Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Kitap BölümüAçık Erişim2024
    Does interpersonal justice enhance organizational loyalty? A theory of justice, organizational citizenship behavior, and individualism: Testimony from Kyrgyzstan

    Özbek, Mehmet Ferhat; Yoldash, Mohammad Asif; Tang, Thomas Li-Ping

    Research suggests that organizational justice has important impacts on work-related attitudes and behaviors, such as organizational citizenship behavior (OCB). In this article, we explore the extent to which individualism moderates the relationship between organizational justice (procedural, distributive, and interactional justice) and OCB (organizational obedience, participation, and loyalty) among citizens in Kyrgyzstan. Specifically, we are interested to know: Which aspects of justice perceptions excite organizational loyalty? We make additional contributions to the literature because most global researchers know very little about how these Western management constructs prevail in this former Soviet Union country, Kyrgyzstan, an under-researched and under-represented region of the world. Results of our data collected from 402 managers and employees in Kyrgyzstan offer the following discoveries. All three justice constructs are related to OCB. Individualism moderates the relationships between (1) distributive justice and organizational participation, (2) distributive justice and organizational loyalty, and (3) interactional justice and organizational loyalty. We develop an intricate theory with provocative implications: Procedural justice produces obedience only and has no impact on organizational participation and loyalty. High distributive justice enhances high loyalty for people with low individualism. High interactional justice promotes high organizational loyalty for people with high individualism. For “individualists,” interactional justice inspires loyalty. Interestingly, distributive justice “can only buy” participation, but “can’t buy” loyalty. Therefore, for individualists, interactional justice outweighs distributive justice for enhancing organizational loyalty. Based on Kyrgyz citizens’ justice, OCB, and individualism, our theory reveals novel insights regarding culture, money attitude, and intrinsic motivation and provides critical and practical implications to the field of business ethics.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Kültür mirası ve iletişim aracı olarak ıslık dili araştırması: Günyüzü Köyü örneği

    Mehmet Çak

    Geleneksel bir dil olan ıslık dilinin, dünyanın farklı coğrafyalarında ve Anadolu topraklarının değerli ve bakir yörelerinde sürekli kullanıla geldiği bilinmektedir. Islık dili 2017 yılında UNESCO tarafından somut olmayan kültürel miras lisetesine kazandırılmıştır. Dünya ölçeğinde bilinirliği artan bu dilin ülkemizde kullanıldığı yörelerin başında Giresun ve çevresi gelmektedir. Ancak Giresun'un yanı sıra şimdiye kadar literatürde ilk defa yer alacak olan ve Günyüzü Köyü örneğinde gerçekleştirilen özgün araştırmamız, iletişim bilimi yanında çok farklı komşu disiplinlerden de faydalanılarak incelenmiştir. Böylece literatürdeki bu yöndeki akademik boşluğa özgün konusu ve araştırma yöresiyle mutevazı katkılarda bulunmak başlıca hedefimiz olmuştur. Çalışmanın kapsamını oluşturan ıslık dilinin yöredeki yansımalarını somut bir şekilde değerlendirmek ve örneklendirebilmek için yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak, ayrıca konunun özetlenerek ve sınırlandırılarak bilimsel katkı ve niteliğinin daha net bir biçimde ortaya konulmasına çalışılmıştır. Bu teknik sayesinde araştırmacının tarafsızlığıyla birlikte, bölge insanının fikirlerinin zengin içerik ve farklılıklarıyla beraber bütünleşmiş bir akademik çalışma tasarlanmış ve sonuçlandırılmıştır. İletişim alanının dışında ıslık dilinin şekillenmesinde ana unsur konumunda olduğu düşünülen fiziki coğrafyanın kendine has özellikleri özlü; ancak ayrıntılarında ihmal edilmeden ele alınarak disiplinler arası kimlikte bir çalışma tasarlanmıştır. Böylelikle çalışmanın bölgenin ve Türkiyenin kültür yapısına katkısı düşünülerek, diğer taraftan da konunun özgünlüğü zenginleştirilmeye ve çeşitlendirmeye çalışılmıştır. Araştırmada elde edilen verilere göre ıslık dilinin geçmişe oranla kullanımında azalmaların olduğu tespit edilmiştir. Islık dilinin aslına uygun şekilde yaşatılması için yapılacaklar, çalışmanın sonuçları açısından elde edilen bilgilerin hayata geçirilmesi adına oldukça önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Gelenek, Kültür, İletişim, Islık dili, Gümüşhane.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Dede Korkut Hikayeleri'nde geçen insan yapımı nesne adları

