Koleksiyon/r/gumushane/10001

Yayınlar

Koleksiyondaki öğeler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2013
    Pelitli (Bayburt) granitoyidinin petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özeliklerinin incelenmesi

    Gökhan Çakmak

    Pelitli (Bayburt) yöresinde yer alan Pelitli Granitoyidi'nin petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özelliklerinin incelenmesini amaçlayan bu çalışma ile plütonik kayaçların gelişimleri ortaya konularak, kökenleri belirlenmeye çalışılmıştır.Doğu Pontid Kuzey Zonu'nda yer alan inceleme alanının tabanında Eosen yaşlı andezit ve piroklastları bulunmaktadır. Bu birimler Eosen yaşlı Pelitli Granitoyidi tarafından kesilmekte olup, tüm bu birimler Kuvaterner yaşlı alüvyon ile uyumsuz olarak örtülmektedir.Pelitli Granitoyidi elips şekilli olup, yaklaşık 15.5 km2'lik bir alanda yüzeylenmiştir. Diorit, granodiorit, granit ve tonalit bileşimli kayaçlardan oluşan Pelitli Granitoyidi, yan kayaç ksenolitleri ve mafik magmatik anklavlar (MMA) içermektedir. Granitoyidi oluşturan kayaçlarda magma karışımını gösteren dengesizlik dokuları gözlenmiştir. Pelitli Granitoyidi, genel olarak I-tipi, düşük-yüksek K'lu kalk-alkali karakterli olup genellikle metalümin az oranda da peralümin karakterlidir. Ana ve izelement değişimleri, granitoyidin gelişiminde plajiyoklas, piroksen, hornblend ve Fe-Ti oksit fraksiyonlaşmasının etkili olduğunu göstermektedir.Granitoyidin petrolojik özellikleri incelendiğinde, gelişiminde özellikle fraksiyonel kristallenmenin etkili olduğu ve az oranda da magma karışımının ve asimilasyonun rol oynadığı görülmektedir. Jeokimyasal veriler, granitoyidin meta-magmatik (amfibolitik) kayaçlarının kısmi ergimesi ile türediğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Doğu Pontidler, Pelitli Granitoyidi, Petrografi, Jeokimya, Petroloji,BayburtKeywords: Eastern Pontides, Pelitli Granitoid, Petrography, Geochemistry, Petrology, Bayburt

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2013
    Üçgen kesitli kapalı ortamda engel kullanımının doğal taşınıma etkisinin sayısal olarak incelenmesi

    Buğra Sarper

    Bu çalışmada, düşey adyabatik yüzeyine engel yerleştirilen üçgen kapalı ortamdaki doğal taşınım sayısal olarak incelenmiştir. Üçgen kapalı ortamın yatay eksenle yaptığı eğimin (=0º-315º), engel uzunluğunun (l*=0.125-0.375), engel genişliğinin (w*=0.025-0.125), düşey yüzey üzerindeki engel pozisyonunun (h*=0.1-0.7) ve engel ile havanın ısı iletim katsayısı oranlarının (kr=0.1-10 ve engel adyabatik) doğal taşınıma etkileri, 1000 ile 1000000 Rayleigh sayısı aralığında analiz edilmiştir. Yatay yüzey eğimli yüzeyden daha sıcak olup, düşey yüzey ise adyabatik sınır koşuluna sahiptir. Diferansiyel korunum denklemleri ticari bir hesaplamalı akışkanlar dinamiği programı olan Fluent 13.0. programı ile çözülmüştür.Yürütülen çalışma neticesinde, üçgenin eğimi ve engel parametrelerinin doğal taşınım üzerinde önemli etkisinin olduğu belirlenmiştir. Eğim açısının 90°'ye kadar olan ve 270°'den sonraki değerlerinde ısı transferi daha yüksektir, ancak 90° ile 270° arasında ısı transferi azalmaktadır. Ayrıca engel kullanımına bağlı olarak ısı transferinde %24.9 oranına varan bir düşüş meydana gelmektedir.Anahtar Kelimeler: Doğal taşınımla ısı transferi, üçgen kapalı ortam, eğimli üçgen kapalı ortam, engel kullanımı.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Kurumsal yönetişimin uygulanabilirliği: Giresun ilindeki anonim şirketlerde bir araştırma

    Fatih Mert

    Bu çalışmada, kurumsal yönetişimin anonim şirketler açısından önemi incelenmek istenmiştir. Araştırmada kurumsallaşma, kurumsal yönetişim ve ilkeleri tanıtılmaya çalışılmıştır.Herakleitos der ki: ? Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.? Yaşamda ortaya çıkan değişim sürecine işletmeler de ayak uydurmak zorundadırlar. İşletmeler çevreyi ve değişiklikleri önemsemek suretiyle varlıklarını sürdürebilirler. Bilgi toplumuna geçişle birlikte işletmelerde de geleneksel yönetim kavramı evrim geçirmiş ve artık çalışanların her birinin işletmenin ortağı olarak görüldüğü yeni bir bakış açısı ortaya çıkmıştır. İşletmeler, uzun dönemli amaçlarını belirlerken stratejik konumda olan tüm çalışanları işin içine katmaktadırlar. Artık tek bir kişi tarafından ya da tek bir noktadan alınan kararlar, yerini ortak kararlara bırakmıştır. Bunun için uygun ortamın oluşturulması ise yeni bir kavram olan yönetişimi ortaya çıkarmıştır.Çalışmada, devletin kalkınmada öncelikli iller arasına aldığı ve yatırımcıyı yoğun olarak desteklediği illerden biri olan Giresun ilindeki anonim şirketlerin kurumsal yönetişim prensiplerine uyumu ve bu çerçevedeki ilkelerin uygulanabilirliği, Dünya'da baz alınan OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri ile SPK Kurumsal Yönetim Prensipleri temel alınarak incelenmiştir. Araştırmaya dâhil olan işletmelerin genel olarak kurumsal yönetişimin gerekliliklerini yerine getirdikleri görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Şirket Yönetimi, Kurumsallaşma, Kurumsal Yönetişim, Yönetim Kurulu

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Konaklama işletmelerinde yönetim muhasebesi uygulamalarını tespit etmeye yönelik bir çalışma

