Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    COVİD-19'un ekonomik etkilerinin analizi: OECD ülkelerine yönelik bir uygulama

    Sevcan Gülen

    Covid-19 salgını hemen hemen her ülkenin ekonomik büyüme oranlarının düşmesine, işsizlik ve enflasyon oranlarının artmasına, talep düzeyinin azalmasına, tedarik zincirlerinin bozulmasına, dış ticaret hacminin daralmasına, işgücü verimliliğinin azalmasına ve işgücü maliyetinin artmasına sebep olarak küresel ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışma, Covid-19'un dolaylı ekonomik etkilerini bütüncül olarak hastalık maliyeti literatürü kapsamında ele alan ilk çalışmadır. Çalışmanın amacı, Covid-19 salgınının küresel ekonomik etkilerini analiz etmek, 2019 yılının son çeyreği itibariyle çeyreklik dönemler halinde kişi başına düşen GSYİH, büyüme oranları, işsizlik oranları, enflasyon oranları, işgücü maliyetleri ve işgücü verimliliğinde zaman içinde meydana gelen değişmeleri incelemek ve yıllık bazda veriler kullanılarak OECD ülkelerine ait söz konusu ekonomik değişkenlerde meydana gelen % değişimlerin bir önceki döneme kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yaratacak büyüklükte olup olmadığını analiz etmektir. Bu bağlamda çalışmada kullanılan istatistikler kişi başına düşen GSYİH, büyüme oranları, enflasyon oranları, işgücü maliyetleri ve işgücü verimliliğidir. İstatistikler OECD veri tabanından derlenmiştir. Çalışmada parametrik testler arasında yer alan Eşleştirilmiş Örneklem T testinden ve nonparametrik testler arasında yer alan Wilcoxon testinden yararlanılmıştır. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre kişi başına düşen GSYİH' de meydana gelen toplam değişmenin %21'inin, büyüme oranlarında meydana gelen toplam değişmenin %78'inin, enflasyon oranlarında meydana gelen toplam değişmenin %50'sinin, işgücü maliyetlerinde meydana gelen toplam değişmenin %68'inin Covid-19'dan kaynaklandığı ve salgının OECD ülkelerinin bu istatistikler üzerinde anlamlı farklılık yaratacak büyüklükte olduğu, Covid-19 öncesi ile sonrası ortalama işgücü verimliliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Bilgi ve iletişim teknolojileri göstergelerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Gelişmekte olan ülkeler örneği

    Nurhayat Altıkulaç

    Enformasyon ve telekomünikasyon teknolojileri, yirminci yüzyılın sonlarını şekillendiren en etkili güçlerden biridir. Globalleşme ve serbest piyasa ekonomisine geçiş süreci ile ülkeler kendi aralarında çoğu yönden entegrasyon hareketlerine dahil olmuşlardır. Özellikle internet kullanımının yaygınlaşması, ülkeler arasındaki fiziki sınırları ortadan kaldırmış ve insanlar arasındaki etkileşimin daha da artmasına yol açmıştır. Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT), bilginin hızla yayılması ile birlikte tüm dünyada gelişmektedir. BİT sektöründeki gelişmeler; dış ticaret, büyüme, istihdam gibi pek çok makroekonomik göstergeyi de önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışmada seçilen BİT göstergelerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi araştırılmıştır. 41 gelişmekte olan ülke üzerine yapılan bu çalışma 2004-2019 dönemini kapsamaktadır. Analizde BİT göstergesi olarak; sabit telefon kullanıcı sayısı (100 kişi başına), mobil hücresel abonelik kullanıcı sayısı (100 kişi başına) ve internet kullanıcı sayısı (nüfusun %'si) değişkenleri kullanılmıştır. İki aşamalı sistem genelleştirilmiş momentler metodu (GMM) kullanılarak yapılan analiz sonucuna göre BİT göstergelerinin kullanımı 41 gelişmekte olan ülkede ekonomik büyümeyi istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Gelişmekte olan ülkelerde inovasyonun sürdürülebilir büyüme ve kalkınmaya etkisi