    Erol Karayiğit

    Bir ulusun yaşam biçimi, inancı, dünya görüşü, var olma ve yaşamını devam ettirme mücadelesi dilin kavramlarına yansımaktadır. İslamiyet öncesi ve İslamî kültürün bir arada yaşadığı, kültürel değişimin geniş zaman diliminde gerçekleştiği ortamda Türkçe de toplumun yaşayışına, kültürüne ait nesneleri üretmesi ve adlandırması için Türk insanına geniş bir olanak sağlamıştır. Bu çalışmada Türk dili, edebiyatı ve kültürünün başyapıtları arasında yer alan, birçok yönüyle araştırmacılara ilham kaynağı olan Dede Korkut Hikâyeleri'nde geçen insan yapımı Türkçe nesne adları söz varlığı incelenmiştir. Dede Korkut Kitabı'nda geçen insan eliyle üretilen nesnelere verilen adlardan yola çıkarak bir taraftan kültürel gelişmeleri izlemek bir taraftan da Türkçenin anlatım olanaklarını göstermek hedeflenmiştir. Bu çalışmada Dede Korkut Kitabı Dresden ve Vatikan nüshasında geçen 153 Türkçe insan yapımı nesne adı incelenmiştir. Bu adlardan 72 tanesinin kökeni Eski Türkçe metinlerde tespit edilmiştir. Elde edilen nesne adlarından 139 tanesinin de tarihî Türk lehçelerine ait eser ve sözlüklerde geçtiği saptanmıştır. Ayrıca Dede Korkut Kitabı'nda tespit edilen 153 nesne adından 135'inin Türkiye Türkçesi ve ağızlarda kullanıldığı tespit edilirken 18'inin kullanımdan kalktığı görülmüştür. Türkiye Türkçesinde ve ağızlarda kullanımını sürdüren sözcüklerden 10'unun anlam değişikliğine uğradığı, 125'inin ise Dede Korkut Kitabı'ndaki anlamıyla yaşadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dede Korkut Kitabı, Kültür, Nesne adları, Söz varlığı.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Siyasi kültür ve folklor bağlamında zeybek kültürünü yeniden düşünmek

    Ahmet Atalay

    Siyasi kültür kavramı, köklü bir kavram olmakla beraber, onu konu edinen yaklaşımlar temelinde bir anlam ve tanım çeşitliliği göstermektedir. En temelde toplumsal değerler alanına atıf yapan ve bu değerlerin siyasal sistemi etkilediğini varsayan siyasi kültür yaklaşımı, tarihsel gelişim sürecinde antropolojik bir kavram olarak açıklayıcı kapasitesini artırmıştır. Mitlerin ve sembollerin açıklayıcı gücünün keşfedilmesi siyasi kültür kavramını, "siyasal olana yönelim" gibi kısıtlayıcı ve indirgemeci bir yaklaşımdan uzaklaştırmıştır. Çalışmada zeybek kültürünün hikâyesi ve sembolik anlatım tarzları, siyasi kültürün sembolik anlamlara eğilen bakış açısıyla ele alınmıştır. Toplumun zeybekler ile olan sembolik etkileşiminin folklorik ögelerde bulunan siyasal imgelem yolu ile gerçekleştiği görülmüştür. Toplum, Osmanlı siyasal kültürünün üretmiş olduğu yapıyı "adaletsiz" olarak imlerken ona alternatif oluşturabilecek kendi bilincine tanıdık hâkimiyet imgeleri ile süslü olan zeybek kurumuna yönelmiştir. Osmanlı devlet söyleminde yok edilmesi gereken eşkıyalar olarak değerlendirilen zeybekler, Cumhuriyet ile birlikte kahraman ilan edilmişlerdir. Cumhuriyet döneminde Zeybek direnişi, zeybek imgesi kullanılarak, yüklenmiş olduğu iktidar sembollerinin anlam dünyası ile birlikte, hâkim siyasal kültür tarafından dönüştürülerek bir tür manipülasyona uğratılmıştır. Zeybek miti veya imgesi siyasal elit söyleminde, hikâyesinden uzaklaştırılarak yeniden tanımlanmış ve siyasal inşa sürecinde kullanılan bir metaa dönüştürülmüştür. Bu yok oluş süreci, zeybek imgesinin devlet lideri tarafından kullanılması yolu ile zeybeklerin halk kahramanı hüviyetini silikleştirirken, milli kahraman olan zeybek figürünü ön plana çıkarmış ve zeybeklerde bulunan isyan kültürünü bir tür söylemsel entegrasyon ile ortadan kaldırılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2021
    A Sociological Criticism of the Global Health Discourse: The Pandemic as a Metaphor of Contemporary Culture

