Koleksiyon/r/gumushane/10001

Yayınlar

Koleksiyondaki öğeler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    İlköğretim (2.kademe) öğrencilerinin, madde bağımlılığı ile mücadelesinde okul sosyal hizmeti'nin önemi

    Tuncay Üçüncü

    Madde bağımlılığı ile mücadelede önleyici ve koruyucu bir uygulama alanı olan okul sosyal hizmetinin önemi bu çalışma ile ortaya konulmuştur. Araştırmamız ülkemizde henüz pilot uygulamaları yapılan okul sosyal hizmetinin tüm okullarımızda hayata geçirilmesi için gerekli teorik bilgi ve bilimsel verilerin temininde yardımcı bir başvuru kaynağı olacaktır. Madde bağımlılık yaşının giderek İlköğretim 1. kademeye kadar düştüğü günümüzde, bu konuda yapılan çalışmaların yetersiz olduğu literatür taramasında ortaya çıkmıştır. Okullarımızda okul sosyal hizmet birimlerinin kurularak aktif olarak çalışması ile, madde bağımlılığını önlemedeki başarısı araştırılmış, erken yaş madde bağımlılığının önlenmesinde başarılı sonuçların alınacağı saptanmıştır. Çalışmanın teorik kısmında detaylı bir literatür taraması yapılmıştır. Sadece bireysel değil toplumsal bir sorun olan madde bağımlılığının önlenmesinde Şiran ilçemizde görev yapan öğretmen ve yöneticilerimizin görüş ve önerileri doğrultusunda eğitim ve öğretim faaliyetlerine yeni çözüm odaklı katkı sağlama hedef edinilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda madde bağımlılığının erken yaşlarda önlenilmesi gerektiğinin önemi anlaşılmıştır. Bu sebeple okullar bünyesinde hayata geçirilecek okul sosyal hizmet birimlerinin gerekliliği ortaya konulmuş, madde bağımlılığının önlenmesinde önemli bir kilit rol oynayacağı belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Hemşirelerin COVID-19 pandemi dönemindeki tükenmişlik düzeyleri (Trabzon Fatih Devlet Hastanesi örneği)

    Mürvet Hoyur

    Pandemi sürecinde kilit rol oynayan hemşirelerin artan iş gücü ve değişen çalışma koşulları ile tükenmişliği belirgin olarak artmıştır. Tükenmişliğin olumsuz etkilerini azaltabilmek, tükenmişliğin bilinmesi ve gerekli önlemlerin alınması ile mümkündür. Bu araştırma hemşirelerin COVID-19 pandemi dönemindeki tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan araştırmanın evrenini Kasım-Aralık 2021 tarihinde Trabzon Fatih Devlet Hastanedeki tüm hemşireler (286 kişi) oluşturmuştur. Herhangi bir örneklem yöntemi seçilmeyip evrenin tamamına ulaşılması planlanmış ve araştırmaya katılmayı kabul eden 236 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; araştırmacılar tarafından literatür incelenerek oluşturulan sosyodemografik özellikler, tükenmişlik düzeyleri ve COVID-19 pandemisine yönelik sorular ile "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" sorularından oluşan anketin bireylerin dinlenme saatlerinde yaklaşık 20 dakika süre içinde direkt gözlem altında uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde frekans, t testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, ANOVA testi kullanılmıştır. Ruhsal bir hastalığa sahip olduğunu ifade eden, COVID-19 (+) hasta bakan, COVID ekipman, personel sayısı gibi fiziki şartların yetersiz bulan hemşirelerin diğerlerine göre duygusal tükenmişlik seviyeleri daha yüksek bulunmuştur. Bu araştırmada COVID-19 pandemi döneminde Trabzon Fatih Devlet Hastanesinde görev yapan hemşirelerin duygusal tükenme ve kişisel başarısızlık puan ortalamalarının orta düzeyde, duyarsızlaşma puan ortalamalarının düşük düzeyde olduğu bulunmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Farklı yöntemlerle üretilen nar ekşilerinde hidroksimetil furfural (HMF) oluşum kinetiğinin incelenmesi

    Esma Gülbahar

    Nar ekşisi özellikle Türkiye'de tüketimi yaygın, geleneksel ve ticari olarak üretilen fonksiyonel bir gıda ürünüdür. Nar meyvesi nar ekşisi elde etmek için uygun şartlar altında işlendiğinde kalite özellikleri korunmakta ve böylelikle raf ömrü uzatılmaktadır. Ancak, işlenmeleri esnasında yüksek sıcaklıklara tabi tutulduğunda ise besin değerinde kayıplar oluşmakta ve enzimatik olmayan esmerleşme reaksiyonları meydana gelmektedir. Bu reaksiyonlar neticesinde insan sağlığı üzerinde toksikolojik, mutajenik ve genotoksik etkiler gösteren hidroksimetil (HMF) bileşiği oluşmaktadır. Bu çalışmada beş farklı kurutma yöntemi kullanılarak nar ekşisi üretilmiştir. Üretimde oluşan HMF miktarı tespit edilerek Ea ve Q10 değerleri hesaplanmış ve HMF oluşum kinetikleri değerlendirilmiştir. Ek olarak, üretilen nar ekşilerinini titrasyon asitliği, pH, toplam şeker, renk, brix ve esmerleşme indeksi (BI) analizleri yapılmıştır. Çalışmada en yüksek HMF miktarı açık kazanda kurutma yönteminde (OB) 232.84±7.55 mg/kg olarak ve en düşük değer ise dondurarak kurutma yönteminde 11.97±0.49 mg/kg tespit edilmiştir. Nar ekşisinin farklı teknik, sıcaklık ve sürelerde üretiminde oluşan HMF miktarlarının değiştiği, reaksiyon hızının sıcaklık arttıkça arttığı ve OB işleminde en yüksek düzeyde gerçekleştiği belirlenmiştir. Ayrıca a*, ΔE, kahverengi pigment oluşumu ve HMF değerleri arasında bir korelasyon vardır. Çalışmada elde edilen veriler nar ekşisi endüstrisinde sıklıkla karşılaşılan HMF probleminin çözümü için kullanılabilir niteliktedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    COVID-19 döneminde sağlık çalışanlarının mesleki risklerinin iş stresine etkisi (Trabzon ili örneği)