    Mustafa Sarı

    Turizm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de büyük bir hızla gelişim gösteren ve buna bağlı olarak diğer sektörleri de etkileyerek gelişmelerinde öncü rol oynayan geniş bir sektör haline gelmiştir. Konaklama işletmelerinin sayılarındaki artış, diğer işletmelerle rekabet ortamı yaratmıştır ve diğer işletmelerle rekabet edemeyen işletmeler faaliyetlerini sürdürememişlerdir. İşletmeler gelişen dünya koşullarına ayak uydurmak, diğer işletmelerle rekabet gücünü arttırabilmek ve faaliyetlerini sürdürebilmek için, satış gelirlerini arttırmalı, maliyetlerini düşürmeli ve maliyetlerini etkin bir şekilde kontrol altında tutmalıdır. Turizm sektörünün ağırlıklı olarak emek yoğun çalışması ve otomasyon sistemini sıklıkla kullanamaması etkin bir yönetim ve muhasebe sistemi anlayışını zorunlu kılmaktadır. Bundan dolayı konaklama işletmelerinin yönetimleri karar alırken ve bu kararların etkilerini değerlendirirken iyi bir muhasebe sistemin kendilerine yardımcı olması gerekmektedir.Bu tezin amacı konaklama işletmelerinde maliyet ve yönetim muhasebesi uygulamalarını incelemek, problemleri ortaya çıkarmak ve maliyet ve yönetim muhasebesi uygulamalarından ne ölçüde yararlanıldığını tespit etmektir. Özellikle yönetim muhasebesi, yönetim faaliyetleri ve raporlaması, maliyetler, fiyatlandırma politikaları ve bütçeleme üzerinde odaklanılmıştır. Tezin teorik içeriğinden oluşturulan anket, Türkiye'de faaliyet gösteren işletme belgeli, tatil köyleri, 3 yıldızlı, 4 yıldızlı ve 5 yıldızlı konaklama işletmelerine uygulanmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: 1-Yönetim Muhasebesi Sistemi, 2-Konaklama İşletmeleri, 3-Muhasebe Organizasyonu.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Demirözü (Bayburt) permo-karboniferi: Kırıntılı tortul kayaçların petrografik ve jeokimyasal incelemesi

    Vahdet Tunçdemir

    Bu çalışmada, Demirözü (Bayburt) yöresindeki Permo-Karbonifer yaşlı kırıntılı tortul kayaçlar petrografik ve jeokimyasal yönden incelenmişlerdir. Bilindiği üzere, kırıntılı tortul kayaçlar, orojenik kuşakların özellikle aşınan kısımları hakkında bilgi verebilecek potansiyele sahip tek kaya grubudurlar. Bu kapsamda, Permo-Karbonifer yaşlı kırıntılı kayaçlar Çatalçeşme Köyü civarında iki, Çamdere Köyü civarında da bir lokasyonda ölçülmüş ve özellikle kırıntılı kayaçlar açısından örneklenmişlerdir.Geç Karbonifer yaşlı Çatalçeşme formasyonu çakıltaşı, kumtaşı, şeyl ve kireçtaşının sekansiyel ardışımından meydana gelen bir birimdir. Uyumlu olarak üzerine gelen Geç Karbonifer-Erken Permiyen yaşlı Hardişi formasyonu ise tabanda çakıltaşları ile başlar ve üste doğru transgresif özellikteki kumtaşı, silttaşı ve şeyllere geçiş gösterir. Çatalçeşme formasyonundaki kumtaşları iyi yuvarlaklaşmış ve olgunlaşmışlardır. Modal mineralojik olarak çoğunlukla sublitarenit ve daha az olarak da subarkoz ve kuvars arenit bileşimine sahiptirler. Buna karşılık Hardişi formasyonuna ait kumtaşları orta derecede yuvarlaklaşmış ve arkozik arenit bileşimindedirler. Diğer taraftan, daha doğudaki Çamdere ofiyolitik karışığı oluşum yaşı bakımından Hardişi formasyonunun eşleniği durumundadır. İçerisindeki kireçtaşı ve kumtaşları genellikle Çatalçeşme ile benzer paleontolojik ve sedimantolojik özelliklere sahiptir. Farklı olarak ince katmanlı sleyt tarafından kuşatılmış meta tüf, dolerit, meta-bazalt blokları içermektedir.Çatalçeşme kumtaşları genellikle % 85'den fazla SiO2 içermektedirler. Üzerine gelen Hardişi kumtaşlarının SiO2 içerikleri ise % 66-81 arasındadır. Çatalçeşme ve Hardişi formasyonları iz ve nadir toprak elementler (NTE) bakımından karşılaştırıldığında, Çatalçeşme formasyonu tüketilmiş değerler sergilemektedir. Diğer taratan, Çamdere ofiyolitik karışığına ait kırıntılı kayaçlar çok geniş bir bileşimsel değişim aralığı sunmaktadırlar (SiO2 = % 47-92).Çatalçeşme ve Hardişi formasyonlarına ait kayaçların ana ve iz element jeokimyaları tamamen felsik bir kaynaktan beslendiklerini göstermektedir. Granitlere benzer NTE profilleri, kaynak alanda granitik veya riyolitik bileşime sahip kayaçların yer aldığını göstermektedir. Çamdere ofiyolitik karışığına ait sleytlerin ana ve iz element içerikleri ise ortaç jeokimyasal bileşime sahip bir kaynağa işaret etmektedir. Çatalçeşme formasyonuna ait kumtaşları 75-81, Hardişi formasyonu ait kayaçlar ise 58-65 arasında değişen CIA (Chemical Index of Alteration) değerlerine sahiptir. Bu değerler kaynak alanda, Çatalçeşme kumtaşlarının çökelimi sırasında yoğun, Hardişi formasyonu kayaçlarının çökelimi sırasında ise orta derecede bir kimyasal ayrışmaya işaret etmektedir. Çamdere formasyonuna ait sleytlerin 67-79 arasında değişen CIA değerleri, çökelimleri sırasında kaynak alanda Çatalçeşme kumtaşlarının çökelimi sırasındakine benzer iklimsel koşullara işaret etmektedir. Çatalçeşme kumtaşlarının ana ve iz element jeokimyası tipik bir şekilde tortuların yeniden döngülenmesi ve olgunlaşması ile karakteristik olan pasif kenar ortamına işaret etmektedir. Hardişi formasyonuna ait kayaçlar ise aktif kıtasal kenar ve ada yayı gibi yitimle ilişkili tektonik ortamlara işaret etmektedir. Diğer taraftan, Çamdere ofiyolitik karışığına ait kırıntılı kayaçlar çok geniş bir tektonik ortam aralığı sunuyor gibi görünseler de, kumtaşlarının Çatalçeşme kumtaşları ile, sleytlerin ise Hardişi formasyonu kayaçları ile benzer tektonik ortamlarda yer aldığı görülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Periyodik toplanmış tusaga-aktif ölçülerinin deformasyon izlemede kullanılabilirliğinin araştırılması

