Yazarlar

  • Doktora TeziAçık Erişim2023
    Şeyh Muhammed Yahyâ Efendi ve Mir'âtü'l-Mübtedî adlı eseri (İnceleme-metin)

    Zehra Serter Gökçek

    Tezin konusunu 19. yüzyıl Nakşibendî tarikatının Müceddidî kolu şeyhlerinden Seyyid Muhammed Yahya Efendi ve Mir'âtü'l-mübtedî isimli eseri oluşturmaktadır. Muhammed Yahya Efendi, 1822-1880 yılları arasında İstanbul'da yaşamıştır. Kendisi Otakçılar mevkiinde bulunan Mustafa Paşa Tekkesi'nde yaklaşık 32 sene şeyhlik görevini yürütmüştür. Muhammed Yahya Efendi'nin tam olarak nasıl bir eğitim aldığı bilinmemekle birlikte kaleme aldığı eserinden, Mustafa Paşa Tekkesi'nde tefsir, hadis ve fıkıh dersi vermesinden ve dönemin ilim muhitleriyle olan yakın ilişkisinden hareketle İslamî ilimler tahsil etmiş olduğu söylenebilir. Muhammed Yahya Efendi irşad faaliyetlerine ilaveten Mustafa Paşa Tekkesi'nde bir matbaa kurarak çok sayıda eserin basılmasına öncülük etmiştir. Bu yönü ile de Osmanlı ilim ve kültür hayatının gelişmesine katkı sağlamış bir kişidir. Muhammed Yahya Efendi, ihvanının kendisinden tarikat âdâbını anlatan bir eser yazmasını istemeleri üzerine Mir'âtü'l-mübtedî isimli eserini kaleme almıştır. Eserinin yazımını 16 Ocak 1876'da tamamlamıştır. Muhammed Yahya Efendi, Mir'âtü'l-mübtedî isimli eserinde âdâb konusunu sûrî âdâb ve mânevî âdâb olmak üzere iki kısma ayırarak anlatmıştır. Sûrî âdâba kısaca değindikten sonra eserinin geri kalan kısmında mânevî âdâba genişçe yer vermiştir. Eser, tarikata yeni giren kişilere seyr ü sülûklerinde yol gösterecek ve onların mânevî gelişimlerine katkı sağlayacak önemli bilgiler içermektedir. Muhammed Yahya Efendi, Mir'âtü'l-mübtedî isimli eserini klasik tasavvuf kaynaklarından elde ettiği bilgilerle ve kendi görüşleriyle yazmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Osmanlı'nın son yılları ile Cumhuriyetin ilk yıllarında bir ilmiyeli: Ahmed Şirânî Efendi (1879-1945)

    Ahmet Bayraktar

    Toplumda, insanlar üzerinde, etki eden kişilerin hayatlarını anlatan ve o kişileri geneliyle (hayatı, eseri, kişiliği, görüşleri vs.) tanıtmayı hedefleyen biyografi türü, temel olarak mevcut bir gerçeklikten yola çıkar. Böylece kişiyi bütün yönleriyle olduğu gibi insanlara tanıtır. Yapmış olduğumuz bu tez çalışması şimdiye kadar hakkında detaylı bir çalışma yapılmamış Osmanlı ulemasından Ahmed Şirânî'ye aittir. Bu çalışmadaki amaç, geçmişte Osmalı Devleti ile günümüz Türkiye Cumhuriyeti arasında yaşamış önemli fikir, düşünce ve din adamı olan Ahmed Şirânî'yi tanıtmak, eserlerini ve etkilerini inceleyip okuyucuya sunmaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Memî Cân Efendi'nin "Lübbü'l-Usûl fî Mâ'rifeti Tarîkati'l-Vusûl" adlı eserinin tahkîki ve tıpkıbasımı