    Demir, Sertac Timur

    This article argues that a clear correlation exists between disease and the prevailing social functioning. In this respect, every disease can be seen as a metaphor for the age and society in which it emerges. In other words, every period carries a form of disease that bears traces of the dominant lifestyle. This study approaches the epidemic as a kind of sociological projection in the context of studying modern culture and continues the discussion along the lines critically opened by Susan Sontag (2005). lust as Sontag examined disease as a metaphor, this article debates the discourses on masks, social distancing, and hygiene within the scope of COVID-19 along a specific sociological axis around the concepts of speed, control, information, hyper-medicalization, and death as the dominant indicators of contemporary culture. For this purpose, the study seeks answers to the following questions through the leading social theorists of the field such as Bauman, Baudrillard, Turner, Furedi and Chul-Han: How does the global epidemic and the current health discourse embodied in it appear within the sociological context? What thoughts and tendencies emerge when examining the pandemic portrait as a social metaphor? For example, what kind of relationship exists between hygiene and cultural fears; among distance, social isolation, and avoidance; and between masks and the superficial idea of death concealed behind quantification? Undoubtedly, the pandemic is a critical breaking point in the history of modern medicine and has forced not only global health practices but also many value judgments to both paradoxically be accepted and questioned.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • Doktora TeziAçık Erişim2020
    Afet risk algısının kültür ve kişilikle ilişkisi

    İbrahim Halil Çelik

    Çalışma kapsamında afet risk algısı ölçeği geliştirip, kültür ve kişilik boyutları ile ilişkili olup olmadığının tespiti, ayrıca afet risk algısının çalışma evrenine alınacak şehirlerde, demografik değişkenler açısından anlamlı bir farklılık olup olmadığının ortaya çıkarılması amaçlandı. Çalışma, Muğla ve Van illerinde 18 yaş ve üstü bireylere yapıldı. Çalışma kapsamında, ilk pilot çalışmada 20, belirlenen şehirlerdeki pilot çalışmada 200 ve ana çalışmada 900 kişi olmak üzere, toplam 1120 kişiye ulaşıldı. Çalışma kapsamında dört boyut (Tehdit, Endişe, Kadercilik ve Kontrol edebilirlik) ve 21 maddeden oluşan "Afet Risk Algısı Ölçeği" geliştirildi. Afet risk algısı, kültür ve kişilik ölçeklerinin yapısal eşitlik LISREL 8.7 programında doğrulayıcı faktör analizi yapıldı ve ölçekler doğrulandı. Çalışma modeli kapsamında afet risk algısının, kültür ve kişilik ile ilişkisini incelemek için LISREL programında yapılan analiz neticesinde; kişilik ölçeği uyumluluk boyutunun, afet risk algısı boyutlarının hepsiyle doğrudan ilişkili olduğu, sorumluluk boyutunun, tehdit boyutuyla, yeniliğe açıklık boyutunun kadercilik boyutuyla doğrudan ilişkili olduğu bulundu. Kültür ölçeğinin belirsizlikten kaçınma boyutunun, afet risk algısı endişe ve kontrol edebilirlik boyutlarıyla doğrudan ilişkili olduğu bulundu. Ayrıca afet risk algısı bağlamında demografik değişkenlerin arasında farklılık olup olmadığı, kültür boyutları bağlamında da yaşanan şehre göre farklılık olup olmadığı araştırıldı. SPSS 25 paket programında, demografik değişkenler için T testi ve ANOVA testi yapıldı. Afet risk algısının yaş, afet yaşanmışlık sayıları ve yaşanan şehir değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edildi. Kültürün belirsizlikten kaçınma boyutu ile yaşanan şehir değişkeni açısından istatistiksel olarak aralarında anlamlı farklılık tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Risk Algısı Ölçeği, Afet Yönetimi, Kişilik, Kültür