    Seda Nur Turan

    Günümüzde mühendislik yapılarının kontrolü, yatay ve düşey yöndeki yerkabuğu hareketlerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Yapıların kontrolü ve yerkabuğu hareketlerinin belirlenmesine ilişkin deformasyon analizleri her zaman mühendislik jeodezisinin temel konuları arasında yer almıştır. Objelerin şekil, boyut ve yer değişimleri bu analizler yardımıyla belirlenmekte ve yorumlanmaktadır.Türkiye' de adı Ağ-RTK olan TUSAGA-Aktif Türkiye çapında kullanıcılara gerçek zamanlı hassas koordinat sağlar. Bu çalışma periyodik toplanmış gerçek zamanlı TUSAGA-Aktif datalarının deformasyon izlemede kullanılabilirliğini araştırmaktadır. Bu araştırmanın amacı, günümüzde pek çok alanda kabul görmüş yöntemlerden biri olan TUSAGA-Aktif ile bir noktada periyodik olarak toplanmış TUSAGA-Aktif ölçülerinin deformasyon izlemede kullanılabilirliğini inceleyip daha gerçekçi yorumlama yapabilmektir. Bu amaçla, TUSAGA-Aktif teknolojisi ile Gümüşhane Üniversitesi yerleşkesinde seçilen bir noktada GNSS alıcıları ile 3 ayda bir periyodik olarak 10 epokluk TUSAGA-Aktif ölçüleri gerçekleştirilmiş, ölçüler dengelenmiş, statik ve kinematik deformasyon analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçları karşılaştırılmış ve uyumlu oldukları gözlemlenmiştir.Bu metot diğer metotlara göre daha pratik ve ekonomiktir. Deformasyon ölçüm ve analizi yapmak için sadece bir GNSS alıcısı ve bir insana ihtiyaç vardır. Ölçüm zamanı çok kısadır. Ayrıca, uygulama alanında aynı zamanda çok sayıda veri toplanabilir. Diğer taraftan, metodun doğruluğu santimetre (cm) seviyesindedir.Anahtar kelimeler: TUSAGA-Aktif, Ağ-RTK, Deformasyon, Dengeleme, Statik Analiz, Kinematik Analiz

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    Farklı tür ve oranlarda polimer lif katkısıyla üretilen harçların, yüksek sıcaklık etkisi altında mekanik davranışlarının incelenmesi

    Selahattin Ziya Teker

    Lifler eğilme dayanımını arttırmak ve bir ölçüde çatlakları engellemek için betona ilave edilmektedirler. Polimer türü lifler ise son zamanlarda beton endüstrisinde oldukça yaygın kullanım alanı bulan ucuz petrol türevi malzemelerdir. Bu katkıların beton içerisinde süreksizlik oluşturarak basınç dayanımını düşürme gibi liflerin bazı olumsuz etkileri bulunmaktadır.Bu çalışmada polimer lif katkısının, yüksek sıcaklık etkisi altında çimento harcının mekanik özelliklerine etkisi deneysel olarak incelenmiştir. Ayrıca çimento harçlarının mekanik özelliklerine en yüksek katkıyı sağlayan en uygun lif boyu da belirlenmek istenmiştir.Böylece polimer lif katkısı ile çimento harçlarının basınç dayanımını düşürmeksizin, eğilme dayanımı ve sehim gibi bazı mekanik özelliklerin iyileştirmesi amaçlanmıştır.Bu amaçlara yönelik olarak çalışma üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda lif katkı oranı (% 2.0 hacim oranında) ve malzeme özellikleri (yalnız karbon lif) sabit tutularak dört farklı boyda (5 mm, 10 mm, 15 mm ve 20 mm) lif kullanılmış ve böylece çimento hamuruna en iyi mekanik özellikler kazandıran en uygun lif boyu tespit edilmiştir. İkinci kısımda lif boyları (10 mm) sabit olan üç farklı türdeki (HPP, CPP ve AR) polimer lif, beş farklı oranda (% 0.0, % 0.3, % 0.6, % 0.9 ve % 1.2) çimento harcına katılarak, DYK ve EK haldeki numunelerin mekanik özellikleri incelenmiştir. Son kısımda ise lif boyları (10 mm) sabit olan üç farklı türdeki (HPP, CPP ve AR) polimer lif, beş farklı oranda (% 0.0, % 0.3, % 0.6, % 0.9 ve % 1.2) çimento harcına katılarak, beş farklı sıcaklığa (21 °C, 100 °C, 450 °C, 650 °C ve 850 °C) maruz bırakılmış ve bu numunelerin mekanik özellikleri belirlenmiştir.Çalışmadan elde edilen en önemli bulgular özetlenecek olursa; en uygun harç mekanik davranışı kullanılan farklı karbon lifi boylarının içerisinde 20 mm uzunluğundaki karbon lifinin çimento harcına ilave edilmesiyle elde edilmiştir. Aramid lif bu çalışmada kullanılan polimer lifler arasında en iyi başarımı gösteren lif türüdür. Polimer lif katkıları en iyi mekanik katkıyı EK durumunda göstermiştir. Liflerin bu olumlu etkisi 450 °C sıcaklık düzeyine kadar yükseliş göstermiştir ve eğilme dayanımına özellikle bu sıcaklıkta katkı sağlamıştır. Yüksek sıcaklık altında, her lif en iyi başarımı farklı katkı oranında gösterir. Her sıcaklık için, eğilme dayanımındaki en yüksek artış ve basınç dayanımındaki en düşük azalış HPP için % 0.3-0.9 lif katkı oranında, CPP için % 0.3-0.6 lif katkı oranında ve AR için % 0.9 lif katkı oranında gözlemlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2012
    SBS ve sönmüş kireç katkılı sıcak asfalt karışımlarda tekerlek izi direncinin marshall oranı yaklaşımı ile değerlendirilmesi