    Gülçin Adıyaman

    İnovasyon hem mikro hem de makro iktisatta tarihsel olarak oldukça önem arz eden bir kavramdır. Bu kavramın pek çok tanımı yapılmakla birlikte ortak bir payda olarak yeni ve/veya farklılaştırılmış anlamına gelmektedir. İnovasyonun en önemli göstergelerinden biri araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleridir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, daha yüksek bir gelir seviyesine ulaşabilmek ve küresel piyasalarda gelişmiş ülkelerle daha fazla rekabet edebilmek amacıyla Ar-Ge'ye önem vermektedir. Ancak gelişmekte olan ülkeler Ar-Ge faaliyetleri açısından yetersiz oldukları için gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmaktadır. Günümüzde gelişmekte olan ülkelerin en önemli amaçlarından biri sürdürülebilir büyüme performansı yakalayabilmektir. Ülkeler bu amaçla gelişmiş ülkeleri takip ederek inovasyon yapmaktadır. Ancak gelişmekte olan ülkelerin inovasyon performanslarının ekonomik büyüme düzeylerini etkileyip etkilemediği sorusu halen tartışılmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, inovasyonun sürdürülebilir büyüme ve kalkınma üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışma, üst orta ve alt orta gelir grubundaki 30 ülkeyi kapsamaktadır. Panel veri analizin yönteminin kullanıldığı çalışmada, 1995-2018 dönemi verileri kullanılmış olup veriler Dünya Bankasından elde edilmiştir. Ampirik analizde ekonomik büyümenin göstergesi olarak kişi başına GSYH, inovasyonun göstergesi olarak Ar-Ge harcamaları verisi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, Ar-Ge harcamaları ekonomik büyümeyi olumlu etkilemektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2020
    Ulusal Varlık Fonu uygulamasının iktisadi büyüme üzerindeki etkisi

    Tuğba Albayrak

    Son yıllarda mali pazarlarda ortaya çıkabilecek dalgalanmaların etkilerinin en aza indirilmesi gibi kamu yararına faaliyette bulunmayı hedefleyen ulusal varlık fonlarının sayıları giderek artış göstermektedir. Artan bu varlık fonlarının çoğunlukla emtia kaynaklı oluşturulduğu gözlemlenirken, herhangi bir doğal kaynak veya ihracat fazlası olmayan ülkeler de oluşturdukları ulusal varlık fonları ile dikkat çekmektedir. Kaynak bakımından çeşitlilik gösteren ulusal varlık fonlarının, ekonomik buhranlara karşı stabilizasyonu sağlayarak istikrarsızlığı azaltma hedefi doğrultusunda, ülkelerin iktisadi büyümelerine ilişkin etkileri merak konusu olmaktadır. Bu çalışmada belirlenen 6 ülkeye (Norveç, Singapur, Avustralya, Güney Kore, Yeni Zelanda, Hong Kong) ait ulusal varlık fonunun 2007-2018 dönemi içerisinde ülkelerin iktisadi büyümeleri üzerindeki etkileri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu ilişkiyi analiz edebilmek için ekonometrik yöntem olarak dinamik panel veri yönteminden (sistem GMM) yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, ulusal varlık fonu ve ülkelerin iktisadi büyümeleri arasında pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ulusal Varlık Fonu, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, Şeffaflık, Dinamik Panel Veri Yöntemi, Yatırımlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Türkiyede çevre sorunları ve ekonomik etkileri

    Vahide Çelenkli

    Çevre sorunları temelde hızlı nüfus artışı, plansız sanayileşme ve düzensiz kentleşme sonucu ortaya çıkmaktadır. Belli bir bölgede ortaya çıkan bu sorunlar zamanla tüm dünyayı etkileyen global bir sorun haline gelmektedir. Çevre ekonomiye doğal kaynak sağlayan temel faktör olduğundan ve çevresel sorunlar her geçen gün arttığından günümüzde çevreyi dikkate almayan bir ekonomi politikası sürdürülemez olarak nitelendirilmektedir. Bu gerçeğin farkında olan gelişmiş ülkeler ekonomik faaliyetlerinde çevresel kaygıları da dikkate alan bir yaklaşım içerisine girmişlerdir. Çevre baskısının önemli ölçüde taban bulması gelişmiş ülkelerin politikalarına yansırken, gelişmekte olan ülkelerde gerek ekonomik öncelikler gerekse yeterli bilincin oluşmamış olması çevresel politikaların çevre kirliliğini önlemekte yetersiz kalmasına yol açmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı; gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye'de çevre sorunları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada söz konusu ilişkiyi incelemek üzere; 1980-2014 dönemine ait veriler kullanılarak çevre kirliliği ve ekonomik büyüme ilişkisi zaman serisi analiz yöntemi ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar iki değişken arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Yani Türkiye'de ekonomik büyümeyle birlikte çevre kirliliği artmaktadır. Elde edilen bu bulgu Türkiye'nin büyüme sürecinde çevresel politikalarının önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Çevre Sorunları, Ekonomik Büyüme, Zaman Serisi Analizi

