Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Azerbaycan- İran ilişkilerinin realpolitik perspektiften analizi

    Shahrıyar Hasanov

    Uluslararası ilişkiler sisteminde devletler, ulusal çıkarlarını korumak için çeşitli yöntem ve araçlara başvururlar. Bu çeşitli yöntem ve araçlardan etkili olanlardan biri realpolitiktir. Bir devletin hedefine ulaşması için oldukça önemli olan realpolitik, bir dış politika taktiğidir. Realpolitikte siyaset ideolojik veya ahlaki değildir, öncelikle pratik düşüncelere dayanır. Realpolitik kavramı ilk kez 19. yüzyılda Almanya’da kullanılmış olsa da bu kavramın kökleri çok eskilere dayanmakta ve günümüzde bile bu kavram dış politikada aktif olarak kullanılmaktadır. Yani realpolitik, uluslararası ilişkilerde ahlaki ve ideolojik kaygıları dışlayarak, devletlerin dış politikasını yalnızca somut devlet çıkarı, güç ve güvenlik dinamikleri üzerine kuran pragmatik bir yaklaşımdır. Kararlar, kültürel veya dini boyutlardan bağımsız olarak, bölgesel güç dengesi ve algılanan tehditler temelinde alınır. Bu tezde incelenen Azerbaycan-İran ilişkileri, her iki devlette de Şii çoğunluğun bulunmasına ve köklü bir kültürel geçmişe sahip olmalarına karşın, realpolitikin yarattığı çelişkinin çarpıcı bir örneğini teşkil etmektedir. Çalışmada, Azerbaycan’ın Türkiye ve İsrail ile kurduğu yakın ittifak sisteminin İran’ın bölgesel güvenlik endişeleri üzerindeki etkisi yer almaktadır. Tezde, İkinci Karabağ Savaşı sonrasında değişen bölgesel statüko ile Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmesinin ardından gündeme gelen Zengezur Koridoru projesi ele alınmaktadır. Bu projenin İran’ın kuzey sınırındaki jeopolitik kaygılarını artırmasıyla birlikte yükselen diplomatik gerilimin, rasyonel çıkarlar temelinde yeni bir boyuta taşınma süreci de incelenmiştir. Yani tezin yazılmasındaki temel amaç, realpolitikin ne olduğunu açıklamak ve realpolitikin dünya siyaset arenasında çok önemli bir dış politika taktiği olduğuna işaret etmektir. Ayrıca bu tezde Azerbaycan ile İran arasındaki devletlerarası gerilimin realpolitik yoluyla nasıl yatıştığı, Azerbaycan'ın İran'a ve İran'ın ise Azerbaycan'a realpolitik açıdan nasıl yaklaştığı analiz edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Bohemyalı seyyah Dr. Jakob Eduard Polak’ın seyahatnamesi ışığında 19. yüzyılda Kaçar Hanedanlığı’nda hastalıklar ve tedavi yöntemleri

    İrem Gülay Demir

    Sağlık, insanlık tarihi boyunca öncelik verilen en temel konulardan biri olmuştur. Çeşitli toplumlar, antik çağlardan günümüze dek insan bedeninin işleyişi, hastalıkların kökeni ve tedaviye ulaşma yolları hakkında araştırmaya ve yöntemlerini geliştirmeye devam etmiştir. Bu süreçte toplumlar, farklı kültürlerle etkileşim kurarak birbirlerinin bilgi birikiminden yararlanmış, gerektiğinde bu birikimleri uyarlamış ve tamamlamıştır. Bu yönüyle sağlık tarihi, bir toplumun yalnızca hastalıklarla nasıl mücadele ettiğini değil, aynı zamanda diğer medeniyetlerle kurduğu ilişkileri anlamamıza imkân tanıyan önemli bir araştırma alanıdır. Tarihsel süreç içerisinde özellikle 19. yüzyıl dünya üzerinde birçok hastalığa dair gerçek sebeplerin keşfedildiği, geleneksel yöntemler ile modern tıbbın karşılaştığı ve bazen de çatıştığı bir gelişim dönemini temsil etmesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Bu çalışmada, tıp tarihi adına önemli bir coğrafya olan İran toprakları üzerinde hüküm süren Kaçar Hanedanlığı’nda görülen hastalıklar ve dönemin tıp pratikleri ele alınmaktadır. Bu bağlamda geleneksel yöntemler ve İran’a 19. yüzyılda çeşitli görevlerle gelen Avrupalı doktorların tanıttığı modern tıp girişimlerinin karşılaşma süreci incelenmiştir. Çalışmanın ana hatları ve içeriği İran Darü’l-Fünûn’unda eğitim vermek üzere hanedanlık topraklarına gelen Bohemyalı Doktor Jakob Eduard Polak’ın İran’da yaşadığı yıllar boyunca yaptığı gözlemlerine dair kaleme aldığı seyahatnamesi ışığında belirlenmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Relationship between Quality of Life and Suicide Risk in Iranian Cancer Patients: The Mediating Role of Religious Coping