    Halime Kara

    XVI. yüzyılda yaşamış olan Şeyh Muhyiddin Mehmed b. İlyâs Memî Cân Saruhânî (v. 1008/1599) Efendi, Manisa (Saruhan)lıdır. Uşşâkiyye tarîkatinde şeyhlik makamında bulunmuştur. Uşşâkiyye ta¬rîkatinin, Manisa, Bursa ve İstanbul yörelerinde yayılmasında önemli rol oynamıştır. Halvetiyye'ye bağlı Uşşâkiyye tarîkatinin kendisinden devam ettiği yegâne koludur. Uşşâkîlikte yazılı eser bırakan nadir kişilerden biridir. Manzum ve mensur eserleri mevcuttur. Memî Cân Efendi kutbu'l-aktâb'dan sayılır. "Lübbü'l-Usûl fî Ma'rifeti Tarîkati'l-Vusûl" adlı eserini Sultan III. Murad'a takdim ederek padişahın hürmetine mazhar olmuşdur. Bu eserini Feridüddîn-i Attâr, Mevlânâ gibi sûfîlerin beyitleriyle süslemiştir. Tarîkat usûllerinden bahseden, tasavvuf konulu bir eserdir. Yapılan çalışmada Memî Cân Efendi'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra çalışmanın aslını oluşturan "Lübbü'l-Usûl fî Ma'rifeti Tarîkati'l-Vusûl" adlı eserin tahkîki yapılmıştır. Tahkikte müellif nüshası esas alınmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Tasavvuf ekseninde Sezai Karakoç'un Hızır'la Kırk Saat şiirinin analizi

    Halil İbrahim Arslan

    Tasavvuf "İslâm'ın ruh hayatı ve İslâm Peygamber'inin şahsında temsil ettiği manevi otoritenin müesseseleşmiş ve günümüze kadar yaygınlaşarak gelmiş halidir." İslâm dini ve düşüncesi içinde önemli bir yere sahip olan tasavvufun ana kaynakları Kur'ân ve Peygamberin (a.s.) sünnetidir. Tasavvuf, İslâm'ın gerek manevi ve gerekse ruhani boyutunun tabii bir tezahürü olarak çıkmış, tasavvufun merkezi ıstılah ve âdâbı Kur'ân ve sünnete dayandırılmıştır. Türk edebiyatında çok sayıda tasavvuf ehli ve bunların kaleme aldığı eserler mevcuttur. Tasavvuf şiiri ya da diğer adıyla tekke şiirinin miladı Türkler'in İslâmiyet'i kabulüdür. Tekke edebiyatında tasavvufî düşüncede şeriata bağlılık ve şiddet-nefret yerine müsamaha ve sevgi her daim ön planda tutulmuştur. Bu dönemde yazıan şiirlerin bir bölümü öğretici niteikteyken bir bölümü ise, tasavvuf heyecanıyla yazılmış, aşkın hainden ve coşkunluğundan haber veren halkın hoşlanığı tipte şiirlerdir. Öğretici ve uyarıcı tarzda yazılan esererde zühd ve takva büyük yer tutarken rindane ve âşıkane olan şiirlerde lirizm ön plana çıkmsktsdır. Sezai Karakoç başta şiir olmak üzere, edebiyatın pek çok alanında eserler vermiş, eserlerinde metafiziği ön plana çıkarmış bir şahsiyettir. Edebî kişiliğinin yanı sıra, Karakoç çağımızın sorunlarını ortaya koymaya çalışan, bunlar üzerinde tartışan, sorunların neden ve sonuçlarını tespit etmeyi kendisine amaç edinmiştir. Karakoç'un hayat felsefesi, tespit ettiği sorunlara çözüm bulmak ve bu çözümleri eserleri vasıtasıyla başta okuyucuları olmak üzere toplumla paylaşmaktır. Sezai Karakoç, eserlerini verirken çok geniş bir yelpazeden beslenmiştir. Karakoç eserlerinde, çileyi, umudu ve sabrı da katarak insanı, toplumu, Müslümanları ve İslâm toplumunun içine düştükleri olumsuzluklardan kurtarmanın yollarını aramıştır. Bu çalışmada, Sezai Karakoç'un Hızır'la Kırk Saat şiirinde geçen kavramların tasavvufî manaları ortaya konulmaya çalışılmış ve Sezai Karakoç'un şiirde kullandığı tasavvufî kavramlara yüklediği manalar, Mevlânâ ve Yûnus Emre'nin tasavvufî düşünceleri ile karşılaştırılmıştır. Çalışmada, tasavvuf ekseninde şiirde geçen Allah, Peygamber, Kur'ân-ı Kerîm, vahiy, velî, Hızır, miraç, hicret, mahşer günü-diriliş, vb. dinî-tasavvufî kavramlar belirlenmiş ve Karakoç'un kavramları kullanış biçimi ile kavramlara yüklediği manalar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca şiirde, doğrudan tasavvufî kavram olarak kullanılmayan, ancak semboller ve imgeler ile aktarılan tasavvuf eksenindeki kavramlar da belirlenerek incelenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Adduddaif Adnan Tortumi'nin te'lif ettiği Silsile Name-i Nakşibendi el Halidi el Müceddidi adlı eserin incelenmesi

