Yazarlar

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Yapay zekâ tartışmalarına teolojik yaklaşım

    zeynep Şeren

    Hızla gelişen yapay zekâ teknolojisi insanın en yeni ve etkin başarısı olarak görülmektedir. Yapay zekâ hayatın her alanına nüfuz ederek birçok alanda ihtiyaca çözümler üretebilen yapısı yanında, insana ve onun inancına dair bir takım iddialara kaynaklık etmesi yönünden tartışılmaya muhtaç bir konu haline gelmiştir. Özellikle yapay zekâ teknolojilerini teolojik ve ontolojik boyutlarıyla Kelam ilmi perspektifinden inceleyen bu çalışma, yapay zekânın bilinç ve irade kazanımına dair iddialarını, insanın ontolojisi ve teklife muhatap olması çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca epistemolojik yeterliliği, transhümanizm gibi din karşıtı ideolojilerce tevhide aykırı şekillerde kullanılmak üzere desteklenmesi onu araçtan öte bir varlık olarak gösteren tartışmalar içerisine yerleştirmektedir. Yapay zeka çalışmalarına artan destek ve önem onu gelecekte daha bilinçli durumlar gösteren genel yapay zekâya ulaştıracağına dair kanaat oluşturmaktadır. Bu durum, Kelam ilminin konuya dair güncel ve dinamik argümanlar üretmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Kelam ilmi İslâm akaidi çerçevesinde dinin özüne sadık açıklamaları ve savunmaları ile insanı kulluk dairesinden çıkaracak itikadi iddiaların oluşturduğu sapmaları önlemektedir. Çalışma yapay zekânın itikadın temelini oluşturan tevhit ve ahirete dair sapmalara sebebiyet verebilecek iddiaları konu edinmektedir. Ölümsüzlük, dinin yerini teknolojinin alması, insanın yaratıcı olarak konumlanması bunlardan bir kaçıdır. İslâm kelamının ve yapay zekânın iddialarının karşılaştırılması için kavram açıklamalarına ve insan mahiyetine dair kaynak taraması yapılmıştır. Henüz kesin, açık bir açıklaması olmayan bilinç ve ruh gibi kavramların çalışılması yanında yapay zeka sistemlerindeki hızlı gelişmeler konu hakkındaki kanaati belirlemeyi zorlaştıran etmenler olmuştur. Buna rağmen yapay zekâyı tanımak, kelami argümanlarını tartışmak ve doğruluk değerlerini belirlemek açısından çalışma değerlidir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    İslam Kelâmında engellilik olgusu

    Zülkif Özer

    Engellilik insanlık tarihi boyunca değişik kültür, coğrafya ve toplumlarda muhtelif şekillerde bireysel ve toplumsal düzlemde genel anlamda haklar, sorumluluklar, özgürlükler ve imkânların kullanımları bağlamlarında değerlendirilmiş evrensel bir olgudur. İnsanı ilgilendirmesi ve dinin de konusunun insan olması nedenleriyle bu olgunun din ile ilişkilendirilmesi oldukça önemlidir. Çünkü insanı ilgilendiren her husus dinin konusu olmaktadır. Engelli bireyin ve yakınlarının anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştığı bu durumu kabul etmelerinde, engellilikle başa çıkmalarında ve olumlu benlik geliştirmelerinde başvurulabilecekleri referanslardan birisi de dindir. Bu çalışma, engellilik olgusunu Kelâmî ve Kur’ânî perspektifler çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. İnsanlık tarihi boyunca farklı şekillerde anlamlandırılan engellilik, yalnızca biyolojik ya da fiziksel bir durum olmanın ötesinde; bireyin kendisini, toplumu ve varlıkla olan ilişkisini doğrudan etkileyen çok boyutlu bir gerçekliktir. Bu nedenle engelliliğin doğru anlaşılması hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha adil ve kapsayıcı bir yaklaşımın geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Çalışmanın hareket noktası, engellilik olgusunun yalnızca modern bilimlerin sunduğu verilerle değil, aynı zamanda dinî ve özellikle Kelâmî bir perspektifle de ele alınması gerektiği düşüncesidir. Zira insanın varlık, irade, adalet ve sorumluluk gibi temel meseleleriyle doğrudan ilişkili olan engellilik, İslam düşüncesinde ilahî adalet, hikmet ve imtihan kavramları çerçevesinde anlam kazanmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Cumhuriyet Dönemi Türkiye'de Selefî hareketler

