Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Doğa durumundan sivil topluma Rousseau'da özgürlük sorunu
Gamze Karaçavuş
Jean-Jacques Rousseau, siyaset ve toplum felsefesini bir sözleşme fikri üzerinden temellendirirken, insanın gerçek doğasını kavrayabilmek için sivil toplum öncesine, yani doğa durumu tasarımına başvurmuştur. Ona göre, doğa durumunda insan özgür ve eşittir; kendi kendine yeten, doğanın sunduklarıyla yetinebilen, korku ve kaygıdan uzak bir varlıktır. Doğuştan eşit olan insanlar, bu eşitlik sayesinde merhametli olup birbirleriyle mücadele etmemektedir. Rousseau, insanı doğal olarak iyi bir varlık olarak görür ve sözleşme öncesindeki doğa durumunu, bireyin kendi varlığını korurken başkalarına en az zarar verdiği, barışa ve insan türünün varlığına en uygun koşullara sahip bir dönem olarak tanımlar. Ancak, özgür ve eşit doğan insanı bencil ve kötü bir varlığa dönüştüren şey, toplumun kendisidir. Rousseau'nun ifadesiyle, "Her şey Tanrı'nın elinden çıktığında iyidir, insanoğlunun elinde bozulur." Toplumu insanın yarattığı bir yapı olarak gören Rousseau, Hobbes'un doğal insan için betimlediği açgözlülük ve bencillik gibi eğilimlerin doğa durumundaki insanı değil, uygar insanı nitelediğini savunur. Doğa durumuna ilişkin optimist bir bakış açısına sahip olan Rousseau, doğa haline dönüşün artık mümkün olmadığı bir dünyada, toplum sözleşmesi yoluyla bireyin doğal haklarını koruma ve güvence altına alma arayışını dile getirir. Bu bağlamda, Rousseau'nun 'özgürlük ideali', bireyin doğuştan sahip olduğu özgürlüğün, toplum içinde adil ve ortak iradeye dayalı bir düzen çerçevesinde yeniden inşasını öngörür. Bu çalışmada, doğa durumuna geri dönemeyen insanın, Rousseau'nun düşüncesinde nasıl yeniden özgür bir varlığa dönüşebileceği ele alınacaktır.