    Mehmet Ali Turan

    Asfalt kaplamalar; artan trafik hacimleri, artan kamyon trafiği, daha yüksek lastik basınçları, gelişen rafineri teknolojisine bağlı bağlayıcının azalan yapıştırma kabiliyeti nedenleriyle daha büyük gerilmelere maruz durumdadırlar. Asfalt kaplamalarda, en önemli ve yaygın bozucu gerilmelerden birisi kalıcı deformasyon problemi olup, tekrarlı yükleme altında, kaplama yapısının her bir tabakasında oluşan kalıcı deformasyonların yığışımı şeklinde oluşmaktadır. Tekerlek izi oluşumu (kalıcı deformasyon), yorulma ve düşük sıcaklık çatlakları gibi bozulmalar ile suya karşı duyarlılığa sebep olmaktadır. Kaplamanın öngörülen servis ve konfor düzeyinin sağlanması da büyük ölçüde sıcak karışımlarda kullanılan bitümlü bağlayıcının özelliklerine bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında, kaplamayı oluşturan malzemelerden biri olan bitümün modifiye edilmesi ve sönmüş kireç katkılı karışımların kullanılması yolun performansını arttırmak için en sık kullanılan yöntemler haline gelmiştir.Çalışmada, katkısız (geleneksel), %2 sönmüş kireç, %4 sönmüş kireç, %2 sönmüş kireç +%5 SBS ve %4 sönmüş kireç +%5 SBS katkılı sıcak asfalt modifiye karışımlar hazırlanmıştır. Hem 100 mm hem de 150 mm çaplı briketler hazırlanarak. marshall tasarım yöntemi ile optimum bitüm içeriği belirlenmiştir. Yoğun gradasyon seçilmiş ve 75 darbeli sıkıştırma kullanılmıştır. Karışımların mekanik özellikleri Marshall stabilitesi testi yapılarak belirlenmiştir. Deney sonuçları üzerine değerlendirmeler Marshall oranı (MQ) yaklaşımı ile yapılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2011
    Enerji çeşitliliği ve Gümüşhane ili su potansiyelinin hidroelektrik enerji üretimi yönünden incelenmesi

    Muhammet Eroğlu

    Bu araştırmada, enerji kaynakları hakkında bilgi verilmiş, Gümüşhane ili su potansiyelinin üretebilecek elektrik enerjisinin potansiyel-ihtiyaç değişimi ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Gümüşhane ilindeki derelerin çeşitli kurumlardan alınan bilgiler ve yaptığımız çalışmalarda elde ettiğimiz kot ve debi değerleri incelenerek enerji potansiyelleri üzerinde çalışma yapılmıştır.Birinci bölümde; Enerji kaynakları ve Türkiye'nin potansiyel gelişimi genel olarak incelenmiştir.İkinci bölümde; Gümüşhane ilindeki mevcut su potansiyelinin hidrolik ve hidrolojik özellikleri üzerinde araştırmalar yapılmış olup daha sonra elde edilen verilerlerden bu ilin akarsularının hidroelektrik potansiyelleri hesaplanmıştır.Üçüncü bölümde; Gümüşhane ilinin bir önceki bölümde hesaplanmış olan akarsuların brüt hidroelektrik potansiyelleri ile bulunan toplam potansiyelin değişik oranlarda kullanılabilmesi halinde ihtiyaç duyulan elektrik enerjisinin karşılanabilirliği araştırılmıştır.Dördüncü ve sonraki bölümde; yapılan çalışmaların sonuçları özetlenerek ileride alınması gereken önlemler konusunda bilimsel yaklaşımlar sunulmuştur. Gümüşhane ilinde brüt potansiyelin % 20-% 30 arasındaki oranlarda kullanıldığında kendi ihtiyaçlarını karşılamaktadır.Türkiye gelişmekte olan bir ülke ve ihtiyaç duydukları büyük miktardaki enerjiyi kendi öz kaynaklarından sağlamasının önemi vurgulanmaya çalışılarak, fosil ve yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımının ülkemizin enerji politikasını belirlemede teşkil ettiği önem üzerinde durulmuştur. Kullanılmakta olan konvansiyonel enerji kaynaklarının toplumsal maliyetlerine değinilip, yenilebilir kaynaklar da çeşitli yönleriyle değerlendirilmeye alınması gerekmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2011
    Gümüşhane yöresi kalker örneğinin ince öğütülmüş agrega olarak beton bileşiminde kullanılabilirliği, taze betonun kıvamına ve beton basınç dayanımına etkisi

    Mehmet Derviş Köse

    Bu araştırmada, beton basınç dayanımı ve kıvamı üzerine kalker fillerinin etkisi incelenmiştir. Eleme ve öğütme ile elde edilen iki farklı incelikteki kalker, çimento kütlesinin %5, %10, %15 ve %20 oranlarında karışıma dâhil edilmiştir. Beton karışımına katılan ince taneli kalker malzeme, agrega ile birlikte ikâme edilmiştir. Agrega olarak da Gümüşhane Harşit Çayından alınan dere malzemesi kullanılmıştır. İnce kalker (filler) ve dere malzemesinden oluşan toplam agrega, çimento ve su miktarı beton karışımı içerisinde sabit tutulmuştur.Taze betonun kıvamını belirlemek amacıyla çökme (slamp) deneyi yapılmıştır. Üretilen beton numuneleri; 14, 28, 42 ve 56 gün suda bekletilerek basınç deneyine tabi tutulmuştur.Çalışma sonunda; ince taneli kalker katkı miktarı arttıkça taze beton çökme değeri düşmüş, beton kıvamı ?plastik-akıcı? halden, ?plastik? hale dönüşmüş ve beton basınç dayanımı yükselmiştir. Ayrıca katkı oranı %15 iken, basınç dayanımı en yüksek değerine ulaşmış, katkı oranı %20 iken de basınç dayanımı tekrar düşüş göstermiştir. Bütün deney numunelerinde, numune yaşına ve birim kütleye bağlı olarak basınç dayanımında yükselme görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Elenmiş kalker, öğütülmüş kalker, kalker katkılı beton, taze beton kıvamı, beton basınç dayanımı, katkı oranı