    Şeyma Gücer

    Selefîyye, İslam dininin asli hükümlerini kabul eden, Kitap ve Sünnet'te var olan hüküm ve ifadeleri te'vil etmeden benimseyen dinî bir akımdır. Bu zümre, Rasûlullah ve ashabının yolunu hadisler ışığında takip etmiştir. Ehl'i-Sünnet ve'l-Cemâat olarak tabir edilen bu zümrenin kökeni, hicrî ikinci asırda tâbiîn ile başlamıştır. Ehl'i-Sünnet düşüncesi, dört büyük fıkhi ekolden oluşmuştur. Bu fıkhi ekollerden biri olan Hanbeliyye, Ahmet b. Hanbel tarafından kurulmuştur. Selefîler kendilerini, Hanbelî mezhebinin devamı olarak görmüş ve Ahmet b. Hanbel'in görüşlerini benimsemiştir. Selefî düşünce, hicrî 12.yy.da İbn Teymiyye tarafından sistemleştirilmiştir. Selefîlik, tarih boyunca farklı dönemlerden geçerek yayılmış ve günümüzde Suudi Arabistan'ın resmî mezhebi haline gelmiştir. Selefî akide, İslam'ın ilk dönemlerine geri dönme arzusu taşımıştır. Bu dini akım, zaman içerisinde değişime uğrayarak sert bir tavırdan çağdaş bir anlayışa evrilmiştir. Türk tarihinde ilk olarak Osmanlı Devleti Dönemi'nde Selefîlik düşüncesinin tezahürü görülmüş, Osmanlı toprakları içerisinde Selefîliğin kolu olan Vehhâbîlik hareketine rastlanmıştır. Cumhuriyet Dönemi'ne gelindiğinde; Selefî zümreler tarafından kurulan cemiyet ve derneklere, önemli Selefî şahsiyetlerin eserlerinin çevirilerini yayımlayan yayın ve dergilere rastlanmıştır. Selefî düşünce sistemi Türkiye'de yıllar içerisinde taraf toplamış ve günümüze kadar farklı kişi, cemâat ve mecralar aracılığı ile temsil edilmiştir. Bu çalışmada Osmanlı döneminin son dönemlerinden itibaren başlayarak, Cumhuriyet döneminin başlangıcından günümüze kadar Türkiye'de varlığını sürdüren Selefî hareketlere yer verilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    İslâm düşünce tarihinde Bâtınîlik ve Gazzâlî'nin Bâtınîlik eleştirisi

    Ömer Özbay

    İslâm düşünce tarihi boyunca İslâm'ın temel öğreti ve akâidi dışında zaman zaman farklı düşünce yapıları da beraberinde gelmiştir. İslâm öncesi dönemde semâvî dinlerin öğretilerine karşılık farklı oluşumlar ve gruplaşmalar ortaya çıkmış, İslâm döneminde etkisini sürdürmüş ve taraftar bulmuşlardır. Bu oluşumlar temel itîkât anlayışından, nassın zâhiri anlamı dışında bâtınî bir anlamının da olduğunu ve bunun ancak masum imam şeklinde atfettikleri kişi ve kişilerin öğretileri yoluyla bilinebileceğini savunarak kendi gruplarına taraftar arayışına girmişlerdir. Bu epistemolojik anlayışta olan gruplara "Bâtınîler" şeklinde şemsiye bir isimlendirilme de yapılmıştır. Gazzâlî, kendi döneminde etkisini gösteren bâtınî grupları dönemin halifesinin emri gereğince inceleyip bâtınî oluşumlar ve bu oluşumların yöntem, amaç ve gayelerini ele almıştır. Geniş araştırma ve inceleme neticesinde Bâtınîlik hakkında eserler kaleme almış ve bâtınî oluşumlara karşı eleştirileri olmuştur. Çalışmamızda bâtınî grupların, İslâm öncesi ve sonrasında gerçekleştirdikleri faaliyetleri, temel öğretileri, inanç yapıları, şüpheye düşürme yoluyla nasıl taraftar kazandıkları ele alınarak Gazzâlî'nin bâtınî düşüncede olan mezheplere karşı yaptığı eleştirilere yer verilecektir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Teolojik açıdan beden mülkiyeti sorunu

