | |
| rdl.unit.alias | philos | |
| rdl.unit.alias | \bphilos |