    Karimi, Amirreza; Mazhari, Seyed Amirhossein; Mohammadi, Elnaz Malek; Güngör, Sunay; Kalantari, Soheyla; Taebi, Mozhgan; Hamidi, Fatemeh; Farhadi, Bahar

    Objective: Cancer patients often experience significant declines in quality of life (QoL), which can elevate suicide risk. In culturally religious societies like Iran, religious coping may serve as a critical buffer against such adverse outcomes. This study examined the relationship between QoL and suicide risk among Iranian cancer patients, with a focus on the mediating role of religious coping. Method: A purposive sample of 350 cancer patients from Tehran was analyzed using validated measures of QoL (EORTC QLQ-C30), suicide risk (Beck Scale for Suicide Ideation), and religious coping (Brief RCOPE-14). Data were analyzed using SPSS v26 and the PROCESS macro v4.0. Results: Bivariate correlations revealed that lower QoL was strongly associated with higher suicide risk (r = -0.62, p < 0.001), while positive religious coping correlated with better QoL (r = 0.48, p < 0.001) and reduced suicide risk (r = -0.41, p < 0.001). Mediation analyses demonstrated that positive religious coping significantly attenuated the QoL-suicide risk relationship (indirect β = -0.09, 95% CI [-0.15, -0.04]), accounting for 17% of the total effect. Negative religious coping, though less prevalent, also mediated this relationship but to a lesser extent (indirect β = -0.03, 95% CI [-0.05, -0.01]). Subgroup analyses indicated that the protective effect of positive religious coping was stronger in advancedstage patients. Conclusion: These findings underscore the importance of integrating spiritual care into oncology settings in Iran, leveraging faith-based resources to enhance resilience and reduce suicide risk. Future research should explore longitudinal and culturally tailored interventions to further elucidate the role of religious coping in cancer survivorship.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2025
    A Comprehensive Assessment for the Aftershock Sequence of August 11, 2012 Varzaghan-Ahar Doublet Mainshocks, NW Iran

    Öztürk, Serkan; Yaghmaei-Sabegh, Saman

    In this study, an evaluation of regional, temporal and magnitude properties of the August 11, 2012 Varzaghan-Ahar aftershock sequence was performed based on the different variables such as the Gutenberg-Richter b-value, the Modified Omori p-value, fractal dimension Dc-value and the maximum aftershock magnitude Mamax value which commonly used to describe aftershock behaviors. b-value was computed as 0.73 ± 0.03 for the study area where catalog has a completeness magnitude Mc = 2.0. This b-value is relatively small from typical b≈1 and it can be due to the abundance of aftershocks larger than Mw = 4 in the region. Structural heterogeneity of the seismic source along with the compressive stress situation of the aftershock area could be another reason for this finding as well. p-value was estimated as 1.00 ± 0.03 where c-value took 0.342 ± 0.106 according to the analysis which shows that the number of aftershocks of the Varzaghan-Ahar mainshock shows a relatively fast decrease. Dc-value was computed as 1.84 ± 0.07. This large value indicates homogeneously distributed aftershocks and more clustering in smaller areas or larger scales. As a result, the smallest b-values (< 0.7) and Mamax values larger than 5.0 were obtained around the mainshock. In addition, the biggest p-values (> 1.2) were found in and around the mainshock including Varzaghan. The areas having the biggest p-value and the lowest b-value have great coseismic deformation and stress, respectively. Hence, we can say that coseismic deformation and stress distributions are very effective on the b- and p-value changes. Thus, particular attention on assessing the aftershock hazard may be directed on the understanding of these spatio-temporal aftershock variables.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    İranlı kadınların gözünden Türk kadınlarının siyasi ve sosyal konumunun değerlendirilmesi