    Sefa Şahin

    Günümüzde tıbbın ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte birçok yenilik ortaya çıkmış bu gelişmeler ile yenilikler birtakım soru ve sorunları da beraberinde getirmiştir. Söz konusu soru ve sorunlar din, etik, hukuk, ahlak gibi birçok farklı alana etki etmektedir. Ötenazi, intihar, kürtaj, genetik müdahaleler, organ nakli, estetik cerrahi, cinsiyet değiştirme gibi insan bedenine yönelik müdahale, teoloji, biyoetik ve ahlak bakımından tartışılmaktadır. Beden mülkiyeti Allah'a mı yoksa Allah'ın yarattığı ve cüz'i iradeyle donattığı insana mı aittir? İnsan bu beden üzerinde dilediği değişiklik ve müdahaleleri yapmakta özgür müdür? Bu değişiklik ve müdahaleler etik ve ahlaki midir? Bu soruların ortaya çıkmasında elbette tıbbın ve teknolojinin gelişmesinin yanında değişen dünya anlayışının etkisi de inkâr edilemez. Yaygınlaşan fikir akımlarının sosyal medya ve internet gibi yaygınlık alanlarının da genişlemesiyle daha büyük kitlelere daha hızlı bir şekilde yayılmaktadır. İnsanların yaptıkları işlerde din, kanun, etik, ahlak, toplum baskısı birtakım sınır çizici etmenler mevcuttur. Ancak insanlar çoğu zaman bu sınırları yaptıklarıyla zorlamaya hatta aşmaya çalışmaktadırlar. Bu sınır çizici etmenlerin birbiriyle karşı karşıya geldiği yahut din ve kültür farklılıklarından dolayı değişiklik gösterdiği durumlar bulunur. Biyoetik değerlerle dini değerler bazı durumlarda çatışabilmektedir. Çalışmamızda beden mülkiyeti sorununa teolojik açıdan yaklaşılarak insanın özgürlüğü ve biyoetik bağlamında değinilip mezkûr sorulara cevap verilmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kelam, Beden, Mülkiyet, Biyoetik, Özgürlük

  • Doktora TeziAçık Erişim2023
    Psikonsal töz olarak ruh ve bedenle ilişkisi

    Samet Yahya Bal

    Modern bilim ve genetikteki birtakım gelişmeler ruha atfedilen bazı özelliklere ortak oluşuyla dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu durum genler ve davranışlar arasında insan psikolojisi ve ruhu açısından nasıl bir ilişkinin olduğu meselesini gündeme getirmiştir. Çalışma ruhun ıstılahi anlamdaki tanımlarından yola çıkarak, günümüz genetik bilimi ve belirli gen karakterleri ve özellikleri bağlamında ruhun bedenle (genlerle) olan ilişkisini incelenmiştir. Bu amaçla da çalışmada ruh-beden ilişkisi, ruha yüklenen manalar ve davranış karakterleri gibi insan fiillerinin genlerden ve ruhtan nasıl etkilendiği ve nasıl bir etkileşim içinde oldukları tespit edilmeye çalışılmıştır. Ruh kavramı birçok ilmi disiplin tarafından farklı yönleriyle ele alınıp tanımlanmıştır. Çalışma bu farklı yönleri değerlendirme çabası içerisinde olmakla beraber kelami olarak kuşatıcı bir ruh tanımını da hedeflemektedir. Bu kuşatıcı ruh tanımının kabulüyle birlikte birçok ilmi disiplinin şehadeti ve gözlemleriyle desteklenen hem kapsamlı hem de özel olan bir ruh anlayışı modeli de ortaya konulmuştur. Bu model ruhun bedenle etkileşim içinde bulunan bir varlık ve maddi bir gerçeklik olduğu iddiasını da içinde barındırmaktadır. Elbette bu sadece birçok ilmi disiplinden yararlanma çabası içinde ileri sürülen bir modeldir. Çalışmada "psikonsal tözsel ruhsal gerçeklik" şeklinde ifade edilen bu modelin etkileşimli ruh-beden ılımlı düalizm görüşüne daha yakın olduğu söylenebilir. Çalışma, ruhun mahiyetine dair kesin bir durum tespiti ve son nokta koymak iddiasında değildir. Nihai hedef insanın ruh, bilinç ve irade sahibi yaratıcısına ve topluma karşı sorumlu olan, genlerinin ya da çevresinin esiri, otomat bir varlık olmadığını birçok ilmi disiplinden yararlanarak vurgulanmaktır. Ayrıca ruhsal cevherin insanın bedeni ve davranışları üzerinde etkisi olan ilahi (metafizik) bir değere sahip olduğu da dile getirilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Muhammed Ferid Vecdî'de nübüvvetin bilimsel temellendirilmesi