    Özgehan Erkan

    Bu çalışma; COVID-19 döneminde SBÜ Trabzon Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan sağlık çalışanlarında mesleki risklerinin iş stresine etkisini belirlemek ve bu risklerden etkilenme derecesini en az düzeye indirmek, iş stresi düzeylerini azaltmak, çözüm önerileri geliştirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan çalışmanın evrenini Eylül-Kasım 2020 tarihlerinde SBÜ Trabzon Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan sağlık çalışanları (n=150 kişi) oluşturacaktır. Evrenin tümü araştırma kapsamına alınmış ve 115 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; araştırmacılar tarafından literatür incelenerek oluşturulan bilgilendirilmiş onam formu, sosyo-demografik özellikler, iş ortamında karşılaşılan mesleki risk ve tehlikeler, iş stresini etkileyen faktörleri içeren sorular ile "Sağlık Çalışanları Güvenliği Ölçeği" ve "Beck Anksiyeti Ölçeği" sorularından oluşan anketin bireylerin dinlenme saatlerinde yaklaşık 20 dakika süre içinde direkt gözlem altında uygulanmasıyla toplanmıştır. Verilerin analizi frekans, ortalama, standart sapma, t testi, Mann Whitney U testi, ANOVA, Kruskal Wallis ve korelasyon testleri kullanılarak yapılmıştır. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Bu araştırma kapsamında pandemi sürecinde görev yapan sağlık çalışanlarında SÇGÖ puan ortalaması 156.20±28.33, BAÖ puan ortalaması 34.57±9.76 olarak bulunmuştur. Sağlık çalışanların çalışma saatleri arttıkça iş güvenliği ve anksiyeteleri de azalmaktadır. Sağlık çalışanlarının iş güvenliği arttıkça anksiyeteleri azalmaktadır. Sağlık çalışanlarına yönelik iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin sayısını ve farkındalıklarını arttırıcı çalışmalar yapılmalıdır

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    COVİD-19'un ekonomik etkilerinin analizi: OECD ülkelerine yönelik bir uygulama

    Sevcan Gülen

    Covid-19 salgını hemen hemen her ülkenin ekonomik büyüme oranlarının düşmesine, işsizlik ve enflasyon oranlarının artmasına, talep düzeyinin azalmasına, tedarik zincirlerinin bozulmasına, dış ticaret hacminin daralmasına, işgücü verimliliğinin azalmasına ve işgücü maliyetinin artmasına sebep olarak küresel ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışma, Covid-19'un dolaylı ekonomik etkilerini bütüncül olarak hastalık maliyeti literatürü kapsamında ele alan ilk çalışmadır. Çalışmanın amacı, Covid-19 salgınının küresel ekonomik etkilerini analiz etmek, 2019 yılının son çeyreği itibariyle çeyreklik dönemler halinde kişi başına düşen GSYİH, büyüme oranları, işsizlik oranları, enflasyon oranları, işgücü maliyetleri ve işgücü verimliliğinde zaman içinde meydana gelen değişmeleri incelemek ve yıllık bazda veriler kullanılarak OECD ülkelerine ait söz konusu ekonomik değişkenlerde meydana gelen % değişimlerin bir önceki döneme kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yaratacak büyüklükte olup olmadığını analiz etmektir. Bu bağlamda çalışmada kullanılan istatistikler kişi başına düşen GSYİH, büyüme oranları, enflasyon oranları, işgücü maliyetleri ve işgücü verimliliğidir. İstatistikler OECD veri tabanından derlenmiştir. Çalışmada parametrik testler arasında yer alan Eşleştirilmiş Örneklem T testinden ve nonparametrik testler arasında yer alan Wilcoxon testinden yararlanılmıştır. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre kişi başına düşen GSYİH' de meydana gelen toplam değişmenin %21'inin, büyüme oranlarında meydana gelen toplam değişmenin %78'inin, enflasyon oranlarında meydana gelen toplam değişmenin %50'sinin, işgücü maliyetlerinde meydana gelen toplam değişmenin %68'inin Covid-19'dan kaynaklandığı ve salgının OECD ülkelerinin bu istatistikler üzerinde anlamlı farklılık yaratacak büyüklükte olduğu, Covid-19 öncesi ile sonrası ortalama işgücü verimliliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Gülaçar (Gümüşhane) ve civarındaki paleozoyik yaşlı plutonik kayaçların petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özeliklerinin incelenmesi