    Erdal Avcı

    Bu çalışmada Adnan Tortûmî'nin Silsilenâme-i Nakşbendî El-Hâlidî El-Müceddidî adlı eserin çeviri yazılı metnine yer verilmiştir. Çeviri yazılı metinden önce faydalı olacağı düşüncesiyle tasavvuf, tasavvuf silsileleri, bazı kavramlar ve önemli şahıslar hakkında ana hatlarıyla malumat sunulmuştur. Bu çalışmada eserin çeviri yazılı metni verilirken temel çeviri teknikleri kullanılmıştır. Ayrıca şahıslar ve kavramlar hakkında bilgi verilirken temel dökümantasyon tarama ve analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bu bağlamda giriş bölümünde ve birinci bölümde dökümantasyon tarama yöntemi ile şahıslar ve kavramlar hakkında bilgi toplanarak, bilgiler analiz edilmiştir. İkinci bölümde ise akademik çeviri yöntemi ile eser titiz bir şekilde çeviri yapılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Tasavvuf literatüründe Etvâr-ı Seb'a ve Harîrîzâde'nin Fecru'l-Esmâ ve Subhu'l-Müsemmâ adlı risalesi,

    Furkan Ustakurt

    Harîrîzâde Muhammed Kemâleddin, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'da yaşamış ve kısa ömrüne rağmen geriye 40 civarında eser bırakmış velûd bir müelliftir. Câmi'u't-turuk bir şahsiyet olan Harîrîzâde, Halvetiyye tarîkatı üzerine terbiye görmüş ve irşad faaliyetini bu tarîkatın usûlü üzere gerçekleştirmiştir. Bütün bunların yanında kendisi üzerinde esas etki eden kişi olarak Muhammed Nûrû'l-Arabî zikredilebilir. Harîrîzâde, mürîdânın isteği ve onlara seyr u sülûk yolculuğunda yardımcı olmak niyetiyle Halvetiyye tarîkatının Cemâliyye ana kolunun Şâbâniyye alt kolunun Bekriyye alt şubesinin seyr u sülûk usûlü olan etvâr-ı seb'a ve bu usulde takip edilen esmâ-i seb'a'yı şerh edip sâliklere yol göstermiştir. Çalışmamızda, Harîrîzâde'nin hayatı, tasavvuftaki seyr u sülûk yöntemlerinden letâif-i hamse ve etvâr-ı seb'a hakkında bilgiler verilip, kütüphanelerde ulaşılabilen etvâr-ı seb'a ile ilgili eserlerin bilgilerine yer verilmiştir. Son olarak ise müellifin etvâr-ı seb'a konusunda kaleme aldığı Fecru'l-Esmâ ve Subhu'l-Müsemmâ adlı eserin tahlili yapılmış ve tenkitli neşri sunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Sultan Veled'in hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşleri

    Figen Poyraz

    Sultan Veled 13 ve 14. asırda yaşamış bir mutasavvıf şâirdir. Babası Anadolu'nun dört büyük kutbundan biri olan meşhûr Mevlânâ Celâleddin Rûmî'dir. O, başta babası Mevlânâ olmak üzere Seyyid Burhâneddin Muhakkık Tirmizî, Şemseddin Tebrîzî, Selâhahaddin Zerkûbî, Hüsâmeddîn Çelebi ve Bektemüroğlu Kerimüddin'den de tasavvufî terbiye görmüştür. Mevlânâ gibi aşk ve cezbe yolunu takip eden Sultan Veled, Mevlevîliği sistematize ederek bir tarîkat haline getirmiştir. Babasına olan derin sevgi ve bağlılığı, aynı zamanda teşkilatçı ve girişken yapıya sahip olması onun Mevlevîliği sistemleştirmesinde etkili olmuştur. O, aynı zamanda temkinli, mantıklı ve zamanın şartlarını gözeten bir Mevlevî büyüğüdür. Babasının mânâ mirasçısı olan Sultan Veled'in Dîvân, İbtidânâme, Rebâbnâme, İntihânâme ve Maârif adlı eserleri bulunmaktadır. Bu eserler Farsça'dan Türkçe'ye de tercüme edilmiştir. Çalışmamızda Sultan Veled'in eserleri çerçevesinde onun tasavvufî düşüncelerini anahatlarıyla ele alarak bu alanda var olan boşluğu doldurmak istedik. Onun tasavvufî düşüncelerini ise tarîkat mes'eleleri ile ilgili görüşleri, bazı tasavvufî hâllere dair görüşleri, din, ibâdet ve ahlâka dair bazı görüşleri şeklinde tasnif edip inceledik AnahtarKelimeler: Mevlânâ, Mevlevîlîk, Sultan Veled, Tasavvuf.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2016
    Hocazâde Muhammed Râsim Efendi'nin hayatı, eserleri ve Zübdetü't-Tarîka adlı eserinin tahkik ve tahlili