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Ulus markalaşmasında insan ve kültür faktörü: Türkiye'de görev yapan yabancı akademisyenler üzerine bir araştırma

    Sibel Yıldız

    Ulus markalaşmasının giderek önem kazanması ile ortaya çıkan yeni anlayış, ulusların insani ve kültürel değerlerine sahip çıkarak korumasının ve bu değerleri diğer uluslara aktarmasının gerekliliğidir. Bu bağlamda, ülkelerin diğer ülkelerden ayrışarak marka konumuna gelebilmesi için kendi potansiyelini keşfederek eksikliklerini tespit etmesi, markalaşma yolunda yarar sağlamaktadır. Aynı zamanda ülkelerin, insani ve kültürel değerleri, eğitim kalitesi, medya kullanımı gibi değişkenleriyle de ön planda olması gerekmektedir. Bu çerçevede üç bölümden meydana gelen çalışmanın, birinci bölümünde kültür kavramı ve kültürel boyutlar, ikinci bölümünde ulus markalaşması ve kamu diplomasisi literatür taraması ele alınmaktadır. Üçüncü bölümünde ise, ulus markalaşmasına etki eden insan ve kültür faktörü bağlamında ülkelerin markalaşabilirliği ve Türkiye'nin marka olma potansiyelini ölçen derinlemesine görüşme yöntemi ile elde edilen veriler değerlendirilmektedir. Araştırma derinlemesine görüşme yöntemiyle Türkiye'nin 6 üniversitesinden (Karadeniz Teknik, Ağrı İbrahim Çeçen, Atatürk, Trabzon, Avrasya ve Gümüşhane Üniversitesi'ndeki) 20 yabancı uyruklu akademisyene uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular, ülkelerin markalaşmasının olanaklı olduğunu ve Türkiye'nin de bu süreçleri doğru değerlendirmesi sonucunda marka bir ülke olabileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Televizyon reklamlarında kültürel ve dini göstergelerin kullanımı: 2010-2017 Coca-Cola Ramazan dönemi reklamlarının göstergebilimsel analizi

    Zeynep Sultan Erdoğdu

    [ERDOĞDU, Sultan, Zeynep]. Televizyon Reklamlarında Kültürel ve Dini Göstergelerin Kullanımı: 2010-2017 Coca-Cola Ramazan Dönemi Reklamlarının Göstergebilimsel Analizi, Yüksek Lisans Tezi, 2018, (XVI + 118). Bir topluma ilişkin maddi ve manevi tüm unsurları kapsayan kültür kavramı toplumdan topluma farklı özellikler gösteren yapısı ile reklam faaliyetlerinin odak noktasını oluşturmaktadır. Bir toplumdaki aile yapısı ve ilişkilerinden, eğitim sistemi anlayışına, dini inanış ve geleneklerine kadar geniş bir alanı kapsayan kültür kavramı için tüm ülkelere ilişkin genel bir yaklaşım geliştirmek ve benimsemek zorlaşmaktadır. Global pazarlarda faaliyet gösteren işletmeler faaliyet gösterdikleri pazarların sadece ekonomik değişkenlerini değil, kültürel özelliklerini de dikkate almaya yönelmişlerdir. Bu anlamda reklam yapımcıları toplumların gelenek, görenek, inanç, algı ve beğenilerini dikkate alarak çeşitli reklam stratejileri geliştirmektedirler. Böylece toplumsal ve kültürel faktörler reklam stratejilerinin oluşmasında etken öğe olmaktadır. Reklamda mesaj yağmuruna tutulan bireyin (hedef kitlenin) iknasında toplum ve kültürün önemi büyüktür. Her bir reklamın öyküsü vardır. Öyküler çoğu zaman yaşanmışlık üzerine kurgulanır; içinde bulunduğumuz toplumun değerlerini anlatır ve kendi içimizden kültürel ögeler sunar. Reklamlarda kullanılan kültürel unsurlar kimi zaman kültürle şekillenmekte kimi zaman ise kültürü şekillendirmektedir. Kültürün en önemli unsurlarından biri olan din ise, insanlığın başlangıcından bu yana var olan, içerdiği inanç ve ibadet ilkeleri ile kültürle karşılıklı etkileşim içerisinde olan bir olgudur. Küresel bir bakış açısıyla düşünerek yerel hareket etmek, özellikle kültürün etkisinin yoğun olarak hissedildiği dönemlerde sıklıkla kullanılmaktadır. Kültürel ve dini göstergelerin yoğun olarak kullanıldığı dönemlerin başında ise ramazan ayı gelmektedir. Bu nedenle çalışmada günümüzün en güçlü küresel markalarından olan Coca-Cola'nın 2010-2017 Ramazan dönemi reklamları incelenmiştir. Çalışma, Coca-Cola'nın, ramazan ayının özelliklerini dikkate alarak oluşturduğu kültürel değerlere ve dini göstergelere televizyon reklamlarında hangi mitsel bağlamlarda yer verdiğini ortaya koyma amacı gütmüştür. Anahtar Kelimeler: Reklam, Kültür, Din, Ramazan Ayı, Göstergebilim