    Hüseyin Enes Atay

    Bu çalışmada, Gülaçar (Gümüşhane) ve civarında yer alan Paleozoyik yaşlı plütonik kayaçların mineralojik-petrografik ve tüm kayaç jeokimyasal özellikleri ortaya konularak, kayaçların oluşum mekanizmaları ve kökenleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. İnceleme alanının tabanında Erken Karbonifer yaşlı Kurtoğlu Metamorfitleri yer alır. Geç Karbonifer yaşlı Gümüşhane Plutonu Kurtoğlu Metamorfitleri'ni kesmiştir. Bu birimler üzerine uyumsuz olarak Erken-Orta Jura yaşlı Şenköy Formasyonu gelir. Bu formasyon Geç Jura-Erken Kretase yaşlı Berdiga Formasyonu tarafından uyumlu olarak üstlenir. Tüm bu birimler Eosen yaşlı Karadağ Granitoyidi tarafından kesilmiştir. İnceleme alanındaki en genç birimler Kuvaterner yaşlı alüvyonlardan oluşur. İncelenen Paleozoyik yaşlı plütonik kayaçlar inceleme alanında yaklaşık 50 km2'lik bir alanda yayılım gösterir. Başlıca granit ve kuvarslı monzonit bileşimli kayaçlardan oluşur. Bu kayaçlar orta-iri taneli olup, ortoklas, kuvars, plajiyoklas, biyotit, amfibol ve opak mineralleri içerirler. İncelenen Paleozoyik yaşlı plütonik kayaçlar genel olarak I-tipi, peralümin ve orta-yüksek-K karakterli olup, yüksek SiO2 içeriklerine (% 63-77) sahiptirler. Kayaçlar büyük iyon yarıçaplı litofil elementlerce (LILEs) zenginleşmişlerdir. Kondrite göre normalleştirilmiş nadir toprak element desenleri konkav şekilli (LaN/YbN= 5.08-14.76) olup, negatif Eu anomalisi (EuN/Eu*=0.32-0.75) gösterirler. Ana ve iz element değişimleri dikkate alındığında, kayaçların gelişiminde plajiyoklas, hornblend ve Fe-Ti oksit fraksiyonlaşmasının etkili olduğunu görülür. Zirkon ve apatitlerde yapılan hesaplamalarda, kayaçların kristallenme sıcaklıkları 750-936 °C arasında değişmektedir. Tüm bu özellikler, yüksek molar (CaO+FeOT+MgO+TiO2) ve düşük molar (Na2O+K2O) / (FeOT+MgO+TiO2), K2O/Na2O ve Mg# içerikleri, incelenen Paleozoyik yaşlı plütonik kayaçların metabazalt / metagrovak türü kaynak kayaçların kısmı ergimesi ile oluşmuş olabileceğini gösterir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Ebeveynlerin aile içi şiddet farkındalık düzeylerinin açıklanmasında olumsuz çocukluk yaşantılarının ve algılanan ebeveyn kabul-red durumlarının rolü

    Ahmet Ali Çelik

    Bu araştırmanın amacı ebeveynlerin aile içi şiddet farkındalıklarını etkileyen demografik değişkenler ile olumsuz çocukluk deneyimlerinin ve ebeveyn kabul-ret düzeylerinin şiddet farkındalığı üzerindeki etkilerinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın örneklemini oluşturan 466 ebeveynden demografik bilgi formu, Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği, Olumsuz Çocukluk Yaşantıları Ölçeği ve Yetişkin Ebeveyn Kabul-Ret Ölçeği aracılığı ile veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, çok değişkenli regresyon, Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı, t-testi analizi ve tek yönlü Anova teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ebeveynlerin olumsuz çocukluk yaşantılarının sayısı ve baba ret düzeyleri arttıkça şiddet farkındalık düzeylerinde anlamlı oranda düşüş gözlendiği sonucu elde edilmiştir. Regresyon analizi sonucunda ise cinsiyet değişkeninin aile içi şiddet farkındalığını yordarken, olumsuz çocukluk yaşantıları, anne kabul-ret düzeyi ve baba kabul-ret düzeyi olan bağımsız değişkenlerin aile içi şiddet farkındalığını yordamadığı tespit edilmiştir. Bununla beraber, ebeveynlerin cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, anne baba eğitim düzeyi ve evlenme şekli gibi değişkenlerin aile içi şiddet farkındalık düzeyini anlamlı oranda etkilerken, ebeveynlerin çocukları ile birlikte yaşama durumu, bir işte çalışıp çalışmama, psikolojik bir probleme sahip olup olmama, medeni durum ve gelir durumu değişkenlerinin ise aile içi şiddet farkındalığını anlamlı oranda etkilemediği bulunmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Farklı ekmeklik buğday unları kullanılarak üretilen Tokat kırmızı biber tarhana örneklerinin fiziksel, kimyasal, fonksiyonel ve mikrobiyolojik özelliklerinin araştırılması