    Büşra Nur Demir

    Çalışmada, hem Türk kadınlarının geçmişten bugüne kazanılmış hakları saptanmakta hem de kadınların bu haklardan ne oranda faydalanabildiğine değinilmektedir. Yapılan bu çalışma ile Türkiye'de yaşayan İranlı kadınların, Türk kadınlarının siyasi ve sosyal konumlarını nasıl değerlendirdiğini ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın bir diğer amacı ise toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının Türk kadınlarındaki yansımasını tespit edebilmektir. Çalışmada, Türkiye'de en az 2 yıldır ikamet eden, Türkiye ve İran gündemini takip eden, en az lise mezunu 20 İranlı kadın katılımcı ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden elde edilen veriler kullanılmıştır. Çalışmada, Türk kadınlarının sosyal ve siyasal haklarının İran'a göre daha fazla olduğu (özellikle medeni kanun konusunda), bu hakların kullanımında yaşanan sorunların benzer olduğu (ataerkil kültür yapısı) sonucu ortaya çıkmıştır. Bu çalışmadan çıkan bir diğer sonuç ise İranlı kadınların gözünde, Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığıdır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Türkiye'nin İran'daki kamu diplomasisi faaliyetleri

    İclal Fırat

    Kesin bir tanıma ve somut ölçümlere dayanmayan güç kavramı, siyasal ilişkilerin ilk başladığı dönemlere kadar uzanmaktadır. Zamanla devletlerin ortaya çıkması ve devletlerarası ilişkilerin artması ile kavram önemini arttırmıştır. Yüzyıllar boyunca askeri ve ekonomik kapasite olarak algılanan güç kavramı, son dönemlerde cezbetme kabiliyeti ile kendisine yeni bir değer katarak varlığını devam ettirmektedir. Uluslararası ilişkiler literatürüne 1990 yılında Joseph Nye tarafından kazandırılan yumuşak güç kavramı, küreselleşme ile artan uluslararası iletişimle gücün kaynaklarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu doğrultuda ise devletler, doğru ve kaynağı belli olan bilgiler ile kamuoyunu yönlendirme ve ikna etme düşüncesi ile kamu diplomasisi faaliyetleri yürütmeye başlamıştır. Hazırlanan tez ile son dönemlerde dünyada ve Türkiye'de değişen dış politika anlayışı doğrultusunda öne çıkan yumuşak güç kavramının kaynakları bağlamında Türkiye'nin İran'daki kamu diplomasisi faaliyetleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, Türkiye'de yapılan akademik çalışmalar arasında Türkiye'nin İran özelinde yapmış olduğu kamu diplomasisi faaliyetlerinin ilk kez çeşitli alanlarla birlikte değerlendirilmesi açısından önem arz etmektedir. Tez çalışmasında öncelikle güç, yumuşak güç ve kamu diplomasisi kavramları açıklanmıştır. Devamında Türkiye'nin dünyada uygulandığı kamu diplomasisi faaliyetleri ve bu doğrultuda faaliyet gösteren kurumları ele alınmıştır. Son olarak yumuşak güç kaynakları bağlamında Türkiye'nin İran'daki muhtemel etkisi yorumlanarak yürüttüğü faaliyetler ele alınmıştır. Çalışmanın cevap aradığı sorular şunlardır; Yumuşak güç kaynakları bağlamında Türkiye'nin İran üzerindeki muhtemel etkileri nelerdir? Türkiye İran'da hangi kamu diplomasisi faaliyetlerini uygulamaktadır? Uygulanan kamu diplomasisi faaliyetlerini sınırlandıran unsurlar nelerdir? Anahtar Kelimeler: Güç, İran, Kamu diplomasisi, Yumuşak güç