    Yakup Çalışkan

    Muhammed Ferid Vecdî, XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başlarında yaşamış Mısırlı bir ilim adamıdır. Gerek dini, gerekse de beşeri alanda çalışmaları bulunan Vecdî, Tefsir, Kelam, Felsefe ve Edebi alanlarda pek çok eser telif etmiştir. Bununla beraber hacimli bir ansiklopedik esere de sahiptir. Dolayısıyla Vecdî'nin pek çok alanda donanımlı bir ilim adamı olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca önemli bir edebi kişiliğe sahip olan Vecdî, el-Ezher dergisinde pek çok yazı kaleme almıştır. Bu Çalışmamızda Ferid Vecdî'yi ele almamızdaki neden, fikirlerinin pek çok âlimden farklı olmasıdır. Zira onun düşüncelerinin temelinde Batı'da aldığı eğitim yatmaktadır. O Batı'da elde ettiği düşünceleri İslâmî kimliğe aykırı olmayacak şekilde öne sürmeye çalışmıştır. Konu olarak nübüvveti seçmemizdeki amaç; son dönem âlimlerinden olan Vecdî'nin nübüvvet konusuna ne gibi yenilikler kattığını ortaya koymaktır. Çünkü Vecdî de "Yeni İlm-i Kelâm" anlayışını savunan âlimlerden birisidir. Müellifimizin bu konuda bilimsel temellendirmeye gitmesindeki neden ise aklın bu gibi konuları daha kolay bir şekilde kabul etmesini sağlamasıdır. Son olarak bu çalışmayı nesnel bir bakış açısıyla ele almaya gayret ettik. Ferid Vecdî'nin nübüvvet konusu özelindeki görüşlerinin tutarlı olup olmadığını ortaya koymaya çalıştık.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Alevilik ve Bektaşilikte nübüvvet-velayet ilişkisi