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2011
    İkizdere plütonunun (Kuzeydoğu-Türkiye) U-Pb jeokronolojisi, petrolojisi ve jeodinamik önemi

    Özmen Evcimen

    Bu çalışmada, İkizdere Plütonu'na ait (KD, Türkiye) jeokimyasal ve jeokronolojik bulguların sunulması, plütonu oluşturan magmanın kaynağı ve jeodinamik ortamın belirlenmesi amaçlanmıştır. Plüton, granit, granodiyorit, tonalit, kuvars monzonit, diyorit ve gabroyik diyorit (SiO2=55.29-74.74 %ağ.) ana kayaçları ile monzonit, monzodiyorit ve monzo gabro (SiO2=50.63-61.65 %ağ.) bileşimli anklavlardan oluşmaktadır. Kayaçlar çoklukla düşük Mg# (<22-54)içeriğine sahiptir. SHRIMP U-Pb zirkon yaşlandırması, bu kayaçların yaklaşık 75 milyon yılda kristallenmiş olabileceklerine işaret etmektedir. Örnekler, yüksek-K kalk-alkalin ve kalk-alkalin bileşimsel yönseme ve I-tipi metaluminden peralumine doğru değişen özellik sunmaktadır. Kondrite göre normalize edilmiş NTE modelleri,örneklerin farklılaştığını [(La/Yb)n=2.43-16.40] ve zayıf Eu anomalisi sunduğunu (Eu/Eu*=0.46-0.99) göstermektedir. Plütona ait kayaçlar, büyük iyon yarıçaplı elementlerce (Ba, Th, Rb, K) önemli derecede zenginleşme gösterirken, yüksek alan enerjili elementlerce (Ti, Nb) tüketilmişlerdir. Tüm jeokimyasal özellikler, plütonun çarpışma sonrası genişlemeli rejimde, saf bir kıtasal kabuk ergiyiğinden türemiş olmayacağını, bunun aksine bir yitim ortamında hibrit bir magmadan kaynaklanmış olabileceğini göstermektedir. Bölgede, bu tarz yüksek-K bileşimli kayaçları oluşturan ergimeye, Geç Kretase yaşlı İzmir-Ankara-Erzincan okyanus kabuğunun Avrazya bloğu altına doğru yitmesi sırasında gelişen dinamik olaylar sebep olmuş olabilir. Böyle bir dinamik sistemde, yay gerisi ekstansiyonel olaylar, litosferik mantonun ergimesine ve dolayısıyla bazik magmanın oluşumuna neden olur. Söz konusu bazik magma, alt kabuğun altına yerleşerek büyük ölçüde ergimeye olanak sağlar. Böyle bir modelde, litosferik manto türevli bazaltik magma ve kabuksal kaynaklı daha felsik magma kabuksal derinliklerde karışır. Sonra, bu hibrid ergiyik, fraksiyonel kristallenme ve bir miktarda kabuksal asimilasyona maruz kalır; kabuğun sığ derinliklerine doğru yükselir ve gabroyik diyoritten granite kadar bileşim değişimi sunan plütonu oluşturur. Jeokimyasal ve SHRIMP U-Pb zirkon yaş verileri ile bölgesel jeolojik çalışmalar birleştirildiğinde, İkizdere Plütonunun, Doğu Karadeniz Bölgesinin kuzeyinde yitimle ilişkili bir ortamda geliştiği ve bölgede yay gerisi ekstansiyonel periyodun 75-81 milyon yıllarında başlamış olacağı anlaşılmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2011
    Eski Gümüşhane yöresinin jeolojisi ve Şenköy formasyonu (Erken-Orta Jura) içerisindeki kumtaşlarının petrografik ve jeokimyasal incelemesi

    Levent Duygu

    Çalışma, Eski Gümüşhane yöresini içerisine alan Trabzon H42-b2 paftasının jeolojik incelemesi ve Erken-Orta Jura yaşlı Şenköy formasyonu içerisindeki kumtaşlarının petrografik ve jeokimyasal özellikleri belirlenmesinden oluşmaktadır. Şenköy formasyonu inceleme alanında taban seviyelerinde konglomera ve silisleşmiş ağaç seviyelerinden oluşmaktadır. Yörede Şenköy formasyonu'nun en baskın litolojisi kömür ara seviyeleri ve kumtaşlarıdır. Şenköy formasyonu içerisindeki bu kumtaşları Jura öncesinde yer almış olan kaynak alanlarının petrografisi ve jeokimyası üzerinde önemli bilgiler saklamaktadırlar. İncelenen kumtaşlarında çatıyı oluşturan bileşenler kuvars, feldspat ve kayaç parçalarıdır. İncelenen kumtaşlarındaki kayaç parçaları asidik ve bazik kökenli olmak üzere iki ana grupta toplanabilirler. Bu kayaç parçalarının hem Jura öncesi temelde bulunması gereken volkanik kayaçlar hem de Erken Jura'da bölgede etkin olan bazik yay volkanizmasının ürünleri olabileceği belirlenmiştir. İncelenen kumtaşlarında felsik bileşenlerin oranını temsil eden Th ve U gibi iz elementler ile, mafik bileşenlerin oranını temsil eden Sc, Cr gibi iz elementler geniş aralıklar sunmaktadırlar. Bu durum kayaçların kaynak alanlarında felsik kayaçların yanı sıra önemli oranlarda mafik kayaçlarında bulunduğunu işaret etmektedir. İncelenen kumtaşlarının tüm kayaç jeokimyası ada yayı, aktif kıtasal kenar ve pasif kıtasal kenar gibi birden çok alana düşmektedir. Çalışılan kumtaşları Erken Jura'da yay gerisi konumda oldukları dikkate alındığında, kırıntılı kayaçların hem aktif volkanik yaydan hem de kıtadan malzeme alabilecek havzalarda çökeldikleri belirgindir. Çalışma alanında, Şenköy formasyonu içerisindeki çökeller içerisinde herhangi bir denizel fosil bulgusunun olmayışı, kömür ve bitki kırıntıları içeren seviyelerin ve silisleşmiş ağaçların varlığı, yersel ve yanal devamlılığı olmayan konglomera ve kumtaşlarının varlığı, çökellerdeki ani fasiyes değişimleri, incelenen kumtaşlarındaki bileşenlerin çoğunlukla köşeli olması, çok uzun mesafe taşınmamış olması ve kumtaşlarındaki silis çimento, bu çökellerin karasal bir ortamda çökeldiğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Rize ili Ardeşen ilçesinde toplumun afet farkındalığı ve hazırlık seviyelerinin belirlenmesi üzerine bir analiz