    Sevil Gençer Özyılmaz

    Bu çalışmada, beş farklı ekmeklik buğday çeşidinden (Altınöz, Candaş, Gökkan, Şahika ve Yakamoz) elde edilen unlardan, spontan kademeli fermantasyon yöntemine dayanarak geleneksel tarhana yapım metodu ile elde üretilen tarhana örneklerine açık havada, hava akımlı etüvde ve vakum altında kurutma yöntemleri uygulanmıştır. Elde edilen tarhanalarda fiziksel, kimyasal, fonksiyonel ve mikrobiyolojik özellikler incelenmiştir. Bu kapsamda, rutubet, kül, protein, yağ, pH, tuz, fitik asit ve mineral içerikleri ile yağ asitleri kompozisyonu, toplam titrasyon asitliği, su tutma kapasitesi, yağ tutma kapasitesi, su aktivitesi, renk analizleri, antioksidan analizleri (DPPH giderme-troloks eşdeğeri, DPPH giderme-askorbik asit eşdeğeri, DPPH inhibisyonu, toplam antioksidan kapasitesi, toplam flavonoid kapasitesi, toplam fenolik kapasitesi, FRAP indirgeme kapasitesi, ABTS, viskozite değerleri ve aktik asit bakterileri incelenmiştir. Elde edilen bulgular; tarhana örneklerine uygulanan kurutma tekniklerinin, bazı antioksidan özellikler (toplam fenolik kapasitesi ve ABTS giderme aktivitesi) hariç, tüm özellikler bakımından önemli farklılıklar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Çeşitler ise, su aktivitesi, renk analizleri ve ABTS giderme aktivitesi hariç tüm özellikler bakımından önemli değişimler göstermiştir. Ayrıca, kurutma tekniği×çeşit interaksiyonlarının tüm özellikler yönünden önemli bulunduğu anlaşılmıştır. Açık havada kurutulan tarhanalarda 2.6x103-3.5x104 kob/g laktik asit bakterisi (LAB) belirlenirken; etüvde ve vakum altında kurutma yöntemlerinde LAB'ye rastlanmamıştır. Açık havada kurutma (AHK) metodu, LAB ve antioksidan özellik açısından tüketim için daha uygun bulunmuştur. Ayrıca, enerji maliyetleri düşünüldüğünde; bu yöntem öne çıkmaktadır. Daha yüksek kül, protein, yağ, toplam titrasyon asitliği ve çoğu antioksidan aktiviteleri ile kalsiyum, çinko, bakır ve mangan içerikleri bakımından Gökkan ekmeklik buğday çeşidi, Tokat kırmızı biber ve benzeri tarhanalar için önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Geleneksel tıpta kullanılan kuşburnu (Rosa canina L.) meyvelerinin farklı saklama koşulları ve demleme sürelerinde antioksidan antimikrobiyal aktivitelerinin ve fenolik içeriğinin incelenmesi

    Münevver Darak

    Rosa canina L (kuşburnu) geleneksel tedavide yaygın kullanılan tıbbi aromatik bir bitkidir. Antioksidan, antimikrobiyal ve anti-inflamatuar özellikleri çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. Fenolik bileşiklerin çeşitli saklama sıcaklığı ve süresine bağlı olarak miktarlarında değişiklik meydana geldiği bilinmektedir. Bu çalışmada Gümüşhane İli'nden toplanmış kuşburnu meyvelerin farklı demleme süreleri ve saklama koşullarına göre antioksidan, antimikrobiyal aktivite ve C vit miktarı değişimlerinin izlenmesi amaçlandı. Buna göre taze, kurutulmuş ve dondurulmuş kuşburnu örnekleri üç ay ara ile 90 derece sıcaklıkta demlenerek 30, 60, 90 ve 120 dakika 5 ve 6. saatlerde alınan örneklerde ABTS, DPPH FRAP metotları ile antioksidan aktivite, toplam fenolik içerik ve toplam flavonoid madde miktarları ve antimikrobiyal aktivite analizleri, HPLC ile fenolik içerik ve C vitamini analizi yapılmıştır. Kurutulmuş meyvelere ait sulu ve etanolik ekstraklar yapılarak bu örneklerde de yukarıda belirtilen analizler gerçekleştirilmiştir. Demleme ürünlerinde en yüksek antioksidan aktivitenin toplam fenolik içerik ve flavonoid madde miktarının kurutulmuş kuşburnu örneklerinde özellikle 6. Saatte olduğu görüldü (p<0.05). Saklama süresine bağlı olarak bu parametrelerde belirgin azalma izlendi. Demlemeler içinde en yüksek C vitamini miktarı kurutulmuş kuşburnunda olduğu görüldü (83.56 µg/mL demleme). HPLC fenolik içerik analizinde ekstraktlarda toplam 8 adet fenolik bileşik tespit edildi. En fazla Fenolik bileşik olarak kateşin (661.42 µg/g ekstrakt) bulundu. Etanolik ve sulu ekstrakt C vitamini değerlerinde 3 ay sonunda sırası ile %26 ve %14'lük düşüşler tespit edildi. Antimikrobiyal aktivite analizinde 7 suştan beşine karşı (Bacillus subtilis, Staphylus aureus, Streptococcus pyogenes E. Coli, Pseudomonas aeruginosa) aktivite gözlendi. Bu sonuçlara göre kuşburnu meyvelerinin uygun demleme süre ve saklama biçimlerinin verimin arttırılmasına katkı yapacağı düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Türkiye'de sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik düzeyinin değerlendirilmesi