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Yardıma muhtaç bireylerin afet kültür düzeyinin ölçülmesi: Gümüşhane ili Kelkit ilçesi örneği

    Adem Türkel

    Afetler, genel olarak insanlar üzerinde sosyal, fiziksel etkileri ile birlikte tıbbi anlamda bir takım yaralanma ve ölümlerle sonuçlanan, yıkıcı etkilere sahip olduğu görülmekle birlikte, afet sonrası meydana gelen hasarların giderilebilmesi için bireylerin afetle baş edebilme yeteneklerinin geliştirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında afet sonrasında meydana gelen hasarlardan en fazla etkilenen kesimlerin ekonomik yetersizliği olan bireyler ile fiziksel olarak engeli olanlar olduğu görülmektedir. Bu bilgiler ışığında yürütülen bu çalışma, yardıma muhtaç olan bireylerin afet kültür düzeylerinin ölçülmesine yönelik olarak Gümüşhane ili Kelkit ilçesinde yaşayan ve rastgele seçilen iki yüz bir denek üzerinden yüz yüze anket doldurma yöntemi ile yapılmıştır. Anket, sekiz demografik soru ile on beş afet kültür düzeyinin belirlenmesine yönelik olarak oluşturulmuş, elde edilen bulgular SPSS, versiyon 24 analiz programına tabi tutularak yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, düşük hane içi gelire sahip olan bireylerin, afet kültür düzeylerinin, yüksek hane içi gelir gurubunda olan bireylere nazaran daha düşük olduğu sonucu elde edilmiştir. Bu sonucun oluşmasında, eğitim seviyesi düşüklüğünün de etkili olduğu sonucuna varılmış olup, kadın deneklerin erkek deneklere nazaran daha düşük afet kültür düzeyine sahip olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Afet, Düşük Gelir, Kültür Düzeyi

  • MakaleYalnız künye2016
    A STUDY - CONCERNING THE SOLUTION PROCESS IN TURKEY-RELATED TO HOFSTEDE'S AVOIDANCE OF UNCERTAINTY IN THE CONTEXT OF CULTURAL DIMENCION BEFORE 7th JUNE 2015 PARLIAMENTARY ELECTION

    Güllupünar, Hasan; Gümüsok, Seyfullah

    An individual's attitudes and behaviours differ depending upon the circumstances in which it is located. In a significant environment in terms of cause and effect, the rational aspects of an individual's attitudes and behaviours dominate. Therefore, an affirmative perspective has control over the individual's attitudes and behaviours. But in the case of increased uncertainty in terms of cause and effect, radical tendency in an individual's attitudes and behaviours are increasing to avoid uncertainty. This case causes the parties diverging from each other in the matter of solutions for social problems. This study deals with the perception types related to the 'solution process 'that has been initiated for the solution of Kurdish issue in Turkey which is one of the most important problem since the foundation of Republic and the effects of these perception types on the future of solution process. For his purpose, a research has been carried out in Gumushane and Sirnak where different approaches are prevailing about the solution process. In the study with the simple random sampling method, 300 people in Sirnak and 250 people in Gumushane were included with face to face interview. The study, in which five types of perception about the solution process have been revealed, has concluded that those who have an affirmative perspective about the solution process support the continuation of this process and taking further steps about the issue. However, it is clearly seen that those who have concerns or negative perceptions regarding the solution process propose harder and strict actions related to the solution of Kurdish issue. Therefore, in perception types dominated by uncertainty, more radical tendency has been observed in the attitudes about the solution process.