    Okan kaçalın

    Afet farkındalığı, toplumun afetler sonucu ortaya çıkabilecek birincil ve ikincil etkilere karşı bilgi sahibi olmalarını, afetlerin kişisel yaşamlarının bir parçası olduğu gerçeğini benimsemelerini ve hayatlarına entegre etmelerini sağlar. Ayrıca, afet öncesi, sırası ve sonrasında elde etmiş olduğu bilgi ve birikimlerini, kazanmış olduğu doğru ve hızlı karar verebilme yetisiyle kullanabilme seviyesine ulaşabilmeyi mümkün kılar. Bu çalışmada, Rize ili Ardeşen ilçesinde yaşayan bireylerin afet farkındalık ve hazırlık seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Nicel olarak yürütülen çalışma, kesitsel tarama modelinde tasarlanmış olup veriler yüz yüze anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anket formunda yer alan sorular, ilgili literatür taraması yapıldıktan sonra, literatürde mevcut olan ve farklı araştırmacılar tarafından hazırlanan sorulardan derlenmiştir. Veri toplama aracı iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sosyodemografik bilgi formu, ikinci bölümde ise afet farkındalığı ve hazırlığını ölçmeye yönelik sorular olmak üzere toplamda 29 soru mevcuttur. Örnekleme yöntemi olarak basit rastgele örneklem yöntemi kullanılmış olup, evreni bilinen örneklem hesaplamasına göre örneklem sayısı 380 olarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 27.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılım göstermemesi sonucunda non-parametrik testler kullanılmıştır. İkili karşılaştırmalar için Man Whitney U testi ve çoklu karşılaştırmalar için ise Kruskal Wallis H testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre bölgede yaşayan bireylerin afet farkındalığı ve hazırlık seviyelerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Afet tatbikatlarına katılan bireylerin afet farkındalık ve hazırlık seviyelerinin katılmayanlara oranla yüksek olduğu görülmüş, hanelerine doğal afet sigortası yaptıran bireylerin afet farkındalık ve hazırlık seviyelerinin yaptırmayanlara oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, çalışma kapsamında elde edilen bulguların, bölge halkının afet farkındalık ve hazırlık seviyelerinin artışı yönünde katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Hidrolojik afetlerle ilişkili risk algısı ve hazırlık ölçeği: Bir ölçek geliştirme çalışması

    Nurdan Dizdar

    Su kaynaklı olaylar sonucunda ortaya çıkan hidrolojik afetler; can kayıpları, ekonomik zararlar ve çevresel bozulmalara yol açarak toplumların sağlık, yaşam ve altyapı sistemleri üzerinde ciddi riskler oluşturmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, hidrolojik afet riskinin yoğun olarak yaşandığı Giresun ve Kastamonu illerinde bireylerin hidrolojik afetlere yönelik risk algıları ve hazırlık düzeylerini değerlendirmeye yönelik geliştirilen Hidrolojik Afetlerle İlişkili Risk Algısı ve Hazırlık Ölçeği’nin (HARAHÖ) geçerlik ve güvenirliğini incelemek ve risk algısı ile hazırlık düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemektir. Araştırma, metodolojik ve tanımlayıcı araştırma deseninde yürütülmüştür. Veriler, 01.05.2025-30.10.2025 tarihleri arasında yüz yüze ve çevrimiçi yöntemlerle toplanmıştır. Toplam 1.060 kişiden elde edilen veriler incelenmiş ve analizler 1.036 katılımcı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ölçek geliştirme süreci; literatür taraması, Lawshe kapsam geçerlilik yöntemiyle uzman değerlendirmesi, pilot uygulama ve ana uygulama aşamalarından oluşmuştur. Yapı geçerliliği kapsamında örneklem Solomon tekniğiyle ikiye ayrılmış; bir gruba Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), diğer gruba Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uygulanmıştır. Analizlerde SPSS 27, Factor ve Mplus 7.4 programlarından yararlanılmıştır. Bulgular, HARAHÖ’nün Hazırlık, Kaygı, Bilinç ve Tehdit olmak üzere dört faktör ve 35 maddeden oluştuğunu göstermiştir. Ölçeğin toplam varyansı açıklama oranı %55,07, KMO katsayısı 0,91’dir. DFA sonuçları modelin iyi uyum gösterdiğini ortaya koymuştur (CFI=0,937; TLI=0,933). Cronbach’s Alpha katsayıları 0,83 ile 0,95 arasında değişmektedir. Sonuç olarak HARAHÖ, bireylerin hidrolojik afetlere yönelik risk algılarını ve hazırlık düzeylerini değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Ölçeğin, hidrolojik afetlere ilişkin risk ve hazırlık durumlarının belirlenmesinde, afet risk azaltma çalışmalarının planlanmasında ve afetlere yönelik eğitim ile farkındalık programlarının etkililiğinin değerlendirilmesinde önemli bir değerlendirme aracı olarak kullanılması önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Afet ve acil durum toplanma alanlarının yeterlilik ve uygunluklarının coğrafi bilgi sistemleri destekli analizi: Malatya merkez örneği