    Meltem Tülin Sezgin

    Sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik veya erişim, bir toplumun talep ettiği sağlık hizmetlerinden ne ölçüde yararlanabildiği ile ilgili kavramlardır. Çalışmada Türkiye İBBS-1 Sınıflandırmasına göre 12 istatistiki bölgenin T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı verileri kullanılarak sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik düzeyleri belirlenmiştir. Araştırma verileri Çok Kriterli Karar Verme Yöntemlerinden birisi olan, TOPSİS (Technique for Order Preference by Similarity to İdeal Solition) yöntemiyle, Microsoft Excel yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar incelenen kriterlerin ana başlıklarına bağlı değişmekle birlikte, sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliği en yüksek bölgeler; Mortalite başlığında; Doğu Karadeniz, Batı Anadolu ve Batı Marmara, Sağlık hizmetleri Kullanımında; Batı Karadeniz ve Batı Marmara, Koruyucu Sağlık Hizmetlerinde; Batı Marmara ve Batı Anadolu, Sağlık Alt Yapısında; Akdeniz ve Batı Anadolu, Sağlık İnsan Kaynağında; Batı Anadolu ve Acil sağlık Hizmetlerinde; Doğu Karadeniz Bölgeleri olarak sonuçlanmıştır. Sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik düzeyi en düşük olan bölgeler ise; Mortalite Başlığında, Güneydoğu Anadolu, Orta Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu, Sağlık Hizmetleri Kullanımında; Ortadoğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Koruyucu Sağlık Hizmetlerinde; İstanbul, Kuzeydoğu Anadolu ve Ortadoğu Anadolu, Sağlık Alt Yapısında; Güneydoğu Anadolu ve Ortadoğu Anadolu, Sağlık İnsan Kaynağında; Güneydoğu Anadolu ve Acil Sağlık Hizmetlerinde ise; İstanbul olarak tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Ekoturizmde hizmet kalitesinin ölçülmesi: Gümüşhane örneği

    Bayram Ergün

    İnsanlar, yaşadıkları ülkelerdeki destinasyonları tanımak, başka ülkeleri gezmek ve farklı kültürleri keşfetmek amacıyla seyahat etmektedir. Bu ziyaretler oldukça geniş kapsamlı olmakla birlikte, bireylerin amaçları doğrultusunda farklılık göstermektedir. Bireylerin özel ilgi ve istekleri doğrultusunda şekillenen bu seyahatler turizm alanyazınında alternatif turizm veya özel ilgi turizmi olarak yer almaktadır. Dünya genelinde oldukça farklı turizm çeşitlerine doğru eğilim gösteren alternatif turizm türlerinden ekoturizm doğa temelli turizm uygulamalarının başında yer almaktadır. Özellikle sürdürülebilir turizm gelişimi için önem arz eden ekoturizm faaliyetleri Türkiye turizmi açısından da oldukça önemlidir. Bu araştırmada, ekoturizm alanında faaliyet gösteren işletmeleri ziyaret eden turistlerin elde ettikleri deneyimler doğrultusunda ekoturizm işletmelerinin sundukları hizmet kalitesini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmanın evreni 2021 yılında Gümüşhane Zigana Dağı ile Limni Gölü' nü ziyaret eden ve ekoturizm faaliyetine katılan turistleri içermektedir. Araştırmada ECOSERV hizmet kalitesi ölçüm modeli kullanılmış ve Araştırma sonucu elde edilen veriler araştırma hipotezleri doğrultusunda yorumlanmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde katılımcıların beklentilerini karşılamaya en yakın boyutun 'Empati' boyutu olduğu, beklentileri karşılamaya en uzak boyutun 'Güvence' boyutu olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca hizmet kalitesi boyutları, katılımcıların yaş ve eğitim düzeylerine göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Araştırma hipotezleri test edildiğinde 'Empati', 'Güvenilirlik', 'Güvence' ve 'Heveslilik' boyutlarının hizmet kalitesindeki değişimi pozitif yönde etkilediği ve varyansı %74 ile %87 arasında açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Linum mucronatum subsp. Bertol armenum (Bordz.) P.H.Davis bitkisinin fenolik içeriğinin, antioksidan ve α-glukozidaz enzim inhibisyon aktivitelerinin araştırılması

    Fatma Kılıç

    Bitkiler özellikle fenoller, flavonoidler ve karotenoidler gibi bileşenleri içermelerinden dolayı, yüksek antioksidan aktivite gösterme potansiyeline sahiptirler. İnsanlarda oksidatif stres kaynaklı hastalıkların engellenmesinde ve tedavisinde, antioksidan savunma mekanizmaları önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, Gümüşhane ilinde yayılış gösteren Linum mucronatum subsp. armenum bitkisinin yaprak ve çiçek kısımları farklı polariteye sahip beş çözücü kullanılarak ekstrakte edilmiştir. Bu ekstraktların antioksidan aktiviteleri, altı farklı antioksidan aktivite tayin yöntemi (DPPH Radikal Temizleme, Demir (III) İndirgeme/Antioksidan Güç (FRAP), Bakır (II) İndirgeyici Antioksidan Aktivite (CUPRAC), ABTS Radikal Temizleme, Toplam Fenolik İçerik ve Toplam Flavonoid İçerik) ile belirlenmiştir. DPPH, FRAP ve CUPRAC testlerinde en yüksek antioksidan aktiviteyi bitkinin yaprak kısmının etanol ekstraktı gösterirken, çiçek kısmında ise en yüksek aktiviteyi metanol ekstraktı göstermiştir. ABTS testinde ise hem çiçek (SC50=0.287 mg/ml) hem de yaprakta (SC50=0.163 mg/ml) en yüksek aktivite aseton ekstraktında ölçülmüştür. Bütün testlerde en düşük aktiviteyi hekzan ekstraktı göstermiştir. Ek olarak, LC-MS/MS analizi ile bitkide tespit edilen fenolik bileşikler protekatekuik asit, kafeik asit, vanilin, p-kumarik asit, salisilik asit, p-OH benzoik asit, rutin, kuarsetin ve kaemferoldür. Bitkinin yaprak ve çiçek kısımları α-glukozidaz enzim inhibisyon etkisi göstermiştir. Bitkinin yaprak kısmının (IC50=4.533 mg/ml) çiçekten (IC50=6.096 mg/ml) daha yüksek enzim inhibisyonu gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Gümüşhane'de doğal yayılışı olan bu alttürün biyolojik aktivite gösterdiği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar bitkinin biyolojik aktivitesi üzerine yapılacak çalışmalara katkı sağlayacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Puerarin bileşiğinin in vitro şartlarda antioksidan kapasitesinin ve bazı metabolik enzimler üzerine aktivitesinin belirlenmesi

