Yazarlar
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Hz. İbrâhim dönemi elçilerinde evlat-ebeveyn ilişkisi
Yunus Emre Bülbül
Bu çalışma, Hz. İbrâhim Dönemi Elçilerinde Evlat-Ebeveyn ilişkisini ele almıştır. Çalışma iki bölümden oluşturulmuştur. Birinci bölümde konuyla ilgili elçilerin aile fertleriyle yaşadıkları olaylar kısaca anlatılmıştır. Bu dönemde Hz. İbrâhim'in çevresinde birçok elçinin bulunduğu görülmüştür. Onların hayatları, kıssaları ve Kur'ân'da anlatılan durumlarına kısaca ve kronolojik olarak temas edilmiştir. İkinci bölümün ilk kısmında bu dönemdeki resullerin elçiler olarak ve babalar-eşleri olarak evlatlarıyla yaşadıkları olaylar anne-baba ve çocuk ilişkileri kapsamında incelenmiştir. Bu açıdan Kur'ân'da Hz. İbrâhim, Hz. Lût, Hz. İsmâil, Hz. İshâk, Hz. Yakûb ve Hz. Yûsuf kıssaları baba-anneler olarak çocuklarıyla münasebetleri irdelenmiştir. Yine ikinci bölümün ikinci kısmında ise evlatların, yani elçilerin çocuklarının anne ve babalarına yani elçi olan babalarına karşı davranışları ele alınmıştır. Aile fertleri arasındaki ilişkiler ele alınırken özellikle evlatların anne ve babayla olan münasebetlerindeki örnek oluşturacak münasebetlere temas edilmiştir. Bir başka temas edilen nokta ise anne ve babanın evlatlarıyla olan ilişkilerinde olmuştur. Bu bağlamda nebilerin aile bireyleri ile ilişkilerinde örnek birer şahsiyet oldukları vurgulanmıştır. Ayrıca burada incelenen aile içerisindeki ilişki biçimlerinin, geçmişten günümüze kadar her topluma hitap edebilecek özellikte oluşlarına dikkat çekilmiştir. Bu açıdan özellikle müslüman aile bireyleri için elçilerin aile fertleriyle olan ilişkileri, örnek olmalarıyla ilişkilendirilmiştir. Resullerin aile fertleriyle ilişkileri ele alınırken öncelikle Kur'ân'da yer alan ayetlerden, ardından tefsir, hadis ve tarih kitaplarından, tezlerden, makalelerden istifade edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Kur'an'da keyd kelimesi ve Hz. Yûsuf kıssası
Hatice Güneş
Tarih boyunca insanlar faaliyetlerinden dolayı farklı nitelemeler almışlardır. Bu nitelemeler genel mahiyette; dini kimlikle, sosyal yaşamla ve etnik kökenle ilişkilidir. İnsanlığa kılavuz olarak indirilen Kurʾan'da ise bu nitelemelere dair örnekler mevcuttur. Kur'an özellikle dini kimlikle şekillenenlere vurgu yapmaktadır. Bu dini kimliklerin kategorize olmasında bir takım unsurlar bulunur. Allah'a ve O'nun emirlerine inanan müʾmin, bu emirleri yalnızca dili ile tasdikleyenler münafık, Allah'ı ve emirlerini reddedenler ise kâfir olarak anılmaktadır. Allah, dinin kılavuzu olan Kurʾan'ın ve emirlerinin tebliğ edilmesi için insanlara peygamberler göndermiştir. Peygamberler görevlerini yerine getirirken birçok keyd/tuzak ile karşılaşmıştır. Bu keyd uygulayıcısı, bazen acımasız bir hükümdar bazen putperest bir müşrik bazen şeytanın kendisi bazen de hased ve nefretle dolu bir kadın olmuştur. Bunun misallerini Hz.Yûsuf kıssasında ve daha birçok âyette görmek mümkündür. Bahsi geçen kimselere ve keydlerine karşı, peygamberlerin ve müʾminlerin destekçisi Allahu Teâlâ olmuştur. İnananları keyde maruz bırakmak isteyenlerin hileli planları büyük ölçüde ifşa olmaya mahkûmdur. Kurʾan'da kimsenin Allah'ın gazabından kurtulamayacağı vurgulanmakta olup Kurʾan muhataplarına da uyarı yapılmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Kur'ân'da mal kavramı ve Kârûn Kıssası
Atiye Dönmez
Kur'ân'ın mal konusundaki yaklaşımını incelediğimiz zaman onun, malı reddetmediğini, hoş karşıladığını, malın hayat için gerekli olduğunu görürüz. Bu noktada eleştirilen husus malın kendisi değil, insanın ona karşı sergilediği tavrıdır. Başka bir ifadeyle insanın mala hakîm olup, malın insana hakîm olmamasıdır. Nitekim insanın mal ile olan ilişkisi denizle gemi ilişkisi gibidir. Gemi denizden su almadıkça deniz sayesinde yüzer ve hedefine ulaşır. Su almaya başlarsa batar. İnsan da malı araç olarak değil de amaç olarak görürse geminin içinde dolan su gibi insanın gönlünü doldurur ve insanın helâk olmasına sebep olur. İnsan sahip olduğu malın mutlak mâliki değildir. Kur'ân'da mülkiyet çift boyutlu olarak ele alınır: mutlak mülkiyet hakkının Allah'a ait olması, mülkiyetin izafî olarak insana ait olması. Bu ikili anlayışla Kur'ân, insanın nefis ve şeytan gibi faktörlerden etkilenerek mal ile kibirlenmemesi, gururlanması, enâniyet sahibi olmaması, kendini kendine yeterli görmemesi gerektiği düşüncesini yerleştirerek bir denge kurmaya çalışmıştır. Bunun en dikkat çeken örneği de Kasas sûresi 76-82 âyetleri arasında yer alan Kârûn örneğidir. Kur'ân'da Kârûn'un dillere destan malına vurgu yapılmış fakat mala sahip olması tenkit edilmemiştir. Sadece malın kişisel olarak olumsuz tutum ve davranışlara, değer yitimine gerekçe oluşu tenkit edilmiştir. Buradan hareketle Kur'ân malın sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç, mevki olmaması; bunlardan her kesimin dengeli ve adaletli bir şekilde yararlanması gerektiği şeklin de özetlenecek bir ahlâk prensibi ortaya koymuştur.