    Zehra Kalkan

    Türkiye'nin coğrafi konumu ve jeolojik yapısı; ülkeyi deprem, sel ve heyelan gibi doğal afetlere karşı yüksek riskli bir bölge haline getirmektedir. Bu risk, toplumsal direnci artırmaya yönelik etkili bir afet yönetim stratejisinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Afet yönetiminin en kritik aşamalarından biri de afetlere yönelik hizmet alanlarının doğru ve ihtiyacı karşılayacak şekilde belirlenmesidir. Ancak yaşanan afetler sonucu ortaya çıkan durum, Türkiye’de bunun henüz başarılamadığı göstermektedir. Bu noktadan hareketle bu tez çalışmasında mevcut mevzuat ve yer seçimi yaklaşımları çerçevesinde belirlenmiş olan afet hizmet alanlarının yeterlilik ve uygunluklarının, Afet ve Acil Durum Toplanma Alanları (AADTA) esas alınarak, Coğrafi Bilgi Sistemleri destekli analizlerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Daha anlamlı bir sonuç ortaya koyabilmek adına Şubat 2023 depremlerinden önemli ölçüde etkilenen Malatya ilinin kent merkezi çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Ayrıntılı bir literatür ve mevzuat incelemesi sonucunda belirlenen; “Erişilebilirlik, Kapasite ve Yeterlilik Durumu”, “Topografik Özellikler”, “Ulaşım, Teknik Altyapı ve Arazi Kullanımı Durumu”, “Güvenlik ve Çevresel Risk Durumu” ve “Alansal Doluluk ve Kullanılabilirlik Durumu” ana başlıkları altındaki parametreler kullanılarak çalışma alanındaki AADTA’nın yeterlik ve uygunlukları analiz edilerek değerlendirilmiştir. Buna göre; mevcut AADTA’nın 500 m’lik erişilebilirlik mesafesi için çalışma alanındaki ihtiyacın en iyimser durumda ancak %27’sini karşılayabildiği, tanımlı alanlar ve 2.5 (kişi/m2) kullanımı esas alındığında 188808 kişilik toplam kapasitenin 500 m erişim mesafesindeki potansiyel nüfus açısından yeterli olduğu ancak AADTA’lar bazında sadece 2 tanesinin kapasite yönüyle yeterli olduğu, birleşik erişim alanları esas alındığında ise en çok 6 AADTA’nın kapasite yönüyle yeterli olduğu ve ayrıca alansal doluluk, kullanılabilirlik ve diğer parametreler açısında sorun ve yetersizliklerin olduğu belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Bina çatısına entegre makrokapsüllenmiş faz değiştiren malzemenin kullanımının bina ısıl performansı ve CO2 emisyonu üzerine etkisinin incelenmesi

    Yusuf Mollahüseyinoglu

    Bu tez çalışmasında, DesignBuilder yazılımı kullanılarak teras, kullanılan ve kullanılmayan çatı arası olmak üzere üç farklı bina projeleri modellenmiştir. İstanbul için 2024 yılına ait iklim verilerine göre konut binaları EnergyPlus programında simüle edilmiştir. Faz değiştiren malzeme olarak organik RT18HC, RT21HC, RT24HC, RT25HC, RT28HC ve inorganik RPCM18C, RPCM21C, RPCM23C, RPCM25C ve RPCM29 ticari ürünleri farklı kalınlıklarda kullanılmıştır. FDM entegre çatı tipli bina projelerinin çatı yapı bileşenleri farklı kombinasyonlar denenerek tasarlanmış ve enerji tasarrufunu maksimuma çıkaracak en verimli kombinasyonları seçilmiştir. Kombinasyonların FDM’li ve FDM’siz yapı bileşenleri karşılaştırılarak faz değiştiren malzemenin bina ısıl performansına katkısı ve yıllık ısıtma ve soğutma enerji ihtiyaçlarına etkisi malzeme tipi, kalınlığı ve konuma bağlı olarak araştırılmıştır. Mahal içi ısıl konfor değerlendirilmesinde kullanılan saatlik PMV ve PPD indeksleri ile toplam yıllık konfor saatleri FDM’li ve FDM’siz kombinasyonlar için elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. HVAC sisteminde kullanılan kömür, doğalgaz, fuel-oil, elektrik gibi yakıt tipleri için faz değiştiren malzemenin sağlayacağı CO2 emisyon azalım miktarları hesaplanmıştır. Kullanılan çatı aralı bina modeli için en yüksek ısıtma sezonu enerji kazancı % 31.80 ile Tip 2, 70 mm RT18HC, en yüksek soğutma sezonu enerji kazancı % 17.41 ile Tip 2, 60 mm RPCM21C kombinasyonlarında elde edilmiştir. Ayrıca, 70 mm RT18HC kombinasyonuna ait iç ortam yıllık konfor saatleri, teras çatı tipinde 3680 saat, kullanılmayan çatı aralı tipte 3729 saat ve kullanılan çatı aralı tipte 4078 saat olarak hesaplanmıştır. HVAC sisteminde kullanılan farklı yakıt tipleri ve tasarlanan FDM’li farklı çatı kombinasyonlarına bağlı olarak CO2 emisyon azalım miktarları 1694.83-12667.3 kg CO2/yıl arasında değişmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Türk devletleri teşkilatının enerji arz güvenliği: riskler, fırsatlar ve gelecek projeksiyonları

    Selçuk Oral

    Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Türk Dilli konuşan ülkelerin uluslararası sistemde yerlerini almaları, bölge jeopolitiğinde köklü değişimleri meydana getirmiştir. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), Türk Dilli konuşan ülkeler arasında işbirliğini geliştirmek amacıyla 2009'da imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile kurulmuştur. Teorik çerçevede entegrasyon dinamikleri, sıklıkla neo-fonksiyonalist yaklaşım üzerinden analiz edilmektedir. TDT’nın yapısal gelişimi ve bugüne kadar çeşitli sektörlerde elde ettiği somut kazanımlar, neofonksiyonalist yaklaşımla büyük ölçüde benzerlik arz etmektedir. Avrupa'daki bütünleşme deneyiminin küresel ölçekte uygulanabilirliğini savunan neofonksiyonalist kuramcılar, ulusal hükümetlerin başlattığı iş birliği girişimlerinin zamanla başlangıçta hedeflenen sınırların ötesine geçmesini yayılma etkisi kavramıyla izah ederler. TDT bünyesinde enerji alanında ortaya konulan teknik ve ekonomik iş birliği, siyasi bir bütünleşmeyi tetikleyen bir "yayılma etkisi" oluşturmaktadır. Bu tez çalışması, Türkiye’nin bir enerji koridoru ve enerji merkezi olma hedefinin ve Türk Yatırım Fonu ile Orta Koridor gibi stratejik mekanizmaların, enerji jeopolitiği bağlamında Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin bölgesel hegemonyasını dengeleyerek; Türk Dünyası 2040 Vizyonu’nu gerçeğe dönüştürme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, TDT’nın enerji arz güvenliğini merkeze alarak geliştireceği işbirliği stratejilerinin, Türk Dünyasının ilerde gerçekleşmesi muhtemel siyasi bütünleşme sürecinde bölgesel entegrasyonun en somut ve operasyonel itici gücü olacağı değerlendirilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sağlık yönetimi perspektifinden Türkiye’de obezite: Sorunlar, politikalar ve çözüm önerileri