    Ahmet Vural

    XIX. yüzyılda yaşayan Hocazâde Muhammed Râsim Efendi, Osmanlı devletinin çeşitli vilayet ve kazalarındaki mahkemelerde başta kadılık olmak üzere farklı kademelerde görev yapmış bir hukukçu ve tasavvufî yönüyle de ön plana çıkmış bir zâttır. Görevinin yanı sıra ilmî faaliyetlerden geri kalmamış, İslâmî ilimlerin hemen her sahasında eserler telif etmiştir. Eserlerinin çoğu İstanbul Üniversitesi Nâdir Eserler Kütüphanesi'nde yazma halde mevcuttur. Giriş, dört bölüm ve ekler kısmından oluşan tezimizde Hocazâde Muhammed Râsim Efendi'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verdikten sonra Zübdetü't-Tarîka isimli risâlesini ele aldık. Çalışmamızın diğer bölümlerinde risâlenin tahkîk, tercüme ve tahlîli yapılarak Muhammed Râsim Efendi'nin tasavvufa dair görüşlerini ortaya koymayı hedefledik. Muhtevasında deverân, semâ, raks, cehrî zikir, tegannî, lahn ve râbıta gibi konular olan Zübdetü't-Tarîka, tasavvufun üzerinde asırlardır tartışıla gelen mevzularını içermesi açısından önemli bir eser hüviyetindedir. Nitekim bu mevzular, özellikle fukahâ ve sûfîleri karşı karşıya getirmiş, tarih boyunca en önemli tartışma konuları arasında yerini almıştır. Anahtar Kelimeler: Muhammed Râsim, Semâ, Deverân, Raks, Cehrî Zikir, Tegannî, Lahn, Râbıta.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2016
    Tasavvuf'ta feyz kavramı

    Abdullah Yılmaz

    Feyz kelimesi sözlükte akmak, taşmak ve bolluk gibi anlamları ifade eder. Tasavvuf terimi olarak ise daha çok kulun çabası olmaksızın kalbe gelen bilgi, manevî hâl anlamında kullanılmaktadır. Tecellî, vârid, ilham gibi kavramlar feyzle anlam benzerliği olan tasavvuf terimleridir.Feyzin asıl kaynağı Allah'tır. Peygamber ve mürşid ise Allah'tan gelen feyzin dağıtıcısı tâli kaynaklardır. Kalp temizliği, şeriate bağlılık, zikir, cemaatle bulunmak, kutlu zaman ve mekanları değerlendirmek ilâhî feyze vesile hususlardır. Peygamberden feyz alma ise sünnete ittiba, salavat okuma ve râbıta ile olmaktadır. Âdaba riayet, itaat ve hizmet, mürşidi kâmil bilme ve ona râbıta mürşidden feyz almanın vesileleridir. Çalışma ile elde edilemeyecek bilgiye sahip olma, kötü özelliklerden arınıp iyi özellikler kazanma feyzin neticelerindendir. Mutlak vücûd olan Allah'ın isim ve sıfatlarının belli mertebelerden geçerek görünen âlemde varlıkları zuhûra getirmesi de tasavvufta feyz ile ifade edilmiştir. Hakikati idrak edilemeyen zâtü'l-vücûd, ahadiyye hâlinde iken hiçbir taayyün göstermemiştir. Vücûdun ilk tecellîsi a'yân-ı sâbiteyi ortaya çıkaran feyz-i akdestir. Burada vâhidiyye halinde olan vücûd feyz-i mukaddes ile zâhir-i vücûd olup görünen âleme çıkar. Bu çıkış feyzle olduğu gibi bunun devamı da feyz iledir. Yaratılış süreci sûfîlerce bu şekilde açıklanmıştır ve bu felsefede bazen feyz diye de ifade edilen sudûrdan farklıdır. Kısaca tasavvufta feyz, hem varlıkların hem de -bununla bağlantılı olarak- bilgilerin Allah'tan tecellî yoluyla zuhûrunu ifade etmektedir.