    Aslı İnan Ergün

    Tez çalışmasında fenolik mokekül yapısına sahip puerarin bileşiğinin asetilkolinesteraz (AChE) ve bütirilkolinesteraz (BChE) enzimleri üzerine inhibisyon etkileri incelendi. AChE enzimi için elde edilen IC50 değeri 177.73 nM iken BChE için 315.07 nM olarak hesaplandı. Standart molekül olarak takrin kullanıldı. Takrin molekülünden daha etkili inhibisyon gösterdiği belirlendi. Tezin diğer kısmında ise aynı molekül için antioksidan aktivitesini değerlendirildi. Bu amaçla, Fe3+-Fe2+ indirgeme kapasitesi tayini, Azino-bis (3-etilbenzo-tiyazolin-6-sülfonik asit) (ABTS) radikali giderme aktivitesi, Cu2+-Cu+ indirgeme kapasitesi (CUPRAC metodu), 2,2- 1,1-Difenil 2-pikril hidrazil (DPPH) serbest radikalleri giderme aktivitesi, DMPD radikali giderme aktivitesi yöntemleri kullanıldı. Referans antioksidanlar olarak BHT, BHA, askorbik asit (C vitamini), troloks ve α-tokoferol (E vitamini) kullanılarak karşılaştırmaları yapıldı. ABTS radikal giderme aktivitesi için Puerarin molekülünün 20 mg/mL konsantrasyonunda % inhibisyon miktarı %99.33 olarak hesaplandı. İndirgeme kapasitelerininde standartlarla paralel olduğu belirlendi. Elde edilen sonuçların kozmetik, ilaç ve biyokimyasal yeni çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Farklı ekstraksiyon yöntemlerinin Dactylorhiza romana Subsp. georgica yumrularının bazı biyolojik aktiviteleri üzerine etkilerinin araştırılması

    Buğra Bozkır

    Orkide (Dactylorhiza romana subsp. georgica: Drg) Anadolu'da yayılış göstermektedir. Bu bitki bölge halkı tarafından çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Daha önceki çalışmalarda söz konusu bitkinin çeşitli biyolojik aktiviteleri kısmen araştırılmış olsa da bilimsel veriler ışığında biyolojik özellikleri ayrıntılarıyla ortaya konulmamıştır. Bu araştırmada, orkide yumrularından farklı ekstraksiyon metodları kullanılarak elde edilen ekstraktlarının antioksidan, antimikrobiyal, enzim inhibisyon ve DNA koruyucu aktivitesiyle, fenolik içeriğinin aydınlatılması amaçlanmıştır. Bitki yumrularının antioksidan özelliklerinin belirlenmesi için FRAP, DPPH, ABTS metodları kullanılmıştır ve toplam antioksidan kapasitenin belirlenmesi için fosfomolibdat yöntemi tercih edilmiştir. Enzim inhibisyon aktivitesi spektrofotometrik olarak tespit edilmiştir. Drg ekstrelerinin antimikrobiyal aktivitesi mikrodilüsyon yöntemi ile araştırılmıştır. Bununla birlikte, bitkinin fenolik içeriği HPLC ile analiz edilmiştir. Ekstrelerin DNA koruyucu aktivitesi pUC19 plazmit DNA kullanılarak agaroz jel elektroforezi ile ortaya konulmuştur. Elde edilen bulgular, her ekstrenin çeşitli biyolojik aktiviteler sergilediği ortaya koyduğunu göstermiştir. Buna göre en etkili biyoaktivitenin, kuru yumrulara ait 24 saat çalkalayıcı ve 24 saat çalkalayıcı ardından 60 dakika ultrasonik banyoda hazırlanan ekstrelerde olduğu görülmüştür. HPLC sonuçlarına göre Drg esktrelerinde en yüksek fenolik bileşen p-hidroksibenzoik asit olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, orkide yumrularının farklı ekstraksiyon yömtemlerine göre biyolojik aktivitelerinin değiştiği saptanmıştır. Buna göre, Drg yumrularının sergilediği biyolojik aktiviteler göz önünde bulundurulduğunda, gıda ve ilaç endüstrilerinde kullanılma potansiyelinin yüksek olduğu söylenebilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Robinia pseudoacacia ve Robinia hispida bitki özütlerinin biyolojik aktivitelerinin, fenolik ve mineral bileşimlerinin araştırılması

