Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Cumhuriyet Dönemi Türkiye'de Selefî hareketler

    Şeyma Gücer

    Selefîyye, İslam dininin asli hükümlerini kabul eden, Kitap ve Sünnet'te var olan hüküm ve ifadeleri te'vil etmeden benimseyen dinî bir akımdır. Bu zümre, Rasûlullah ve ashabının yolunu hadisler ışığında takip etmiştir. Ehl'i-Sünnet ve'l-Cemâat olarak tabir edilen bu zümrenin kökeni, hicrî ikinci asırda tâbiîn ile başlamıştır. Ehl'i-Sünnet düşüncesi, dört büyük fıkhi ekolden oluşmuştur. Bu fıkhi ekollerden biri olan Hanbeliyye, Ahmet b. Hanbel tarafından kurulmuştur. Selefîler kendilerini, Hanbelî mezhebinin devamı olarak görmüş ve Ahmet b. Hanbel'in görüşlerini benimsemiştir. Selefî düşünce, hicrî 12.yy.da İbn Teymiyye tarafından sistemleştirilmiştir. Selefîlik, tarih boyunca farklı dönemlerden geçerek yayılmış ve günümüzde Suudi Arabistan'ın resmî mezhebi haline gelmiştir. Selefî akide, İslam'ın ilk dönemlerine geri dönme arzusu taşımıştır. Bu dini akım, zaman içerisinde değişime uğrayarak sert bir tavırdan çağdaş bir anlayışa evrilmiştir. Türk tarihinde ilk olarak Osmanlı Devleti Dönemi'nde Selefîlik düşüncesinin tezahürü görülmüş, Osmanlı toprakları içerisinde Selefîliğin kolu olan Vehhâbîlik hareketine rastlanmıştır. Cumhuriyet Dönemi'ne gelindiğinde; Selefî zümreler tarafından kurulan cemiyet ve derneklere, önemli Selefî şahsiyetlerin eserlerinin çevirilerini yayımlayan yayın ve dergilere rastlanmıştır. Selefî düşünce sistemi Türkiye'de yıllar içerisinde taraf toplamış ve günümüze kadar farklı kişi, cemâat ve mecralar aracılığı ile temsil edilmiştir. Bu çalışmada Osmanlı döneminin son dönemlerinden itibaren başlayarak, Cumhuriyet döneminin başlangıcından günümüze kadar Türkiye'de varlığını sürdüren Selefî hareketlere yer verilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Türkiye'de Kürtçülük hareketi ve Kırk Dokuzlar davası

    Onur Eci

    Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren Türkiye, zaman içerisinde artan bir şekilde birtakım fikri ve siyasi hareketlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu hareketlerden bir tanesi de Kürtçülüktür. Kürtçülük ilk olarak aşiretler ve şeyhler öncülüğünde ortaya çıkmıştır. Daha sonraki süreçte aydın kimseler de Kürtçülüğe dâhil olmuşlardır. Bunun miladını Kırk Dokuzlar Davası teşkil etmektedir. Kırk Dokuzlar Davası Kürtçü hareketler içerisinde aşiret ve dini yapıların egemen olmadığı ilk hareket olma özelliği taşımaktadır. Kırk Dokuzlar Davasında yer alan kimseler aydın kişilerden oluşmaktadır. Bu aydın kimselerin çabaları Kürtçülük düşüncesinin geniş halk kitlelerine ulaşmasına neden olmuş ve ilerleyen süreçte siyasal Kürtçülüğün kaynağını teşkil etmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022
    Cumhuriyet Döneminde Trabzon'da güvenlik ve emniyet teşkilatı (1923-1945)

    Aleyna Tağıl

    Güvenlik ve emniyet teşkilatları devletlerin var olmalarını sağlayan en büyük kurumlardır. Osmanlı Devleti bu amaçla bünyesinde birçok görevli barındırmıştır ancak I. Dünya Savaşı ile iç düzen bozulmuştur. Milli Mücadele yıllarının ardından Türkiye Cumhuriyeti Anadoluda yeniden bozulan düzeni tesis etmek için çalışmıştır. Bu süreçte emniyet teşkilatlanması ise varlığını devam ettirmeyi başarmıştır. Polis, jandarma ve zabıta kurumları Osmanlı döneminde kurulup Türkiye Cumhuriyeti'ne intikal eden teşkilatlar olmuşlardır. Bu tez çalışmasında ilk olarak Osmanlı döneminde var olan emniyet yapılanmaları geniş bir şekilde ele alınarak anlatılmıştır. Ardından 1923-1945 yılları arasındaki Trabzon'daki emniyet teşkilatının işlevi, 1923 yılından öncesi ile mukayese edilerek açıklanmıştır. Bilhassa karakolların şehir içerisindeki varlıkları ve üstlendikleri rollerin yanında bölgedeki siyasi yapılanmaların emniyete katkısı, polis eğitimi noktasında yapılan emniyet çalışmaları ve toplumsal düzendeki asayiş meseleleri ele alınmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2019
    Osmanlı'dan Cumhuriyet'e sanayileşme sürecinde özel sektörün durumu (1880-1939)

    Ahmet Fırat

    15. yüzyılın ortalarından 17. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı Devleti, Lehistan Krallığı ile birlikte Baltık Denizi'ne kadar uzanarak Dünya genelinde hâkimiyet kurmuştur. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nı sona erdiren Küçük Kaynarca Antlaşması ile birlikte Osmanlı Devleti'nde önemli toprak kayıpları meydana gelerek 18. yüzyıldan itibaren İmparatorluk Avrupa ülkelerine nisbeten gerileme sürecine girmiştir. Bu gelişmeler büyük ölçüde Sanayi Devrimi'ne bağlıdır ve Osmanlı Devleti Avrupa ile rekabet edebilecek bir sanayileşme gerçekleştirememiştir. Ancak, Osmanlı Devleti sanayi toplumu haline gelmemiş olsa dahi, devletin klasik çağlarından beri, geleneksel teknolojilerle özellikle silah, askeri gereç ve giyim eşyaları üretilen tesisleri vardır. Devlet tarafından özel teşebbüs, imtiyazlar aracılığı ile yatırımlara yönlendirilmiştir. Kurulan sanayi teşebbüslerinin birçoğu Cumhuriyet Dönemi'ne devredilerek devlet öncülüğünde yatırımlara girişilmiştir. Sermaye birikimi, kalifiye eleman ve hammaddenin yetersizliği, devlet ve özel girişim fabrikalarının başarı düzeyini düşürmüş olsa da, önemli sanayi kuruluşları ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada Osmanlı'dan Cumhuriyet'e sanayileşmenin, özel girişimciliğin ve yabancı sermayenin durumu ile imtiyaz sisteminin işleyişi Osmanlı arşiv belgelerindeki örnekleriyle birlikte anlatılmıştır. Bu kapsamda neler yapıldığı, dönemler halinde özel teşebbüsün ne durumda olduğu, nasıl bir gelişme gösterdiği ve hangi aşamalardan geçtiği incelenmiştir. II. Abdülhamid-II. Dünya Savaşı (1876-1939) arası dönemde verilen imtiyazlar, sağlanan teşvikler ve uygulamaya konulan sanayi planlarına rağmen sanayileşme ve kalkınma hamleleri yoluyla arzu edilen milli bir burjuvazinin oluşturulamadığı sonucuna ulaşılmıştır.