Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Otoriter sistemlerden çıkış modelleri çerçevesinde Türkiye'de demokrasiye geçiş

    Bilal Şahin

    Demokrasiye geçiş teorileri, otoriter sistemlerin çok partili demokratik bir sisteme dönüşüm sürecine odaklanmaktadır. Doğaları gereği baskıcı ve genellikle tek partili sistemler olan otoriter rejimler, karşılıklı etkileşim içerisindeki iç ve dış politik gelişmelerle birlikte köklü değişimlere uğrayabilmektedir. Bu noktada rejimlerin yöneticileri demokratik bir yönetime geçiş kararı verebilir veya vermek zorunda kalabilir. Siyasal bilimler alanında geçiş teorileri veya transitoloji kavramı altında incelenmeye başlayan geçiş süreci; genellikle reform, kopma ve sözleşme olmak üzere üç temel model ile açıklanmaktadır. Türkiye'de otoriter tek parti yönetimi 1945 yılına kadar sürmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrasında siyasal konjonktürün etkisi ve paralelinde iç politikadaki baskı sebebiyle demokrasiye geçiş kararı verilmiştir. Geçiş sürecini tek modelle açıklamak mümkün değildir. İki aşamalı bir model uygulanmıştır. Reform modeli ile başlanmıştır. Ancak 1946 yılındaki tartışmalı seçimler ve ardından gelen bir dizi antidemokratik uygulama, partiler arasında siyasi gerginliğe dönüşmüş ve bu model tıkanma noktasına gelmiştir. Siyasi gerilim, her an bir geri dönüş ihtimalini veya sert bir kopuşu gündeme getirebilirdi. Rejimin en güçlü aktörü Cumhurbaşkanı İnönü'nün partiler arasında hakem rolü üstlenmiştir. Bu bağlamda kaleme aldığı 12 Temmuz Beyannamesi ile sözleşme modeli aşamasına geçilmiştir. Beyanname, bu tıkanıklığın aşılmasında geçiş sürecinin mührü, demokratik sistemin devamlılığının senedi olmuştur. Uzlaşma, her iki taraf için de diyet ödenmesini gerekecektir. Bu ödeme, iktidar ve muhalefet içerisindeki aykırı seslerin karşılıklı olarak susturulması ve ayıklanması şeklinde gerçekleşmiştir. Tasfiyelerle birlikte geçiş süreci daha sağlıklı ilerlemiştir. Ayrıca geçişin konsolide etmek amaçlı düzenlemeler için de uygun ortam sağlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Kadın milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki faaliyetleri (1946-1960)

    Ayşe Gümüştekin

    Türk kadını, demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olan siyasal temsil hakkına, dünyada demokratik rejimle yönetilen pek çok devletten önce erişme fırsatına erişmiş, 1935 yılından itibaren kadın milletvekilleri TBMM'de görev almıştır. Demokrasinin vazgeçilmez diğer bir unsuru da çok sesliliktir. Türkiye'de çok partili hayata geçişin başlangıcı olarak kabul edilen 1946 yılından 1960 ihtilaline kadar geçen 14 yıllık dönem; Türk siyasal hayatı için oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bu döneme ilişkin günümüze değin onlarca kitap, tez ve makale yazılmış ayrıca çok sayıda sempozyum ve kongre düzenlenmiştir. İşte bahse konu bu dönemde TBMM'de görev alan kadın milletvekillerinin meclis faaliyetleri çalışma konusu olarak yeterince açıklığa kavuşturulmamıştır. Yapmış olduğumuz bu tez çalışması ile şimdiye kadar yapılan çalışmalardan farklı olarak; kadın milletvekillerinin meclis kürsüsünden yapmış oldukları konuşmaları analiz etmek ve konuşmalarının dikkat çeken bölümlerine atıfta bulunmak suretiyle değerlendirme yapılmıştır. Kadın vekillerin en çok milli eğitim, aile-kadın-çocuk, adalet ve sağlık konularında söz aldıklarını, siyasi temsil arenasındaki etkinlikleri ile ülke sorunlarının çözümüne ve ülkenin nasıl gelişeceğine dair getirdikleri yaklaşımlarla toplumsal hayata yön verdiklerini görmekteyiz. Yüksek eğitim düzeyine sahip, çoğu yabancı dil bilen 1946-1960 dönemi kadın milletvekillerinin yapmış oldukları çalışmalar ile kendi dönemlerinde seslerini duyurmuş, bunu yaparken; milletvekili olmanın getirdiği sorumlulukları, aldıkları eğitim, meslekleri ve annelik-kadınlık kimliklerini yoğurarak, konulara getirmiş oldukları farklı yaklaşımlar sayesinde mecliste varlıklarını hissettirmişlerdir.