    Elifnaz Ergül

    Obezite, bireysel yaşam tarzı tercihleriyle sınırlı biçimde açıklanamayacak; sağlık sistemlerinin örgütlenmesini, koruyucu sağlık hizmetlerini, kronik hastalık yönetimini, sağlık harcamalarını ve toplum düzeyindeki eşitsizlikleri doğrudan etkileyen çok boyutlu bir halk sağlığı sorunudur. Bu tezde, Türkiye’de obezitenin mevcut görünümü sağlık yönetimi perspektifinden değerlendirilmiş; obezite göstergeleri yaş, cinsiyet, uluslararası karşılaştırmalar ve obeziteyle ilişkili biyokimyasal risk göstergeleri temelinde incelenmiştir. Araştırma, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı ikincil veri analizi deseninde yürütülmüştür. Çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, Dünya Sağlık Örgütü ve Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) gibi kurumsal kaynaklardan elde edilen veriler kullanılmıştır. Bulgular, mevcut göstergelerin dağılımını, farklılaşma örüntülerini ve sağlık yönetimi açısından işaret ettiği öncelik alanlarını ortaya koymak üzere yorumlanmıştır. Araştırma bulguları, Türkiye’de obezitenin özellikle kadınlarda ve ileri yaş gruplarında daha yüksek düzeyde görüldüğünü; obez öncesi nüfusun da sağlık sistemi açısından önemli bir risk alanı oluşturduğunu göstermektedir. Uluslararası karşılaştırmalar, Türkiye’nin obezite ve obez öncesi nüfus oranları bakımından dikkatle izlenmesi gereken bir konumda bulunduğuna işaret etmektedir. Biyokimyasal göstergeler açısından ise kolesterol ve trigliserid gibi risk alanlarının cinsiyete göre farklılaştığı görülmektedir. Tezde obezite, sağlık politikası döngüsü ve sağlık sistemleri yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmiş; politika geliştirme, uygulama kapasitesi, birinci basamak hizmetleri, okul sağlığı uygulamaları, veri temelli izleme-değerlendirme ve sektörler arası koordinasyon temel öncelikler olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak Türkiye’de obeziteyle mücadelede koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, aile hekimliği ve toplum sağlığı hizmetlerinde düzenli tarama ve danışmanlığın yaygınlaştırılması, okul temelli sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite programlarının desteklenmesi, ulusal izleme sistemlerinin geliştirilmesi ve sağlık, eğitim, yerel yönetimler, gıda politikaları ve sosyal politika alanları arasında sürdürülebilir iş birliği kurulması gerekmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    6306 sayılı kanun uygulanmasına yönelik dönüşümler üzerine karşılaştırmalı bir analiz

    Hüsna Nas

    Bu çalışma, Türkiye’de yaygın olarak kentsel dönüşüm uygulamaları kapsamında değerlendirilen ve uygulamada kentsel dönüşüm projelerinin önemli bir kısmının yürütülmesinde kullanılan 6306 sayılı Kanun’u incelemektedir. Söz konusu kanun, hukuki çerçevesi itibarıyla Afet Riski Altındaki Alanların dönüştürülmesini de düzenlemekte olup, Kanun’un uygulanmasına yönelik dönüşümler üzerine karşılaştırmalı bir analiz olarak ele alınmıştır. Tez kapsamında, afet riski altındaki alanların dönüşüm politikalarının zaman içerisinde geçirdiği dönüşüm hukuki, sosyal ve yönetsel olarak incelenmiştir. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemi çerçevesinde belge incelemesi ve içerik analizi teknikleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Kanun metinleri, yönetmelik değişiklikleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Uygulama süreçlerinin yalnızca normatif düzeyde değil, fiili işleyiş boyutunun değerlendirilmesi amacıyla 2012-2023 dönemi ile 2024 dönemi dönüşüm başvuru türleri, dönüşüm kapsamı incelenmiştir. Çalışma bulguları, 2012-2023 döneminde riskli yapı tespiti prosedürüne dayalı, münferit başvurular ekseninde ve arsa payı çoğunluğuna dayalı karar alma süreçleri çerçevesinde yürütüldüğü görülmüştür. Bu dönemde dönüşüm uygulamalarının daha parçalı ve reaktif bir karakterde olduğu ortaya konmaktadır. 2024 sonrası dönemde Kanun’da yapılan revizyonlar ve rezerv yapı alanlarının genişletilmesiyle birlikte uygulamaların daha planlı, koordineli bir yapıya yöneldiği ve dijital süreçler üzerinden yürütüldüğü, toplu başvuruların ve yürütülen projelerin belirgin biçimde arttığı, uygulama süreçlerinin hızlandığı ve yeni politika modeline evrildiği görülmektedir. Bu evrimin getirdiği sorunlar çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, 2012-2023 ve 2024 sonrası dönem sırası ile Yoğunlaşmamış Merkeziyetçi Dönem ve Yoğunlaşmış Merkeziyetçi Dönem olmak üzere kavramsal olarak kodlanmıştır. Bu çerçevede fiili katılımın kamu eliyle yürütülmesini temel alan, ortaya çıkan yapısal gerilimlerin dengelenmesine katkıda bulunmayı hedefleyen Karma Katılımcı Dönüşüm Modeli (KKDM) önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Beden eğitimi ve spor öğretmenliği adaylarında öz yeterlilik ve öğretim becerileri

    Hakan Topçu

    Bu araştırmanın amacı, spor bilimleri alanında öğrenim gören öğretmen adaylarının kişisel-mesleki yetkinlik algıları ile öğretim becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ayrıca, bu değişkenlerin çeşitli demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Örneklem, Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 222 öğrenci ile belirlenmiştir. Veriler, Kişisel-Mesleki Yetkinlikler Algı Ölçeği ve Öğretim Becerileri Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Analizlerde betimsel istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, kişisel-mesleki yetkinlik algısı ile öğretim becerileri arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya koymuş; ayrıca kişisel-mesleki yetkinlik algısının öğretim becerilerinin anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, yaş, sınıf düzeyi ve akademik başarı değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar saptanmışken, cinsiyet, spor branşı ve lisanslı sporcu olma durumu açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.