    Betül Kara

    Diyabet hastalığı dünyada en sık rastlanılan hastalıklar arasındadır. Organizmada oksidan ve anti-oksidan sistemler arasındaki dengenin oksidanlar lehine bozulmasıyla oluşan oksidatif stres diyabet hastalığının nedenleri arasındadır. Bununla birlikte, karbonhidrat yıkım mekanizmasında görevli olan α-amilaz ve α-glukozidaz enzimlerinde oluşan değişiklikler de diyabete yol açar. Bu çalışmada, halk arasında beyaz akasya ve pembe akasya olarak bilinen Robinia pseudoacacia ve Robinia hispida bitkilerinin farklı çözücü ve konsantrasyonlarda hazırlanan toprak üstü kısımlarına ait özütleri kullanılmıştır. Bu özütlerde TPC, TFC, DPPH ve ABTS, FRAP, CUPRAC metotları ile antioksidan aktiviteleri ve α-glukozidaz inhibisyonu metodu ile antidiyabetik aktiviteleri belirlenmiştir. Kromatografik LC-MS/MS analizi ile bitkilerdeki fenolik bileşikler ve miktarları karşılaştırılmıştır. ICP-MS analizi ile mineral içeriği belirlenmiştir. Ayrıca bitki özütlerinin renk analizi yapılmıştır. Bitki özütlerinin içeriği fenolik ve flavonoid madde açısından farklılık göstermekle birlikte, çözücü tipi ve konsantrasyonunun içeriğin belirlenmesinde önemli bir etken olduğu görülmüştür. İki bitki türü karşılaştırıldığında ise pembe akasya çiçek ve yapraklarına ait özütler TPC, TFC, FRAP, CUPRAC, ABTS ve DPPH açısından daha iyi aktivite sergilemiştir. Enzim inhibisyonu çalışmasında en yüksek aktiviteyi pembe akasya çiçek özütleri göstermiştir. Mineral analizi sonuçlarında özütlerde en yüksek miktarda bulunan element potasyum olarak bulunmuştur. Biyolojik olarak aktif özütlerin tanımlanması, temel biyolojik bilimler, farmasötik uygulamalar ve gelecekteki araştırmalar için çok önemlidir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Bağımsız denetçi raporlarında yer alan kilit denetim konuları: BİST-spor endeksinde işlem gören şirketler üzerine bir uygulama

    Elvin Rzazade

    Şirketler, geçmişten günümüze kadar yaşanan ve olası ekonomik krizlere karşı, sistematik ve kapsamlı planlar yapmaya yönelmiştir. Ulusal ve uluslararası alanda ortaya çıkan ekonomik buhranların getireceği olumsuz sonuçlardan kaçınmak ve sorunların tekrarlanmasını engellemek adına denetim alanında birtakım yenilikler ortaya atılmıştır. Bağımsız denetçi raporlarından elde edilen bilgilerin mevcut standartlar kapsamında ve anlaşılabilir nitelikte olması, kilit denetim konularının önemini artırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, bağımsız denetçi raporlarında yer alan kilit denetim konularının BİSTSpor endeksinde işlem gören şirketler açısından ele alınmasını içermektedir. Bu doğrultuda BİST-Spor endeksinde işlem gören şirketlerin (Beşiktaş A.Ş, Fenerbahçe A.Ş., Galatasaray A.Ş., Trabzonspor A.Ş.) 2017-2021 yıllarına ilişkin bağımsız denetçi raporlarında yer alan kilit denetim konuları içerik analiz yöntemi ile ele alınmıştır. Analiz sonuçlarına göre, bağımsız denetçi raporlarında kilit denetim konularına en fazla yer veren spor kulübünün Galatasaray A.Ş. (12) olduğu, bu spor kulübünü sırasıyla, Fenerbahçe A.Ş. (10), Beşiktaş A.Ş. (9) ve Trabzonspor A.Ş. (7)'nin izlediği tespit edilmiştir. Ayrıca, hasılatın muhasebeleştirilmesi konusu, dört spor kulübü için de bağımsız denetçi raporlarında en fazla yer alan kilit denetim konusu olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, dava karşılıklarının muhasebeleştirilmesi, maddi olmayan duran varlıkların değer düşüklüğü, stoklardaki değer düşüklüğü ve denetçi geçişi ve açılış bakiyelerinin denetlenmesi konularının da söz konusu spor kulüplerinin bağımsız denetçi raporlarında yer alan diğer kilit denetim konularını oluşturmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Afet yönetiminde zarar görebilirliği önleyici yapılar: Bina yapısal elemanlarında esnek poliüre sprey malzeme kaplama

    Öznur Akduman

    Türkiye'de doğal, teknolojik ve insan kaynaklı tehlikelerle ortaya çıkabilecek risklerin yönetilmemesi sonucunda birçok afet meydana gelmektedir. Yaşanan bu afetler sonucunda; oluşan zararların büyük boyutlara ulaşması, afet yönetiminin bir basamağı olan risk yönetimi kavramını hayati kılmaktadır. Bu nedenle başta depremler ve diğer afetlerin olumsuz etkilerini önlemeye yönelik çalışmalara duyulan ihtiyaçlar her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de yaşanan depremler başta olmak üzere tüm afetlerin yapılara verdiği zararları azaltmak ve mümkünse ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalara katkıda bulunmaktır. Bu tez çalışmasında, bina yapısal elemanların kaplanması ile elde edilen blokların darbe etkisi altındaki performansı değerlendirilmiştir. Bu amaçla donatısız beton bloklar, yeni nesil bir kaplama malzemesi olan ve birçok sektörde sıkça kullanılan esnek poliüre kaplama ile belirli katlarda kaplanmıştır. Kaplanmış olan numuneler, daha sonra 3 Nokta Eğme testlerine maruz bırakılmıştır. Bu testlerde elde edilen sonuçlar analizlenmiştir. Poliüre ile kaplı numunelerin, poliüre ile kaplanmamış numunelere göre mukavemetinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Böylelikle yapıların yapısal elemanlarında poliüre esnek sprey poliüre kompozit maddesinin kullanılması ile depremler başta olmak üzere diğer tüm afetlere karşı yapıların zarar görebilirliğini azaltıcı sistemlere bir alternatif sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Afet yönetimi, Depremler, Poliüre kompozitler, Sismik risk değerlendirme, Yapı güvenliği