    Rauf Yıldız

    Orta-Asya'da konar göçer olarak yaşayan Türkler, gök tanrı denilen tek tanrı inancına mensuplardı. Arapların da tek Allah'a inanmaları, Abbasi yönetimimin ılımlı İslam politikaları, Talas Savaşı'nda Türklerin Çin hükümdarlığına karşı Araplardan yardım istemesi üzerine, Arapların Türklerin yanında yer almaları ve bununla beraber Türklerin Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi ile tanışmaları, Türklerin İslam dinini benimsemelerini kolaylaştırmıştır. Fakat İslam'ı tamamen benimseyip hemen Müslüman oldukları söylenemez. Uzun zaman içerisinde kurulan olumlu ilişkiler, İslam dininin yavaş yavaş kırsal kesimlere yayılması, Türklerin tasavvuf ile tanışmaları İslam dinini benimsemelerini hızlandırmıştır. Çağlar boyunca belirli bir kültür ve yaşam formlarına göre yaşayan daha sonra çeşitli sebeplerle başka kültürlerden etkilenerek o kültürlere evrilen toplumlar çeşitli aşamalar kaydetmişlerdir. Yapmış oldukları bu geçişlerin uzun süre olmasına rağmen önceki kültürlerine olan bağlılıklarını kaybetmemişlerdir. Önceki kültürlerine ait birtakım öğeleri olduğu gibi benimsemişler, geri kalanları da geçiş yapmış oldukları kültüre uyarlamışlardır. Bu da bilinen bir sosyolojik olgudur. Bu olgu Türk toplulukları için de geçerli olmuştur. Bu çalışmada, Alevilik ve Bektaşilik düşünce sisteminin tarihi arka planı ve inanç kuramlarıyla Nübüvvet-Velayet ilişkisi, literatür taraması yapılarak anlaşılmaya çalışıldı. Çalışmada dört ana felsefeye sahip kaynaktan bu tarihsel tespit yapılmaya çalışıldı. Birinci kaynak grubu; bizzat Alevi ve Bektaşi düşünce geleneğinin literatürü olarak kabul edilen, Menakıbname, Velayetname, Buyruk, Yedi Büyük Ozan'ın nefesleri ve Alevilerce meşhur olmuş aşıkların nefesleri esas alındı. İkinci kaynak grubu ise, Sünni İslam inanışına mensup gerek ilahiyatçı akademisyenler gerekse bu alanda geçmiş tarihlerde Sünnilerin Alevi ve Bektaşi düşüncesine bakmış oldukları perspektiflere bakılarak araştırıldı. Üçüncü kaynak grubu, batılı araştırmacılar olan Oryantalist grubunun Alevilik ve Bektaşilik düşünce geleneğinin üzerine yaptıkları objektif kaynaklar esas alındı. Dördüncü kaynak grubu ise Alevi ve Bektaşi düşüncesini en çok etkileyen Tasavvuf literatürünün kaynakları esas alındı. Bu çalışmanın amacı, Hz. Ali'nin tarihi ve menkıbevi şahsiyeti etrafında oluşan düşünce yapılarından biri olan Alevi ve Bektaşi geleneğinin, genelde tarihi arka planı özelde ise bu düşünce yapısının Nübüvvet makamına yüklemiş olduğu anlamı tespit etmektir. Velayet teorisiyle Nübüvvet inancı arasındaki ilişkinin devamlılık mı yoksa yerine kullanılabilecek bir alternatif mi olduğunu ortaya koymaktır. Çalışmanın kapsamı şifahi kültürden günümüze kadar teşekkül etmiş Alevilik ve Bektaşilik geleneği için önemli olan gerek yazma eserler gerekse son dönemde yaşamış ve yaşamaya devam eden Alevi ve Bektaşi geleneği mensuplarının eserleri çerçevesindedir. Farklı kesimlerden ve mensubiyetlerden dışarıdan bir göz olarak bakmak için de yine aynı şekilde bu gelenekten olmayıp bu alan üzerine yapılan çalışmalar da dikkate alındı. Anahtar Kelimeler: Kelam, Alevilik, Bektaşilik, Nübüvvet, Velayet

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Çerkeşîzâde Mehmet Tevfîk Efendi ve Akaid risaleleri

    Aynur Atar

    Çerkeşîzâde Mehmet Tevfîk Efendi XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde yaşamış önemli bir ilim adamıdır. Hem dini hem de beşeri ilimlerde çalışmalar yapan Çerkeşîzâde, Kelam, Felsefe, Arap Dili gibi pek çok alanda eser yazmıştır. Dolayısıyla Çerkeşîzâde'nin çok yönlü ve farklı dallarda yetkin bir ilim adamı olduğu söylenebilir. Ayrıca önemli bir devlet adamı olan Çerkeşîzâde hayatının çeşitli dönemlerinde pek çok devlet görevinde bulunmuştur. Çalışmamız Çerkeşîzâde'nin Osmanlı Türkçesi ile kaleme aldığı Miftâhu'l Akâid, el İtkân fî Tahkîki'l- İmân ve Meziyyet-i İslâmiyye adlı risalelerinde yer verdiği İslam inanç esasları ile ilgili görüşlerini ihtiva etmektedir. Bu bağlamda onun itikadi görüşleri ve yorumları sistematik bir şekilde incelenmektedir. Ayrıca söz konusu dönemde Çerkeşîzâde'nin Kelam ilmine yapmış olduğu katkılara değinilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    4-6 yaş grubu çocukların inanç esaslarını algılayış biçimleri