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2016
    Türkiye'de bölgesel kalkınma ajanslarının bölge ekonomisi üzerine etkisi: Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı örneği

    Merve Kullukçu

    Bölgesel kalkınmanın sağlanmasında önemli bir araç olan bölgesel kalkınma ajansları (BKA), bulundukları bölgedeki gelişmişlik farklarının azaltılması ve bölgedeki yerel aktörlerin harekete geçirilmesiyle bölgenin sosyo-ekonomik gelişmesine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada kalkınma ajanslarının bölge ekonomisine etkisi incelenmiştir. 1950'lı yıllardan itibaren bölgesel kalkınma politikalarının gelişimi ve BKA'ların incelenmesinin ardından, Türkiye'deki Kalkınma Ajansları'nın uygulamaları irdelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren BKA'ların bölge ekonomisi üzerinde olan etkilerini TR90 Bölgesi'nde faaliyet gösteren Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) özelinde ele almaktır. DOKA'nın faaliyetleri ve bölgeye sağladığı destekler incelenerek bölge ekonomisine olan etkisi analiz edilmiştir. Sonuç olarak, ajansın yürüttüğü proje ve faaliyetlerin bölge kalkınmasına görece katkı sağladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bölgesel Kalkınma, Bölgesel Kalkınma Ajansları, Bölgesel Politikalar, Türkiye, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA).

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2015
    Ekonomik risklilik ile doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasındaki ilişki: Türkiye örneği

    Özlem Sakine Gül

    Bu çalışmanın temel amacı, ekonomik risk ile doğrudan yabancı sermaye yatırımları arası ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu amaç bağlamında ekonometrik analizlerle incelenmeler yapılmıştır. Tanım olarak, yatırılabilir kaynakların kişi ve kuruluşlar tarafından bir başka ülkeye taşınması anlamına karşılık gelen yabancı sermaye içerisinde yer alan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının diğer bir yabancı yatırım türü olan portföy yatırımlarından ayrılan kesin sınırları vardır. Geldiği ülkeye aynı zaman üretim, teknoloji, işletme bilgisini ve teknik sırları da getiren doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının bunların yanında dezavantajları da bulunmaktadır. Ülkede riskli bir durumla karşılaşılması halinde ülkeden ayrılması zor olan bu yatırımların zararlı atıkların yatırım yapılan ülkede kalması sonucu oluşan hayat kalitesindeki düşüşte bir başka zararıdır. Böylelikle doğrudan yabancı sermaye yatırımları geniş bir perspektifte kavramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının girişini etkileyen enflasyon, reel döviz kuru ve cari açık kavramları ele alınmış ve bu değişkenlere ait veriler tablolaştırılmıştır. Ekonomik altyapının gücünü gösteren ekonomik risk kavramı diğer bir bölümde ele alınmıştır. Politik, ekonomik ve siyasi olmak üzere genel olarak üç gruba ayrılan ülke riski uluslararası arenada büyük önem arz etmektedir. Ekonomik riski etkileyen unsurlar ile aradaki ilişki açıklanmıştır. Ülkeler için bu denli önemli olan ülke riski ölçümü yapan kurumlara değinilmiş ve puanlamaları ile ilgili açıklamalar verilmiştir. Ülke riskini ölçen kurumların başında kredi derecelendirme kuruluşları ve ICRG-PRS gelmekte; ülke notları doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yönünü belirlemektedir. Bu çalışmada, ülke risk bileşeni olan ekonomik risk ile doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile makro ekonomik değişkenler arasındaki ilişki Stata 11 paket programı aracılığıyla zaman serisi analizi ile test edilmiştir. Çalışmada doğrudan yabancı sermaye yatırımları, ülke riskinin bir alt bileşeni olan ekonomik risk değişkeni ile reel döviz kuru, enflasyon ve cari açık verileri kullanılmıştır. Bu değişkenler 2003:1 - 2014:4 arası çeyreklik veriler şeklinde ele alınmıştır. Yapılan model tahmin sonuçlarına göre; ekonomik risk, cari açık ve enflasyon, DYSY'yi pozitif yönde; reel döviz kuru ise negatif yönde etkilemektedir. Granger nedensellik testi sonuçlarına göre; ekonomik risk ile doğrudan yabancı sermaye yatırımı arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Çalışmada aynı zamanda DYSY'den enflasyona ve enflasyondan cari açığa doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi belirlenmiştir.