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Karadeniz Bölgesi'ndeki kuraklık koşullarının SPI ve yapay zeka tabanlı incelenmesi

    Yasemin Deniz Öztürk

    Türkiye'de 1940'lı yıllardan beri birçok kuraklık analiz çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda Türkiye'de en az incelenen bölgelerden bir tanesi Karadeniz Bölgesi'dir. Karadeniz Bölgesi Türkiye'nin en fazla yağış alan bölgesi olmakla birlikte yağış değerlerinde hem yıllara göre salınımlar yaşanmakta hem de kıyı alanlar ile iç kesimde yer alan alanlar arasında ciddi yağış farklılıkları oluşmaktadır. Bu çalışmada Karadeniz bölgesinde yer alan 26 meteoroloji istasyonu verilerine göre 1960-2020 arasında gerçekleşen kurak dönemler SPI ve yapay zeka yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. SPI değerlerinin değişimi dikkate alındığında, bölge genelinde daha nemli koşullara doğru bir geçiş yaşanmaktadır. Bu durum hem istasyon bazlı hesaplanan SPI ısı haritalarında hem de tüm bölge için hesaplanan ortalama SPI değerlerinde görülmektedir. Bölge genelinde nemliliğe doğru bir eğilim olmakla birlikte tüm bölge için oluşturulan yıllık SPI değerlerine göre son 60 yıl içerisinde 1972-1987 döneminin en kurak dönem, 1996, 1969, 1974, 1984, 1986, 1993 ve 2020 yıllarının orta ve şiddetli kurak şeklinde geçtiği görülmektedir. Türkiye'de oldukça kurak geçen 2020 yılında özellikle Karadeniz'in iç kesimlerinde kuraklık daha belirgin yaşanmıştır. 6 farklı değişken kullanarak yapılan 14 farklı yapay zeka tahminlerine göre Karadeniz bölgesinde en iyi kuraklık tahminlerini Random Forest, IBK ve Kstar modelleri vermiştir. En düşük doğruluk oranı ise Naive Bayes yöntemine aittir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Türkiye'de Kürtçülük hareketi ve Kırk Dokuzlar davası

    Onur Eci

    Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren Türkiye, zaman içerisinde artan bir şekilde birtakım fikri ve siyasi hareketlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu hareketlerden bir tanesi de Kürtçülüktür. Kürtçülük ilk olarak aşiretler ve şeyhler öncülüğünde ortaya çıkmıştır. Daha sonraki süreçte aydın kimseler de Kürtçülüğe dâhil olmuşlardır. Bunun miladını Kırk Dokuzlar Davası teşkil etmektedir. Kırk Dokuzlar Davası Kürtçü hareketler içerisinde aşiret ve dini yapıların egemen olmadığı ilk hareket olma özelliği taşımaktadır. Kırk Dokuzlar Davasında yer alan kimseler aydın kişilerden oluşmaktadır. Bu aydın kimselerin çabaları Kürtçülük düşüncesinin geniş halk kitlelerine ulaşmasına neden olmuş ve ilerleyen süreçte siyasal Kürtçülüğün kaynağını teşkil etmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Gürcistan'da etnik çatışmalar: Abhazya ve Osetya örneği

    Barış Komar

    Etnik çatışmalar, etnisitenin siyasal kalıplar içine girmesi ile ortaya çıkan ürünlerdir. Bu açıdan etnik çatışmalar, etnik katmanlar arasında ve genelinde kurumsallaşmış eşitsizlik sistemlerini değiştirme ya da geliştirme amacıyla etnisiteyi psikolojik ya da kültürel veya toplumsal veri olmaktan çıkarıp siyasî bir manivela gücü haline getirme olarak da ifade edilebilir. Etnik çatışmalar etnik gruplar arasında silahlı çatışmalar şeklinde ortaya çıkabileceği gibi etnik bir unsur ile devlet arasında da yaşanabilir. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından ve Soğuk Savaş döneminin sonlanması ile birlik üyesi ülkeler bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamıştır. Bu süreçte Güney Kafkasya bölgesinde bulunan Gürcistan da bağımsızlığını da ilan ederek uluslararası sisteme bağımsız bir aktör olarak girmiştir. Bu devletlerin bağımsızlıklarını ilan etmesi sonucu SSCB döneminde dondurulmuş sorunlar olarak adlandırılan, bazı ülkelerin sınırları içinde baş gösteren etnik anlaşmazlıklar otorite-güç boşluğu sonucu ile birlikte çatışma alanlarına dönüşmüştür. Gürcistan coğrafyasında yaşayan Abhaz ve Oset halklarının Gürcistan'dan ayrılma talepleri de Gürcistan-Abhazya ve Gürcistan-Osetya çatışmasına kaynak olmuştur. Rusya Federasyonu, Türkiye ve İran gibi bölgesel güçler Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasında ortaya çıkan güç boşluğunu doldurabilmek amacıyla bölgesel bir rekabete konu olmuşlardır. Bu kapsamda Bölgesel güçlerin Güney Kafkasya devletleriyle kurdukları karşılıklı diyaloglar ve iş birlikleri etnik temelli çatışmaların yönünü belirlemede etkili olmuştur. Rusya dış politikasında uygulamış olduğu yakın çevre doktrini kapsamında, donmuş sorunlar olarak adlandırılan etnik ayrılıkçı bölgeleri coğrafyasında bulunduran ülkelerin uluslararası izledikleri politikaları, kendi çıkarları doğrultusunda manipüle edebilmek için bahse konu bölgeleri kullandığı görülmektedir.