    Nuran Çelik

    Günlük yaşam düzeninden manevi huzura kadar birçok konuda bireye fayda sağlayan inanma duygusu doğuştan başlar. Çocukluk dönemi kişiliğin şekillendiği ve ilerideki yaşamına yönelik birçok davranış kalıbını öğrendiği önemli bir gelişimsel basamaktır. Fıtratının gereği inanma duygusu kendisinde var olan çocuk yeterli düzeyde dini ve değerler eğitimi alamazsa ileride oluşturacağı kişiliği sağlam bir şekilde oluşmaz. İstenilen düzeyde inanç gelişiminin oluşması ancak olumlu ve bilimsel temellere dayalı bir dini eğitimle gerçekleşir. 4 yaşında dini duyguları gelişmeye başlayan çocuğun 6 yaşına kadar ifadeleri somut olsa da çevresinin de etkisiyle Allah tasavvuru başta olmak üzere soyut içeriği olan iman esasları zihnini meşgul etmektedir. Çocukların büyürken kültürel ve tecrübelere dayalı öğrenecekleri dini bilgiler ilerleyen yaşamlarında zihinlerinde doldurulamayan boşluk ve yaşamlarında eksiklik olma ihtimalini doğuracaktır. Gelişim dönemleri göz önünde bulundurularak çocuğa verilecek din eğitimi onun zihin ve duygu dünyasına olumlu katkılar sağlayacaktır. Bireyin doğumundan ölümüne kadar hayatında var olan inanç esasları Kelamın ana konusunu oluşturmasından dolayı tezde inanç esasları hakkında kısa bilgiler verilmiş, araştırmaya konu olan 4, 5, ve 6 yaş grubu çocukların genel gelişim özelliklerine ve dini gelişimlerine detaylı bir biçimde yer verilmiştir. İman esaslarını yaşamlarında ve zihinlerinde nasıl tasavvur ettikleri tespit edilmeye çalışılan 50 çocuğa Allah ve Peygamber tasavvuru başta olmak üzere İslam dini, dua, melek, Kur'an-ı Kerim, ölüm, cennet kavramları üzerine açık uçlu sorular yöneltilmiş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Muhammed bin Mustafa Akkirmânî ve itikâdî görüşleri

    Mustafa Bal

    Muhammed b. Mustafa Akkirmânî, XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde yaşamış önemli bir ilim adamıdır. Hem dinî hem de beşerî ilimlerde çalışmalar yapan Akkirmânî, Kelam, Felsefe, Mantık, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Arap dili gibi pek çok alanda eser yazmıştır. Dolayısıyla Akkirmânî'nin çok yönlü ve farklı dallarda yetkin bir ilim adamı olduğu söylenebilir. Ayrıca önemli bir devlet adamı olan Akkirmânî, hayatının çeşitli dönemlerinde İzmir ve Mısır'da kadı olarak çalışmıştır. 1760 yılında Mekke'nin başkadısı iken vefat etmiştir. Bu çalışma, Akkirmânî'nin kelam ilmi ve İslam inanç esasları ile ilgili görüşlerini ihtiva etmektedir. Bu bağlamda O'nun itikâdî görüşleri ve özgün yorumları sistematik bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca söz konusu dönemde Akkirmânî'nin kelam ilmine yapmış olduğu katkılara yoğunlaşılmıştır. Çalışmada nitel araştırma metotlarından yararlanılmış olup bilgi toplama tekniği olarak doküman tarama ve muhteva analizi yapılmıştır. Bu yöntemle hazırlanan çalışma, XVIII. yüzyıl Osmanlı kelam düşüncesi hakkında önemli ipuçları vermektedir.